Sahel Kuşağı’nda İklim Değişikliği ve Güvenlik Dinamikleri

Sahel Kuşağı’nda İklim Değişikliği ve Güvenlik Dinamikleri

Bölgedeki JNIM ve IS-Sahel gibi terör örgütleri iklim kaynaklı ekonomik çaresizlikleri ve devlet kapasitesindeki yetersizlikleri kendi lehlerine kullanmaktadır. Mahsulü kuraklık nedeniyle yok olan veya hayvanları telef olan bir genç için silahlı örgütlere katılmak bir hayatta kalma stratejisine dönüşebilmektedir.
Paylaş:

Giriş

Sahel Kuşağı yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde küresel güvenliğin ve çevresel krizlerin en ciddi şekilde kesiştiği coğrafyalardan biri haline gelmiştir. Sahra Çölü ile tropik bölgeler arasında yer alan bu geniş iklim kuşağı, tarihsel olarak göçebe ve yarı göçebe halklara ev sahipliği yapmıştır. Ancak bölge son on yılda hem iklimsel değişimlerin hem de şiddetli çatışmaların merkez üssü konumuna yerleşmiştir. Sahel bölgesi günümüzde yoksulluk, siyasi istikrarsızlık, askeri müdahaleler ve giderek yayılan terör olayları ile anılmaktadır. Bu bölgede iklim değişikliği hem ekolojik bir bozulma sürecini hem de mevcut sosyoekonomik kırılganlıkları, etnik gerilimleri ve yönetişim boşluklarını derinleştiren sistemik bir tehdit çarpanı olarak işlev görmektedir. İklimsel değişkenlikler bölge halkının temel geçim kaynaklarını aşındırmaktadır. Diğer yandan kısıtlı doğal kaynaklar üzerindeki rekabeti körükleyerek yerel anlaşmazlıkların ulusal ve bölgesel güvenlik krizlerine dönüşmesine neden olmaktadır. Bu kapsamda bölgedeki iklim krizi sosyoekonomik alanda etki oluşturarak şiddetli çatışmaları körüklemektedir.

Sahel’in İklimsel Profili ve Isınma Eğilimleri

Sahel, biyofiziksel özellikleri gereği iklimsel şoklara karşı dünyanın en hassas bölgelerinden biridir. Yarı kurak iklim yapısı bölgenin adaptasyon kapasitesini sınırlamaktadır. Bu durum geleneksel hayatta kalma mekanizmalarının felce uğramasına sebep olmaktadır. Son elde edilen veriler, Sahel’deki iklim değişikliği hızının küresel ortalamaların çok üzerinde olduğunu ve bu durumun bölge ekosistemleri üzerinde bir baskı oluşturduğunu göstermektedir.

Sahel, dünyanın en hızlı ısınan bölgelerinden biridir. 1961-1990 döneminde bölgede sıcaklık artışı 0,2 °C iken 1991-2022 döneminde bu oran 0,3 °C’ye yükselmiştir. Bu da bölgenin dünya ortalamasından 1,5 kat daha hızlı ısındığını göstermektedir. 2024’ün Mart ve Nisan aylarında Mali ve Burkina Faso’da kaydedilen aşırı sıcaklık dalgaları bu eğilimin ne kadar yıkıcı olabileceğini gözler önüne sermiştir. Mali’nin Kayes şehrinde 48,5 °C’ye ulaşan rekor sıcaklıklar kaydedilmiştir. Bamako’daki hastanelerde ani ölüm oranlarında artışlar bildirilmiştir. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’ne (IPCC) göre Sahel’deki sıcaklıkların kısa vadede (2021-2040) en az 2 °C artması öngörülmektedir. Yüzyılın sonuna kadar ise sıcaklıkların 3 °C ile 6 °C arasında bir yükseliş yaşaması beklenmektedir. Sıcaklık artışları sadece termometre değerlerindeki bir yükseliş olmaktan ziyade toprak neminin kaybı, su kaynaklarının hızlı buharlaşması ve tarımsal üretimin doğrudan çökmesi anlamına da gelmektedir.

Sahel’deki yağış modelleri deniz yüzeyi sıcaklıklarındaki değişimlere son derece duyarlıdır. Bölge son otuz yılda şiddetli kuraklıklar ve yıkıcı sellerin sıklığında büyük bir artışa tanıklık etmiştir. Yağışların miktarından ziyade doğasının değiştiği gözlemlenmektedir. Buna göre yağışlar daha kısa süreli ancak çok daha şiddetli hale gelmiştir. Bu durum ise toprağın su emme kapasitesini aşarak erozyona ve altyapı yıkımına yol açan ani sellerin oluşmasına neden olmaktadır. 2022’den itibaren bazı alanlarda yaşanan kuraklık ve sel felaketleri mahsul üretimini ciddi şekilde etkilemiştir. Aynı dönemde Nijer ve Mali gibi ülkelerde sel nedeniyle binlerce topluluk yerinden edilmiştir. Bu gelişmeler zaten kırılgan olan insani durumu daha da ağırlaştırmıştır.

Suya erişim Sahel’de stratejik bir kısıtlamadır. Burkina Faso’da nüfusun yüzde 50’si güvenli içme suyuna erişimde sorun yaşarken ülke 182 ülke içinde 177. sırada yer almaktadır. Mali’de ise ülkenin güney kesimindeki Klela Havzası gibi kritik yer altı su kaynaklarının yenilenme oranının 2050’ye kadar yüzde 49’ya kadar düşebileceği öngörülmektedir. Arazi bozulması veya çölleşme süreci, geleneksel tarım ve hayvancılık yapan toplumların karşılaştığı en büyük tehditlerden biridir. Nijer’de yıllık 100-120 bin hektar ekilebilir arazi toprak erozyonu nedeniyle kaybedilmektedir. Bölgesel ölçekte ise toprakların yaklaşık yüzde 65’i çeşitli derecelerde bozulmuş durumdadır. Bu tablo kırsal ekonominin sürdürülebilirliğini ciddi biçimde tehdit etmektedir.

Ekonomik Kırılganlık ve Geçim Kaynaklarının Erozyonu

Sahel ekonomileri, iklime aşırı duyarlı olan tarım ve hayvancılık sektörlerine dayanmaktadır. Bu yapısal bağımlılık her 1 °C sıcaklık artışının doğrudan açlık ve hane halkı yoksulluğu olarak geri dönmesine neden olmaktadır.

Mısır, darı ve sorgum gibi temel gıda ürünlerinin verimliliğinde iklim değişikliği nedeniyle ciddi düşüşler yaşanmaktadır. 2050’ye kadar bu ürünlerin veriminde yüzde 50’ye varan kayıplar yaşanabileceği tahmin edilmektedir. Tropik bölgeler için geçerli olan genel kurala göre her 1 °C ortalama sıcaklık artışı temel ürünlerin veriminde yaklaşık yüzde 10’luk bir azalmaya yol açmaktadır. Nijer’de 2019-2020 arasında tahıl üretimi yüzde 12 düşmüştür. Bu verimlilik kaybı doğrudan gıda fiyatlarına yansımakta ve hane halkı tüketimini aşındırarak kronik gıda güvensizliğini tetiklemektedir. 2023’te Sahel’de 45 bin kişi felaket düzeyinde açlık yaşamıştır.

Hayvancılık, Sahel’de ekolojik belirsizliğe karşı geliştirilmiş en önemli tarihsel adaptasyon stratejisidir. Ancak otlakların azalması ve su kaynaklarının kuruması Fulaniler gibi hayvancılıkla uğraşan toplulukları geleneksel rotalarının dışına itmektedir. Ekolojik bölgelerin son otuz yılda 50 ila 200 kilometre güneye kayması meraların hızla daralmasına neden olmuştur. Çobanlar, tarım alanlarının yoğun olduğu güney bölgelere daha erken ve daha uzun süreli inmek zorunda kalmaktadır. Bu zorunlu hareketlilik, yerleşik çiftçi toplulukları ile göçer çobanlar arasında arazi kullanımı ve suya erişim konularında şiddetli çatışmaları körüklemektedir.

Güvenlik Problemleri

Sahel’deki güvenlik krizleri, iklimsel baskıların sosyal ve siyasi fay hatlarını tetiklemesiyle çok boyutlu bir hal almıştır. Sahel bölgesi uzun yıllardır, yerleşik yaşamı benimsemiş çiftçiler ile göçebe çobanlar arasındaki çatışmalara maruz kalmaktadır. İklim değişikliği ise bu çatışmalar üzerinde çarpan etkisi oluşturarak sıklık ve şiddetlerini sistematik olarak artırmaktadır. Nitekim Sahel’de bu tür çatışmaların azalan su kaynakları üzerindeki rekabet tarafından tetiklendiği görülmektedir. Nijerya’da 2016-2018 arasında Fulani çobanları ile çiftçiler arasındaki çatışmalar 3 bin 600’den fazla ölüme yol açmıştır. Bu çatışmalar genellikle etnik hatları takip etmektedir. Fulani toplulukları çoban kimliğiyle özdeşleşirken tarım toplulukları farklı etnik gruplardan gelmektedir. Saf kaynak rekabeti ve etnik gerginliklerin birleşmesi şiddet sarmallarını daha kişisel ve intikam odaklı hale getirmektedir.

Bölgedeki JNIM ve IS-Sahel gibi terör örgütleri iklim kaynaklı ekonomik çaresizlikleri ve devlet kapasitesindeki yetersizlikleri kendi lehlerine kullanmaktadır. Bu bağlamda söz konusu terör örgütleri hem ideolojik hem de pragmatik saiklerle yerel düzeyde destek bulabilmektedir.

Mahsulü kuraklık nedeniyle yok olan veya hayvanları telef olan bir genç için silahlı örgütlere katılmak bir hayatta kalma stratejisine dönüşebilmektedir. Radikal gruplar maaş, gıda ve koruma vadederek bu geçim ihtiyacını istismar etmektedir. Nitekim beş yıl önce örgüt mensuplarının aylık maaşı 600 dolar civarındayken saldırı faaliyetlerine katılanlara 800 dolara kadar ekstra ödeme yapılabilmektedir.

Devletin ulaşamadığı kırsal alanlarda terör örgütleri toprak ve su anlaşmazlıklarında ara bulucu rolü üstlenmektedir. Örneğin Mali’deki Katiba Macina grubu meralara erişim kuralları koyarak toplumsal meşruiyet devşirmektedir. Devletin temel hizmetleri sağlayamadığı yerlerde bu gruplar paralel bir devlet gibi hareket ederek toplulukları kendilerine bağımlı kılmaya çalışmaktadır.

İnsan Hareketliliği: Göç ve Yerinden Edilme Krizi

Sahel bölgesindeki iklim değişikliği göç dalgasına da neden olmaktadır. Nijer, Mali ve Burkina Faso’da göç, tarihsel bir adaptasyon stratejisiyken günümüzde bir krize dönüşmüştür. Nijer’de göç akışları 2025’te bir önceki yıla göre yüzde 34 artış göstermiştir. İklim değişikliği, hane halklarını hem ani seller hem de kuraklık nedeniyle yerlerini terk etmeye zorlamaktadır. Bu hareketlilik sadece bir nüfus değişimi değil aynı zamanda yeni güvenlik risklerinin de habercisidir. Yerinden edilenlerin çoğu ülke içinde kalmakta ve büyük şehirlerin çevresinde yoğunlaşmaktadır.

Bamako, Vagadugu ve Niamey gibi şehirlerin çevresinde oluşan plansız yerleşimler kamu hizmetlerinin aksamasına neden olmaktadır. Şehirlere gelen gençlerin iş bulamaması ise onları suç şebekelerine veya radikal grupların kentsel hücrelerine karşı savunmasız bırakmaktadır. Ayrıca kaynakların yetersiz olduğu bölgelerde yerel halk ile göçmenler arasında dışlanma ve rekabet temelli sürtüşmeler yaşanmaktadır.

2026 Gıda Güvenliği Görünümü ve İnsani Durum

İklim kaynaklı sorunlar, yakıt krizi ve devam eden çatışmalar 2026’da Sahel’de beslenme krizini tetiklemektedir. FAO ve WFP verileri bölgenin bir felaketin eşiğinde olduğunu doğrulamaktadır. Ocak 2026 tarihli analizlere göre Batı Afrika ve Sahel genelinde yaklaşık 52,8 milyon insanın 2026’nın Haziran-Ağustos döneminde akut gıda güvensizliği yaşaması beklenmektedir. Bu rakam bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 26’lık artışı temsil etmektedir. Özellikle Nijerya’nın Borno eyaletinde 15 binden fazla insanın “5. aşama” (katastrofik kıtlık) seviyesine düşme riski bulunmaktadır. 5. aşama, uluslararası gıda güvenliği ölçeğindeki (IPC) en yüksek ve en tehlikeli düzeyi ifade etmektedir. Bu aşama bir bölgede kitlesel açlığın başladığı ve insanların doğrudan açlık nedeniyle hayatını kaybettiği bir felaket durumuna işaret etmektedir.

Sahel’deki ihtiyaçlar artarken uluslararası insani yardımlarda ise önemli bir azalma yaşanmaktadır. UNHCR’nin 2025 yılı talebinin sadece yüzde 19’u fonlanabilmiştir. Mali’deki insani müdahale planı için gereken bütçe 2024’te 285 milyon dolarken 2025’te 141 milyon dolara gerilemiştir. Bu fon eksikliği sağlık tesislerinin kapanmasına ve çocukların gıda desteğinden mahrum kalmasına yol açmaktadır.

Krizin derinliğine rağmen Sahel ülkeleri ve uluslararası kuruluşlar, iklim kaynaklı sorunların bir güvenlik krizine dönüşmesini engellemek amacıyla çeşitli girişimler başlatmaktadır. Bu çabalar, iklim değişikliğine uyumun sadece ekonomik bir hedef değil aynı zamanda çatışmaları önlemeye yönelik bir barış stratejisi olduğunu kabul eden bir yaklaşımı yansıtmaktadır.

İklim, Barış ve Güvenlik Eylem Planı

Liptako-Gourma Otoritesi (LGA) dünyanın ilk “İklim, Barış ve Güvenlik Ulusal Stratejik Eylem Planı”nı (2026-2030) başlatmıştır. Uygulama için 500 milyar CFA frangı (yaklaşık 820 milyon dolar) bütçe öngörülmektedir. Çevresel iyileştirmeyi bir barış altyapısı olarak tanımlayan bu uygulama, sınır bölgelerindeki arazi restorasyonu, çiftçi ve çobanlar arasındaki rekabeti azaltarak terör örgütlerinin devşirme tabanını daraltmayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda su kaynaklarının paydaşlar arasında adil dağılımını sağlayacak altyapı yatırımları ile toplumsal sözleşmenin yeniden tesisi hedeflenmektedir.

2007’de başlatılan Büyük Yeşil Duvar İnisiyatifi (Great Green Wall) 2030’a kadar 100 milyon hektar bozulmuş araziyi restore etmeyi hedeflemektedir. 2024 itibarıyla hedeflerin yaklaşık yüzde 30’u (30 milyon hektar) gerçekleştirilebilmiştir. Ancak terörist faaliyetler, siyasi istikrarsızlık ve yetersiz fonlama nedeniyle bu projenin bazı bölgelerde çökme riskiyle karşı karşıya olduğu bildirilmektedir. Mali ve Senegal’de Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) ile ortaklaşa kurulan “Olimpik Orman” gibi projeler de yerel türlerin ekonomiye kazandırılması yoluyla direnç oluşturmaya çalışmaktadır.

İklim Krizinin Gelecekteki Etkileri

Mali, 2060’a kadar sıcaklıkların 1,2 °C ile 3,6 °C arasında artacağı öngörülen iklim değişikliğine karşı son derece hassas bir ülkedir. Ülkenin 0,43 seviyesindeki düşük İnsani Gelişmişlik Endeksi (HDI) toplumsal dayanıklılığın zayıf olduğuna işaret etmektedir. Özellikle iş gücünün yüzde 80 gibi çok büyük bir kısmının tarım sektöründe istihdam ediliyor olması ekonomiyi doğrudan doğa olaylarına bağımlı hale getirmektedir. Bu kırılgan yapı içerisinde yaklaşık 3,6 milyon insan gıda güvensizliğiyle mücadele etmektedir. Düzensiz yağışlar ve ani sel baskınları ülkenin en kritik iklim risklerini oluşturmaya devam etmektedir.

Nijer, incelenen ülkeler arasında 4 °C’ye varan en yüksek sıcaklık artışı riskiyle karşı karşıya olan ülkelerden biridir. 0,40 düzeyindeki tahmini HDI değeriyle en düşük gelişmişlik seviyesine sahiptir. Nüfusun yaklaşık yüzde 70’inin geçimini tarımdan sağlaması ülkeyi çölleşme ve kronik kuraklık gibi çevresel felaketlere karşı kırılgan hale getirmektedir. Halihazırda 2,4 milyon kişinin gıda güvensizliği yaşadığı ülkede artan sıcaklıkların tarımsal verimliliği daha da düşürmesi beklenmektedir.

Burkina Faso ise 0,45’lik HDI değeriyle komşularına nispeten daha iyi bir konumda görünse de ciddi çevresel zorluklarla karşı karşıyadır. 2080 yılına kadar sıcaklıkların 4,2 °C’ye kadar yükselmesi beklenmektedir. Mali ve Nijer’e kıyasla tarımsal iş gücü oranı yüzde 25-50 bandında kalarak daha düşük görünse de 3,2 milyon insanın gıda güvensizliği yaşıyor olması durumun ciddiyetini koruduğunu göstermektedir. Ülkenin geleceğini tehdit eden en büyük ekolojik sorunlar ise su stresi ve toprak erozyonu olarak öne çıkmaktadır.

Sonuç

Sahel bölgesindeki kriz tek bir nedene indirgenemeyecek kadar karmaşıktır ancak iklim değişikliği, bu krizi yönetilemez hale getiren bir “risk çarpanı” rolü üstlenmektedir. İklim krizleri geleneksel geçim kaynaklarını tahrip ederek yoksulluğu derinleştirmekte, bu durum da etnik gerilimleri kaşıyarak radikal grupların militan devşirmesi ve taban bulmasına zemin hazırlamaktadır.

Bu çerçevede Sahel’de kalıcı istikrar, güvenlik stratejileri ile iklim uyum politikalarının iç içe geçmesine bağlıdır. Askeri operasyonlar ancak toprak restorasyonu ve adil kaynak yönetimiyle desteklendiği ölçüde başarılı olabilir. Bu nedenle uluslararası toplum, yardımlarını sadece askeri ekipmanla sınırlamamalı; bölge halkının toprağına ve geleceğine duyduğu güveni yeşertecek “yeşil bir toplumsal sözleşme” inşa etmelidir. Unutulmamalıdır ki iklim direncine yapılan her yatırım aynı zamanda teröre karşı en etkili darbelerden biridir.

Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR