Peşmergenin Birleşmesi: IKBY’de Güvenlik Reformu Mümkün mü?

Peşmergenin Birleşmesi: IKBY’de Güvenlik Reformu Mümkün mü?

Peşmerge Bakanı Şoreş İsmail'in açıklaması KYB'nin 70 birliği ve KDP'nin 80 birliğinin ayrı kurumsal askeri yapılar olarak tasfiye edildiğinin resmi ilanı niteliğindedir. Ancak bu açıklama KDP ile KYB'nin hiçbir gayriresmi askeri nüfuzunun kalmadığını, bütün silah depolarının Peşmerge Bakanlığına geçtiğini ya da 138 binlik nihai kuvvet yapısının tamamlandığını kanıtlamıyor.
Paylaş:

10 Eylül 2026’da Peşmerge güçlerinin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Peşmerge Bakanlığı çatısı altında birleştirilmesi, Kürdistan Demokrat Partisi’ne (KDP) bağlı 80 ve Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne (KYB) bağlı 70 Peşmerge birliğinin yeniden yapılandırılması sürecinin tamamlandığının açıklanması ilk bakışta birkaç yıllık askeri reform programının son aşaması gibi görülebilir. Ancak Erbil’deki tabloya biraz daha yakından bakıldığında ortaya çıkan durumun sadece örgütsel bir birleşme ilanı olmadığı anlaşılıyor. Çünkü açıklama, KDP ile KYB arasındaki onlarca yıllık güç paylaşımı, IKBY’nin kurumsallaşma süreci, DEAŞ terör örgütüyle mücadele döneminde belirginleşen Peşmergenin askeri zaafları, ABD ve Avrupa ülkelerinin yaklaşık on yıldır IKBY’de sürdürdüğü güvenlik sektörü reformunun kesişiminde şekillenen çok daha uzun bir sürecin sonucudur.

Öte yandan ABD’nin Irak’tan çekilme kararının yakınlaştığı ve Peşmergeye verilen yıllara sari desteğin uzun süredir sorgulandığı bir anda birleşme açıklamasının gelmesi de zamanlama açısından dikkat çekicidir.

İkili Yapının Kurumsal Mirası

Peşmergenin kurumsal sorununun temelinde IKBY’nin siyasi tarihinden miras kalan ikili yapı bulunuyor. KDP ile KYB 1990’lardaki iç savaşın ardından kendi siyasi nüfuz alanlarıyla birlikte askeri teşkilatlarını da muhafaza etti. Ortak IKBY kurumları oluşturulsa da Erbil-Duhok hattında KDP’nin, Süleymaniye ve çevresinde KYB’nin belirleyici olduğu bu güvenlik yapılanması aşılamadı. Zira KDP ile KYB’nin ayrı idari ve askeri yapılarını birleştirme arayışı aralarındaki iç savaşı sona erdiren 1998 Washington Anlaşması sonrasında başlarken 2003’te ABD’nin işgali ve IKBY’nin hukuki bir statü kazanmasından itibaren somut müzakerelere dönüştü. Bu sürecin kurumsal ve hukuki çerçevesi ise 21 Ocak 2006’da imzalanan Kürdistan Bölgesel Yönetimi Birleşme Anlaşması ile oluşturuldu. Bu anlaşma KDP ile KYB’nin iki ayrı yönetimini tek bölgesel hükümet altında birleştirmeyi amaçladı. Ayrıca Peşmerge İşleri, Maliye, Adalet ve İçişleri bakanlıklarının bir yıl içinde birleştirilmesini öngörüyordu. Peşmerge Bakanlığının bir yıl içinde birleştirilmesi hükme bağlanarak bu duruma yönelik erken dönemin en önemli kurumsal girişimlerinden biri olarak belirlendi.

Ancak bakanlıkların resmen birleştirilmesi sahadaki askeri güçlerin otomatik olarak tek komutaya geçmesi anlamına gelmedi. Ocak 2010’da oluşturulan 14 tugayda yaklaşık 40 bin KDP ve KYB mensubu resmi ve teşkilat olarak Peşmerge Bakanlığına bağladı. Buna karşılık dönemin yaklaşık 120 bin kişilik diğer Peşmerge kuvvetlerinin önemli kısmı KYB’nin 70 birliği ve KDP’nin 80 birliği içinde kalarak doğrudan partilerin siyasi bürolarına bağlı kalmaya devam etti.

Geleceğin Peşmergesi ve Batı’nın Rolü

Ancak 2014’te Irak topraklarının neredeyse üçte birini ele geçiren DEAŞ terör örgütüyle mücadele sırasında Peşmergenin parçalı yapısı birçok sorunun yeniden belirginleşmesine sebebiyet verdi. Hatta DEAŞ’ın Erbil’e 40-50 kilometre kadar yaklaşması üzerine doğrudan Amerikan Başkanı Barack Obama’nın talimatıyla ABD, DEAŞ’a karşı hava operasyonlarına başladı ve bu terör örgütünün ilerleyişi ancak durdurulabildi. Bu olay aynı zamanda Peşmerge açısından çok ciddi bir askeri şok ortaya çıkardı. Zira 2003 sonrası dönemde Peşmerge Irak’ın en etkili kara kuvvetlerinden biri olarak görülüyordu. Ancak Ağustos 2014’te DEAŞ karşısında bazı cephelerin birkaç gün içinde çözülmesi ağır silah eksikliği, geniş cephe hattı ve parçalı komuta sistemi olmak üzere Peşmergenin üç temel zayıflığını açığa çıkardı. 2014 Ağustos’unda başlayan Amerikan hava müdahalesinin ardından Washington, Peşmerge ile ilişkisini danışmanlık, istihbarat, silah ve mühimmat destekleri üzerinden hızla genişletti. Kasım 2014’te oluşturulan daha kapsamlı koalisyon stratejisi çerçevesinde Irak çapında Peşmerge tugaylarının da yer aldığı sistematik eğitim programı başlatıldı. ABD öncülüğünde oluşturulan DEAŞ’a Karşı Uluslararası Koalisyon Güçleri bünyesinde Erbil’deki Peşmerge eğitimleri Ocak 2015’te fiilen başladı. Program kısa sürede çok uluslu hale geldi ve ABD’nin yanı sıra Almanya, İngiltere, İtalya, Hollanda ve diğer koalisyon ülkeleri de binlerce Peşmergeyi eğitti.

DEAŞ’ın yönetim merkezi haline getirdiği Musul’a yönelik yapılacak operasyon ve söz konusu dönemde IKBY’nin ağır mali krizi nedeniyle Peşmergenin maaş, mühimmat, sağlık ve lojistik ihtiyaçlarını da kapsayan kurumsal bir destek mekanizmasına ihtiyaç duyuldu. Bu ihtiyaç Temmuz 2016’da ABD Savunma Bakanlığı ile IKBY arasında imzalanan ilk kapsamlı Peşmerge mutabakatının temelini oluşturdu. Anlaşma kapsamında ABD, Peşmerge Bakanlığı çatısı altındaki yaklaşık 36 bin Peşmergeyi kapsayan destek mekanizması için 415 milyon dolara kadar kaynak sağlayabildi. Bu destek maaş ödemeleri, mühimmat, tıbbi ekipman, gıda ve diğer kısa vadeli askeri ihtiyaçları içeriyordu. Mutabakat Irak merkezi hükümetinin onayıyla yürütüldü ve Peşmergenin Musul operasyonunda Bağdat’la koordineli hareket etmesini öngörüyordu. Aynı zamanda personel sayıları, maaşlar ve mali şeffaflık konusunda temel reform şartları getirerek daha sonraki kurumsal dönüşümün zeminini de hazırladı.

Bu çerçeve 2017’de ABD, İngiltere ve Almanya’nın desteğiyle hazırlanan Geleceğin Peşmergesi programıyla çok daha kapsamlı bir reform sürecine dönüştü. Planın temel hedefleri arasında ortak güvenlik stratejisi, tek emir komuta sistemi, iki partiye bağlı 150 birliğin Peşmerge Bakanlığı ile birleştirilmesi, liyakat esaslı personel sistemi, aynı kişinin birden fazla kadroda yer almasını engelleyen one post ilkesi, elektronik maaş ve kayıt altyapısı, ortak askeri doktrin ve Bağdat’la düzenli güvenlik koordinasyonu yer alıyordu. Bu anlamıyla 2016 mutabakatı daha çok savaş dönemi desteğine, 2017 reform programı ise uzun vadeli kurumsallaşmaya odaklandı.

Batı’nın desteğini arkasına aldığını düşünen Erbil yönetiminin 2017 Eylül’ünde bağımsızlık referandumu yapması, ardından Irak merkezi hükümetinin IKBY’nin anayasal sınırları dışında bulunan ve Kürt partilerin hakim olduğu Kerkük başta olmak üzere Musul, Selahaddin ve Diyala’daki “tartışmalı bölgeler” olarak ifade edilen alanlara yönelik operasyonu, Peşmerge güçlerinin geleceği açısından temel kırılma noktalarından biri oldu. Özellikle Irak merkezi hükümetinin Kerkük operasyonunda KDP birliklerinden bağımsız olarak KYB’ye bağlı bazı birlikler Kerkük’ten çekilirken KDP Peşmergeleri de çekilmek zorunda kaldı. Kerkük’te yaşananlar 35 maddelik planın çözmeye çalıştığı KDP-KYB eksenli komuta ve sadakat sorunlarının ne kadar derin olduğunu ortaya koydu.

Bu nedenle 2018-2021 dönemi doğrudan ve hızlı bir birleşmeden ziyade reformun kurumsal altyapısının oluşturulduğu bir geçiş aşaması olarak ele alındı. ABD, İngiltere ve Almanya’nın reform desteğine 2019’da Hollanda’nın da katılmasıyla dış danışmanlık mekanizması genişlerken Washington’ın mali yardımı giderek daha belirgin biçimde kurumsal reformla ilişkilendirildi.

ABD’nin Irak Politikasındaki Dönüşüm ve IKBY

2022’de Irak’ta yeni hükümetin ortaya çıkmasıyla birlikte ABD ile IKBY arasındaki ilişkilerin de farklılaşmaya başladığı görüldü. Zira Muhammed Şiya Sudani başbakanlığında kurulan yeni hükümetin ABD ile stratejik ortaklığı ve bölgesel siyasette İran’dan uzaklaşarak denge siyasetini öncelemesi, Washington’ın Bağdat’ın güçlendirilmesi yönünde bir tutum sergilemesine sebebiyet verdi. Bu tutum Beyaz Saray’ın IKBY ve Peşmerge programına ilişkin politikasında da açık bir biçimde görüldü. Nitekim ABD ile Peşmerge Bakanlığı arasında 2016’da yapılan ve sonrasında dönem dönem revize edilen mutabakat 21 Ekim 2022’de yenilenerek Amerikan desteği dört yıllık bir takvime bağlandı ve Peşmergelere sağlanacak maddi destek de 2026’ya kadar uzatıldı. Aynı çerçevede KDP ve KYB’ye bağlı 150 Peşmerge birliğinin Eylül 2026 sonuna kadar tasfiye edilmesi, Peşmerge Bakanlığının nihai kuvvet büyüklüğünün 138 bin olarak belirlenmesi ve iki Bölge Komutanlığının kurulması öngörüldü.

2026’nın ilk aylarından itibaren süreç belirgin biçimde hızlandı. 26 Şubat’ta IKBY Başbakanı Mesrur Barzani’nin bölge ve tümen komutanlıklarının yetkilerini tanımlayan 703 sayılı emri yayımlaması ve 14 Mayıs’ta IKBY Başkanı Neçirvan Barzani’nin Zaho’daki mezuniyet töreninde reform sürecinin “gerektiği şekilde ilerlemediğini” ve yeterli siyasi iradenin gösterilmediğini açıkça eleştirmesi ardı ardına geldi. Aynı günlerde Peşmerge Bakanlığı Genel Sekreteri Korgeneral Bahtiyar Mohammed Sıddık, iki Bölge Komutanlığı üzerine kurulu yeni modeli kamuoyuyla paylaştı. Sıddık, Erbil-Duhok sahasını kapsayan ve 80 unsurdan oluşturulan Birinci Bölge Komutanlığı ile Süleymaniye-Halepçe-Germiyan sahasını kapsayan ve 70 unsurdan oluşturulan İkinci Bölge Komutanlığının toplam Peşmerge insan gücünün 150-155 bin, mutabakatta uzlaşılan hedefin ise 138 bin olduğunu açıkladı.

Kurumsal Birleşme ile Depolitizasyon Arasındaki Mesafe

Bu noktada 10 Eylül açıklamasının kapsamını doğru tarif etmek gerekiyor. Peşmerge Bakanı Şoreş İsmail’in açıklaması KYB’nin 70 birliği ve KDP’nin 80 birliğinin ayrı kurumsal askeri yapılar olarak tasfiye edildiğinin resmi ilanı niteliğindedir. Ancak bu açıklama KDP ile KYB’nin hiçbir gayriresmi askeri nüfuzunun kalmadığını, bütün silah depolarının Peşmerge Bakanlığına geçtiğini ya da 138 binlik nihai kuvvet yapısının tamamlandığını kanıtlamıyor. Yeni yapının gerçekten partizan olmayan bir komuta üretip üretmediği hatta mevcut parti nüfuzunun yeni teşkilat isimleri altında yeniden ifadesi olup olmadığı tartışma konusudur.

Buradan Bölge Komutanlığı sisteminin ikili niteliği ortaya çıkıyor. Bu sistem kısa vadede reformu mümkün kılan pragmatik çözüm olarak sunuluyor. On binlerce KDP ve KYB kökenli askeri bir gecede karıştırmak yerine mevcut kuvvetleri iki büyük coğrafi komutanlık içinde bakanlığa bağlamak askeri açıdan daha uygulanabilir görünse de fiiliyatta uygulamak kolay görünmüyor.

Yeni modelin en önemli paradoksu da burada bulunuyor. KDP’nin 80 birliği Birinci Bölge Komutanlığı olurken KYB’nin 70 birliği İkinci Bölge Komutanlığı haline dönüşüyor. Yani Peşmergenin kurumsal yapısı birleşirken operasyonel haritası önemli ölçüde KDP-KYB coğrafyasını koruyor. Halen KDP ve KYB’nin kontrol alanları ve iki tarafın kontrol alanlarındaki geçiş hatları son derece keskin. Hatta vilayetler arasındaki geçişlerde uygulanan güvenli prosedürlerinde bile bariz farklılıklar var.

Buradan hareketle görünüşte idari ve hukuki olarak Peşmergeler birleştirilse dahi “iki parti-iki ordu” sisteminin yerini “tek bakanlık-iki partizan bölgesel blok” sistemi alabilir. Reformun asıl sınavı da bu nedenle günlük normal şartlardan ziyade ilk ciddi KDP-KYB krizinde ölçülecektir. Zira Peşmergenin birleştirilmesi de tek başına yeterli değil. Peşmergenin dışında Zerevani ve Asayiş gibi yerel iç güvenlik teşkilatlarının yanı sıra KDP’nin Parastin ve KYB’nin Zenyari gibi birbirinden ayrı çalışan istihbarat teşkilatları da bulunuyor. Ayrıca terörle mücadele güçleri gibi özel kuvvetler de mevcut. Bu nedenle “IKBY ordusu” görünümündeki Peşmergelerin birleşmesine dair adımlar atılsa bile diğer güvenlik teşkilatları içerisinde ayrışmanın devam ediyor olması IKBY’de bütüncül güvenlik reformunu gerekli kılıyor.

Bu sürecin bir diğer önemli boyutu Bağdat-Erbil ilişkisidir. Birleşme ilanından yalnızca dört gün önce 6 Eylül’de Bağdat’ta Irak federal güvenlik güçleri ile Peşmerge arasında yapılan üst düzey toplantıda ortak tugayların sorumluluk alanları, sınır güvenliğinde koordinasyon ve müşterek eğitim programlarının ele alınması reformun bundan sonraki aşamasının yalnız “Kürt içi birleşme” olmayabileceğini, daha kurumsal bir Bağdat-Erbil güvenlik koordinasyonuna doğru genişleyebileceğini gösteriyor. Zira her ne kadar IKBY’nin federal özerk bir statüsü olsa da Irak merkezi hükümetinin silahların tek merkezde toplanması yönünde attığı ve özellikle Şii milis gruplar üzerinde kurduğu baskı, Washington’ın Erbil ile imzaladığı dört yıllık mutabakatın Eylül 2026’da sona ermesi ve ABD’nin Irak’taki misyonunun 30 Eylül 2026’da tamamen son bulmasının yanı sıra IKBY’de seçimler yapılmasına rağmen neredeyse iki yıldır yeni hükümetin kurulamaması Erbil yönetimi açısından zorlayıcı faktörlere dönüşüyor. Ayrıca KDP ile KYB’nin bölgenin statüsünün değişimini dahi tartıştıracak bir gerginliğe dönüşen siyasal ayrışması dikkate alındığında Peşmergenin birleşmesi kararının şekli olduğu ve parti birlikleri olarak eski düzende kalınacağı tahmin edilebilir.

Sonuç olarak 10 Eylül 2026’da açıklanan “zorunlu” karar yaklaşık yirmi yıldır hedeflenen Peşmerge birleşmesinde ulaşılan en ileri kurumsal boyut gibi görünse de sahadaki uygulamalarla desteklenmediği sürece IKBY’deki bozulan ritmi ve ayrışmayı derinleştirici bir faktöre dönüşme potansiyeli taşıyor. Bu da IKBY’nin iç güvenlik mimarisinin yanı sıra hem Irak’ın genel savunma sistemi hem de bölgesel güvenlik dengelerini doğrudan etkileme kapasitelerini barındırıyor. Zira ABD-İran savaşının devam ettiği ve etkilerinin Irak’ta derin bir biçimde görüldüğü noktada, Terörsüz Türkiye süreci de dikkate alındığında, IKBY iç güvenlik mimarisindeki gelişmeler bölge için yeni bir kırılgan fay hattını ortaya çıkarabilir.

Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR