Orta Vadeli Program: Enflasyon Düşerken Yüksek Gelirli Ülke Olma Yolunda

Orta Vadeli Program: Enflasyon Düşerken Yüksek Gelirli Ülke Olma Yolunda

Türkiye Yüzyılı'nın başlangıç dönemine denk gelen bu OVP, enflasyondaki düşüşü merkezine almaktadır. Enflasyondaki düşüşün büyümeye kalıcı olarak zarar vermemesini sağlamak için kapsamlı bir yapısal reform ajandası sunan bu program işsizliğin tarihi düşük düzeylerde olmasını hedeflemektedir.
Paylaş:

Yeni Orta Vadeli Program (OVP) 8 Eylül sabahı Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığındaki bir heyet tarafından kamuoyuna açıklandı. Türkiye ekonomisinin gelecek üç yıla ilişkin yol haritasını çizen OVP’de dikkat çeken ilk nokta büyümenin dezenflasyon sürecine katkı vermesi için daha ılımlı olacak şekilde güncellenmesi oldu. OVP’nin odağında ise dezenflasyon sürecinde büyümenin sürdürülebilirliğini sağlamak için ekonomik faaliyette sert bir düşüşe yol açmadan yapısal adımlar atılması yer aldı.

OVP’de Enflasyon ve Büyüme

Bir önceki OVP’de yüzde 17,52 olarak belirlenen 2025 enflasyon tahmini yüzde 28,5’e yükseltildi. 2026 için ise yüzde 9,7 olan enflasyon hedefi yüzde 16 olarak belirlendi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının ara hedeflerine daha uyumlu hale getirilen enflasyon tahminleriyle öncelik fiyat istikrarına verilmiş durumda. Enflasyonun OVP sonunda tek haneli olarak yüzde 8 düzeyinde gerçekleşmesi bekleniyor. Bu doğrultuda büyüme hedeflerinde de revizyon gerçekleştirildi. 2025 için yüzde 4 olan büyüme beklentisi yüzde 3,3 olarak revize edildi. 2026 büyüme hedefi yüzde 4,5’ten yüzde 3,8’e düştü. Yüzde 5 olarak belirlenen 2027 büyüme hedefi yeni OVP’de yüzde 4,3 olurken 2028 büyüme hedefi ise yüzde 5 olarak belirlenerek potansiyel büyümenin korunması amaçlandı.

Büyümenin kompozisyonuna bakıldığında net ihracatın büyümeye etkisinin 2025’te negatif bölgede ve 2026’da sıfır olarak kaldıktan sonra 2027’de pozitif bölgeye geçmesi bekleniyor. Net ihracatın olumlu katkısı Türkiye ekonomisinde büyümenin daha kaliteli olmasını sağlayacak en önemli gelişme. Enflasyona odaklanan bu OVP dönemi için Türk lirasının değerli kalması ilk aşamada ihracat üzerinde baskı oluşturabilir. İhracat hacmimizdeki istikrarlı artışın büyümeye katkı vermesi ancak kademeli olarak gerçekleşecektir. Bu noktada küresel ticaret hacminin korumacılık nedeniyle daralması da etkili olacaktır.

Büyümenin ivme kazanması için sanayide yüksek katma değerli ve teknoloji odaklı dönüşüme yönelik adımlar atılması araştırma-geliştirme (Ar-Ge) ve yenilik ekosisteminin geliştirilmesi, yeşil ve dijital dönüşüme geçiş yönündeki uygulamaların desteklenmesi, beşeri sermayenin güçlendirilmesi ve kamu altyapı yatırımlarının etkinleştirilmesi başlıklarında pek çok politikanın uygulanacağı programda belirtiliyor.

Bu amaç doğrultusunda atılacak en önemli adımlar arasında tarımdaki dönüşüm için planlanan uygulamalar dikkat çekici. Özellikle son dönemde tarım sektörünün ekonomik büyümeye katkı vermemesi ve küresel iklim sorunları dikkatlerin bu alana odaklanmasına yol açmakta. Tarım konusunda atılacak adımlarla işlenmeyen arazilerin yeniden tarımsal üretime katılması, tarımsal üretimin sanayiyle etkileşiminin güçlendirilmesi, organize tarım bölgelerinin ve tarımda kümelenmenin gerçekleştirilmesi mümkün kılınabilecek.

Bununla birlikte program hedeflerinden biri olan kişi başına düşen milli gelirin 17 bin doları aşması halinde Türkiye ilk kez yüksek gelirli ülke kategorisine yükselecek. 2024’te 15 bin doları aşan milli gelirin ise programın son yılında yaklaşık yüzde 40 artarak 21 bin dolara yaklaşması bekleniyor. Artan milli gelirle adil gelir dağılımı sağlanabilirse ekonomik refah toplumun tüm kesimini kapsayacak. Bu şekilde bir büyüme ise Türkiye’nin yüksek teknolojili üretim ve ihracat hacmini artırmasında da kritik rol üstlenecektir.

İşsizlikte Son Durum ve Yapısal Reform Adımları

Büyüme ve işsizlik arasındaki ilişki incelendiğinde istihdam açısından bir önceki OVP tahminlerinden daha iyi bir performans göstereceğimize ilişkin bir değerlendirme yapılabilir. Bu OVP döneminin sonunda manşet işsizliğin tarihi en düşük düzey olan yüzde 7,8’e indirilmesi hedefleniyor. Makroekonomide sıkı duruşun iş gücü piyasasını olumsuz etkilememesi için yeni nesil çalışma modelleri ve beceri uyumsuzluklarını gidermek adına pek çok adım atılmasına devam edileceği ifade ediliyor. Bu noktada tek haneli işsizliğin devamı temel öncelik olarak görülüyor. Öte yandan manşet işsizliğin azaltılmasının yanı sıra atıl iş gücünün azaltılması da amaçlanmakta. Bu amaca ulaşmak için kamunun sadece maddi desteklerle değil çalışma ve üretim kültürünü de teşvik ederek bu sürece katkı vermesi öngörülüyor.

Bu OVP döneminde cari işlemler açığının daralacağı ve dış finansman ihtiyacında belirgin bir azalma olacağı vurgulanıyor. Türkiye’nin ülke risk primi üzerinde olumlu etkisi olacak bu gelişmenin dezenflasyon sürecine katkı verebileceği değerlendirilebilir. Cari işlemler açısından oldukça önemli olan ihracatın artırılması için Ticaret Veri Analitiği Merkezi kurularak kanıta dayalı politikaların geliştirilmesi bu dönemin önceliklerinden.

Ticaret politikalarında belirsizliğin tarihi zirvelere ulaştığı bu dönemde Türkiye markasının güçlendirilmesi, ticari diplomasi alanında korumacılık karşıtı adımları destekleyecek iş birliklerinin kurulması, yeşil ve dijital dönüşüm odaklı politikalara önem verilmesi gündemde. Cari işlemler açığını azaltmak için ihracatı artırmak kadar ithalatı azaltmak da önem arz ediyor. İthalat bağımlılığın azaltılması için enerji alanında çok sayıda adım atılacak. Nükleer enerji, nadir toprak elementleri, petrol ve doğal gaz gibi kaynaklar için arama ve üretme konularına önem verilecek.

OVP’de kamu maliyesi açısından atılacak yapısal adımlarla merkezi yönetim bütçe açığının 2028’de mevcut yüzde 3,5 düzeyinden yüzde 2,8’e düşürülmesi öngörülmekte. Bu düşüşte bütçe disiplini ve para politikası ile uyumun önemli belirleyiciler olacağı ifade edilmekte. Bütçe açığı azalırken kamu harcamalarında etkinlik ve verimliliğin artması, vergide adaletin sağlanması ve kamu iktisadi teşebbüsleri (KİT) yönetişim reformu da önemsenen konulardan.

Programdaki diğer önemli başlıklar olan finansal istikrar ve yatırım ortamı açısından da dezenflasyon süreci ve enflasyondaki kalıcı düşüş kritik önem taşımakta. Türk lirası mevduat payının azaltılması, sermaye piyasalarının derinleşmesi, katılım finansın kuvvetlendirilmesi, finansal teknolojilerin geliştirilmesi, finansal istikrar sağlanması için Piyasa Denetim ve Gözetim Kurumunun kurulması ve yatırım yeri envanteri hazırlanması gibi uygulamaların başlatılması iş ve yatırım ortamı açısından oldukça kritiktir.

OVP ile atılacak adımlar küresel ve yerel piyasalarda rekabetçiliği artırmayı amaçlamaktadır. Özetle enflasyonun düşürülmesiyle fiyat istikrarına odaklanan bu programın başarıyla uygulanması, Türkiye’yi yüksek gelirli ülke kategorisine yükseltebilecek adımları içermektedir. Büyümenin sürdürülmesini yapısal adımlara tevdi eden program öncelikle makroekonomide güçlü eş güdüm öngörmektedir. Program başta lojistik, gıda, enerji ve konut olmak üzere arz yönlü politikaların uygulanmasıyla hem büyümenin sürekli hale gelmesini hem de enflasyonun düşüşünü hızlandırmayı amaçlamaktadır. Son olarak yönetilen ve yönlendirilen fiyatların enflasyon hedefleriyle uyumu öncelenerek kamu kesiminin enflasyonist davranmaması ve tasarruf odaklı hareket etmesi hedeflenmektedir.

Sonuç olarak Türkiye Yüzyılı’nın başlangıç dönemine denk gelen bu OVP, enflasyondaki düşüşü merkezine almaktadır. Enflasyondaki düşüşün büyümeye kalıcı olarak zarar vermemesini sağlamak için kapsamlı bir yapısal reform ajandası sunan bu program işsizliğin tarihi düşük düzeylerde olmasını hedeflemektedir. Başta ticaret politikalarındaki belirsizlikler olmak üzere küresel gündemi göz ardı etmeyen programla sürdürülebilir bir makroekonomik çerçeve tasarlanmakta ve ana amaç olarak Türkiye’nin yüksek gelirli ülke olması sunulmaktadır.

Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR