AB yetkilileri, İran'da haziranda gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde kesintiye uğrayan Viyana'daki nükleer müzakerelerin 29 Kasım'dan itibaren devam edeceğini açıkladı. Bu açıklama öncesinde İran tarafından gelen pek çok kafa karıştırıcı söylem, müzakerelerin geleceğine dair olumsuz senaryoları akıllara getirdi. Yine Tahran’ın müzakereler konusunda aceleci olmayan ve karşı tarafa sürekli şartlar dikte eden tavrı, ABD tarafının sabrını zorlamaya başladı. Washington yönetimi, Tahran'ın anlaşmaya dönmeye niyetinin olmadığı ve hatta nükleer bomba üretmeye yönelik bir çaba içerisinde olduğu kuşkusunu taşıyordu.
Yaptırımların yeniden uygulandığı süreçte İran’ın kendisine nükleer anlaşma dışında çıkış yolları aradığı ve bu doğrultuda Doğu'ya yöneldiği görüldü. Aslında İran’ın seçeneklerini çeşitlendirmesi, 2018 yılında ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesiyle yaşadığı kaybın bir benzerini yaşamamak için yaptığı rasyonel bir hamle.
Muhafazakar isimler devrede
Viyana'da başlayan nükleer müzakerelerde İran, ABD ile doğrudan görüşmeyi kabul etmediği için P4+1 ülkeleriyle görüşmekteydi. Bu ülkeler arasında İngiltere, Almanya ve Fransa'nın pozisyonu en başından beri ticari çıkarlar gereği İran ile bir anlaşma yapılması gerektiği şeklindeydi.
Tarafların pozisyonları
Rusya ve Çin de İran'a anlaşma şartlarına dönmesi adına telkinde bulunuyor. Çin bu hususta İran ile aynı anlayışa sahip olduğunu deklare etti. Aynı doğrultuda, İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın ekim ayındaki Moskova ziyaretinde ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi arasında 16 Kasım’da gerçekleşen telefon görüşmesinde de nükleer müzakereler konuşuldu. İran’ın müzakereleri ciddiye aldığı ve bu konuda istekli olduğu ifade edildi. Bu anlamda İran, Rusya ve Çin birbirlerine paralel bir politika benimsiyor. Müzakerelerin yeniden başlaması öncesinde Ali Bakıri Keni ayrıca Fransa, İngiltere ve İspanya’da da temaslarda bulundu. Bakıri’nin gerçekleştirdiği görüşmeler, müzakereler öncesi bir ön görüşme niteliği taşıyor.
Öte yandan nükleer müzakerelere ve muhtemel bir nükleer anlaşmaya karşı çıkan aktörler de var. Bu aktörlerin başında İsrail geliyor. İsrail, İran’ın nükleer programının barışçıl olmadığını iddia ediyor ve uluslararası kamuoyunu da buna ikna etmeye çalışıyor. Nisan ayında İsrail’in İran’daki bir nükleer tesise saldırı düzenlediği bizzat İranlı yetkililer tarafından ifade edildi. Kasım başında da İsrailli yetkililer İran’ın nükleer programını hedef alan bir saldırı planlarının bulunduğunu ve çalışmalarını da bu yönde hızlandırdıklarını açıkladı. Yeniden başlayacak olan müzakere sürecinde bir anlaşmaya varılmaması için İsrail’in diplomatik araçlarını devreye sokması yüksek ihtimal. Bunun yanı sıra İran ile gerginliği tırmandırarak da İsrail’in müzakere sürecini baltalamaya çalışması beklenebilir.
İran'ın alternatif çıkış yolları
İran’ın bölgede yürüttüğü diplomasi
Sonuç olarak, Viyana’da nükleer müzakereler yeniden başlayacak ancak 2013-2015 dönemindeki görüşmelerden farklı olarak bu kez İran tarafı tüm umutlarını bu müzakerelere bağlamayacak. İran’ın taviz ve uzlaşma konularında daha katı olacağı kesin. Lakin komşularıyla ilişkilerini iyileştirme, Rusya ve Çin gibi ABD’ye rakip büyük güçlerle ittifakını pekiştirme gibi yollar üzerinden yaptırımların sebep olduğu kaybı telafi etmeye yöneldiği de bir gerçek. Diğer yandan, İsrail gibi İran karşıtı aktörlerin eylemleri de süreci kırılgan hale getiriyor. Bütün bunlar ışığında İran’ın somut ve uzun vadeli bir kazanımı garanti etmeden yeni bir nükleer anlaşmaya razı olmasını beklemek gerçekçi değil.
[1] https://www.nytimes.com/2021/03/27/world/middleeast/china-iran-deal.html

