NATO’nun dönüşüm tartışmalarının yaşandığı kritik bir dönemde gerçekleşen Ankara Zirvesi, İttifakın mevcut hedeflerinde kaydedilen aşamanın değerlendirilmesi ve önümüzdeki döneme yönelik önceliklerin tespiti bakımından bir işlev gördü.
Uzun Soluklu Rusya Tehdidi ve Savunma Yetenekleri
Zirvedeki en önemli konulardan biri savunma harcamalarının güçlendirilmesi meselesiydi ve bu konudaki uzlaşının sürdüğü görüldü. Rusya’nın Avrupa-Atlantik bölgesindeki güvenlik ve istikrara yönelik tehdidi geçtiğimiz sene olduğu gibi “uzun soluklu” şeklinde nitelendirildi. Geçtiğimiz sene Lahey Zirvesinde alınan Gayrisafi Yurtiçi Hasılaya (GSYH) oranla yüzde 5 savunma harcaması gerçekleştirilmesi kararına olan bağlılık belirtilirken, bu hususta kaydedilen ilerleme vurgulandı.
Savunma harcamalarının güçlendirilmesi konusunda ABD dışı müttefiklerin öncülük etmesi beklentisi bulunuyordu. ABD tarafında söz konusu husustaki memnuniyetsizlik, transatlantik ilişkilerde geçtiğimiz bir sene boyunca tansiyonu yükselten başlıca meselelerden biri olmuştu. Avrupalı müttefikler ve Kanada, harcamalardaki artışı özellikle yüklendiklerini göstermek için çabaladılar. Buna yönelik olarak Zirve Bildirisinde Avrupa ve Kanada’nın 2025 yılında savunma harcamalarını 139 milyar dolar artırdıkları belirtildi. Kaldı ki söz konusu finansal kaynağın “çekirdek” savunma harcamaları için kullanıldığı vurgulandı. Lahey’de alınan yüzde 5 hedefinin içinde yüzde 3,5 payı çekirdek harcamalar, yüzde 1,5 payı ise savunma ile alakalı harcamalar için belirlenmişti. Dolayısıyla, bildiride kullanılan dille, müttefiklerin muharip kabiliyetlerini güçlendirmeye dönük bir çaba içinde oldukları gösterilmek istendi.
Ukrayna’ya Desteğin Dinamikleri
Ukrayna’ya sağlanacak gerek askeri gerek askeri olmayan yardımların geleceği Ankara Zirvesi’nin öncelikleri arasındaydı. Zira günümüze değin Ukrayna’ya verilen askeri yardımların yüzde 99’u NATO müttefikleri tarafından sağlanmıştı. Yeni ABD yönetiminin Ocak 2025 başa gelmesiyle bu yardımların geleceği riske girmişti ancak NATO kapsamında olan ve farklı mekanizmalar ile Amerikan silahlarının tedarikinin devamı sağlandı.
Ankara Zirvesinde ise Ukrayna’ya güçlü bir desteğin ortaya konduğu görüldü. Yukarıda belirtildiği üzere Rusya’nın uzun soluklu bir tehdit olarak tanımlanması dolayısıyla Ukrayna’nın transatlantik güvenliğe katkıda bulunduğu ifade edildi. Bu düşünce etrafında müttefikler 2026 yılı için 70 milyar avro değerinde silah yardımı taahhüdünde bulundu ve söz konusu rakamı sonraki yıl için de taban olarak belirledi. Bu finansmanın ise halihazırda olduğu gibi büyük oranda Avrupa ve Kanada tarafından sağlanacağı anlaşılıyor zira AB kapsamında oluşturulan Ukrayna Destek Kredisinin başat bir rol oynayacağı belirtiliyor. Nisan 2026’da kabul edilen kredi ile 2026 ve 2027 yılları için AB, Ukrayna’ya 30 milyar avro değerinde makroekonomik yardım ile 60 milyar avro değerinde askeri ekipman yardımı gerçekleştirme konusunda anlaşmaya varmıştı. Bu fonların önemli bir kısmı ile Ukrayna İhtiyaç Listesi (PURL) kapsamında NATO aracılığıyla Amerikan silah sistemlerinin tedarikinin devamı da sağlanacaktır.
Savunma Sanayii NATO İçin Stratejik Bir Unsur
Savunma sanayiinin NATO içinde stratejik bir unsur olduğu ve mutlaka güçlü bir ilerleme kaydedilmesi gerektiği biliniyor. Ankara Zirvesi Bildirisinde 50 milyar doları aşan değerde savunma tedarikinin gerçekleştirileceği açıklandı. Bunun yanı sıra beklendiği üzere savunma sanayii üretiminin artırılacağı, inovasyonun hızlandırılacağı ve müttefikler arasındaki savunma ticareti kısıtlamalarının kaldırılmasına yönelik çaba gösterileceği ifade edildi. NATO ortaklarıyla savunma sanayii iş birliğinin desteklenmesine yönelik ifadeler de söz konusu meselenin İttifak açısından önem ve aciliyetini gösterdi.
Zirve marjında NATO Front Door for Industry ve NATO Engine girişimlerinin duyurulmasıyla NATO savunma sanayii üretimini ve müttefikler arasındaki savunma sanayii iş birliğini artıracak yeni adımlar atmış oldu. Söz konusu girişimlere bakıldığında gerek ulusal savunma şirketleri ile NATO mekanizmaları arasındaki ilişkilerin gerekse de transatlantik ölçekte savunma sanayii ve sivil sektöre ait şirketlerin birlikte çalışmasının amaçlandığı görülüyor. Tedarik kısmında ise tanker filo, deniz gözetleme ve havadan erken uyarı uçakları Genel Sekreter Rutte tarafından duyurulurken son dönemde en büyük ihtiyaçlardan biri haline gelen anti-İHA (counter-uas) sistemlerine yönelik 40 milyar dolar değerindeki Drone Edge girişimi ilan edildi. Aynı zamanda 2027 sonuna kadar İttifak genelinde İHA operatörü sayısının 5 katına çıkarılması taahhüdünde bulunuldu. Tüm bunlar Rusya-Ukrayna Savaşı ile İran çatışması sırasında yoğun İHA kullanımı ve bunlarla mücadelede yaşanan zafiyetlerin NATO’nun savunma planlamalarında önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor.
Transatlantik Ayrışmanın Geleceği
Ankara Zirvesi marjında ABD Başkanı Donald Trump’ın yaptığı açıklamaların içeriği ve genel tonu, transatlantik ilişkilerdeki tansiyonun sürme ihtimalini güçlendiriyor. Trump’ın NATO’dan duyduğu “hayal kırıklığını” ifade etmesi, Gröland’ın Danimarka değil ABD tarafından kontrol edilmesini gerektiğini söylemesi ve ABD’nin kıtadan tüm askerlerini çekebileceğini belirtmesi aynı bakış açısının sürdüğünü gösteriyor. Dolayısıyla Trump’a göre Avrupa, ABD’nin sağladığı askeri güç sayesinde Rusya’ya karşı korunabiliyor ancak bunun karşılığında ABD somut bir şey elde edemiyor.
Benzer şekilde İran ve daha spesifik düzeyde Hürmüz Boğazının müttefikler arasında bir ayrışma kaynağı olarak durması daha büyük ihtimal olarak değerlendirilebilir. Geçtiğimiz sene Lahey Zirvesi Bildirisinde İran’a yönelik bir içerik yer almamış, 2024 Washington Zirvesinde ise İran’ın Rusya’ya sağladığı güçlü destek ifade edilse de nükleer programına yönelik bir ifade yer almamıştı. Ankara Zirvesi Bildirisinde ise 2023 Vilnius’ta olduğu gibi İran’ın asla nükleer silah sahibi olmaması gerektiği belirtildi. Yine Bildiri, İran’ı Hürmüz Boğazında seyrüsefer serbestisine tam riayet etmeye çağırdı. Böylece İran’ın boğaz üzerindeki egemenlik talebi reddedildi ve ABD’nin pozisyonu benimsendi. Ancak yine de bunların hiçbiri NATO bağlamında operasyonel bir yükümlülük veya taahhüt anlamına gelmiyor. Zirveden bir gün önce ABD Yönetimini yatıştırmak adına seyrüsefer serbestisini sağlamak adına Birleşik Krallık ve Fransa Hürmüz’e gemi yollayabileceklerini ilan etmişlerdi. ABD Yönetiminin müttefikler üzerinde özellikle Hürmüz konusunda baskısını sürdüreceği düşünüldüğünde, söz konusu girişimin somutlaşması beklenebilir.

