TBMM Başkanı Kurtulmuş'un Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyelerini kabulü
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun koordinatör grup başkan ve başkanvekilleri ile bir araya geldi. (AA)

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporunda Bizi Ne Bekliyor?

TBMM'de grubu bulunan beş partinin Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonuna sundukları raporlar arasındaki temel farklılık, sürecin niteliği ve kapsamına ilişkin ayrışan yaklaşımlarından kaynaklanmaktadır.
Paylaş:

5 Ağustos 2025’ten itibaren Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu belirli aralıklarla toplanarak Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin kapsamlı istişarelerde bulunmuştur. Bu çerçevede çeşitli bakanlar, sivil toplum ve düşünce kuruluşu temsilcileri, akademisyenler ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı komisyonda dinlenmiştir. 24 Aralık 2025’te gerçekleştirilen son toplantının ardından siyasi partilerden sürece ilişkin görüş ve önerilerini içeren raporlar talep edilmiştir. Raporların teslim edilmesi sonrasında ise TBMM’de grubu bulunan partileri temsilen birer üyenin katılımıyla ortak değerlendirme toplantıları yapılmış ve üzerinde uzlaşılabilecek bir metin oluşturulması için çalışmalar başlatılmıştır. Partilerin komisyona sunduğu raporlardaki ortak temalar, komisyonun hazırlamakta olduğu raporun içeriği hakkında bize fikir verebilir.

Parti Raporlarının İçerikleri

AK Parti’nin raporunda silah bırakan PKK’lılara ilişkin yaklaşımı beş temel başlık altında şekillenmektedir. Öncelikle herhangi bir hukuki düzenlemeye geçilmeden önce terör örgütünün silah bıraktığı ve kendini feshettiğinin devlet tarafından somut, ölçülebilir ve doğrulanabilir biçimde tespit edilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Bu teyit yapılmadan sürecin ileri aşamaya taşınmaması gerektiği açıkça ifade edilmektedir.

İkinci olarak silah bırakma ve fesih sonrasında Meclis tarafından müstakil ve geçici bir kanun çıkarılması önerilmektedir. Bu kanunun kapsam ve süre bakımından sınırlı olması, sürekli ceza hükümlerine kalıcı bir istisna oluşturmaması ve yalnızca bu tarihsel bağlamla sınırlı tutulması gerektiği belirtilmektedir.

Üçüncü olarak PKK’lıların tek tip bir kategori olarak değerlendirilmesine karşı çıkılmaktadır. Bu kişilere ait fiilin niteliği, kişinin terör örgütü içindeki konumu, somut eylemleri ve eylemlerin toplumsal etkisi esas alınarak farklılaştırılmakta ve denetlenebilir bir hukuki çerçeve oluşturulması gerektiği ifade edilmektedir. Bu yaklaşımın ne mutlak cezalandırma ne de sınırsız müsamaha anlamına gelmediği özellikle vurgulanmaktadır.

Dördüncü başlık silah bırakan kişilerin topluma yeniden kazandırılmasıdır. Bu kapsamda teslim olan kişinin mevcut tutumu, silah bırakması ve hukuk düzenine uyma iradesi temel kriterler olarak belirlenmektedir. Son olarak ceza adalet sisteminin korunması gerektiği ifade edilerek sürecin hukuki sorumluluğunu bireyselleştiren ve orantılı biçimde uygulayan bir çerçevede tasarlanması gerektiği vurgulanmaktadır.

Genel hatlarıyla AK Parti’nin önerdiği modelin; terör örgütünün fesih ve silah bırakmasının teyidi, ardından geçici ve sınırlı bir kanun çıkarılması, bireysel değerlendirme, rehabilitasyon imkanı ve ceza adalet sisteminin korunması esaslarına dayandığı söylenebilir.

CHP’nin önerdiği çerçeve ise silah bırakma sonrasında atılacak adımların mutlaka TBMM tarafından çıkarılacak açık ve net bir kanunla düzenlenmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Sürecin kişisel inisiyatiflere ya da idari tasarruflara bırakılmaması gerektiği belirtilmektedir. CHP de AK Parti gibi genel ve koşulsuz bir af düzenlemesine mesafeli durmaktadır. Bunun yerine ceza hukuku ilkeleri korunarak suçun niteliğine göre farklılaştırılmış bir değerlendirme yapılmasını savunmaktadır. Terör eylemlerine doğrudan katılanlar ile terör örgütüyle daha sınırlı ilişkisi bulunan kişilerin aynı kategoride ele alınamayacağı ifade edilmekte, bireysel sorumluluk esas alınarak ağır suçlar ile diğer suç tipleri arasında ayrım yapılması gerektiği belirtilmektedir. Ayrıca mağdur ve şehit ailelerinin hassasiyetlerinin gözetilmesi, toplumsal meşruiyetin adalet duygusunun korunmasına bağlı olduğu vurgulanmaktadır. Olası düzenlemenin Anayasa’ya ve uluslararası insan hakları hukukuna uygun, yargısal denetime açık olması gerektiği de raporda yer almaktadır.

DEM Parti raporu ise meseleyi klasik ceza hukuku çerçevesinin ötesinde geçiş dönemi adaleti ve siyasal çözüm perspektifinden değerlendirmektedir. Silah bırakma süreci, çatışmanın sona erdirilmesi kapsamında ele alınmaktadır. Bu çerçevede raporda kapsamlı bir yasal güvence mekanizması oluşturulması gerektiği vurgulanmaktadır. Söz konusu yasal çerçeveyle sürecin açık bir kanuni zemine dayanması gerektiği belirtilmektedir. Çatışma dönemine ilişkin daha kapsamlı bir af ya da siyasal düzenleme ihtiyacını gündeme getiren parti; hakikat komisyonları, toplumsal yüzleşme süreçleri, mağdur haklarının tanınması ve onarıcı adalet uygulamaları gibi geçiş dönemi adaleti araçlarını önermektedir. Ayrıca silah bırakan kişilerin siyasal ve toplumsal yaşama katılımının önündeki engellerin kaldırılması gerektiğini de savunmaktadır.

MHP raporu ise yaklaşımını kesin tasfiye, hukuki sorumluluk ve devlet otoritesinin güçlendirilmesi çerçevesinde temellendirmektedir. Öncelikli şart olarak terör örgütünün koşulsuz ve geri dönülmez biçimde silah bırakması ve feshedilmesi gösterilmekte, bunun devlet tarafından denetlenmesi gerektiği belirtilmektedir. Genel af ya da kapsamlı siyasal af önerilerine açık biçimde karşı çıkılmaktadır. Terör suçlarında cezasızlık algısı oluşturacak düzenlemelere mesafeli durulmaktadır. Silah bırakanlar bakımından mevcut ceza mevzuatının işletilmesi, bireysel sorumluluğun korunması ve yargı sürecinin işletilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Şehit aileleri ve gazilerin hassasiyetlerine de raporda güçlü bir biçimde dikkat çekilmektedir.

Yeni Yol Partisi’ne ait raporda ise hukuk devleti ilkesi, toplumsal meşruiyet ve şeffaflık ekseninde bir geçiş süreci önerilmektedir. Silah bırakma sonrasında atılacak adımların mutlaka TBMM tarafından çıkarılacak açık ve çerçevesi net bir kanunla düzenlenmesi gerektiği belirtilmektedir. Raporda genel affa mesafeli yaklaşılmakta, suçun niteliğine göre farklılaştırılmış ve ölçülü bir hukuki çerçeve önerilmektedir. Bireysel sorumluluk esas alınarak terör eylemlerine katılım, suçun ağırlığı ve terör örgütü içindeki rol gibi kriterlerin dikkate alınması gerektiği belirtilmektedir. Silah bırakan kişilerin rehabilitasyonu ve topluma entegrasyonu ile şehit aileleri ve gazilerin hassasiyetlerinin korunması da raporun temel unsurları arasındadır.

Parti Raporları Arasındaki Temel Farklılıklar

Bahse konu edilen bu beş partinin raporları arasındaki temel farklılık, sürecin niteliği ve kapsamına ilişkin ayrışan yaklaşımlarından kaynaklanmaktadır. AK Parti, terör örgütünün silah bırakmasının devlet tarafından kesin ve doğrulanabilir biçimde teyit edilmesinden sonra sınırlı ve geçici bir yasal düzenlemeyle bireyselleştirilmiş bir hukuki çerçeve oluşturulmasını savunmaktadır. Ayrıca terör örgütünün silah bırakmasının ardından toplumsal uyuma yönelik düzenlemelerin yapılacağını ifade etmektedir. Bu sayede Türkiye’de huzur ve güven ortamının güçlendirilmesi, demokrasinin sağlamlaştırılması ve sürdürülebilir bir toplumsal düzenin tesis edilmesi yönünde önemli adımlar atılması hedeflenmektedir.

CHP benzer biçimde Meclis merkezli ve genel af dışı bir model önermekle birlikte anayasal güvence, hukuk devleti ilkesi ve yargısal denetim vurgusunu daha belirgin şekilde öne çıkarmaktadır.

DEM Parti meseleyi klasik ceza hukuku sınırlarının ötesine taşıyarak geçiş dönemi adaleti, hakikat mekanizmaları ve daha kapsamlı bir siyasal çözüm perspektifiyle ele almakta ve gerektiğinde siyasal af tartışmasını da gündeme dahil etmektedir. Bu yönüyle DEM Parti’nin yaklaşımının diğer partilere kıyasla daha geniş kapsamlı bir af tasarısı olduğu söylenebilir.

MHP af ya da siyasal entegrasyon perspektifine açık biçimde mesafeli durarak süreci kesin tasfiye, mevcut ceza mevzuatının işletilmesi ve devlet otoritesinin güçlendirilmesi ekseninde değerlendirmektedir.

Yeni Yol Partisi ise genel affa mesafeli, bireysel sorumluluğu esas alan ve Meclis denetiminde açık bir hukuki çerçeve öneren bir konumda yer almaktadır.

Komisyon Raporunun İçeriğine İlişkin Öngörüler

Ton ve kapsam bakımından farklılıklar bulunsa da söz konusu parti raporlarında belirli bir asgari uzlaşı zemininin oluşabileceği görülmektedir. Bu tablo komisyon tarafından hazırlanacak rapora ilişkin bazı öngörülerde bulunmayı mümkün kılmaktadır. Tüm partiler açısından PKK’nın silahlarını kesin, doğrulanabilir ve geri dönülmez biçimde bırakması temel ön şarttır. Sürecin açık bir yasal çerçeveye dayanması ve düzenlemenin TBMM tarafından yapılması gerektiği konusunda da güçlü bir ortaklık bulunmaktadır.

Genel ve koşulsuz bir af yaklaşımı ise geniş bir mutabakat üretmemektedir. DEM Parti daha kapsamlı bir af perspektifi sunarken diğer partiler bireysel sorumluluğun korunması ve suçun niteliğine göre ayrım yapılması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu durum Mecliste ancak bireyselleştirilmiş, ağır suçları ayrı değerlendiren ve cezasızlık algısı oluşturmayan bir hukuki model üzerinde uzlaşma sağlanabileceğine işaret etmektedir.

Parti raporlarının ortak noktalarından hareketle, silah bırakan PKK’lıların teslim sürecini hızlandıracak hukuki düzenlemelerin yapılabileceği anlaşılmaktadır. Partilerin büyük çoğunluğuna göre silah bırakmanın devlet tarafından teyit edilmesinin ardından bireysel sorumluluğu esas alan, suçun niteliğine göre ayrım yapan ve cezasızlık algısı üretmeyen bir geçiş düzenlemesi oluşturulabilir. Böyle bir çerçeve teslim olan kişilerin hukuki statüsünü netleştirerek belirsizlikleri azaltabilir, yargı süreçlerini hızlandırabilir ve terör eylemlerine doğrudan karışmamış kişilerin topluma kazandırılmasına yönelik denetimli mekanizmaları devreye sokabilir. Hukuk devleti ilkesine uygun ve şehit aileleri ile gazilerin hassasiyetlerini gözeten bir model hem toplumsal meşruiyeti güçlendirecek hem de teslim sürecinin öngörülebilir ve güvenli bir zeminde ilerlemesini sağlayacaktır.

Bu kapsamda silah bırakma ve teslim olma sürecini teşvik etmek amacıyla dava ve cezaların ertelenmesine ilişkin sınırlı ve koşullu düzenlemeler de gündeme gelebilir. Ancak bu tür mekanizmaların genel ve koşulsuz bir af niteliği taşımaması, bireysel sorumluluk, suçun niteliği ve terör eylemlerine doğrudan katılım gibi kriterler esas alınarak uygulanması önem taşımaktadır. Özellikle terör eylemlerini terk ettiğini açık biçimde ortaya koyan ve hukuk düzenine uyma iradesini beyan eden kişiler bakımından yargılamanın ertelenmesi veya infazın belirli şartlara bağlanması gibi modeller değerlendirilebilir. Böyle bir düzenleme teslim sürecini hızlandırıcı bir işlev görebilirken aynı zamanda ceza adalet sistemi ve mağdur hakları gözetilerek hukuk devleti ilkesiyle uyumlu bir denge kurulmasına katkı sağlayabilir.

Komisyon çalışmalarında partilerin mutabakata varmakta zorlandığı ve görüş ayrılıklarının derinleştiği başlıklarda ise sürecin tamamen tıkanmaması amacıyla ayrıntıya yer verilmeyen çerçeve nitelikli ifadelerin tercih edilmesi muhtemeldir. Özellikle siyasal entegrasyonun sınırları gibi ihtilaflı konularda, kesin ve bağlayıcı hükümler yerine ileride yapılacak yasal çalışmalara atıf yapan ilke düzeyinde ifadeler kullanılabilir. Bu yöntem mevcut uzlaşı zeminini korurken ilerleyen aşamalarda daha geniş bir siyasi mutabakat arayışına da imkan tanıyabilir. Böylece rapor, ihtilaflı konuları dışlamadan ancak ayrıntıya girmeden sürecin devamlılığını önceleyen bir denge metni niteliği kazanabilir.

Sonuç

Sonuç olarak şehit aileleri ve gazilerin haklarının korunması ve toplumsal düzenin güçlendirilmesi partilerin çoğunluğu açısından vazgeçilmez bir hassasiyet alanı olarak öne çıkmaktadır. Parti raporlarında şehit aileleri ve gazilerin adalet beklentisinin gözetilmesi gerektiği konusunda güçlü bir ortak vurgu bulunmaktadır. Bununla birlikte silah bırakan ve hukuki yükümlülüklerini yerine getiren kişilerin topluma yeniden kazandırılmasına yönelik denetimli mekanizmalar kurulması da uzlaşma sağlanabilecek alanlar arasındadır. Bu çerçevede cezasızlık algısı üretmeyen, Meclis denetimine açık ve toplumsal adalet duygusunu gözeten bir geçiş hukuku modelinin TBMM’de oy birliğiyle kabul edilmesi ihtimal dahilindedir.

Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR