Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı'nın görev süresi önümüzdeki günlerde dolarken, para politikasına yön veren PPK üyelerinin büyük bölümü için de durum benzer. Dolayısıyla, TCMB'nin yeni dönemine dair söylemler bir süredir yayıla yayıla sınır dışına dahi taşmış durumda: Yeni Başkan kim olacak? PPK nasıl bir kadrodan oluşacak?
Magazin boyutuna meraklılardan spekülasyon sevenlere kadar bolca kesimce tartışılan bu konu, esasında kallavi bir ciddiyete sahip. Zira çok açık belirtmek gerekir ki; TCMB gibi kritik bir kuruma yapılan atamalar, Türkiye'nin geleceğine dair ağır bir sorumluluğu "taşımak ve taşıtmak" anlamına geliyor. Dolayısıyla, bu sorumluluğun yükünü tartarken de, ancak doğru içerikten yola çıkıldığı takdirde doğru adrese varılabileceğini unutmamak gerekiyor.
Ve açıkçası insan, profesyonel bir meritokrasi yaklaşımı gerektiren bu konunun, alakalı alakasız dillere düştüğünü görünce, yazmadan edemiyor. Zira Merkez Bankası yönetimi gibi hayati bir mevzunun, yanlış hesaplar, ezberler veya çatışmalarla yolunu kaybedip yanlış istikamete yönelmemesi gerekiyor.
Nedenini nasılını anlatmaya çalışayım.
FAİZ TARTIŞMASI
Evvela, bu yaşanmışlığın yeni döneme dair seçimi etkilemesinde muhtemel bir faktörün "farklı bir Merkez Bankacılığı arayışı" olacağı gibi bir hissikablelvuku ile başlayayım. Nedeni nedir? Faizlerin yüksek olduğu ortam, yatırımların canlanması ve büyümenin hızlanması için uygun değildir. Şimdi burada tespite diyecek bir şey yok ve hepimizin arzusu da zaten düşük faizli bir ekonomi… Bununla birlikte, ilgili tartışmayı yaparken elimizdeki tek değişken faiz değil. Ve hatta faiz, tek yönlü işleyen bir unsur değil. Bu bağlamda özet olarak, TCMB'ye biçilmiş birincil görev olan fiyat istikrarının altını çizip, geçen Mayıs kaleme aldığım "Faizden Talebe Giden Yol" başlıklı yazımı önemle adresliyorum. Varmak istediğim nokta ise, enflasyona dair hedefin odakta kalması ve Türkiye gibi gelişmekte olan hassas bir ekonomide, güçlü bir kur kanalının da var olduğunun unutulmaması gerekliliği.
Tabii burada faiz tartışmasıyla da gündeme gelen bir trade-off önümüze çıkıyor: Enflasyon istenen seviyeye gelene kadar, ekstra büyümeden mahrum kalmaya değer mi? Ülkenin refahını artırma görevi üstlenen siyasi bakış açısı ile Merkez'in çeliştiği mesele, tam da bu noktada yatıyor.
İLETİŞİMİN ÖNEMİ
Tüm bu gerçekler ve ihtimaller ise, ancak ve ancak iyi bir iletişim ve istişare dâhilinde etkin bir hal alabilir. Pek çok ülkede görüldüğü üzere; bir merkez bankasının, hükümete, Cumhurbaşkanı'na bilgi vermesi ve onlarla karşılıklı beslenmesi, bağımsızlığını yitirmesi anlamına gelmezken faydalı da olabilir ancak ilgili mevkiler için isim seçimleri, sadece iletişimi iyileştirmek uğruna yapılamaz. Zira burada esas olan, "en temeldeki kurum itibarını zedelemeden" yeni bir döneme giriş yapmak ve iletişimi bunun üzerine inşa etmektir.
ANAHTAR KELİME: İTİBAR
Öte yandan merkezlerin itibarı, sadece bu tür teknik göstergelerle ölçülmüyor. Yönetim kalitesi ve bağımsızlık gibi kurumsal faktörler merkez bankalarına duyulan güveni ciddi ölçüde etkilerken,özellikle kriz zamanlarında bu etki pekişiyor. Güvenilir bir ekibin sırtındaki kurum kötü günlerde itibar kaybını indirger ya da önlerken, aksi bir durum ise kayıpları abartabiliyor.
Dolayısıyla, her halükarda itibarın ana girdisi, gelip "işin ehli olma" kriterine dayanıyor.
LİYAKATIN TANIMI
Kıssadan hisse babında ise; TCMB sadece bahse konu olan bir örnektir. Bu ülkenin, hele de kritik mevkilerde, "Tam liyakatli yöneticilere ihtiyacı vardır. Sadakat ise esasen, liyakat derecesinin bilincinde ve haddinde hareket edebilmekten de geçer."
TCMB gibi ülke için kritik bir mecra için de, işte bu çerçevede belirlenecek isimler şarttır. Burada en can alıcı ve mesuliyet yükleyen nokta ise kanımca, liyakat ve sadakat tanımlarını doğru yapabilmekte yatmaktadır.
Hülasa, mesuliyet meşakkatli ve büyüktür.
[Yenişafak, 5 Nisan 2016].

