Küresel Gıda Güvenliği ve Türkiye

Küresel Gıda Güvenliği ve Türkiye

2019 yılının son günlerinde ortaya çıkan yeni salgın hastalık, gıda güvenliğini her açıdan tehdit eden bir konumda. Ölümcül virüs kısa sürede küresel tedarik zincirini parçalayabilecek hale geldi.
Paylaş:

İnsanlık tarihinin başlangıcından itibaren tarım, gelişme ve ilerlemenin önemli itici güçlerinden biri konumundaydı. Şehirlerin genişlemesi ve nüfus artışı sonrası daha da stratejik bir konum kazanan tarımsal alanlar, ülkeler arasında yeni mücadeleleri de beraberinde getirdi. Sanayi devrimi ise tarım sahaları için verilen rekabetin boyutunu ve işlevini değiştirdi. Bu değişim üretimi, akıllı tarım uygulamaları sayesinde eski dönemlere kıyasla devasa miktarlarda artırdı. Beslenme için daha az çaba sarf edilmesi nüfusun hızlı bir şekilde artmasını sağladı. Artan nüfus ülkelerin beslenme konusuna daha fazla ilgi göstermesine sebep oldu. Gıdanın bir ulusal güvenlik meselesi haline gelmesi, devletlerin farklı alanlarda rekabet ettiği bir dönemde, toplumların sağlığı üzerinde yeni güvenlik yaklaşımlarının geliştirilmesini beraberinde getirdi.

 

Kovid-19 olarak adlandırılan Vuhan virüsünün 21. yüzyılda sadece gıda güvenliğinde değil, daha birçok alanda yeni yaklaşımların benimsenmesine neden olacağı ve peşinden değişimi getireceği açık.

2019 yılının son günlerinde ortaya çıkan yeni salgın hastalık, gıda güvenliğini her açıdan tehdit eden bir konumda. Çin’in Hubey eyaletinin Vuhan kentinde ortaya çıkan ölümcül virüs kısa sürede küresel tedarik zincirini parçalayabilecek hale geldi. Bulaşma hızı nedeniyle uluslararası kuruluşları, devletleri ve hükümetleri çaresiz bırakan Kovid-19 finans, imalat sanayi, ulaşım, lojistik, turizm ve tarım gibi birçok sektörün panik nedeniyle zor durumda kalmasına sebep oldu. Özellikle ürünlerin ve insanların ulaşımına kısıtlama getirilmesi ticaretin zayıflamasına neden oldu ve devletleri bu yeni tip koronavirüsle kendi başlarına mücadele etmek durumunda bıraktı. Ticari tedarik zincirinde yaşanan mevcut kırılmanın gıda sektörüne yansımasıysa aşırı talep artışını beraberinde getirdi. Ülkelerin karantina uygulamalarına başvurması insanların temel tüketim ürünlerini stoklamasına neden olurken, gerekli ticari tedarik zincirinden yoksun olan firmalar fiyatları artırmak zorunda kaldı. Özellikle gıda ürünlerinde yaşanan talep artışı beraberinde fiyat artışlarını getirirken, devletler gıda piyasasına müdahale ettiler. Ancak küresel ticaretle birbirlerine sıkı sıkıya bağlı olan ulus devletler, gerekli ürünleri tedarik etme konusunda henüz başarı elde edemediler. Kovid-19 olarak adlandırılan Vuhan virüsünün 21. yüzyılda sadece gıda güvenliğinde değil, daha birçok alanda yeni yaklaşımların benimsenmesine neden olacağı ve peşinden değişimi getireceği açıktır.

Küresel tarım piyasası: Akıllı tarım ve emek rekabeti

Birçok ülkede istihdam edilen nüfusun büyük bir çoğunluğunun ana geçim kaynağı olan tarım sektörü, oluşturduğu 1,2 trilyon dolarlık ihracat kapasitesiyle stratejik bir önemi haiz. Küresel tarım piyasasının en etkili aktörleri olan Çin, Brezilya ve ABD, farklı büyüklükteki tarımsal istihdamlarıyla sektöre hâkim olabilecek kapasitedeler. ABD’nin 2 milyon kişilik tarımsal istihdamıyla ortaya çıkardığı kişi başına 70 bin dolarlık ortalama üretim, Brezilya’da 10 bin 86 ve Çin’de 7 bin 332 dolar civarındadır. Her üç ülke de tarım sektörüne stratejik önem veriyor ve gıda güvenliğini ulusal bir mesele olarak görüyor. AB ve İsrail gibi aktörler ise akıllı tarım uygulamalarıyla gıda sektöründe verimli, güvenilir ve sürekli üretimi teşvik ediyorlar. İsrail diğer ülkelere kıyasla çölde kurduğu teknoloji-yoğun büyük kooperatif tarım çiftlikleriyle kendi kendine yeterli bir ülke haline geldi. Dünya tohum piyasasında güçlü bir konumda yer alan İsrail, özellikle tohumların genetiğini değiştirerek ikinci kez kullanılmasının önüne geçti ve küresel gıda piyasasının kritik aktörlerinden biri oldu. Sürekli tohum ihracatını mümkün kılan bu durum ise diğer ülkeleri İsrail tohumlarına bağımlı bir konuma sürükledi. Hollanda, Belçika, Almanya, Fransa, İspanya ve İtalya gibi ülkeler ise tarım sektöründe teknolojiyi yoğun bir şekilde kullanarak dünyanın en fazla tarımsal ihracat yapan ülkeleri arasında yer aldı.

Küresel gıda güvenliğini sağlamak mümkün mü?

Yirmi birinci yüzyıl tarih kitaplarında kritik bir dönem olarak yerini alacak olan Kovid-19 salgınıyla mücadele, yeni yaklaşımların benimsenmesini de beraberinde getirdi. Virüsün Avrupa’da yayılmasının ardından, küresel üretimde yaşanan arz şokuna talep şoku da eklendi. Fabrikaların virüs nedeniyle üretim yapamaz hale gelmesine karşın karantinaya alınan bireylerin temel tüketim ürünlerine talebinin artması, finansal piyasaların ani krizlerle sarsılması, hisse senetlerinde son iki ayda yaşanan 27 trilyon dolarlık kayıp, enerji fiyatlarındaki şoklar, merkez bankalarının faiz indirimleri ve hükümetlerin salgınla mücadele için uygulamaya koyduğu ekonomik paketler, küresel tedarik zincirinde yaşanan kırılmanın önemli yansımaları arasında yer alıyor. Gerekli hammadde kaynaklarından yoksun firmaların üretim yapamaz hale gelmesi ve işgücü kaybı, küresel ekonominin yapıtaşı olan liberal piyasa şartları için ölümcül yaralardır. Özellikle sokağa çıkma yasaklarıyla daha sıkı önlemlerin alındığı günümüz koşullarında, insanlar ancak temel tüketim ürünleri için harcama yapıyorlar. Yapılan bu harcamalar ise daha çok gıda maddeleri üzerinde toplanıyor. Gıda ürünlerinin istikrarlı bir şekilde tedarik edilmesi için gerekli çabayı sarf eden devletler, herhangi bir tedarik hattının bozulmaması için idari ve hukuki yollara başvuruyorlar. Ancak küresel düzeyde yaşanan Kovid-19 salgını devletleri yalnız bıraktı. Bu nedenle gıda ürünlerinde yaşanacak herhangi bir kıtlık durumu, krizin boyutunu büyütebilecek potansiyele sahip.

Gıda güvenliğinin sağlanabilmesi için ürünlerin sağlıklı, istikrarlı ve sürekli bir şekilde tedarik edilmesi gerekiyor. Kovid-19 salgınının lojistik başta olmak üzere birçok sektörü krize sürüklemesi ise talepte olan artışla birlikte, gıda ürünlerinin kalitesinde düşüşe neden olabilecek koşulların oluşmasına zemin hazırladı. Özellikle stokçuluğun önüne geçilmesi ve piyasada istikrarın sağlanabilmesi için devletlerin sıkı önlemler alması gerekiyor. Pandemi haline gelen hastalığın, sağlıklı ürün tüketiminde bilinçlilik oluşturması da gıda güvenliği açısından olumlu gelişmeler arasında yer alıyor. Fakat su ve gıda gibi temel yaşam ürünlerine ulaşımı kısıtlı olan kişilerin küresel salgından daha fazla etkileneceği de göz önünde bulundurulmalı. Küresel tedarik zincirinin neredeyse her ülkede bozulmasına neden olan Kovid-19 salgını, gelecekte krizlere daha dayanaklı bir ulaşım hattının kurulmasına zemin hazırlayacaktır. Devletlerin mevcut salgından edineceği yeni tecrübeler İspanyol Gribi, MERS ve SARS gibi hastalıkların yeniden baş göstermesi karşısında hükümetlerin daha hazırlıklı olmasına sebep olacaktır.

 

Türkiye’nin genel olarak gıda güvenliği politikalarının istenilen seviyede olmadığı görülüyor. Türkiye, daha sağlıklı işleyen ve planlı üretimi teşvik eden politikaları hayata geçirmeli.

Türkiye’nin tarım politikası ve gıda güvenliği

[AA, 25 Mart 2020]

Küresel bir tehdit oluşturan yeni tip Koronavirüs (COVID-19) ile mücadele sürecini inceleyen SETA çalışmaları.


Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR