Kötülük ve Cehaletin Ortak Ürünü Olarak Menhus Karikatür

Kötülük ve Cehaletin Ortak Ürünü Olarak Menhus Karikatür

Haziran’ın son haftasında yayımlanan bir mizah/komedi dergisindeki bir karikatür ülke içinde büyük bir infiale ve sonrasında da tartışmaya yol açtı. Halkın büyük bir kesimi İslam’ın ve Müslümanların kutsallarına hakaret edildiği gerekçesiyle dergiyi şiddetle kınarken diğer bir kesimi ise konuyu ifade özgürlüğü bağlamında ele almayı tercih etti.
Paylaş:

Haziran’ın son haftasında yayımlanan bir mizah/komedi dergisindeki bir karikatür ülke içinde büyük bir infiale ve sonrasında da tartışmaya yol açtı. Halkın büyük bir kesimi İslam’ın ve Müslümanların kutsallarına hakaret edildiği gerekçesiyle dergiyi şiddetle kınarken diğer bir kesimi ise konuyu ifade özgürlüğü bağlamında ele almayı tercih etti.

Bu yazıda bahse konu karikatürün nasıl bir içeriğe sahip olduğu kısaca ifade edildikten sonra hadisenin nasıl okunması gerektiğiyle ilgili bazı hususlar daha ayrıntılı bir şekilde analiz edilmiştir.

Nasıl Bir Karikatür Çizilmişti?

Bir mizah/komedi dergisinin 26 Haziran 2025 tarihli sayısındaki bir karikatür kamuoyunda geniş tepkilere yol açtı. Bahse konu karikatürde çatışma ve tahribat ortamında iki peygamber resmedildi. Karikatürde Hz. Muhammed (s.a.v) “Selamün aleyküm, ben Muhammed!” sözüyle resmedilirken Hz. Musa da “Aleyhem salom, ben de Musa…” ifadesiyle resmedildi.

Bu menhus karikatür sosyal medyada ve kamuoyunda birçok kesim tarafından “dini değerlere hakaret” ve “peygamberleri hedef alan saygısızlık” olarak yorumlandı. Karikatürün özellikle sosyal medyada büyük bir tepkiyle karşılanması sonrasında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bu karikatürün yayımlanmasına ilişkin bir soruşturma başlattı. Sorumlular hakkında “dini değerleri alenen aşağılama” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçlarından soruşturma açan Başsavcılık, derginin ilgili sayısı hakkında da toplatma kararı aldı. Çizer ile birlikte derginin grafikeri, yazı işleri müdürü ve müessese müdürü de gözaltına alındı.

Dergiye yönelik siyasilerden gelen farklı tepkiler nedeniyle de tartışma siyasal bir zemine taşındı. Bazıları verilen tepkinin çok ağır olduğunu ve karikatürün “fikir özgürlüğü” bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini ifade ederken geniş bir kesim ise karikatürün çizimi ve yayımlanmasında dahli olan herkesin yargılanması gerektiğini savundu.

Karikatürü Nasıl Okumalı?

Bahse konu karikatür sonrasında yaşanan tartışmalar bize çok şey söylüyor. Bu yazıda karikatürün neden “normal, masum ve ifade özgürlüğü” bağlamında görülemeyeceğini dört ayrı başlık altında açıklamaya çalışacağım:

I. Müslümanlar, peygamberlerinin resmedilmesini istemiyor

Öncelikle İslam peygamberinin resmedilmiş olması üzerinden düşünüldüğünde Müslümanların asla görmek istemedikleri bir çizim olması nedeniyle karikatürün masum olmadığını söylemek lazım. Zira Müslüman bir ülkede Hz. Muhammed’i resmetmek peygamberi her türlü saldırıya karşı korumayı inancının bir gereği olarak gören halkı tahrik etmektir. Nitekim insanlar bu karikatürü de kendi kutsalı ve inancına yapılmış bir saldırı olarak değerlendirdi. Pek çok insanın verdiği tepkide görüldüğü üzere karikatür, dini değerleri aşağılayan ve Müslümanların vicdanında derin yaralar açan bir provokasyon olarak nitelendirildi.

Öncelikle şu hususun altı çizilmelidir ki Müslümanlar kesinlikle Hz. Muhammed’in resmedilmesine karşıdır. Örneğin hiçbir sinema filminde veya televizyon dizisinde Hz. Muhammed’in resmedildiği görülmemiştir. Daha önceki dönemlerde ise bazı Avrupa ülkelerinde peygamberimizin belirli karikatürlere konu edilmesi büyük bir tepki çekmiş ve büyük protestolara sebep olmuştur. Hiç değilse bundan ibret alınmalıydı.

Ayrıca bahse konu karikatürde her iki peygamber de alaycı bir şekilde tasvir edilmiştir. İki kutsal kişiliğin resmedilmesi bile kabul edilmezken bu kişiliklerin tahkir edici şekilde çizilmesi ikinci hatadır. Çizer “Muhammed” ve “Musa” isimlerini tarafların en yaygın isimleri olarak kullandığını iddia ediyor. Diyelim ki çizerin bu ifadesi “doğru” ve niyeti de “iyi” olsun ancak bunda da sorunlar var. Zira bu karikatürü görenlerin yüzde kaçı çizerin niyetlendiği gibi bir okuma yapar? Tarafsız bir okumayla karikatürü görenlerin kahir ekseriyeti hakaret ve provokasyon amaçlı olarak çizildiğini söyleyecektir. Nitekim görenlerin çoğunluğu bu yöndeki tepkilerini dile getirmiştir.

Öte yandan verdiği ifadede “karikatürde geçen Muhammed ve Musa isimleri bu toplumlar içinde çokça kullanılan, popüler isimlerdendir” diyen çizer, İsrail toplumuna ve onları yansıtan siyasetçilerine bir baksın acaba kaç tane Musa ismiyle karşılaşacak. Hadi Muhammed ismi Müslümanlar arasında çok yaygın, onu biliyoruz. Ancak İsrail’in sembol ismi Musa değil Davut’tur. İsrail bayrağında “Davut yıldızı” bulunmaktadır. Kadim İsrail devletinin kurucusu Davut’tur. Dolayısıyla karikatürü ancak ya kötülük ve provokasyon ya da cehaletle açıklamak mümkündür.

Son olarak ülkemizde maalesef son zamanlarda ciddi bir İslam karşıtlığı yükselmektedir. İslam karşıtlığı bazen iktidar, bazen mülteciler, bazen de Araplar ve Ortadoğu üzerinden dillendirilmektedir. Ancak gerçek niyetin bu gerekçeler olmadığı herkesin malumudur. Her vesileyle İslam’ı ve Müslümanları karalayan bu kesim ülkedeki siyasi ve toplumsal gerilimi ve çatışmayı körüklemektedir.

Tabii ki herkesin dindar olması ve dini konularda aynı düşünmesi beklenemez. Ancak ülkedeki her toplumsal kesim diğer toplumsal kesimlerin kutsallarına saygılı olmak zorundadır. Barış içinde yaşama kültürünü geliştirmek ve toplumsal huzurun devamını istiyorsak buna mecburuz.

Çizer mahkemede verdiği ifadesinde “eğer peygamberlerden bahsedilecekse isimlerinin başında ‘Hz.’ ve sonrasında ‘s.a.v.’ gibi ifadeler kullanmamız gerekir ki peygamber oldukları açıkça anlaşılsın” demektedir. Ancak herkes bilir ki İslam karşıtı kesimler kesinlikle peygamber isimlerinin önünde saygı ifadelerini kullanmaktan imtina ederler. Dolayısıyla herkes aynı şekilde bu kelimelerin kullanımına dikkat etmemektedir. Hatta bazı kişiler inanmadıkları peygamberler için özellikle saygı ifadeleri kullanmamaktadır.

II. Menhus karikatür ülkemizdeki cepheleşmeyi artırdı

Son dönemde Türkiye siyasetinde ciddi bir cepheleşme söz konusu. Bu mesele karikatürü çizen ve yayımlayan kişilerin beklentilerinin ötesinde gerçekleşiyor olabilir. Ancak maalesef hassas olunması gereken konularda gerekli itina gösterilmediğinde istenmeyen sonuçların oluşabildiği tipik bir örnekle karşı karşıyayız.

Ülkedeki en teknik konular bile ne yazık ki siyasal zemine taşınabilmekte ve büyük ölçüde rasyonaliteden uzak bir şekilde tartışılmaktadır. Halk hemen her tartışma konusunda siyasal bir cepheleşmeye gitmektedir. Günün sonunda bu cepheleşmenin hepimize zarar verdiğini de hep birlikte müşahede etmekteyiz. Çünkü her konuyu siyaset masasına taşımak herkese kaybettirir. Bu mücadelenin ve çatışmanın ise kazananı olmaz.

İktidar partisindeki hemen her üst düzey yetkili ve hükümetin bütün bakanları karikatürü Müslümanların kutsallarını aşağılayan bir provokasyon olarak okudular. Ancak bazı muhalefet partileri ve muhalif kesimler ise karikatürün “masumiyet”ine vurgu yaptılar. Hatta bazı muhalefet liderleri karikatür ve dergi savunmasını öyle ileri bir noktaya taşıdılar ki çizerin karikatürü tanımlamasında hiç kullanmadığı yorumlar dahi yaptılar. Mesela daha önce kimse tarafından dile getirilmediği halde çizimlerin “melekler hakkında olduğu” iddia edilerek yapılan hatanın üstü örtülmek dahi istendi.

III. Gazze’de bir din savaşı yaşanmıyor

İki peygamberin Gazze’deki bir çatışma ortamında resmedilmesi Filistin topraklarında devam eden katliamın bir “din savaşı” olduğu iddiasına dayanmaktadır. Ancak Gazze’de yaşananları sadece din üzerinden okumak doğru değildir. Her akıl ve vicdan sahibi bilir ki Filistin topraklarında yaşananlar her ne kadar dini referanslara atıfla olsa da dini nedenlerden kaynaklanmamaktadır. Gazze’de yaşanan insani kriz emperyalist Batı’nın Ortadoğu bölgesinin ortasına dizayn ettiği bir ifsat projesidir; kurulan saldırgan devlet de Batılı menfaatleri koruma sorumluluğunu üstlenmektedir. Bundan dolayı hemen her Batılı devletin Ortadoğu politikasının merkezinde İsrail devletinin güvenliği iddiası yer almaktadır.

Öte yandan Ortadoğu ve Filistin konularında basit bir okuma yapan herkes bilir ki Filistin halkının tamamı Müslüman değildir. Önemli oranda Hristiyan da barındıran Gazze bir bütün olarak hedef alınmaktadır. Bir başka ifadeyle Siyonist rejim Müslümanlarla birlikte Hristiyanları da hedef almaktadır. İşgal rejimi bugüne kadar çok sayıda kiliseyi de tahrip etmiştir. Farklı Hristiyan mezheplerine mensup Filistinliler de İsrail’in baskılarına maruz kalmaktadır.

IV. Gazze’de eşit taraflar yoktur

Maalesef bahse konu karikatür Gazze’deki vahşet ve soykırımda sorunun taraflarını eşitlemektedir. Gazze’de iki simetrik güç yoktur. Gazze’de yaşananlar tek yanlı bir çatışmadır. Sahada büyük bir güç asimetrisi vardır: Bir tarafta büyük Batılı emperyalist devletlerin bütün desteğini arkasına almış soykırımcı ve ırkçı İsrail rejimi diğer tarafta da dünyada hiçbir devletin somut destek sağlayamadığı ve yardım eli uzatamadığı mazlum Filistin halkı.

Evet Gazze’de muazzam bir direniş var. Ancak bu direnişi yapan Hamas hareketi ve onun silahlı kanadı İzzeddin Kassam Tugayları, vatanlarını savunurken hiçbir devletin desteğine sahip değil ve ellerinde ağır silahlar yok. Sınırlı imkanlarla yaptıkları silahların yanında düşman askerlerinden ele geçirdikleri hafif silahları mevcut.

Çizer mahkemede verdiği ifadede bile karikatürün “karşılıklı olarak hayatını kaybeden insanlarla ilgili” olduğunu belirterek cehaletini ortaya koyuyor. Ancak her vicdan sahibi bilir ki Filistinlilerin kayıplarının yanında İsrail’in kayıplarının lafı bile olmaz. Resmi rakamlara bakıldığında 7 Ekimden bu yana 2 bin civarında İsrailli ölürken 60 bin civarında Filistinli hayatını kaybetmiştir. Gerçek rakamların bunun birkaç katı olduğunu da unutmamak gerekir. On binlerce Filistinli halen enkaz altından çıkarılmayı ve defnedilmeyi beklemektedir.

Gazze’deki sorunda bir karşılıklılık olduğunu ifade etmek Siyonist söyleme destek çıkmak demektir. Çizer, karikatürün “savaşlarda ölen sıradan insanlara dikkat çekmek amacıyla yapıldığını ve mesajının barış olduğunu” belirtmiştir. Her şeyden evvel Gazze’de yaşananların bir savaş olmadığını söylemek zorundayız. Gazze’de iki taraf olmadığı için bir savaş da yoktur. Sahada bir mütekabiliyet mevcut değildir. İsrail işgal rejimi her gün onlarca hatta yüzlerce masum insanı katletmektedir. Bu insanlar savaş cephesinde değildir. Gazzeliler çadırlarında, yıkıntılar arasında ve açlıktan ölmemek için yardım kuyruklarında İsrail vahşetine maruz kalmaktadır. Ölenler daha çok kadınlar, yaşlılar ve çocuklardır. Hem de birkaç günlük bebekler veya birkaç yaşında çocuklardır.

Gazze’deki vahşeti yansıtmak bu karikatürde ifade edildiği şekilde olmamalıydı. Dolayısıyla çizerin “iyi niyetli” olduğunu varsaysak bile bu karikatürün büyük bir cehaletin ürünü olduğunu vurgulamamız gerekir.

Sonuç

Bahse konu karikatürde hem kötü niyet hem de büyük cehalet vardır. Bu menhus karikatür ne mizah ne de ifade özgürlüğü üzerinden açıklanabilir. Bu karikatür maalesef Avrupa’daki benzerleri gibi bir nefret söylemi ürünü olarak nitelendirilebilecek İslam’a çirkin bir saldırıdır. Tek farkı çizerin bunu halkının çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede yapmış olmasıdır.

Çizerin Müslümanların hassasiyetini bilmemesi veya önemsememesi bir cehalet, Gazze’de yaşananları bilmemesi ise ayrı bir cehalettir. Çizer ele aldığı konunun özünü de bu konuyu nasıl açıklayacağını da bilmemektedir.

Kısacası içinden geçtiğimiz bu hassas süreçte ülkede yaşayan herkes siyasi ve toplumsal cepheleşmeleri derinleştirecek adımlar atmaktan titizlikle imtina etmelidir. Çizerin yanlış yaptığını kabullenip toplumdan özür dilemesi gerektiği halde üste çıkıp kendisini eleştirenleri “toplumu galeyana getirmek ve provokatör olmakla” suçlaması ise tam bir aymazlıktır.

Bu karikatür üzerinden yaşanan tartışma bir kez daha göstermiştir ki İslam ve Müslüman karşıtı tavır ve tutumlar sürdürülebilir değildir. Bu karşıtlık artık terk edilmelidir. Günümüz dünyasında İslam’ın değerleri ve Müslümanların kutsallarına yönelik saldırıların tevili mümkün değildir. Bu konuda da bir normalleşmenin zamanı geldi de geçiyor.

Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR