Kendi Sonunu Hızlandıran Avrupa Projesi

Kendi Sonunu Hızlandıran Avrupa Projesi

Avrupa, özgürlükler ve demokrasi gibi normlar konusunda söz söyleme ayrıcalığını, Filistinlilere yapılan soykırımda ve bunun Avrupa'ya yansımalarında uyguladığı politikalarla kaybetti. Avrupa, evrensel normları jeopolitik çıkarlarına göre eğip büken bir güç olduğunu gösterdi.
Paylaş:

Geçtiğimiz hafta Avrupa Parlamentosu, Türkiye raporunu kabul etti. Kabul edilmesinin ardından Türkiye'de bazı çevreler rapor içeriğinden duydukları memnuniyeti dile getirdiler. Hatta resmi olarak yayınlanmasını beklemeden, raporu yazanları konuşturarak içerde yeterli gündem oluşturması için çabaladılar.
Türkiye, Avrupa'ya üye olmak istiyor. Bu pozisyonu devam ediyor. Bununla ilgili geçmişte üzerine düşeni yapmasına rağmen, siyasi nedenlerden dolayı Türkiye'ye çifte standart uygulandı.

Parlamentonun Türkiye raporları, uzun süredir üyelik koşullarının tamamlanmasını teşvik etmiyor. Aksine üyelik perspektifinin kapatılmasını önceleyen bir bakış açısı ile hazırlanıyor.

Böyle olmasına rağmen, Türkiye, Avrupa'da bazı ülke ya da liderlerin yaptığı gibi, meseleleri "üyelik- dışlanma ikiliği"ne ya da Brüksel'de üretilen tepkisel reflekslere hiçbir zaman hapsetmedi. Yeni ilişki formatları geliştirdi. Raporların pozisyonunu ve mahiyetini bildiği için çok da üzerinde durmadı. Resmi tepkisini ortaya koydu ve yoluna devam etti.

***

Son 15 yıllık döneme bakıldığında raporlar, nerdeyse yerleşmiş bir bakış açısı ile, Türkiye'nin "iç politik" tartışmalarının tek taraflı bir özetini sunuyor. Buna ek olarak, Türkiye'nin dış politika tutumundan rahatsız olan ülkeler ve çevreler bu rahatsızlıklarını yine rapora ekletiyorlar.

Türkiye raporları ile ilgili, kriter temelli izleme parametrelerinden daha çok siyasi bir mücadele alanına dönüştürüldüğünü ortaya koyan farklı akademik çalışmalar var. Bu çalışmaları yapanlar da Türkler değil.

Bu çalışmaların tespitine göre, raportörler taslak metni yazıyor, siyasi gruplar arasında karşıtlık temelli ilişki ağları raporun son şeklinin ortaya çıkmasında belirleyici oluyor.

Raportörün siyasi kimliği, ait olduğu grup, temas ettiği çevreler, öncelikleri ve genel bakış açısı raporun içeriğine ve diline etki ediyor. Yani Türkiye'de bazı çevrelerin sunduğu gibi rapor, "tarafsız kurumsal bir değerlendirme" falan değil.
Somutlaştırmak gerekirse süreç şöyle işliyor: Türkiye'de muhalif çevreler, siyasi gelişmeleri Batı'da kullanım değeri olacak şekilde kavramsallaştırır ve çerçeveler. Bu kavram setleri ve çerçeveleme, medya, akademisyenler, STK'lar ve belirli ağlar üzerinden Avrupa'ya taşınır.

Türkiye karşıtı çevreler, medya, düşünce kuruluşları, akademik çevreler aynı dili yaygınlaştıralar. Sonra bu söylemler, Avrupa Parlamentosu'nun raporuna girer, farklı mecraların analizlerinde kullanılır. En nihayetinde, aynı kavram ve çerçeveleme "Avrupa'nın değerlendirmesi" olarak içerde yeniden araçsallaştırılır.

***

Raporların içeriğinin Avrupa iç siyasetinin bir ürünü olduğunu öncelikle görmek gerekir. Zaman içinde içerikler, ciddi biçimde siyasallaşmıştır ve pozisyon üretme aracına dönüştürülmüştür.

Mesela bu yıl yayınlanan raporda, "eğitim ve öğretimde laiklik ilkesinin zayıfladığından" bahsedilmiş. Bu tespit bir veriye dayanarak, altı doldurularak rapora eklemlenmemiş. Bu konuda yıl içinde iktidar politikalarına karşı bir "bildiri" yayınlanmıştı. İşte o bildiri doğrudan rapora girmiş. Halbuki Türkiye'de muhalefet bile bu bildiriyi ciddiye almamıştı.

CHP'li belediyelere yönelik yolsuzluk ve rüşvet iddialı davalar ve "mutlak butlan" davası yine rapora girmiş. Yargının konusu olan hususlar, "siyasi dava" olarak nitelendiriyor. Rapor, bu nitelemeleri yaparken, ciddi iddialara atıf bile yapmıyor. Tek taraflı olarak konuyu ele alıyor. Raportörlerin dengeli rapor yazıma gibi bir dertleri yok.

Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum yönetiminin iddialarının tek taraflı raporda yer almasını merkeze aldığımızda, raporun diğer içeriklerini de bu zaviyeden değerlendirebiliriz. Türkiye'nin kahir ekseriyeti, Kıbrıs konusunda bu raporun iddialarına karşıdır. Kıbrıs konusunda açıkça taraflı bir raporun diğer içeriklerine de en azından mesafeli yaklaşılması gerekir.

Avrupa, özgürlükler ve demokrasi gibi normlar konusunda söz söyleme ayrıcalığını, Filistinlilere yapılan soykırımda ve bunun Avrupa'ya yansımalarında uyguladığı politikalarla kaybetti. Avrupa, evrensel normları jeopolitik çıkarlarına göre eğip büken bir güç olduğunu gösterdi.

Sonuç olarak, Türkiye'nin sorunlarını Avrupa üzerinden tartışmaya gerek yok. Avrupalılar, iktidara baskı yapacak diye beklentiye girmek acizliğin somut ifadesidir. Kendi içimizde her yönden sorunlarımızı tartışıyoruz. Çözümü de kendi içimizde buluruz.

Avrupa ile ilişkilerde bu raporların belirleyiciliğinin azaldığını kabul edelim. Dünyada siyaset ve ilişki biçimleri yeniden şekilleniyor. Bunu en iyi okuyan ülkelerden biri olan Türkiye, Avrupa'da ülkeler düzeyinde geliştirdiği formatlar ile ilişkilerini derinleştiriyor. Bu tip taraflı raporlar ise Avrupa projesinin sonunu hazırlıyor.

[Sabah, 22 Haziran 2026]

Paylaş: