Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Milli Güvenlik Konferansları'nın açılış töreninde yaptığı konuşmada, "Türkiye, başkalarının senaryolarında kendisine rol biçilen bir ülke değil, kendi hikâyesini yazan, kendi geleceğini şekillendiren ve bölgesinde oyun kurucu bir aktör haline geldiğini dost düşman herkese göstermiştir" dedi.
Aynı saatlerde CHP Genel Merkezin'de Kemal Kılıçdaroğlu, "mutlak butlan" kararı ile görevden uzaklaştırılan Özgür Özel ve ekibine yönelik şu suçlamayı yöneltti: "Hiçbir CHP Genel Başkanı yurtdışına gidip 'Bize niye yardım yapmıyorsunuz' diyemez. Yedi düvele karşı mücadele etmiş, bu topraklardan Yunanları, Fransızları, İngilizleri kovalamış olan bir partinin elemanları nasıl yurtdışına gidip de 'Bizi yalnız bırakıyorsunuz' diyebilir."
"Kendi hikâyesini yazmak" konusunda muhalefet, dünyadaki siyasetlerin dönüşümünü tam okuyamıyor. Günümüz siyasetinde dünyanın farklı coğrafyalarında giderek seçmen desteğini artıran partilerin önemli bir kısmı, ideolojik farklılıklara rağmen, "ulusal çıkar merkezli" siyaseti öncelemektedir.
Bunu, siyasal söylemi ve kampanyası ile de somutlaştırmaktadır. Her siyasal parti ulusal çıkarı öncelediğini söyler. Ancak bu öncelemenin hiyerarşisi, söyleme biçimi ve cari konularda hareket tarzı seçmen açısından giderek daha belirleyici olmaktadır.
Trump başta olmak üzere (America First) dünyanın birçok ülkesinde, seçim kampanyaları kendi ülkelerinin stratejik özerkliğini merkeze koyan temalar üzerinden şekilleniyor. Burada stratejik özerklik söylemi, sadece gücün maddi unsurlarını değil, aynı zamanda o ülkenin stratejik bakış açısını da kapsar.
Muhalefetin, dış politika söylemi ve ülkesinin milli meselelerinde aldığı konum bu stratejik bakış açısının anlaşılmasında önem arz eder. Milli güç unsuruna siyasal kapasite inşasını da eklemek gerekir. Siyasal kapasite ulusal çıkar merkezli siyasal söylemde açığa çıkar.
***
Bugün dünyada siyasal meşruiyetler, uluslararası çevrelerden alınan destekle oluşmuyor. Seçmenler, ülkenin çıkarlarını koruyabilen ve ulusal devlet kapasitesini artırabilme iddiasında olan siyasetleri ve siyasetçileri öne çıkarıyor. Dolayısıyla siyasal meşruiyeti uluslararası çevrelerde aramak, toplumun geniş kesimi için meşru bir hareket tarzı değildir.
Uzun süredir, dünya siyasetinin yönelimi ile CHP muhalefetinin kullandığı siyasal söylem arasında giderek büyüyen bir uyumsuzluk vardı. Siyasi mücadeleyi, uluslararasılaştırmak, Özgür Özel ile başlamadı. Aslında Kemal Kılıçdaroğlu döneminde de Türkiye'de iktidar sürekli olarak Batılı ülkelere şikâyet edilirdi.
İktidarın pratiklerinde ya da politik söyleminde sorun olarak görülen her şey hemen yabancı basına yazılan bir makale ya da verilen bir röportaj ile bildirilirdi.
Batılıların içeriye karşı kullanacağı eleştiri şikâyet mektubu ile iletilir. Ardından da Batılı ülkelerin Türkiye'ye yönelik eleştirileri içerde yeniden dolaşıma sokulurdu. Özellikle ekonomiye yönelik beklentilerin negatif yönlü etkilenmesi ve bundan da iktidarın zarar görmesi hedeflenirdi.
Maalesef Özgür Özel ve ekibi bu yönteme devam ediyor. Ancak, iki yıllık bir dinlenme döneminde Kılıçdaroğlu'nun başka konularda olduğu gibi, bu siyaset tarzının da sorunlu olduğunun farkına vardığı anlaşılıyor. Dün yaptığı konuşmada, Özgür Özel ve ekibinin siyasal meşruiyet arayışında Batılılardan destek istemesini sert bir dille eleştirmesi bunun işareti olarak okunabilir.
Geç olsa bile muhalefet içinde bu tartışmanın başlaması faydalıdır. Dünyada her alanda kendi hikâyesini yazabilenler kazanıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yazının başında alıntıladığım açıklamasında vurguladığı gibi, "kendi hikâyesini yazan kendi geleceğini şekillendirir."
Muhalefet dünyada siyasetin yön ve yönelimini öncelikle anlaması ve buna göre iktidar mücadelesini yürütmesi, kendi hikâyesi açısından da, ülkemizin birliği ve dirliği için de çok değerlidir.
[Sabah, 10 Haziran 2026]

