• Fikri iktidar, yani toplumuna liderlik yapabilecek ve küresel ölçekte etki oluşturabilecek seviyede düşünce üretebilme kapasitesi meselesi öncelikle elit eğitimidir. Bilgi elitlerini çıkaramayan bir toplumun düşünce üretebileceği iddiası 'demokratik bir safsatadır'.
  • NSU hakkında Türkiye’deki ilk kitap çalışması olma özelliği taşıyan ve SETA tarafından yayınlanacak bu eserde NSU örgütü, ideolojisi, Örgütün diğer aşırı sağ örgütlerle bağlantıları, dava süreci, NSU’nun Türk diasporası üzerindeki etkileri ve uluslararası kamuoyunda davaya yönelik tepkileri gibi konular mercek altına alınacaktır. Bu dava üzerinden Almanya’da ırkçılık ve kurumsal ırkçılık sorununu analiz etmeyi ve bu konuda farkındalık oluşturmayı hedeflemektedir.
  • Haute École Francisco Ferrer yüksekokulunda (üniversite) okuyan bir grup Müslüman kadın uygulanan başörtüsü yasağı sebebiyle Anayasa Mahkemesine başvurarak hak arayışına girmişti. Haziran 2020’de Belçika Anayasa Mahkemesi Tarafsızlık Yasası çerçevesinde aldığı kararla yükseköğretimde dini sembollerin yasaklanmasını meşrulaştırdı. Bu karar en çok başörtülü üniversite öğrencilerini etkileyecek. Kararı Temmuz 2020’de Brüksel’de binlerce öğrenci bir araya gelerek protesto etti.

Bu Konuda Daha Fazla..

  • Türkiye'de de selefilerin varlığı, etkinliği ve yaygın olup olmadığı tartışılmaktadır. Bir zihniyet olarak yani dini anlama ve yaşama biçimi olarak selefiliğin tüm İslam dünyasında olduğu gibi Türkiye'de de var olduğu inkar edilemez. Ancak bunun sınırlı olduğu ve yaygınlaşma imkanı bulamadığı da bir vakıadır.

  • Kitle iletişim araçları tarihin her döneminde "gündem oluşturma" (agenda setting) açısından önemli bir etkiye sahip olmuştur. İktidar ya da muhalefetin bütün bileşenleri bu anlamda ya medyayı kontrol etmek istemişler ya da medya sahipleri ile iyi ilişkiler geliştirmişlerdir. Geleneksel medyanın tek yönlü bilgi akışı ve içeriğin filtrelenmesi sürecindeki formel bürokrasi bu anlamda iktidarı kullanmak isteyen aktörlerin işlerini de kolaylaştırmıştır. Nitekim medyaya sahip olan aktörler içeriği diledikleri biçimde üretmekte ve kendi pozisyonlarının savunuculuğunu sahip olduğu araçlar ile tahkim etmektedirler.

  • Avusturyalı siyasilerin mutat Türkiye düşmanlıklarında yeni bir perde açıldı. Türkiye karşıtı bu yeni dalgada 11 Ekim 2020 tarihinde yapılacak olan Viyana Eyalet seçimlerinde oy artırma hesapları önemli bir rol oynuyor. Zira Başbakan Kurz aşırı sağcı FPÖ’ye ihtiyaç duymadan da aşırı sağcı söylemleri hem dillendirebildiğini hem de uyguladığı göstermek istiyor. Daha genel anlamda ise ülkedeki Türk diasporasının baskılanarak sindirilmek istendiği görülmektedir.

  • Şiddet eylemleri ırkçı canavarlaştırma şiddet ideolojisinin bir sonucudur. Müslümanlar sadece inançlarından dolayı giderek daha fazla fiziksel saldırının hedefi haline gelmektedir.

  • Türk gençliğini bekleyen en büyük tehlike 'beyhudelik' hissine kapılmaları, öğretilmiş çaresizliğe teslim olmalarıdır. 'Bu ülkeden bir şey olmaz' propagandası hem Türkiye'nin hem de gençlerin geleceklerine kurulmuş bir tuzaktır. Türk gençlerine hangi toplumsal kesimde olursa olsun neye karşı ne için karşı çıktığını bilen asil bir muhalefetin; neye ne için destek verdiğini bilen sahici ve samimi bir yol arkadaşlığının imkanları sunulmalıdır.