İsrail’in Suriye “Kumar”ı

İsrail’in Suriye “Kumar”ı

İsrail, Suriye’de Dürziler üzerinden yeni bir vekalet savaşını başlatırken, hedefi yalnızca güvenlik değil, bölgesel haritayı yeniden çizmek ve toprak kazanımı elde etmektir.
Paylaş:

İsrail’in Kürtler ve Dürziler üzerinden şekillendirmeye çalıştığı Levant coğrafyasında “kirli” bir oyun devreye sokulmuştur. İran’ın Suriye’den çekilmesi ve Ahmet Şara hükümetinin Şam’da iktidara gelmesi sonrasında İsrail, ileri sürdüğü iki kartın ilk ayağını Dürziler üzerinden harekete geçirmiştir. İsrail’in önce Süveyda, sonra Şam’ı vurmasıyla başlayan yeni gerginliğin arka planını incelemek hem bölgesel senaryoları üretme hem de Türkiye’ye etkisini inceleme bağlamında faydalı olacaktır.

Mevcut Durum

İsrail; Gazze’de yaşattığı insani dram, Lübnan’da Litani Nehri’nin güneyini işgali, Batı Şeria’da “yasa dışı yerleşimci terörü”, Esed’in devrilmesinin ardından Suriye topraklarının bir kısmını işgali ve askeri altyapıya hava saldırıları düzenlemesi ve nihai kertede İran’a yönelik saldırılar sonrasında Dürziler üzerinden yeni bir hamleyi başlatmıştır. Suriye’nin Süveyda şehrinde Dürziler ile Bedevi Arap aşiretleri arasında meydana gelen ticari bir husumet 12 Temmuz 2025’te bir anda çatışmaya dönüşmüş, Şam yönetiminin asayişi sağlamak üzere kente intikal ettirdiği güvenlik güçleri nedeniyle İsrail, Dürzileri koruma bahanesiyle hava saldırıları başlatmıştır. İsrail Savunma Bakanı Katz’ın Şara’yı vurma ve bir İsrailli bakanın Şara’ya suikast düzenleme söylemleri sonrasında Suriye Genelkurmay Başkanlığı başta olmak üzere Şam’daki güvenlik bürokrasisinin binaları vurulmuştur. Washington’ın Tel Aviv’e baskı yapmasıyla Suriye Savunma Bakanlığı unsurları Süveyda’dan çekilmiş ancak İsrail, Tartus’taki 107. Suriye Tümeni Karargahına da hava saldırısı düzenlemiştir.

İsrail’in Amacı

Yaklaşık 3 bin 500 yıllık tarih boyunca yakın coğrafyasındaki güçlü devletlerin Yahudileri sürgüne yollamış olması nedeniyle İsrail tüm komşularının kendisine “tehdit olamayacak kadar bir güç” ile sınırlanması siyaseti izlemektedir. Bu nedenle her daim Mısır, Ürdün, Suriye ve Lübnan’da hükümetleri ve devlet nizamını kontrol altında tutmaya çalışmaktadır. Bir yandan istihbarat aygıtıyla bu ülkelerin hassasiyetlerini zafiyet haline dönüştürürken diğer yandan bölgenin siyasi ve askeri aritmetiğiyle hudut geometrisini şekillendirmek istemektedir. Güç bağlamında ortaya çıkan orantısızlık nedeniyle Hamas ve Hizbullah gibi devlet dışı aktörlerin asimetrik tehditleriyle ise gayrinizami yöntemlerle mücadele etmektedir.

Belirtilen ruh hali içindeki İsrail 7 Ekim saldırıları sonrasında eteğinin altında biriktirdiği amaç, araç ve pratiği uygulamaya sokmuştur. Bu istikamette Filistin’in yok edilmesi programı uygulamaya sokulurken Lübnan’da Hizbullah’a karşı önemli bir operasyon gerçekleştirilmiştir. İran’ın Suriye’den çekilmesi sonrasında nükleer programı ve askeri mukabele yeteneği tahrip edilmiştir. Böylece İsrail’e açıktan tehditte bulunan İran marjinalleştirilmiş ve prestij suikastı yapılmıştır. Esed yönetimi devrildikten sonra Türkiye’nin Suriye’de daha güçlü bir zemin kazanması ihtimali ise Bakü’de Türk ve İsrail istihbarat örgütleri tarafından müzakere edilmiş ve çatışma önleme mekanizmasıyla süreç yönetilmeye çalışılmıştır.

Bahsedilen genel eğilim dahilinde Suriye’de Şara’nın yönetimi devralmasıyla birlikte ve uzun vadeli bir planın parçası olarak İsrail tarafından Suriye’nin askeri altyapısı tamamen tahrip edilmiştir. Özellikle hava, hava savunma ve mühimmat depolarının vurulması sonrasında yeni Suriye, İsrail müdahalelerine karşı daha hassas hale gelmiştir. Nitekim İsrail ordusu Şam’a 25 kilometre mesafeye kadar ilerleyip Golan Tepeleri’ndeki işgale benzer bir durum oluşturmuştur. Ayrıca Şara’yı radikal bir figür olarak gören Tel Aviv, Şam’daki yönetime bir alternatif oluşturamadığı için Kürt ve Dürzi kartlarını daha açık bir şekilde devreye sokmuştur. Türkiye’nin “Terörsüz Türkiye” açılımıyla birlikte Kürt kartına istediği rengi veremeyen İsrail, Dürzilerin meydana getirdiği zafiyeti istismar etmekte tereddüt etmemiştir.

İsrail’den medet uman Süveyda’daki bir grup Dürzi böylece Tel Aviv yönetiminin araçsallaştırdığı yeni vekil yapı haline gelmiştir. Dürzileri koruma bahanesiyle İsrail hududuna yakın bölgede “silahsızlandırılmış” bir bölge tesis etmeyi ilan eden Netanyahu hükümeti bu amacın çok ötesinde yeni bir programı devreye sokmuştur. İsrail tarafından tek taraflı olarak ilhak edilen Golan Tepeleri’nin yanında Dürzilerin yaşadığı Süveyda ve civarı da ileri bir tarihte “ilhak” edilmek üzere istikrarsızlaştırılmıştır. Buna binaen Dürzilerin provoke edilmesiyle güdülen asli amaç İsrail’in topraklarını genişletmesiyle ilgilidir. Ayrıca Suriye’nin “yeni bir Lübnan” haline sokulması gibi bir tamamlayıcı amaç da güdülmektedir.

Şam Yönetiminin Yaklaşımı

Suriye’nin askeri kapasitesi İsrail ile doğrudan ve simetrik çatışmaya imkan tanımamaktadır. Suriye’de 2011’den itibaren başlayan devrim nedeniyle ülke askeri, ekonomik ve toplumsal kapasitelerini kaybetmiştir. Esed’in Rusya’ya kaçmasıyla birlikte elde kalan askeri kabiliyet ise İsrail saldırılarıyla kaybedilmiştir. Suriyelilerin içinde bulunduğu zor şartlar ve ülkenin on yıl boyunca dört parçaya ayrılmış olması nedeniyle yeni Suriye yönetimi önceliğini iki farklı noktaya teksif etmiştir. Bunlar toprak bütünlüğünü korumak ve ülkenin yeniden yapılandırılmasıdır. Devrim boyunca Suriye’nin “eridiği” ve yok olma noktasına geldiği dikkate alındığında Şara hükümeti toprak bütünlüğü amacı için uzlaşma, yeniden yapılandırma için iç ve dış destekleri hareketlendirme yoluna gitmiştir.

Bu meyanda PYD/YPG ile imzalanan protokol Fırat Nehri’nin doğusunda nispi bir istikrara yol açmıştır. Öte yandan Esed yanlısı unsurların Tartus ve Lazkiye’deki kalkışmasına karşı tereddüt etmeden askeri güç kullanılmıştır. Böylece her iki “iç cephe”de çatışma yaşanması ihtimali önlenmiştir. İsrail’in Dürzileri tahrik etmesiyle birlikte askeri seçenekten ziyade kanaat önderleriyle uzlaşma yoluna gidilmiştir. Ancak İsrail’in kurguladığı provokasyonlar sonrasında Süveyda’da asayişi sağlamak üzere askeri birlikler sevk edilmiştir. Hafif silahlarla donatılmış bu unsurlar İsrail Hava Kuvvetleri tarafından hedef alınmıştır. Hava ve hava savunma kabiliyeti olmayan Suriye, İsrail’in askeri tehdidine ve “toprak genişletme” amacına karşı savunmasız kalmıştır. Bu çerçevede Şara’nın mevcut amacı uzlaşı yoluna gitmek, ABD ve Türkiye’den destek istemek ve asimetrik mukabeleye yönelik hazırlık yapmak olacaktır. Nitekim ABD ile yakalanan olumlu ivme nedeniyle Şara ülkesinin İsrail’e karşı savunmasını tahkim etme yolunu tercih etmektedir.

ABD’nin Yaklaşımı

ABD, İsrail’e tüm güvenlik sorunlarında tam ve koşulsuz destek verirken yeni ortaya çıkan durum nedeniyle çelişki içinde düşmüştür. Ahmet Şara ile Riyad’da görüşen Donald Trump, Suriye özel temsilcisi atamış, yaptırımları kaldırmış ve Heyet Tahriru’ş-Şam’ı (HTŞ) terör listesinden çıkarmıştır. Şara’nın uyumlu ve ılımlı dış politikası nedeniyle “aleyhte” argüman eksikliği görülmüştür. Bu nedenle ABD, İran’daki gibi askeri bir seçenekten uzaklaşmıştır. Ayrıca Süveyda’yı karıştıran ve Suriye’ye saldıran taraf İsrail olmuştur. Süveyda’ya intikal ettirilen Suriye askerlerine asayiş görevi verildiği ve Dürzi kanaat önderleriyle görüşmelerin barışçıl çözümleri ön plana çıkarttığı açık bir şekilde görülmektedir. Amerikan yönetiminin Los Angeles olayları sonrasında Şam yönetimine eleştiri getirmesi çelişki olacaktır. Nitekim Marco Rubio’nun telefon diplomasisiyle Süveyda’ya yönelik çözümü hızla gerçekleşmiş, ABD’nin niyeti ve beklentisi İsrail’e iletilmiştir.

Diğer bir husus ise ABD ve İsrail’in son dönemde “ekşiyen” ilişkileriyle ilgilidir. Netanyahu’nun Washington’a yaptığı ziyaretten mutlu ayrılmamış olması ve Demokrat Senato lideriyle görüşmesi sonrasında Trump’ın İsrail’e mesafeli yaklaşması muhtemeldir. Nitekim Lübnan kökeni nedeniyle bölgeyi iyi bilen ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Şam ziyareti ve PYD/YPG’ye yönelik söylemleri dikkate alındığında Tel Aviv’in Washington’dan beklediği destek mümkün görünmemektedir. Bu durumda Amerikan yönetimi ya meseleyi geçiştirme ya da İsrail’i eleştirme arasında bir noktada konumlanabilecektir. Ayrıca AB’nin İsrail’e yönelik yaptırımları tartıştığı gün İsrail’in Suriye saldırganlığı ABD ve AB arasında bir fikir teatisini ve birliğini gündeme taşıyabilecektir.

Türkiye’nin Tutumu

Türkiye, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran imzasıyla İsrail’e karşı tepkisini derhal seslendirmiş, TBMM de Suriye’ye destek veren bir tezkereyi kabul etmiştir. Bu çerçevede Tel Aviv yönetiminin Suriye gündemine karşı Ankara net bir siyaset izleyecektir. Öncelikle Ankara’nın İsrail saldırganlığını Washington ve Şam yönetimleriyle istişare etmesi ve konunun uluslararası ve bölgesel örgütlere taşınması beklenmelidir. BM Güvenlik Konseyinde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Gazze ile birlikte Suriye konusunu da aynı gün sert bir şekilde dillendirmiştir. Şam’a verilecek desteğin boyutunun ele alınması da muhtemelen gündeme taşınacaktır. Dürzi kanaat önderi Hekim’in İsrail ordusundan Suriye’ye müdahale edilmesini istemesi, İsrail’e katılma ve Fırat Nehri’nin doğusundaki PYD/YPG’ye vurgu yapması Türkiye’nin sinir uçlarını hareketlendirmiştir. 15 Temmuz 2016’daki hain kalkışmayla uygulanmak istenen “Suriye projesi”ni hatırlatan bu durum Türkiye’nin kırmızı çizgisidir.

Türkiye ve İsrail arasında çatışmaların önlenmesine yönelik bir düzlem oluşturulmuşken İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırganlığı Suriye’deki Türk askeri varlığı açısından potansiyel tehdit olarak algılanabilecektir. Bu nedenle Türkiye’nin kapsamlı bir stratejiyi devreye sokarak asimetrik ve simetrik önlemler alması beklenmelidir. Aksi halde İsrail’in “yavaş ama sürekli toprak genişletmesi” bölgesel barışı ve Türkiye’nin güvenlik algısını tehdit edebilecektir. Ayrıca Suriye’nin yeni bir Lübnan şeklinde kurgulanması istikrarsızlığın kalıcılığını hatırlatmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’nin Suriye’deki mevcut gelişmelere sessiz kalması mümkün görünmemektedir.

İsrail’in Dürzilerle birlikte PKK/PYD/YPG kartını devreye sokmaya çalışması da hal tarzları dahilindedir. Bu nedenle Türkiye’nin an ile ilgili değil geleceğe yönelik senaryolar üretmesi beklenmelidir.

Sonuç ve Muhtemel Senaryolar

İsrail’in toprak genişletme ve Suriye’yi bölme ajandası bir egemenlik ihlalidir. Bu nedenle Suriye’deki İsrail saldırganlığına yönelik en muhtemel, kısmen muhtemel ve en kötü durum senaryolarının bilincinde olunmalıdır.

En muhtemel senaryo İsrail’in “Dürzileri koruma ve İsrail sınırlarını silahsızlandırma” bahanesiyle Suriye topraklarında alan oluşturmayı sürdürmesi, müteakip dönemde ilhak etmek üzere sorunu zamana yayması ve ilhak planını devreye sokması şeklinde ifade edilebilir. Böyle bir durumda Suriye’nin “1975 Lübnan’ı”na çevrilmesi yöntemi kurgulanabilir.

Kısmen muhtemel senaryo ABD’nin devreye girmesiyle İsrail’in sorunu dondurması ve statükoya geri dönülmesidir. Halen uygulamaya sokulan bu senaryo orta ve uzun vadelerde İsrail için kabul edilebilir değildir. Bu nedenle bu senaryoyu geçici bir durum şeklinde görmek gerekmektedir.

En kötü senaryo ise İsrail’in tüm Suriye’yi kapsayacak bir saldırganlığa uzun vadeli bir askeri seçenekle başlamasıdır. Bu kapsamda Fırat Nehri’nin doğusunda PKK/PYD/YPG kartının açılması, Suriye Milli Ordusuna saldırılarda bulunulması ve Esed yanlısı olan rejim artıklarının sahil bölgesinde provoke edilmesi dikkate alınmalıdır. Bu senaryo ise Türkiye’nin güvenlik tedbirlerini doğrudan devreye sokabilecektir.

Senaryoların hem en muhtemeli hem de en kötüsü Türkiye açısından sakıncalar barındırmaktadır. Bu nedenle ABD ile diplomasi ve Şam hükümetinin Suriye’nin bütünlüğüne yönelik çabalarının her halükarda desteklenmesi gerekmektedir. Ancak Türkiye’nin İsrail oyunlarına yönelik net duruşunun “somut” bir tepkiye dönüşmesi Tel Aviv yönetiminin boyundan büyük işlere kalkışmasına bağlıdır. Türkiye, İsrail’in Suriye’yi şekillendirme çabalarını kabul etmeyecektir.

Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR