İsrail-İran Savaşı Gölgesinde Hürmüz Boğazı Tartışmaları ve Olası Senaryolar

İsrail-İran Savaşı Gölgesinde Hürmüz Boğazı Tartışmaları ve Olası Senaryolar

İsrail-İran gerilimi yalnızca iki ülkeyi değil, küresel enerji güvenliğini ve bölgesel istikrarı da tehdit ediyor. Hürmüz Boğazı üzerindeki gerilim, küresel hidrokarbon ticaretini felce uğratma riski taşıyor.
Paylaş:

İsrail-İran Savaşının Gelişimi

İsrail’in 7 Ekim 2023’te Gazze’de başlattığı insanlık dışı savaşı süreç içerisinde Filistin topraklarının ötesine geçerek bölgedeki çeşitli ülkelere de yayma çabalarına tanık olundu. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu İsrail ordusunu Ortadoğu’da terör gruplarını ve eylemlerini hedef aldığını iddia ederek önce Lübnan’a, ardından Suriye’ye ve Yemen’e çevirdi. Lübnan’da Hizbullah yönetimi, Suriye’de Esed’in devrilmesinin ardından rejime muhalif güçler ve Yemen’deki İran destekli Husiler İsrail’in hedefi oldular. Son olarak ise sıra uzun yıllardır ABD ve İsrail için en büyük düşmanlardan biri olarak nitelendirilen İran’a geldi.

İsrail’in İran’a yönelik saldırıları yeni olmamakla birlikte 7 Ekim’den bu yana da ilk kez başlatılmış değil. İsrail, uranyum zenginleştirme faaliyetleriyle nükleer silah tehdidi taşıdığını gerekçe göstererek İran’ı daha önce de hedef aldı. Ancak İran ilk kez İsrail’in ve diğer pek çok ülkenin beklemediği bir düzeyde karşılık vererek İsrail’de büyük kayıplara ve korkuya neden oldu. Karşılıklı şiddetin dozu giderek tırmanırken her iki taraf da enerji altyapılarına (doğal gaz üretim sahaları, elektrik nakil hatları ve nükleer tesisler) saldırılar düzenliyor. Ayrıca İran, ABD’nin İsrail’in yanında savaşa dahil olacağı açıklamalarının ardından Hürmüz Boğazı’nı kapatacağına yönelik sinyaller vermeye başladı. Hürmüz Boğazı, ABD ve dünyanın geri kalanı için olduğu gibi Tahran yönetimi açısından da büyük önem taşıyor.

Hürmüz Boğazı’nın Anlamı ve Önemi

İsrail saldırılarının başladığı 13 Haziran’dan itibaren çeşitli düzeylerde İranlı yetkiliden Hürmüz Boğazı’nın kapatılabileceğine yönelik açıklamalar geldi. Hürmüz Boğazı coğrafi olarak kuzeyde İran, güneyde de Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Umman’a ait kara sularının birbirinden ayrıldığı noktada yer alıyor. Boğazda ülkelere ait kara sularının yanında tartışmalı alanlar da mevcut. Boğazda bu üç ülke yer alsa da bölgedeki ülkeler bunlarla sınırlı değil. Hürmüz Boğazı’nın hemen gerisindeki Basra Körfezi İran’ın yanında Kuveyt, Suudi Arabistan, Bahreyn ve Katar’ın kıyılarıyla çevrili. Dünya petrol ihracatının yaklaşık yüzde 25’i bahsi geçen ülkelerden Hürmüz Boğazı aracılığıyla yapılıyor. Bu rotadan en fazla petrol ihraç eden ülke ise günlük 5,5 milyon varille Suudi Arabistan. Ardından Irak, BAE, Kuveyt, İran ve Katar geliyor. Suudi Arabistan güneybatısında yer alan Babülmendep Boğazı’ndan da petrol ihraç edebilmesiyle birlikte Körfez’deki diğer ülkelere benzer şekilde Çin ve Hindistan başta olmak üzere Asya ülkelerine petrol ihraç etmek için Hürmüz Boğazı rotasını da kullanıyor.

Irak ve tabii İran da bölgedeki en fazla petrol ihraç eden ülkeler arasında yer alıyor ve Hürmüz Boğazı üzerinden uluslararası piyasalarla buluşuyor. Uzun yıllardır istikrarlı bir düzenin oluşturulamadığı ve ekonomisinde petrol gelirlerinin önemli bir yeri olan Irak, Türkiye ile arasındaki ham petrol boru hattıyla Ceyhan Limanı üzerinden petrol de ihraç edebiliyor. Ancak son olarak 2018’de ABD tarafından yeniden uygulamaya alınan ağır ekonomik yaptırımlar altındaki İran için çeşitli yöntemlerle petrol ihracatını sürdürmeye çalıştığı tek rota Hürmüz Boğazı. İran, petrol ihracatının büyük bir kısmını Amerikan yaptırımlarını tanımayan Çin’e yapıyor. Diğer ülkelere yaptığı ihracat ise hayalet tankerler başta olmak üzere çeşitli yöntemlerle alıcılara ulaştırılıyor. Öyle ki uluslararası tankerleri takip eden çok sayıda platforma göre AB üyesi ülkeler dahi dönem dönem İran petrolü ithal etmeyi sürdürüyor.

Hürmüz Boğazı’nın Kapatılmasının Olası Etkileri

Bu tablodan yola çıkarak Tahran yönetiminin Hürmüz Boğazı’nı kapatması veya geçici olarak tanker trafiğini durdurması başta İran olmak üzere Suudi Arabistan, BAE, Kuveyt ve Irak’ın petrol endüstrilerine zarar verme potansiyeline sahip. Bu nedenle Tahran’ın böyle bir eylemle bu ülkelerin tamamını karşısına alacağı aşikardır. Ayrıca bu eylem Körfez’deki ülkeler henüz İsrail ve ABD yanlısı açık bir tutum sergilemezken İran’ın bu ülkelerin karşı safa geçmeleri riskini göze aldığı anlamı taşıyacaktır.

Dahası İsrail saldırılarına yerli üretim hipersonik füzeleriyle karşılık veren İran’ın bahse konu füzeleri üretmeye devam edebilmek için petrol gelirlerine ihtiyacının olduğu açık. Boğazın kapatılması durumunda İran petrolünü taşıyan tankerler de alıcılarla buluşamayacak ve ihracatını durma noktasına getirecek. Halihazırda ülkede kötü giden ekonomik koşullar petrol gelirlerinin tamamen ortadan kalkmasıyla içinden çıkılmaz bir kaosa dönüşebilir. Bu ise mevcut rejimden rahatsızlık duyan İran içindeki grupları yeniden hareketlendirebilir ve Tahran yönetimini içeride de yeni bir cepheyle mücadele etmek zorunda bırakabilir.

Son olarak Hürmüz Boğazı’nın kapatılması durumunda etkilerinin bölge ülkeleriyle sınırlı kalmayacağı oldukça açıktır. Son yıllarda şeyl petrolü üretimiyle dünyanın en büyük petrol üreticisi konumuna yerleşen ABD ve üç yılı aşkın süredir Ukrayna ile savaşan en büyük üçüncü petrol üreticisi Rusya için petrol arzının dengeli olması oldukça önemlidir. Her iki ülke de ulusal gelirleri açısından yüksek fiyatlara sıcak bakabilir gibi görünse de bilhassa ABD için artan fiyatlar üretim maliyetleri ve ülke içindeki akaryakıt fiyatları için de artış anlamına gelir ki bu durum Trump yönetiminin en son isteyeceği şey olacaktır. Trump göreve geldiği günden bu yana ülkesinde enflasyonu kontrol altına alabilmek için petrol fiyatları üzerinde de kontrol sahibi olmaya çalışıyor.

Savaşın başladığı ilk günlerde Brent petrolün varil fiyatı altı ayın zirvesine çıkarak 75 doları aştı. Artan fiyatlar ABD başta olmak üzere çok sayıda ülkede endişe meydana getirdi. Bu nedenle bu satırların yazıldığı tarihte (23 Haziran) her ne kadar savaşan taraflar olsalar da ABD’nin piyasaların dengede kalabilmesi ve fiyatların stabil seyredebilmesi için İran’ın petrol ihracatına halen göz yumduğu ve tanker gözlem sistemlerine göre günde 6 milyon varille uzunca bir süredir tecrübe etmediği düzeyde çok miktarda ham petrolü tankerlerle ihraç edebildiğini biliyoruz.

Hürmüz Boğazı’nın kapatıldığı bir senaryonun Asya ülkeleri üzerindeki olası etkilerini de göz ardı etmemek gerekir. İran’ın 2018’den bu yana petrolünü satmaya devam edebildiği Çin’i karşısına almak istemeyeceği açıktır. Her iki ülke de birbirleri için stratejik öneme sahiptir: Çin yaptırımlar karşısında zor durumda olan İran’dan uygun fiyatlı petrol alabilirken İran da Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi başta olmak üzere bölgedeki kalkınma ve altyapı projelerinin önemli duraklarından birini oluşturmaktadır. Bu şartlarda İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması durumunda kaybedecekleri kazanacaklarından çok daha fazladır.

 

Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR