İran'da protestolar devam ediyor
İran'da 28 Aralık 2025'te ülkedeki yerel para biriminin döviz karşısındaki yüksek değer kaybı ve ekonomik sorunlar nedeniyle Tahran Büyük Çarşı'da esnafın başlattığı protestolar, ülkenin birçok kentine yayıldı. (AA)

İran’daki Protestolar: İç ve Dış Dinamikler, Senaryolar ve Muhtemel Sonuçlar

28 Aralık 2025'te İran'daki ekonomik bozulmaya bir tepki olarak başlayan protestolar giderek büyümüş, Tahran ile sınırlı kalmayarak İsfahan, Meşhed, Kirmanşah, Loristan, Fars ve Kereç başta olmak üzere diğer şehirlere de yayılmıştır.
Paylaş:

28 Aralık 2025’te İran’daki ekonomik bozulmaya bir tepki olarak başlayan protestolar giderek büyümüş, Tahran ile sınırlı kalmayarak İsfahan, Meşhed, Kirmanşah, Loristan, Fars ve Kereç başta olmak üzere diğer şehirlere de yayılmıştır. Protesto ilk olarak Tahran esnaflarının dükkanlarını kapatmasıyla başlamış, ilerleyen süreçlerde Behişti ve Tahran üniversiteleri öğrencilerinin katılımıyla giderek toplumun diğer kesimlerine de sıçramıştır.

İran yönetimi ilk etapta protestocuları dinlemeye hazır olduğunu belirtse de protestoların amacından saptırılması, şiddet eylemlerine dönüşmesi ve özellikle ABD-İsrail müdahalesi ihtimallerine karşı sert önlemler almıştır.

Hızlı bir şekilde yayılan ve şiddeti artan eylemler, İran’ın siyasi gündemini tamamen kuşatmıştır. Şiddet eylemlerinin protestolara damga vurmasıyla birlikte alınan önlemler de yoğunlaşmıştır. 8 Ocak’tan bu yana ülkede internet erişimi tamamen engellenmiş ve Starlink uyduları da bloke edilebilmiştir. Tansiyonu artan gösteriler ve güvenlik güçlerinin sert müdahalesi sonucu ölü sayısının 2 bini aştığı pek çok uluslararası kuruluş tarafından ifade edilmektedir. Bu doğrultuda kapsamlı bir perspektif sunmak adına meseleyi farklı açılardan konunun uzmanlarıyla ele aldık.

Hazırlayan:

İsmet Horasanlı

Uzmanlar:

Serhan Afacan, İRAM

Mustafa Caner, SETA

Dania Koleilat Khatib, Research Center for Cooperation and Peace Building

İsmail Numan Telci, Sakarya Üniversitesi

Giorgio Cafiero, Gulf State Analytics

Gökhan Çınkara, Necmettin Erbakan Üniversitesi

Bilgehan Alagöz, Marmara Üniversitesi

Kadir Temiz, ORSAM

Gökhan Ereli, Uluslararası İlişkiler Uzmanı

Serhan Afacan
İRAM

İran’daki protestoların nedenleri nelerdir? Bu protestolara yönelik İran devletinin ve hükümetinin yaklaşımı nasıl şekillenmiştir?

İran’da yaşananların kısa ve uzun vadeli nedenleri var. Kısa vadeli neden, ülkenin kötü ekonomik gidişatı ve daha somut olmak gerekirse döviz kurundaki artış ve bunun beraberinde getirdiği sorunlardır. Nitekim 28 Aralık’ta Tahran’dan başlayarak hızla yayılan protestoların başlatılmasında başı, döviz kurunun artışından olumsuz etkilenen esnaf çekti. Uzun vadeli neden ise İran’a karşı uzun yıllardır –başta ABD’nin dayattığı tek taraflı yaptırımlar gelmek üzere– uygulanan yaptırımlardır.

Buna bir de kötü ekonomi yönetimi de eklenmelidir. İran’ın milli geliri uzun yıllardır düşüşte olduğu gibi 2023’te açıklanan Yedinci Kalkınma Planı’nda öngörülen ortalama yüzde 8’lik büyüme, 5 yılın sonunda enflasyonu yüzde 10’un altına düşürme ve yüzde 3,5’lik istihdam artışı sağlama gibi hedeflerin gerçekleşmesi mümkün değildir. Nitekim İran’ın genel ekonomik seyrinde yaşanan sorunlara özelikle de düşük gelirli kesimlerin yaşam koşullarındaki kötüleşmeye çözüm bulunması bu ekonomi politikalarıyla olası değildir.

Bunun yanı sıra ülkede yıllara sari politik huzursuzluklar mevcut ve her ne gerekçeyle başlarsa başlasın herhangi bir protesto dalgasında bu huzursuzluk sokaklardaki gerilimi tırmandırıyor. İran’ın siyasal sistemi toplumsal taleplerin meşru siyasal arenada karşılık bulmasına imkan tanımıyor. Uzun bir arka plana sahip olan bu durum, 2009’daki Yeşil Hareket’ten bu yana büyük bir soruna dönüşmüş vaziyette. Geride kalan yıllarda birçok yetkili ve hatta cumhurbaşkanları birçok vesileyle bu soruna işaret ederek halkın siyasete olan güvenini artıracak adımları atmanın gerekliliğine vurgu yapmıştır.

İran devletinin mevcut protestolar konusunda sergilediği yaklaşıma gelince, esasen ilk günden itibaren başta Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan gelmek üzere İranlı yetkililer taleplerin meşru olduğunu söyleyerek merkez başkanını değiştirmek ve kısa vadeli bir çözüm olarak sübvansiyon paketi açıklamak gibi adımlarla tansiyonu düşürmeye çalıştı. İlk etapta Devrim Rehberi Ali Hamaney’in yaklaşımı da bundan çok farklı olmadı. Ancak Hamaney’in 3 Ocak’ta Kasım Süleymani’yi anma merasiminde yaptığı konuşmada “protestocu” (mu‘teriz) ve “karmaşa çıkaran” (i‘tişaşger) arasında ayrım yaparak yetkililerin birinci grupla diyalog kurması gerektiğini ikinci grupla ise konuşmanın fayda vermeyeceğini söylemesi dönüm noktası oldu. Nitekim İranlı yetkililer, özellikle protestoların çok daha şiddetli bir aşamaya geçtiği 8 Ocak’ta interneti bütünüyle keserek bu noktadan sonra sokaklarda olanlara karşı çok daha sert tedbirlere başvurdu. 

Bu süreçte İsrail ve özellikle ABD Başkanı Donald Trump paylaştığı mesajlarla sokakları kışkırtan bir tutum sergiledi. İranlı yetkililerin konuyu bir iç mesele olmaktan çıkıp İran’ın milli güvenliğini hedef alan bir tehdit olarak konumlaması sonrasında ise hem sokaklardaki şiddet hem de güvenlik güçlerinin tepkisi sertleşti. 

Mustafa Caner
SETA

Protestolar nereye evrilebilir, olası senaryolar nelerdir?

8 Ocak’ta en yoğun ve şiddetli momentini yaşadıktan sonra protestoların yoğunluğu, şiddeti ve yayılımı azalmaya başladı. Tüm ülkede uygulanan internet kesintisi, olaylara dair sağlıklı bilgi akışını imkansız kıldığı için protestoların etkisini değerlendirmek ve sahadaki durumu net bir şekilde analiz etmek mümkün olamadı. Ancak neredeyse herkesin mutabık olduğu, ölü sayısının binlerle ifade edildiği. Bu sayı içerisinde hatırı sayılır bir güvenlik görevlisinin ve protestolarla ilgisi olmayan sivil kişilerin de olduğu İran resmi makamlarınca söylendi. Bu kadar büyük bir kaybın ardından İran’da hayat ve siyaset, protestoların öncesinden çok farklı akacaktır. Devlet-toplum ilişkilerindeki güven kaybını telafi etmek için yollar aranacaktır. Protestolar tek başına İran’daki sistemi yıkacak bir mahiyet arz etmese bile mutlaka dönüştürücü ve acil tedbirler almaya matuf etki oluşturacaktır. Yapılacak muhasebe, içerideki farklı hizipler arasındaki mücadeleyi de şekillendirecek, aktörler buna göre pozisyon alacaklardır.

Ancak dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, protestoların yalnızca İran’ın iç dinamikleri ile sınırlı bir tablo içerisinde yorumlanamayacağıdır. Her geçen saniye artan ABD-İsrail müdahalesi ihtimali, İran’ın merkezinde olacağı yeni bir çatışma dinamiğinin ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir. İran protestoları, İran-ABD ilişkilerinde çoktan belirleyici bir dinamik oluşturdu. Trump, söylemini buna göre kuruyor. Ayrıca İran’a uluslararası baskı da artıyor. Bu yüzden protestolar tek başına İran’da sistem değişikliği yaratmayacak olsa da dış baskı boyutuyla istikrarsızlık, kargaşa ve yönetim krizinin derinleşmesi sorununu ortaya çıkarıyor. Bu durum da bölgesel istikrarsızlığı besleyerek bölge devletlerinin de dikkatini İran’a yoğunlaştırmasına sebep oluyor.

Özellikle ortalık sakinleştikten sonra başlayacak yargılamalar, televizyonlardan yayınlanacak itiraf videoları, halkın tüm bu yaşananları alımlaması ve uluslararası medyanın haberleştirme tarzı, bir sonraki protesto dalgasını ve uluslararası baskının seviyesini etkileyecek.

Dania Koleilat Khatib
Research Center for Cooperation and Peace Building

İran’daki protestoların muhtemel sonuçlarına göre bölge nasıl etkilenir?

Birkaç senaryodan bahsedilebilir. Bunlardan biri rejimin çökmesi. ABD-İsrail’in İran’a karşı bir savaş yürütmesi ve bunun rejimin çökmesine yol açması mümkündür. Ancak bu senaryo giderek daha az olası görünmektedir. Buna rağmen, rejimin çökmesi iki düzeyde kaosa yol açacaktır.

Birinci düzeyde, güvenilir ve uygulanabilir bir muhalefetin yokluğunda, rejim içi ve rejim sonrası çatışmalar ortaya çıkacaktır. Güvenlik aygıtının dağılması, farklı grupların iktidar için birbirleriyle mücadele etmesine ve dış hamiler aramasına neden olacaktır. Bu gruplar, muhtemelen paralı silahlı unsurlara dönüşerek komşu ülkelerde istikrarsızlık yaratmaya hazır aktörler haline gelecektir.

İkinci düzeyde İsrail’in rejimi devirmeyi başarması halinde bu durum İsrail’i daha cesur hale getirecek ve Türkiye ile Suudi Arabistan’daki istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerini artırması yönünde teşvik edecektir.

İkinci ihtimal rejimin ayakta kalması. Bölge ülkeleri –özellikle Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan– ABD’nin olası bir saldırısına karşı çıkar ve buna karşı birlikte hareket ederse, sistem içinden bir dönüşümü teşvik edebilirler. Bu durum, İran İslam Cumhuriyeti’nin komşularına yönelik tutumunu “rahatsızlık yaratan bir aktör” olmaktan çıkarıp iş birliğine açık bir çizgiye taşıyabilir. Böylece İran, bölgesel güvenlik için bir tehdit olmaktan çıkıp bir değere dönüşebilir.

Buna karşılık, bölge ülkeleri ABD ile birlikte hareket eder ve saldırıyı desteklerse, rejimin komşu ülkelere yönelik güvensizlik algısı büyük ölçüde artacaktır. Bu durumda hayatta kalan rejim, istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerini yoğunlaştıracak ve vekil aktör ağlarını yeniden inşa etmeye yönelecektir.

İsmail Numan Telci
Sakarya Üniversitesi

Ankara protestoları nasıl yorumluyor, Türkiye açısından İran’daki istikrarsızlığın taşıdığı riskler nelerdir? 

Türkiye, İran’da toplumsal ve ekonomik sorunların varlığını inkar etmeden, bu sorunların çözümünün İran toplumunun kendi iç dinamikleri ve ulusal iradesi üzerinden gerçekleşmesi gerektiğini vurgulayan bir pozisyon izlemektedir. Türkiye açısından temel ilke, komşu ülkede yaşanan iç gelişmelerin dış müdahale yoluyla yönlendirilmesinin hem İran’ı hem de bölgeyi daha derin krizlere sürükleyeceği yönündedir. Bu nedenle Türkiye, İran’daki protestolar sonucu ortaya çıkabilecek kaos, rejim çöküşü yahut uzun süreli siyasi/ekonomik istikrarsızlık senaryolarına açık biçimde mesafeli durmaktadır.

Türkiye’nin resmi söylemindeki bir diğer hassasiyet ise dış aktörlerin ve özellikle İsrail/ABD kaynaklı müdahale ve provokasyon ihtimalidir. Ankara, İran’da protestoların gerçek sosyoekonomik nedenlere dayandığını kabul etse de bu biriken toplumsal tepkilerin İran’ın bölgesel rakipleri tarafından araçsallaştırılabileceği uyarısını yapmaktadır. Dolayısıyla burada Türkiye sadece kendi çıkarları açısından değil bir bütün olarak bölge istikrarını dikkate alan politika tercihleri yapmaktadır. Ayrıca söz konusu krizin aşılmasını teminen İranlı, Amerikalı ve diğer bölgesel muhataplarla görüşmeler gerçekleştirmekte ve kendisini aktif bir ara bulucu olarak konumlandırmaktadır.

Bu çerçevede Türkiye’nin ilgili protestolara karşı müzakere ve diplomatik çözüm vurgusunu ön plana çıkardığı ve taraflar arasında diyalog kanallarının açık tutulmasına yönelik bir politikayı takip ettiği ifade edilmelidir. Özetle Türkiye, açıkça bir taraf tutmayan, bölgesel istikrarı önceleyen ve diplomatik çözümü teşvik eden bir politika izlemektedir.

Giorgio Cafiero
Gulf State Analytics

Trump yönetiminin İran politikasında hangi araçlar ve hedefler öne çıkmaktadır?

Trump yönetimi, İran’daki iç huzursuzluğu, Tahran’ın 2024’te bölgede yaşadığı ciddi gerilemelerin ardından İran İslam Cumhuriyeti’ni daha da zayıflatmak için bir fırsat olarak görmektedir. Rejim, derinleşen bir meşruiyet kriziyle karşı karşıyadır; kötüleşen ekonomi ve çevresel sorunlar çok sayıda İranlıyı şikayetlerini dile getirmek ve köklü siyasi değişim taleplerini yükseltmek üzere sokaklara dökmüştür. İran hükümetinin bu kırılganlıkları Washington’ın gözünden kaçmamakta; aksine ABD yönetimi, bunları Amerika’nın çıkarları doğrultusunda kullanma niyetindedir.

Trump yönetimi askeri seçenekler dahil olmak üzere farklı politika alternatiflerini değerlendirmeye devam ederken İran’da rejim değişikliğinin Trump’ın nihai hedefi olup olmadığı belirsizliğini korumaktadır. Ancak açık olan şudur ki yönetim İran İslam Cumhuriyeti’nin iç istikrarsızlık yoluyla daha da zayıflamasını kararlılıkla istemektedir. Trump, 2024’te başkan adayıyken yönetiminin ilk döneminde fiilen işlevsiz hale getirdiği 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan (KOEP) “daha iyi” bir nükleer anlaşma sağlamayı taahhüt etmiştir.

Bu doğrultuda Trump, İran liderliğini müzakereye dönmeyi reddetmenin maliyetlerinin masaya oturmaktan daha ağır olduğuna ikna etmeyi amaçlayan sınırlı askeri saldırıları tercih edebilir. Üstelik Tahran açısından son derece aşağılayıcı olacak koşullar altında (örneğin, sıfır zenginleştirme). Ancak mevcut aşamada Trump yönetiminin muhtemel hareket tarzına ilişkin her türlü değerlendirme kaçınılmaz olarak spekülatif nitelik taşımaktadır. İran içindeki öngörülemeyen gelişmeler, sahadaki dengeleri hızla değiştirebilir ve buna bağlı olarak Beyaz Saray’ın stratejik hesaplarını da dönüştürebilir.

Gökhan Çınkara
Necmettin Erbakan Üniversitesi

İsrail’in protestolardaki rolü ve amacı nedir? 

İsrail’in İran’daki protestoları yakından takip ettiği bir gerçek. Çünkü İran’da olası bir siyasal değişimi bölgede en fazla arzulayan siyasi elitler İsrail’de iktidarda bulunmakta. 12 günlük savaşta İsrail’de İran’da bir değişimin olabileceğine dair beklenti vardı fakat bu olmadı. İsrailli yetkililerin söylemleri bu tür bir gelişmenin yaşanmamasında önemli faktörlerden birisi olarak ortaya çıktı. Şimdi ise temel aktörler ülkenin ekonomik durumunundan memnun olmayan İranlılar olarak görülüyor.

Fakat İsrailliler İran’daki saha hakimiyetleri ile yerel aktörlerle belirli iş birlikleri geliştirebilirler. Bunun görünür olup olmayacağı eylemcilerin bugünlerde İran iktidar odakları tarafından İsrail ve ABD uzantıları olmakla suçlanmalarını daha da pekiştirebilir. Bu sebeple şimdilik iktidar elitleri İsrail’de açıklamaları ve eylemlerine dikkat ediyorlar.

Öte yandan sosyal medyada, düşünce kuruluşlarında ve en önemlisi yapay zeka merkezli yeni videolarda İsrail’in psikolojik operasyonları dikkat çekiyor. İran’ın geleceğine dair perspektiflerde öne çıkan Prens Rıza Pehlevi’nin de İsrail ile son yıllarda yakın ilişki kurduğu özellikle Netanyahu ve çevresiyle bir anlayış geliştirdiği görülüyor. Bu faktörler İsrail’in İran dosyasında doğrudan müdahil olduğunu imleyen önemli gelişmeler olarak okunabilir.

İsrail’in temel stratejik hedefi kendisiyle uyumlu yeni siyasal sistemlerin ortaya çıkışına imkan sağlamak. Bu trendin bir örneği olarak Somaliland ile ilişkiler örnek gösterilebilir. İran ise İsrail’in 7 Ekim sonrası bölgede inşa etmeye çalıştığı hegemonyanın bir uzantısı olarak İsrailli yetkililerce ele alınıyor. Bu ise bölge ülkelerinin manevra alanlarını daraltacağı için yeni bloklaşmalara yol açıyor. Suudi Arabistan ve Türkiye arasındaki yakınlaşma buna örnek gösterilebilir. İran’da protestoların sistem tarafından güvenlik perspektifine alınacağı buna karşıt olarak ABD ve İsrail’in ise sürecin genişlemesini sağlayacak teknik ve lojistik destek sağlayacakları söylenebilir.

Bilgehan Alagöz
Marmara Üniversitesi

ABD’nin İran’daki protestolara yaklaşımı nasıl şekillenmektedir?

İran’da yaşanan protestolar, ABD’nin dış politikasında oldukça sıcak bir tartışma konusu haline geldi. Trump yönetimi, İran’a yönelik politikasında askeri müdahale seçeneğini tamamen dışlamış değil; ancak Haziran 2025’e kıyasla ABD’nin askeri kapasitesi belirgin şekilde sınırlı hale gelmiş durumda. Geçen yıl Trump’ın talimatıyla Ortadoğu’ya konuşlandırılan birlikler ve gemiler büyük ölçüde Karayipler’e (özellikle Venezuela operasyonları kapsamında) kaydırıldı. Benzer şekilde, bölgeye gönderilen patriot füze savunma sistemi de Güney Kore’ye geri döndürüldü. Bu gelişmeler, ABD’nin İran’a yönelik olası askeri operasyonlardaki etkin gücünü önemli ölçüde azalttı. Yetkililer şu an için büyük çaplı askeri hareketliliği planlanmadıklarını vurguluyor. Ayrıca ABD’nin son dönemde Kızıldeniz, İran ve Venezuela’daki yoğun askeri operasyonları, silah stoklarını hızla eritti. Bu durum özellikle ciddi bir İran krizi patlak verirse, Katar’daki El-Udeyd Hava Üssü’nde ve Irak, Suriye, Ürdün’deki toplam yaklaşık 10 bin ABD askerini İran’ın roket ve füze saldırılarına karşı koruyacak yeterli önleme kapasitesinin kalmama riskini doğuruyor. 

Öte yandan Trump yönetimi İran’a karşı “maksimum baskı” politikasını kararlılıkla sürdürüyor. Bu yaklaşımın önemli bir nedeni, İsrail’le ilişkileri belirli bir dengede tutma çabasıdır. Aralık 2025’te ABD’de gerçekleşen Trump-Netanyahu görüşmesinde Netanyahu, Suriye’deki son gelişmelerde ABD’nin Türkiye’ye daha yakın bir tutum sergilemesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Bu nedenle ABD’nin İran konusundaki sert duruşu, aynı zamanda Netanyahu’yu dengeleyici bir unsur olarak da işlev görüyor. Politika genel olarak ekonomik yaptırımlar, siyasi izolasyon ve diplomatik baskılarla İran’ı köşeye sıkıştırmayı hedefliyor.

Bu çerçevede ABD, İran’ın nükleer ve balistik füze programlarına yönelik nokta vuruşu hava saldırılarını ilerleyen günlerde tekrar gündeme getirebilir. Ek olarak Devrim Rehberi Hamaney ve yakın çevresini doğrudan hedef alan operasyonlar, düşük ihtimalle de olsa masada tutuluyor. 

Şunu da vurgulamak gerekir ki Trump’ın Ortadoğu vizyonunda üç ülkeye özel bir önem atfediliyor: Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye. Bu üç ülke de İran’a yönelik olası bir askeri müdahalenin bölge ekonomisi, enerji güvenliği ve genel istikrarı üzerinde oluşturacağı ağır olumsuz etkilere dikkat çekiyor. Bu ülkelerle yakın ilişkileri göz önünde bulunduran ABD’nin askeri müdahaleyi ertelemesi ya da sınırlı tutması ihtimal dahilinde görünüyor.

Kadir Temiz
ORSAM

Rusya ve Çin, İran’daki protestolara hangi perspektiften yaklaşmaktadır?

Rusya ve Çin, İran’daki protestolara temelde toplumsal talepler ya da rejim-halk ilişkisi üzerinden değil; egemenlik, devlet kapasitesi ve küresel güç dengeleri perspektifinden bakmaktadır.

Çin açısından protestolar, “İran’ın iç meselesi” olarak tanımlanmaktadır. Çin, gösterilerin nedenleri ya da meşruiyeti hakkında yorum yapmaktan bilinçli bir şekilde kaçınmakta; bunun yerine istikrar, düzen ve devlet otoritesinin korunması vurgusunu öne çıkarmaktadır. İran, Çin için enerji güvenliği ve Kuşak-Yol Girişimi açısından stratejik öneme sahiptir. Bu nedenle Çin, rejim değişiminden çok istikrarı tercih etmektedir. Ayrıca İran, ABD’nin Venezuela müdahalesinin ardından Çin’in ucuz petrole dolar dışı ticaret vasıtasıyla eriştiği iki ülkeden biri olarak kalmıştır.

Bu açıdan İran’ın istikrarı Çin için küresel ekonomik rekabet bağlamında önem taşırken Rusya’nın yaklaşımı ise daha sert ve jeopolitik bir söylemle şekillenmektedir. Moskova, İran’daki protestoları sıklıkla ABD’nin dış müdahalelerinin bir parçası olarak yorumlamakta ve bu süreci Rusya-Ukrayna savaşı sonrası oluşan küresel kamplaşmanın devamı olarak görmektedir. Rusya’ya göre kitlesel protestolar, Batı’nın hoşuna gitmeyen rejimleri zayıflatmak için kullandığı araçlardan biridir. Bu nedenle Rusya, protestoların uluslararasılaştırılmasına ve özellikle ABD öncülüğünde bir baskı ya da müdahale zeminine dönüşmesine kesin olarak karşı çıkmaktadır.

Farklı tonlar kullansalar da Rusya ve Çin ortak bir noktada buluşmaktadır: Her iki aktör de İran’a yönelik dış müdahaleye, rejim değişikliği senaryolarına ve askeri seçeneklere karşıdır. İran’daki protestolar, bir iç siyasi mesele olmanın ötesinde uluslararası sistemde egemenliğin ve güç dengelerinin sınandığı bir test alanıdır.

Gökhan Ereli
Uluslararası İlişkiler Uzmanı

Arap ülkelerinin İran’daki gelişmelere yaklaşımları nelerdir ve bu yaklaşımlar hangi parametrelerce belirlenmektedir?

Arap devletlerinin İran’a dair politikalarında tamamen uzlaştıkları noktaları tespit etmek zor olsa da son dönemde özellikle jeopolitik anlamda İsrail-İran gerginliği, İran’ın Ortadoğu devletler sisteminde dışarı itilmemesi gereken bir aktör olduğunu göstermişti. Aslında sadece İran’daki protestolara yönelik olarak değil, İran’ı ilgilendiren (ABD-İran ilişkileri, İsrail saldırganlığı, İran nükleer meselesi, füze programı, İran ekonomisi vs.) siyasi/ekonomik veçheleri barındıran uluslararası meselelerde, Arap devletlerinin politikaları İran’ı –sonrasını bilmeden– sistemden dışlamamak üzerine şekillendi.

Protestolara ilişkin ise ilk olarak Arap devletlerinin –Batılı ülkelerin aksine– protestoları tamamıyla açıkça destekleyen ya da kınayan açıklamalardan bilinçli şekilde uzak durdukları görülmektedir. Resmi denebilecek söylem İran’daki gelişmelerin egemen bir devletin iç meselesi olarak görüldüğü yönündedir.

İkinci olarak protestolar çerçevesinde yahut daha sonraki beklenmeyen bir İsrail-ABD-Batı müdahalesinde İran’da yaşanabilecek ani rejim çöküşünün, kontrolsüz bir kaos ve yayılmacı istikrarsızlık yaratacağı endişesi, Arap devletlerinin politikasını belirleyen bir parametredir. Bu yüzden Arap devletlerinin şu aşamada “bölgesel istikrar” şeklinde meseleye baktığı görülebilir.

Üçüncü bir nokta ise özellikle İran’ın Körfez’deki komşularının, İran’daki protestoların dış askeri müdahaleye gerekçe yapılmasına son derece mesafeli görünmesidir. Haziran’daki 12 günlük savaşın Körfez’de meydana getirdiği endişe ortamı halen taze. Dolayısıyla Körfez’in Washington’a verdiği mesaj net olarak okunabilir: Körfez, askeri tırmanma istemiyor ve olası tırmanmanın enerji piyasalarındaki ve bölge güvenliğindeki etkilerinin son derece olumsuz olacağı kanaatinde.

Dördüncüsü kriz ve protesto ortamının ekonomi politiği ile ilgili. Ne doğrudan Körfez devletleri ne de Arap devletleri olası derinleşen bir krizin petrol ve doğal gaz gibi ürünlerdeki fiyat dalgalanmaları ve ticaret hatları açısından doğrudan tehdit olacağı denklemi kaldırabilecek siyasi/ekonomik güce sahip.

Beşinci olarak ise Arap yönetimleri, İran’daki protestolar hakkında güçlü normatif pozisyonlar almanın kendi toplumlarında da benzer talepleri tetikleyebileceğinin farkındalar. Dolayısıyla Arap devletlerinin şu aşamaya kadar son derece temkinli bir politika izlediğini söylemek mümkündür.

Paylaş: