İran nükleer programı her ne kadar Washington tarafından başlatılmış olsa da mevcut konjonktürde ABD ile İran arasındaki temel ihtilaflardan birini oluşturmaktadır. Bu doğrultuda iki ülke arasındaki anlaşmazlıklar da neredeyse İran nükleer programı kadar eski bir geçmişe sahiptir. Bunun temel nedeni ise programın başlatılmasından kısa süre sonra İran İslam Devrimi’nin gerçekleşmesidir. Devrimden sonra Tahran’a yönelik yaptırımlar uygulanmış ve buna bağlı olarak müzakereler devreye girmiştir. Öyle ki bu yaptırımlar ve müzakereler adeta paralel olarak ilerlemektedir. Bu yönüyle değerlendirildiğinde taraflar arasındaki ilişkilerin tabiri caizse “havuç-sopa” diplomasisi çerçevesinde yürütüldüğünü söylemek yanlış olmayacaktır. Nitekim mevcut durumda devam eden nükleer müzakerelerden kısa süre önce de ABD Başkanı Donald Trump, İran dini lideri Ali Hamaney’e bir mektup göndermiştir. Mektubun tehditvari bir üslupla kaleme alındığı ifade edilmiştir. Buna karşılık Hamaney de bir mektup göndererek dolaylı bir müzakereyi kabul etmiştir.[1]
Bu mektuplaşmalardan sonra iki ülke arasında müzakereler başlamıştır. Umman aracılığı ve dolaylı olarak gerçekleşen müzakereler kapsamında şu ana kadar beş görüşme gerçekleşmiştir. Görüşmeler ağırlıklı olarak olumlu bir seyir izlemiştir. Ancak hem ABD hem de İran içerisinden müzakerelere olumlu olduğu gibi olumsuz yaklaşımlar da söz konusudur. Bu odak yazısında İran içerisinden müzakerelere yönelik yaklaşımlar ele alınmıştır.
Reformcuların Müzakerelere Yaklaşımı
Reformcu kesim İran’ın dünyaya açılmasını isteyenlerden oluşmaktadır. Bu nedenle bu kesim ABD de dahil olmak üzere dünyanın farklı ülkeleriyle ilişkilerin geliştirilmesini savunmaktadır. Nitekim yapılan pek çok müzakere toplumun bu kesiminden gelen cumhurbaşkanları döneminde gerçekleşmiştir. İran ve Batı’nın nükleer müzakereleri ilk olarak 2003’te reformcu Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi döneminde başlamış ve müzakerelerde İran heyetinin başkanlığını reformcuların önemli isimlerinden Hasan Ruhani üstlenmiştir.[2] İran nükleer müzakereleri açısından bir mihenk taşı olarak adlandırılan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP, Joint Comprehensive Plan of Action) da 2015’te Ruhani’nin cumhurbaşkanı olduğu dönemde gene reformcu cenahtan gelen ve dönemin Dışişleri Bakanı Cevad Zarif tarafından imzalanmıştır.[3] Ayrıca mevcut Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan ve baş müzakereci konumundaki Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de reformcu cenahı temsil etmektedir.
İran’da reformcular eskiden beri ülkelerinin dış dünyaya açılmasını ve diğer ülkelerle diplomatik ilişkiler kurmasını isteyen bir çizgi takip etmekte, bu doğrultuda nükleer müzakerelere olumlu yaklaşmaktadır. Nitekim reformcuların önde gelen isimlerinden önceki Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevad Zarif müzakerelerin başlatılması netleşince X hesabında bir paylaşımda bulunarak bu süreci desteklemiştir. Zarif, İran’ın müzakereleri başlatarak doğru yolda hareket ettiğini vurgulamıştır.[4]
Eski cumhurbaşkanı ve reformcuların manevi lideri olarak bilinen Muhammed Hatemi de yaptığı bir açıklamada müzakere sürecinin takdire şayan olduğunu dile getirerek memnuniyetini belirtmiştir.[5] Reformcu cenahtan gelen mevcut Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan da görevi nedeniyle resmi tutumlarının yanı sıra farklı mecralarda da müzakereleri desteklediğini açıkça dile getirmiştir. Pezeşkiyan idealist bir yaklaşımla bütün ülkelerin olduğu gibi İran’ın da uluslararası toplumun bir parçası olarak sorunlarını diyalog yoluyla çözebileceğini dile getirmiştir.[6] Pezeşkiyan’ın seçim sürecinde verdiği vaatler arasında diğer ülkelerle ilişkiler kurmak ve nükleer müzakereleri yeniden canlandırmak yer almıştır.[7]
Muhafazakarların Müzakerelere Yaklaşımı
Önceki dönem müzakerelerine bakıldığında muhafazakar kesimin ağırlıklı olarak karşı çıktığı anlaşılmaktadır. Nitekim 2015’te KOEP imzalandığında bir kesim muhafazakar milletvekili bu adıma karşı çıkarak anlaşma metnini yakmıştır. Ancak mevcut müzakere sürecini pek çok muhafazakar kesimin de desteklediği görülmektedir.[8] Bu değişimin temelinde ise ekonomik yaptırımlarının etkinliği ve Hameney’in sergilediği tutum etkili olmuştur. İran müzakere ekibi Umman’ın başkenti Maskat’a giderken Hameney’in baş müzakereci olarak görevlendirdiği Dışişleri Bakanı Arakçi’ye “tam yetki” vermesi hem İran’da hem de uluslararası medyada sıkça tartışılmıştır.[9] İran’ın siyasi düzenine bakıldığında muhafazakar kesim ağırlıklı olarak dini liderin çizgisinde ilerlemektedir. Bu nedenle dini liderin müzakerelere yönelik böyle bir tutum aldığının medyaya yansıması muhafazakar kesimin de önemli ölçüde bu sürece destek vermesine yol açmıştır. Nitekim muhafazakar kesimin önemli isimlerinden Muhsin Rızai, Celil Muhibbi, Hasan Kaşkavi, Fazlullah Rencber, Abbas Gülru, Seyid Murteza Mahmudi ve Celil Muhibbi gibi isimler müzakereleri destekler nitelikte açıklamalarda bulunmuştur.
Ancak muhafazakarların da ikiye ayrıldığı ve önemli bir kısmının halen müzakerelere karşı olduğu söylenmelidir. Genel itibarıyla müzakerelere karşı çıkanlar arasında ABD’ye güvenmeyenlerin sayısı oldukça fazladır. Bunun temelinde ise Washington’ın da imzaladığı KOEP’ten tek taraflı olarak çıkması yatmaktadır. Nitekim muhafazakarların önemli isimlerinden Meşhed Cuma İmamı Seyyid Ahmed Allamelhoda açıklamasında şu ifadeleri kullanmıştır:
“KOEP sürecinde gözlerinizin önünde gidip tokalaştılar, oturdular, omuz omuza sokaklarda dolaştılar ve güldüler. Ancak ABD’nin ne yaptığını gördünüz mü? BM Güvenlik Konseyi’nde onaylanmış anlaşmayı yırtıp attı.”
Benzer şekilde kendisini İran İslam Devrimi’nin koruyucularından biri olarak tanımlayan Rezma Partisi’nin genel sekreteri Hüseyinullah Kerem ise bir açıklamasında şu ifadelere yer vermiştir:
“Önceki tecrübelere dayanarak ABD’nin taahhütlerini yerine getirmesi için bir itimat bulunmadığından dolayı hiçbir müzakere sorun çözmeyecektir.”[10]
Eski İran Haber Ajansı (IRNA) Direktörü Ali Nadiri, Raja News Direktörü Meysem Nili, Meclis üyelerinden Salar Vilayetmedar, Seyyid Muhammed Nebeviyan, Hamid Rasai, Tahran Cuma İmamı Kazım Sıddıki ve siyasi aktivistlerden Muhammed Cevad Laricani bu kategoride değerlendirilebilecek muhafazakar figürlerdendir.
Muhafazakar cenahtan bir diğer grup da İran ve ABD’nin yapısal olarak birbirinden farklı olduklarını ve bu nedenle müzakerenin bir sonuca varmayacağını savunmaktadır. Doğrudan dini lider tarafından atanan ve İran’ın önde gelen gazetelerinden olan Keyhan gazetesinin baş editörü Hüseyin Şeriatmedari 12 Nisan 2025’te kaleme aldığı bir yazısında şu ifadeleri kullanmıştır:
“ABD yaptırımları İran’a yönelik bir baskı unsuru olarak kullanmaktadır. İki ülkenin düşmanlıkları sahip oldukları yapılarından kaynaklandığından süreklilik arz etmekte, ABD de yaptırımlardan bir baskı unsuru olarak vazgeçmemektedir. ABD’nin müzakere etmek istediği konu İran’ın nükleer programı, bizim de istediğimiz yaptırımların kaldırılmasıdır. Bu nedenle bu müzakere tıpkı öncekileri gibi sonuçsuz kalacaktır.”[11]
Ahvaz cuma imamı verdiği cuma hutbesinde “Emperyal ruhunu taşıyan bir ülkeyle müzakere sorunu çözmediği gibi daha fazla baskıya yol açacaktır” ifadesini kullanmıştır.[12] Milletvekili Zühre İlahiyan ise yapısal sebeplere binaen müzakerelere karşı çıkan muhafazakarlardandır.
Trump ilk başkanlık döneminde İran Devrim Muhafızları Ordusunun yurt dışı operasyonlarından sorumlu birim Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin öldürülmesi emrini vermiştir. İranlı muhafazakarların önemli bir kesimi tarafından Hamaney’den sonra devletin iki numaralı kişisi olarak değerlendirilen Süleymani’nin öldürülmesi bu kesim için halen kapanmamış bir yara olmaya devam etmektedir. Bu nedenle Trump’la herhangi bir görüşme radikal bir şekilde reddedilmektedir. Milletvekili Muhammed Rıza Ahmedi, teorisyen Rahimpur Ezgadi ve Reisi hükümetinde Eğitim Bakanlığında genel müdür olarak görev yapan Ali Şemsipur’u bu kategoride değerlendirmek mümkündür.
Bunlara ek olarak muhafazakar cenahtan bir grup İran’ın ekonomik sorunlarının çözümünün dışarıda değil ülke içerisinde olduğunu savunmaktadır. Bu kesime göre İran, dış politikada çözüm aramak yerine ülke içerisinde bulunan potansiyellerini fark etmeli ve onlardan yararlanmalıdır. Bu doğrultuda Tahran Şehir Konseyi başkanı şu ifadeleri kullanmıştır:
“Bazıları saf bir şekilde bu müzakerelere gönül bağlamıştır. Gönül bağlamayın, uyanın, her bir sanat alanı ve diğer konularda kendimize güvenelim. Biz yapabiliriz.”
Milletvekili Mehdi Küçekzade ve önceki hükümet yetkililerinden Sipehr Haleci’yi de aynı kategoride yer vermek mümkündür.[13]
Sonuç ve Değerlendirme
İran nükleer müzakereleri uzun zamandan beri dünya gündemini meşgul etmektedir. Bir yanda Batı, İran’ın nükleer silah sahibi olmasını istememekte diğer yanda ise İran nükleer enerjinin en doğal hakkı olduğunu savunmaktadır. Ancak ne Batı İran’a ne de İran Batı’ya tam olarak güven vermektedir. Bu nedenle taraflar arasında Cevad Zarif’in deyimiyle “güvensizliğe dayalı” sürekli bir müzakere söz konusu olagelmiştir. Bu müzakereler hakkında yurt dışında olduğu gibi İran içerisinde de farklı yaklaşımlar söz konusudur. Reformcu kesim ağırlıklı olarak müzakerelere olumlu yaklaşmaktadır. Bunun temel nedenini ise reformcuların İran’ın diğer ülkelerle ilişkilerinde daha açık bir politika izlemekten yana olmaları oluşturmaktadır. Bu çerçevede reformcular İran’ın diğer ülkelerle olduğu gibi ABD ile de normal ilişkiler sürdürmesini savunmaktadır. Bu nedenle nükleer müzakereleri normalleşme sürecinin bir parçası olarak değerlendirmektedir.
Muhafazakar kesim ise önceki müzakerelerden farklı olarak bu dönemde ikiye ayrılmıştır. Önceki süreçlerde muhafazakarlar ağırlıklı olarak nükleer müzakerelere karşı çıkarken bu dönemde ise büyük bir çoğunluğu müzakerelere destek vermektedir. Ancak muhafazakarlar içinde belirli bir kesim halen müzakere karşıtı tutumlarını sürdürmektedir. Muhafazakarlar içinde süreci destekleyenlerin artışında Hameney’in bizzat kendisinin de müzakere ekibine verdiği destek ve ülkede mevcut ekonomik sıkıntıların artması etkili olmuştur. Müzakerelere olumsuz yaklaşanların önemli bir kısmı ise Trump’ın KOEP’ten çekilmesini örnek göstererek ABD’nin güvenilir bir ülke olmadığını ileri sürmektedir. Bunun yanı sıra bir diğer kesim de ABD ve İran’ın yapısal olarak farklı olmaları nedeniyle sürdürülebilir bir anlaşmaya varamayacaklarını savunmaktadır. Payidari Cephesine yakın kesimler ise İran’ın sorunlarının çözümünü içeride aramakta ve ülkenin kalkınması için dış ülkelerle müzakerelere bel bağlanmaması gerektiğini dile getirmektedir. Müzakerelere karşı çıkan bir diğer kesim de Trump’ı Süleymani’nin katili olarak gördüğünden onunla müzakereyi ülke onuru ve Süleymani’nin yoluna ihanet olarak değerlendirmektedir.
Sonuç olarak İran siyasileri ve toplumu nezdinde müzakerelere yönelik oldukça yüksek bir destek sağlanmış durumdadır. Ancak buna rağmen belirli kesimlerde halen müzakere karşıtlığı devam etmektedir. Yönetim de bu durumdan zaman zaman kötü polis rolü için yararlanmaktadır. Nitekim dini lider Hamaney müzakerelere yeşil ışık yaksa da ihtiyatlı bir tutum sergilemekte ve gerektiği durumlarda negatif tavırlarını göstermekten çekinmemektedir. Ancak nihayetinde her iki tarafın da doğrudan çatışmak yerine ortak bir anlaşmaya varmak istedikleri aşikardır.
[1] Rania Abu Shamala, “Iran Has Responded to Trump’s Letter Via Oman: Foreign Minister”, Anadolu Ajansı, 28 Mart 2025.
[2] Areş Hoşhu, “Beyaniye-yi Saadabat; Agazi Çaleş-i Hastai”, 7 Sobh, 20 Eylül 2020, https://7sobh.com/fa/tiny/news-350414, (Erişim tarihi: 26 Mayıs 2025).
[3] “Nuclear Agreement-JCPOA”, AB, 18 Ağustos 2021, https://www.eeas.europa.eu/eeas/nuclear-agreement-%E2%80%93-jcpoa_en, (Erişim Tarihi: 26 Mayıs 2025).
[4] Javad Zarif, X, 8 Nisan 2025, https://x.com/JZarif/status/1909567383263457449, (Erişim tarihi: 21 Mayıs 2025).
[5] “Hemayet-i Seyyid Muhammed Hatemi ez Müzakerat-i İran ve Amerika”, Shargh Daily, 19 Mayıs 2025, https://www.sharghdaily.com/fa/tiny/news-1009752, (Erişim tarihi: 20 Mayıs 2025).
[6] Muhammed Mahmudi, “Nakş-i Pezeşkiyan der Müzakerat ba Amerika”, Khabaronline, 25 Nisan 2025, khabaronline.ir/xnsvn, (Erişim tarihi: 21 Mayıs 2025).
[7] İsmet Horasanlı, “İran Cumhurbaşkanlığı Seçim Sonuçları ve Yeni Dönem Analizi”, SETA Perspektif, Sayı: 405, (Temmuz 2024).
[8] “Nomayende-yi ki Bercam ra Ateş Zed Modafe-yi Ehya-yi an Şod”, Donya-ye Eqtesad, 18 Temmuz 2021, https://donya-e-eqtesad.com/fa/tiny/news-3782406, (Erişim tarihi: 21 Mayıs 2025).
[9] “Müzakere ba Amerika de Umman; ‘İhtiyar-i Tam’ Hamenei be Arakçı, Bors-i İran Sabz Şod, Keyhan: Bi Netice”, Euronews Farsça, 12 Nisan 2025, https://parsi.euronews.com/2025/04/12/iran-market-reacts-khamenei-full-mandate-araghchi-trump-representative-meeting, (Erişim tarihi: 21 Mayıs 2025).
[10] “Bergha-yi Barande-yi İran ve Amerika der Müzakerat-i Umman”, TABNAK, 12 Nisan 2025, https://www.tabnak.ir/fa/news/1298771, (Erişim tarihi: 21 Mayıs 2025).
[11] Hüseyin Şeriatmedari, “Netice-yi Müzakerat Şenbe; Yek Hiç be Nafi Ma”, Keyhan, 11 Nisan 2025, https://kayhan.ir/001IGt, (Erişim tarihi: 22 Mayıs 2025).
[12] “Müzakere ba Amerika Bahane-yi Berayi Fişar-i Bişter Est”, Mehr News, 11 Nisan 2025, mehrnews.com/x37GDT, (Erişim tarihi: 22 Mayıs 2025).
[13] Ferhad Fahrabadi, “Müzakere ez Negah-i Ras”, Hammihan, 17 Nisan 2025, https://hammihanonline.ir/fa/tiny/news-36092, (Erişim tarihi: 22 Mayıs 2025).

