Irak’ta Seçim Öncesi Güvenlik Durumu

Irak’ta Seçim Öncesi Güvenlik Durumu

Irak, Kasım 2025'te yeni bir seçim sürecine hazırlanırken ülkede güvenlik alanında yaşanan gelişmeler tedirginlik verici düzeyde. Her ne kadar birbirinden bağımsız gibi görünen olaylar yaşansa da bütüncül bir perspektifle bakıldığında önceki dönemlere kıyasla olumlu bir seyir izleyen ülkedeki güvenlik ortamının bozulması an meselesi.
Paylaş:

Irak, Kasım 2025’te yeni bir seçim sürecine hazırlanırken ülkede güvenlik alanında yaşanan gelişmeler tedirginlik verici düzeyde. Her ne kadar birbirinden bağımsız gibi görünen olaylar yaşansa da bütüncül bir perspektifle bakıldığında önceki dönemlere kıyasla olumlu bir seyir izleyen ülkedeki güvenlik ortamının bozulması an meselesi. Bu dönemde güvenliği etkileyen ve etkileme potansiyeline sahip dört temel mesele söz konusu. Birincisi ve doğrudan güvenlik tehdidi olan drone saldırıları, ikincisi Haşdi Şabi Yasası’na ilişkin tartışmalar, üçüncüsü Bağdat’ın Dora bölgesinde Irak güvenlik güçleri ile Ketaib Hizbullah arasında yaşanan çatışma ve son olarak seçim sürecindeki rekabet alanı.

Tüm bu konular her ne kadar birbirinden bağımsız gibi görünse de etki ve temas alanları karşılıklı etkileşim halinde olup birbirini tetikleme kapasitesini haiz. Bu durumun çarpan etkisiyle daha geniş bir etki alanı üretmesi ve çoklu çatışma dinamiklerini beraberinde getirmesi de mümkün. Söz konusu etkileşim ve beraberinde getirebileceği tehdidin boyutu seçim süreci ve sonrasında siyasi ve toplumsal alandaki kırılganlıkların turnusolü işlevi görecektir.

Drone Saldırıları

Haziran 2025’te İsrail ile İran arasında yaşanan “12 gün savaşı”nı büyük oranda hasarsız atlatan ve bu konuda bir güven sağlayan Irak, Temmuz içerisinde yaklaşık 25 drone saldırısıyla karşı karşıya geldi. Bu droneların büyük bölümünün Irak’ın kuzeyindeki petrol alanlarına düşmesi ya da doğrudan saldırı halini alması da dikkat çekici oldu. Özellikle DNO, Gulf Keystone ve Hunt Oil gibi uluslararası petrol şirketlerinin faaliyet gösterdiği Tavke, Ayn Sifni, Zerkhan, Hemrin, Serseng, Hurmala ve Şeyhan gibi bölgelerde drone saldırıları yaşandı. Ayrıca Kerkük, Dibis ve Mahmur gibi bölgelerde yerleşim yerlerine ve kırsal alanlara düşen dronelar da görüldü.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) medyası droneların büyük bölümünün İran üretimi olduğunu öne sürerken bunların doğrudan İran’a mı yoksa Tahran destekli Iraklı Şii milis gruplarına mı ait olduğu konusunda tartışmalar devam ediyor. Nitekim drone saldırılarının yaşandığı alanlara bakıldığında neredeyse tamamının Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) kontrolündeki alanlarda yaşanması dikkat çekici. Bilindiği üzere İran uzun süre KDP’yi İsrail’e alan açmakla suçlamış ve hatta KDP ile ilişkili Kar Grup gibi şirketlerin “İsrail’e hizmet ettikleri” gerekçesiyle Erbil’de bulunan binalarına saldırılar düzenlemişti. İsrail-İran çatışmasının hemen sonrasında KDP’nin hakim olduğu bölgelere düzenlenen drone saldırıları, yeniden “Tahran’ın KDP’ye yönelik bir hamlesi mi?” sorusunu akıllara getirdi.

Bu hamleyi birkaç açıdan okumak mümkün. IKBY ve Azerbaycan’ın İsrail’in İran’da kurduğu istihbari düzene alan açtığı yönünde İran’da okumalar yapıldığı medyadaki analizlere yansıyor. Bu anlamıyla İran’ın KDP’ye yönelik bir öç alma ve ders vermeyi istemiş olabileceğini düşünmek mümkün. Ayrıca Tahran tarafından uluslararası şirketlerin yatırım yaptığı alanlara yönelik düzenlenen saldırılarla uluslararası kamuoyunda “12 gün savaşına rağmen ayaktayız” mesajı verilmek isteniyor da olabilir. Bununla birlikte petrol yatırımları ve alanlarına yapılan saldırılar, Bağdat’la bütçe problemi yaşayan ve bu sürecin sorumlusu olarak görülen KDP’yi ekonomik olarak daha fazla baskı altına alması nedeniyle de siyasi bir baskı aracına dönüşüyor. Ayrıca Türkiye’nin İran ile yaşadığı bölgesel rekabet ve Irak’ta yoğunlaşan karşılaşma dikkate alındığında dronelar üzerinden KDP ile güçlü ilişkileri bulunan Ankara’ya da mesaj veriliyor olabilir.

Siyasi Gerginlikler

Bu durum IKBY içerisinde KDP ile çekişme halinde olan ve hem İran hem de Şii milis gruplarla yakın ilişkileri bulunan Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) de işine geliyor. Zira Kasım 2024’te yapılan seçimlerin ardından IKBY’de halen hükümet kurulabilmiş değil. Seçimlerde beklediği düzeyde KDP’yi baskılayamayan KYB, dolaylı yollarla KDP’yi aşağı çekmeye ve hükümet kurmak için şartlarını kabul ettirmeye yönelik hamle yapmaya çalışıyor olabilir.

Bununla birlikte Kasım 2025’te düzenlenmesi planlanan Irak Parlamentosu seçimleri öncesinde KDP’nin prestijini düşürecek meseleler –her ne kadar seçmen kitleleri keskin bir biçimde ayrı olsa da– KYB için bir avantaj niteliğinde. Nitekim geçmiş seçimlerle kıyaslandığında bir süredir KDP’nin oy potansiyelinde bir düşüş söz konusu. Son dönemde KDP’nin Bağdat siyasetinde etki üretmekte zorlandığı da bir gerçek. Bağdat ile yürütülen bütçe görüşmelerinde halen önemli bir ilerleme sağlanabilmiş değil. IKBY Ağustos’ta ancak Mayıs maaşlarını ödeyebildi. Yani maaş ödemeleri 3 ay geriden geliyor.

Öte yandan Sünni gruplar ve KDP’nin itirazına ve oturumdan çekilmelerine rağmen Haşdi Şabi Yasası da Parlamentodan geçecek gibi. Ayrıca IKBY seçmeni de genel olarak Bağdat siyasetinden kopuk. Tüm bunlar bir arada değerlendirildiğinde KDP seçmeninin sandıktan kaçması gündeme gelebilir. Bu durumdan ise KYB’nin avantajlı çıkması söz konusu. KYB liderlerinin “stratejik derinliğimiz Bağdat” ve “Bağdat Süleymaniye bütçesini doğrudan bize versin” gibi söylemleri halen akıllarda. Buradan hareketle KYB’nin seçimlerde KDP’yi baskılamayı başarması söz konusu olursa hem IKBY’deki hem de Bağdat’taki hükümet kurma süreçlerinde isteklerini kabul ettirmesi söz konusu olabilir. Bu durum ise hem KDP ve KYB hem de Erbil ve Bağdat arasındaki gerginliklerin artmasına sebebiyet verebilir.

Haşdi Şabi Yasası

Irak’ta Haşdi Şabi’nin statüsü konusundaki tartışmalar da bir başka güvenlik riskini ortaya çıkarmaktadır. Uzun süredir Irak Parlamentosunda tartışma konusu olan Haşdi Şabi’nin nasıl bir kurumsal yapıya sahip olacağına ilişkin maddeleri içeren yasanın ilk okuması, Sünni gruplar ve KDP’nin itirazına rağmen Parlamentodan geçmiştir.

Mevcut durumda yasanın ikinci okuması yapılacak ve ardından Parlamentoda oylanacaktır. Yasanın Parlamentoya sunulan haliyle kabul edilmesi öngörülmektedir. Yasaya göre Haşdi Şabi doğrudan başkomutana (yani başbakana) bağlı özerk bir birim olacak ve başkanı bakan statüsünde olacaktır. Bu haliyle 240 bin kişilik bir güce sahip olan Haşdi Şabi neredeyse bir ordu hüviyetine kavuşacaktır. Zira Irak Savunma ve İçişleri bakanlıklarına bağlı ordu ve polis güçlerinden farklı bir statü ve yapıda olacak Haşdi Şabi kendi akademisini ve mühendislik şirketini kuracak, kendi silahlanmasını kendisi yapabilecektir.

Bu noktada temel amaç devletin tüm silah kullanma gücünü elinde toplaması olsa bile esas olarak milis grupların çatı organizasyonu olarak ortaya çıkan Haşdi Şabi yapısının İran Devrim Muhafızları örneğinde olduğu gibi “paralel bir yapı” olarak ortaya çıkması konusunda endişeler bulunmaktadır. Bu durum özellikle ABD’nin Haşdi Şabi yapısı üzerindeki baskısının da temel sebeplerinden birini oluşturmaktadır. İran’a yakın olduğu bilinen güçlerin etkin olduğu Haşdi Şabi yapısının devlet kurumsallaşması içerisinde güçlenmesi hem Irak’ın egemen kimliği hem de ABD açısından bir rekabet ve tehdit unsuru olarak okunabilir. Bu nedenle Washington, Haşdi Şabi Yasası’nın geçmesiyle birlikte siyasi ve diplomatik baskısını artırabilir, hatta ekonomik yaptırımları yeniden gündeme getirebilir. Dolayısıyla ABD’nin tutumu yalnızca Irak’a yönelik dış politikasını şekillendirmekle kalmayacak aynı zamanda Irak iç siyasetinde denge unsuru olarak belirleyici bir rol üstlenecektir.

Bu süreçte Haşdi Şabi bünyesindeki bütün milis grupların feshedilmesi söz konusudur. Ancak Şii milislerin Haşdi Şabi dışında sürdürdükleri yapılanmaların akıbeti ise halen belirsizliğini korumaktadır. Nitekim geçtiğimiz günlerde Bağdat’ın Dora bölgesindeki Tarım Müdürlüğüne ilişkin yapılan bir atama nedeniyle Ketaib Hizbullah milisleri ile Irak güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalar tehdidin boyutları açısından önemli bir gösterge olmuştur. Mevcut durum itibarıyla Haşdi Şabi’nin kazanacağı yeni statünün Şii siyasi ve milis gruplar açısından yeni bir çekişme alanı olması da muhtemeldir. Daha önceki tecrübeler düşünüldüğünde bunun hem seçim hem de seçim sonrası hükümet kurma süreçlerine yansımalarının olmasını beklemek yanlış olmayacaktır.

Diğer taraftan halihazırda seçimler için propaganda süreci henüz başlamamıştır. Ancak seçim takvimi yaklaştıkça siyasi gruplar, partiler ve adaylar arasındaki rekabetin hızlanacağı ve mevcut gerginliğin daha da tırmanabileceğini öngörülebilmek mümkündür. Irak’ın önceki seçim tecrübeleri siyasi gerilimlerin ülke güvenliği üzerinde olumsuz etkiler meydana getirdiğini açıkça göstermektedir.

Sonuç

Irak’ın Kasım 2025 seçimlerine mevcut siyasi ve güvenlik bagajıyla girmesi yalnızca seçim sürecinin sağlıklı işlemesini değil seçim sonrasında hükümet kurma ve devlet işleyişinin sürdürülebilirliğini de ciddi şekilde riske atmaktadır. Haşdi Şabi’nin kurumsallaşma biçimi, KDP-KYB rekabeti, Bağdat ile Erbil arasındaki bütçe ve petrol paylaşım sorunları ile İran ve ABD gibi dış aktörlerin müdahil pozisyonları, Irak’ta seçimlerin siyasi bir mekanizma olmaktan çıkmasına ve çok aktörlü bir güç mücadelesine dönüşmesine neden olmaktadır. Bu süreç Irak’ta en güçlü koalisyon olarak gösterilen İmar ve Kalkınma Koalisyonunun lideri Başbakan Muhammed Şiya Sudani için de önemli bir sınav olacaktır. Başbakanlık görevi süresince kriz yönetiminde önceki hükümetlere kıyasla kayda değer başarılar elde eden Sudani’nin seçimlere kadar olan bu süreci etkin yönetmesi halinde ikinci dönem başbakanlık şansı hiç de uzak bir ihtimal değildir.

Ancak Başbakan Sudani’nin 2022’den beri sağladığı göreli sakinlik siyasi aktörler arasında kırılgan da olsa tesis edilen bir uzlaşı düzenine dayanmıştır. Bu konsensüs modelinin sürdürülebilir olması için üç temel sorunun çözümü önemli olacaktır. Birincisi Haşdi Şabi güçlerinin tam anlamıyla devlet otoritesi altına alınarak ülke genelinde silah tekelinin sağlanması istikrarı pekiştirebilir. İkincisi KDP ve KYB arasındaki rekabetin uzlaşıyla yönetilmesi, Bağdat ve Erbil arasındaki sorunlara anayasal ve hukuki çözümler getirilmesi, ülkedeki siyasi kırılganlıkları da azaltacak ve böylece merkezi siyaseti güçlendirebilecektir. Öte yandan Sudani’nin hem Washington hem de Tahran ile ilişkileri dengede tutarak ülkeyi iki güç arasında bir çatışma alanı olmaktan koruma çabası da bu stratejinin temel unsurlarından biri olmaya devam etmelidir.

Sonuç olarak tüm bu adımların atılması Kasım 2025 seçimlerinin ardından geniş tabanlı bir koalisyon hükümetinin konsensüsle kurulmasına zemin hazırlayacak ve Irak’ın uzun vadede toparlanmasını ve yakaladığı görece istikrarın sürdürülmesini sağlayacaktır.

 
Paylaş: