Irak'ta Nizar Amedi yeni Cumhurbaşkanı olarak seçildi
Irak Meclisi, Nizar Amedi'yi (sağda) ülkenin yeni Cumhurbaşkanı olarak seçti. Meclis'te yapılan oylamada, Kürdistan Yurtseverler Birliği'nin (KYB) adayı Nizar Amedi (58) ikinci tur oylamada 329 sandalyeli mecliste 227 oyla Cumhurbaşkanı seçildi. (AA)

Irak’ta Cumhurbaşkanı Seçimi: Asimetrik Süreklilik Dönemi

KDP'nin ayrı aday girişimleri güçlü Kürt adayların bu posta oturmasını engelliyor. Kürtlerin iç rekabetlerini Bağdat'a taşıdığı bu yanlış stratejideki ısrarı, Erbil'in Bağdat nazarındaki imajını daha da olumsuz etkiliyor.
Paylaş:

ABD ve İsrail ile İran arasındaki savaşın milisler üzerinden tarafı haline getirilen Irak’ta 11 Kasım 2025’te yapılan seçimlerin ardından tıkanan hükümet kurma sürecinde kritik bir eşik aşıldı. 11 Nisan 2026’da Irak Parlamentosundaki oylamada, Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) adayı Nizar Amedi 329 sandalyeli Mecliste 227 oyla cumhurbaşkanı seçildi. Hükümet kurma sürecine geçmenin en zor engeli olan cumhurbaşkanının seçilebilmesi için Parlamentodaki sandalye sayısının üçte iki oyunun gerekliliği sağlanmış oldu. Ancak bu seçim hükümet kurma sürecine tam anlamıyla geçileceği anlamına gelmiyor. Zira bundan sonraki temel mesele Irak’ta alışık olduğumuz başbakan adayının kim olacağı üzerinde kilitlenecek. Ancak bu gelişmeler yüzeyde devam eden bir siyasal düzenin arka planında değişen güç ilişkilerini görünür kılıyor. Bu çerçevede ortaya çıkan tablo “asimetrik süreklilik” olarak tanımlanabilecek bir duruma işaret ediyor. Zira sistemsel düzeyde yerleşik siyasi yapı korunurken aktörler arası ittifaklar ve güç dengeleri sürekli yeniden şekilleniyor.

Ülkedeki siyasi teamüle göre cumhurbaşkanı Kürt, parlamento başkanı Sünni ve başbakan da Şiilerden belirleniyor. Anayasal bir çerçevesi olmasa da bu uygulama siyaseten yerleşmiş durumda. Cumhurbaşkanı ve parlamento başkanının seçiminde bu gelenek bozulmadığı gibi cumhurbaşkanının partisi de değişmedi. 2004’te Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile KYB arasındaki stratejik anlaşmaya göre Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) başkanlığı makamı KDP’ye, Irak cumhurbaşkanlığı makamı da KYB’ye veriliyor. İki büyük Kürt partisi arasındaki anlaşma uzun süredir bozulmasına ve hatta KDP’nin ilk kez bu seçimde resmi aday (Fuad Hüseyin) göstermesine rağmen cumhurbaşkanlığı postu yeniden KYB’ye gitti. Bu açıdan gelenek bozulmasa da Irak ve Kürt siyasi dinamiklerinin devinime girdiği anlaşılıyor. Cumhurbaşkanı seçimindeki perde arkası gelişmeler ve kompleks ittifak hatları, siyasetin dönüşümüne yönelik çarpan etkisi yapabilir.

Kürt Siyasetinin Açmazı

Seçim, aktörlerin pozisyonu ve partilerin eğilimleri konusunda oldukça girift ve bulanık bir resim çiziyor. Mevcut denklemde Irak siyasetinin önemli figürleri Mesut Barzani liderliğindeki KDP ve Nuri Maliki liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu oylamaya katılmayarak net bir tutum benimsedi. İran yanlısı şahin milis gruplarından Ketaib Hizbullah’ın siyasi ayağı Hukuk Hareketi de oylamaya katılmadı. ABD Başkanı Donald Trump’ın büyük Şii grupların bir araya geldiği Şii Koordinasyon Çerçevesi’nin başbakan adayı olarak lanse edilen Maliki’nin başbakan olması halinde ülkeye ekonomik yardımların kesileceği açıklamasından sonra, Maliki’nin adaylığına pek çok siyasi aktör rezervle yaklaşıyor. Şii grupların büyük bölümü bölgesel gerilimin tırmandığı bir anda Beyaz Saray ile karşı karşıya gelmek istemiyor. Özellikle 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a saldırıları ve Tahran’ın yatay misilleme stratejisiyle cevabını katmanlı biçimde verdiği savaştan en fazla etkilenen bölge ülkelerinden biri olan Irak’ın dengeli siyasetini sürdürmesinin gerekliliği yeniden görüldü.

2003’ten beri siyasi sürecin parçası olmasına rağmen KDP’nin Bağdat’la sorunlu ilişkisi değişmedi. Doğal kaynaklar üzerindeki anlaşmazlık, bağımsızlık referandumu, federal mahkemenin IKBY’ye karşı kararlarına karşı çıkma ve hükümet kurma süreçlerini sabote etme gibi meselelerde KDP, isminden çokça söz ettiriyor. Son yıllarda KDP hem Bağdat’ta hem de Erbil’deki parlamentolarda daha fazla sandalye kazansa da bunu Bağdat’ta siyasi etkiye çevirmeyi başaramadı. Buna karşılık KYB, Bağdat’la iyi ilişkilerini rayda tutabiliyor. Nitekim cumhurbaşkanı oylaması bunu teyit etti. Nizar Amed’in seçilmesi tüm Kürt partilerin tam desteğiyle değil Kürt, Sünni, Şii ve Türkmen partilerin homojen olmayan desteğiyle mümkün oldu. Siyasi yelpazede neredeyse bütün aktörlerin desteğini alan Amedi’ye karşı çıkan KDP, Maliki ve Ketaib Hizbullah’ın aynı yerde durması Kürt siyaseti açısından bir açmaza işaret ediyor. Her ne kadar Mesud Barzani ile Maliki’nin ilişkileri güçlü olsa da Erbil’in bugün halen Bağdat’la yaşadığı pek çok sorunun başlangıcı Maliki’nin 2010-2014 arasındaki başbakanlık dönemine denk geliyor. Yine Erbil’e yönelik milis saldırılarının önemli bir kısmının Ketaib Hizbullah tarafından organize edildiği biliniyor.

Bağdat ve Erbil Daha Parçalı ve Daha Gergin

KYB’nin adayı Duhoklu bir Kürt olan Amedi ne IKBY’de ne de Irak genelinde bilinen ve güçlü bir figür. Partinin mevcut başkanı Bafel Talabani’nin babası Celal Talabani’den sonra cumhurbaşkanlığı makamına gelen isimler –kısmen Berhem Salih hariç– gerçek anlamda sönük bir profil sergiledi. Bafel Talabani’nin kontrolcü yönetim anlayışında kendisini aşacak bir ismin öne çıkmasına müsamaha gösterilmeyeceği dikkate alındığında Amedi’nin etkisi de selefleri gibi çok zayıf olacağa benziyor. Ancak Amedi’nin farkı Bağdat’ı bilen bir siyasetçi olması. Zira uzun yıllar cumhurbaşkanlarına danışmanlık yapmanın yanı sıra KYB’nin Bağdat temsilcilik görevini yürüttü. Ayrıca Duhoklu olması nedeniyle de diğer cumhurbaşkanlarından ayrılıyor. Bugüne kadarki cumhurbaşkanlarının hepsi Soran bölgesinin Kürt ailelerine mensuptu. Bu durum önemsiz bir detay gibi görünse de Kürt iç siyasi dinamiği açısından belirgin bir yere tekabül ediyor. Zira KYB, KDP’nin güçlü olduğu Duhok kökenli (Badinan bölgesi) birini cumhurbaşkanı seçtirerek rakibine güçlü bir mesaj verdiği gibi Amedi’nin makamını kullanarak etkisinin zayıf olduğu Badinan bölgesinde gücünü artırmaya çalışabilir. Bunun yanı sıra KYB’nin Bağdat’taki siyasi etkisini Amedi üzerinden tahkim etmeye devam edeceği de anlaşılıyor.

Burada temel mesele ise etkisiz cumhurbaşkanlarının Irak’taki Kürt siyasetini de zayıflatması. KDP’nin ayrı aday girişimleri güçlü Kürt adayların bu posta oturmasını engelliyor. Kürtlerin iç rekabetlerini Bağdat’a taşıdığı bu yanlış stratejideki ısrarı, Erbil’in Bağdat nazarındaki imajını daha da olumsuz etkiliyor. Irak siyasi alanındaki çekişme hali siyasi elitleri genel olarak zayıf adaylara yönlendiriyor. Kürtler bu boşluktan yararlanmak yerine aynı akışa kapılmış görünüyor. Bu durum kendi elleriyle muhtemel etki kapasitelerini sınırlamak anlamına geliyor. Nitekim Amedi etrafında dönen tartışmalar KDP-KYB ayrışmasının alışılageldik ve Kürtleri yalnızlaştıran siyasetteki ısrarın sonucu. KYB’nin şu an için Bağdat’ın desteğini aldığı bir resimde KDP/Barzani’nin merkezdeki etkisinin nispeten azalacağını söylemek mümkün. Zira KDP, Bağdat’taki yeni güç tahkimatında akışın tersine yüzmeye devam ediyor. Bu durum Bağdat’ta hükümetin kurulma sürecinde de etkisini gösterebilir. Bu noktada Erbil-Süleymaniye hattında yeni bir gediğin daha açıldığını söylemek yanlış olmaz. KDP’nin dışarıda tutulduğu veya kaldığı bir ortamda Erbil-Bağdat hattındaki yarığın daha da büyümesi söz konusu olabilir.

Mesud Barzani’nin geçmişte Sünni Arap siyasetindeki önemli müttefiklerinden biri olan Muhammed Halbusi’nin, KYB adayına destek vermesi ve bu çerçevede Sünni grup Azm Koalisyonu Başkanı Müsenna Samarai ile aynı oturumda görünmesi, Irak siyasetindeki ittifak dengelerinin yeniden şekillendiğine işaret ediyor. Öte yandan Maliki’nin Barzani ile siyasi yakınlığını sürdürerek mevcut sürecin dışında kalması, Şii siyasi denkleminde sınırlı da olsa bir değişime yol açabilir. Barzani’nin bölgesel ve merkezi düzeylerde artan izolasyonu sınırlı düzeyde bir sarsıntı oluşturma potansiyeline sahipken Maliki’nin dışlanması ise daha yüksek yoğunluklu bir etki doğurabilir. Ancak her iki durumun da siyasi sistemi kökten sarsacak nitelikte olmadığı söylenebilir. Bu bağlamda Maliki’nin yeniden başbakanlık iddiasının mevcut siyasi konjonktürde daha da zayıfladığı değerlendirilebilir. Bu durum KDP’nin Bağdat merkezli siyasete yaklaşımını gözden geçirmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Şii ve Sünni siyasi bloklarda gözlenen dönüşüme rağmen KDP’nin Bağdat’taki yeni güç dağılımını kabullenme konusunda isteksizliği Kürt siyasetini daraltıyor.

Söz konusu dönüşüm sürecinde Türkiye açısından önemli çıktılar var. Bafel Talabani’nin ABD ve İsrail’in İran’a yönelik savaşı sürecinde ve PKK’nın silah bırakma dönemine girdiği bölgesel denklemde Türkiye’nin rolü için teşekkür etmesi dikkat çekici oldu. Bu anlamıyla Türkiye’nin Irak’taki uzun soluklu denge siyasetinin ve aynı zamanda Ankara-Süleymaniye hattında bir yıldır yaşanan normalleşmenin sonuç verdiği görülüyor. Türkiye’nin Irak politikasında önceliğinin aktörlerin kimliğinin ötesinde istikrarlı bir siyasi sürecin yürütülmesi olması, bu yaklaşımın yerel dengelerde de karşılık bulduğunu gösteriyor. Bu çerçevede Irak Türkmen Cephesi (ITC) milletvekillerinin cumhurbaşkanlığı oturumuna iştirak etmesi dikkat çekicidir. Daha sonrasında ITC Başkanı Mehmet Saman’ın KYB lideri Bafel Talabani’yi ziyaret etmesi ve bunun hemen ardından Kerkük Valiliğinin Türkmenlere devredilmesi de önemli bir dönüşüme işaret ediyor.

Keskin Hatlar Yerine Esnek Siyasal Kimlikler

Cumhurbaşkanının seçilmesinin ardından siyasetteki asıl kilit meselenin Şii gruplar arasında başbakanın belirlenmesi sürecinde yaşanacağı anlaşılıyor. Cumhurbaşkanı seçiminde ortaya çıkan fay hatları artık Şii grupların ortak bir tavırla siyaset yapamadığının göstergesi. Zira oylamaya Asaib Ehli’l-Hak, Hizmet ve Bedir katılırken Ketaib Hizbullah’ın Hukuk Hareketi ise katılmadı. Yine bu süreci Maliki ve Muhsin Mendelavi gibi figürler boykot ederken Sudani ise destek verdi. İran yanlısı grupların parçalı hali, siyasetin kimlikten ziyade çıkarlar üzerine odaklanmaya başladığını ve tekil bir İran yanlısı siyasetin artık sürmediğini göstermesi açısından önemli. Bu durum aynı zamanda Beyaz Saray’ın Irak’taki Tahran yanlısı aktörlere dönük öfkesinin dengelenmesine de zemin oluşturuyor. Maliki cumhurbaşkanı seçimini boykot ederek başbakan olma şansını daha fazla kaybederken Irak siyasetinin dengeli bir siyasi figür istediği anlaşılıyor. Bu noktada ikinci dönem başbakanlığı istediğini her fırsatta gösteren mevcut Başbakan Muhammed Şiya Sudani gibi figürlere dönüleceği görülüyor. Irak’ta keskin hatların belirlediği siyasetin işlevini yitirmeye başladığı bir süreç yaşanıyor ve bu durum ülkede değişimi tetikleyebilir.

Ülke siyasetinde geleneksel hatlar biçimsel olarak korunsa da bir süredir eski dengelerle yol yürünemeyeceği tartışılıyor. Kürtler iç bölünmelerle etki kapasitelerini sınırlarken Şii blokta tek merkezli güç yapısının çözülmeye başladığı da görülüyor. Bu tablo kısa vadede belirsizlik ve kırılganlık üretse de aynı zamanda daha dengeli, çok aktörlü ve uzlaşmaya dayalı bir siyasi düzenin mümkün olabileceğine işaret ediyor. Nitekim dış aktörlerin etkisinin dengelenmesi ve Irak iç siyasetinde tekil güç merkezlerinin zayıflaması, sistemin daha esnek bir yapıya dönüşme ihtimalini güçlendiriyor. Ancak bu ihtimalin gerçeğe dönüşmesi, Iraklı siyasi aktörlerin yerleşik rekabet kalıplarını ne ölçüde terk edebileceği ve dar parti çıkarları yerine sistemin bütününü gözeten bir yaklaşım benimseyip benimseyemeyeceğine bağlıdır. Aksi halde bu yeni denge arayışı istikrarlı bir yönetime değil parçalı güç yapılarının birbirini dengelediği ancak karar alma kapasitesinin kronik kırılganlığa sürüklendiği bir düzene dönüşebilir. Önümüzdeki süreçte başbakanlık etrafında şekillenecek pazarlıklar ise Irak’ın bu yol ayrımında hangi yöne savrulacağını belirleyecek en kritik eşik olacaktır.

Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR