Irak’ın başkenti Bağdat’ta Irak Demokrasi Gözlemevi ve Rasheed Center iş birliğinde Başbakan Muhammed Şiya Sudani’nin yanı sıra Iraklı yetkili, bürokrat, siyasetçi, akademisyen ve gazetecilerin katıldığı ve az sayıda Irak dışından katılımcının da yer aldığı “Uluslararası Demokrasi Günü” başlığı altında 14-16 Eylül 2025 arasında bir dizi etkinlik gerçekleştirildi. Irak’taki demokrasinin gelişimi, sorunlar ve çözüm önerileri bölgesel ve küresel gelişmeler ışığında ele alındı.
Özellikle Sudani’nin başbakanlığından itibaren ikili ve bölgesel iş birliklerinin geliştirilmesi, küresel siyasette etki üretme ve komşularla ilişkiler bağlamında yeni bir denge politikası oluşturan Irak aynı şekilde ulusal çaptaki sorunlara da cesaretle yaklaşıyor. Zira Başbakan Sudani’nin de katıldığı Uluslararası Demokrasi Günü kapsamındaki etkinliklerde Irak’taki demokratik, siyasi ve idari gelişmelerin eleştirel bir bakışla ele alınması hatta yayımlanan videolarda Irak’taki demokrasinin “sıfır” düzeyinde olduğunun ifade edilmesi bile ülkedeki düşünsel gelişim açısından son derece önemli. Zira söz konusu etkinlik 11 Kasım 2025’te yapılması planlanan parlamento seçimlerinden hemen önce Irak’ın nasıl bir demokratik düzeye geldiğini de tartışmaya açtı.
2003 sonrasında ABD işgalinin gölgesinde başlayan Irak’taki demokratikleşme süreci son yıllarda ciddi bir dönüşüm geçirmiş olsa da halen kurumsal ve toplumsal olarak büyük zorluklarla karşı karşıya. Irak’ın demokrasi yolundaki ilerleyişi son tahlilde halkın devletle ilişkisini, devletin güç yapılarını, yerel ve bölgesel aktörlerle bağlarını ne derece yeniden şekillendirebildiğiyle doğrudan bağlantılı. Irak, eski rejiminin gölgesinden sıyrılmaya çalışırken bu süreçte ulusal yapısal reformlar ve siyasi istikrar inşa etme noktasında halen ciddi zorluklarla karşılaşıyor. Bu bağlamda Irak’ın demokratikleşme süreci ülke içindeki güç mücadelelerinin ötesinde bölgesel gerilimler, uluslararası etkiler ve içsel dönüşüm arzularının bir arada şekillendiği bir süreç olma özelliği taşıyor.
Irak’taki demokratikleşme sürecini anlamanın ilk adımlarından biri hükümetin demokratik kazanımları koruma ve modernleştirme çabaları ile devletin halen kurumsal anlamda eksik kalması arasındaki dengeyi doğru kurmaktan geçiyor. Hükümet demokratikleşme yönünde adımlar atsa da –çoğu zaman kurumsal reformların zorunluluğuna rağmen– halkın özgürlükleri ve devletin kendi egemenliği konularında ise büyük ilerlemeler kaydedemiyor. Bu nedenle şu anki siyasi sistem çoğunlukla kişisel ve hizipsel güç mücadelelerine dayalı olarak işlemeye devam ediyor.
Irak’taki anayasal boşluklar, yasaların tam olarak uygulanmaması ve güçler ayrılığı ilkesinin işlerliğindeki eksiklikler demokratikleşme sürecinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesini engelliyor. Bu durum demokrasinin kurumsal bir temele oturtulabilmesi için halen önemli engellerin olduğunu gösteriyor. Hükümetin halkın taleplerini daha fazla dikkate alması ve devlet kurumlarını kişisel çıkarlarla değil toplumun genel yararını gözeterek şekillendirmesi gerektiği ise açıkça ortada.
Siyasi partilerin kendi çıkarlarını toplumsal refahın önüne koyması, Irak’ın demokratikleşme sürecinde yaşadığı en temel sıkıntılardan biri. Bu, sadece seçim süreçlerinin değil devletin her seviyesindeki karar alma mekanizmalarının da kalitesini doğrudan etkiliyor. Seçimler, demokratik sürecin temel taşlarından biri olarak görülse de seçim güvenliği ve meşruiyetinin tam anlamıyla sağlanamaması halkın sisteme duyduğu güveni zedeleyebiliyor. Özellikle seçimlerde yolsuzluk ve müdahale gibi olguların yaygın olması halkın seçim sonuçlarına inancını zayıflatıyor. Nitekim Irak’ta seçmen sayısı yükselirken aksine sandığa gidenlerin oranı ise gittikçe azalmakta. Bu durum sadece Irak’taki siyasi partiler arasındaki rekabeti değil aynı zamanda halkın genel olarak demokrasiye bakışını da etkiliyor ve siyasi istikrarı engelliyor.
Bu noktada adil seçimlerin sağlanması, aktif vatandaşlığın güçlendirilmesi ve sağlam kurumların inşası için büyük adımlara ihtiyaç duyulduğu aşikar olsa da Irak’ta halen bu unsurların hayata geçirilmesinde ciddi engeller bulunuyor. Seçimlerin adil ve şeffaf olması yalnızca kamuoyunun güvenini artırmakla kalmayacak aynı zamanda halkın karar alma süreçlerinde daha etkin rol oynamasını da sağlayacaktır.
Irak’ın geleceği tam da bu süreçteki temel unsurların sağlıklı bir şekilde hayata geçirilmesine bağlı. Ancak şeffaflık eksiklikleri ve yolsuzlukla mücadeledeki zorluklar bu hedeflere ulaşmayı oldukça zorlaştırıyor. Daha da önemlisi hedeflere ulaşmanın ötesinde geleceğe dair umutları da köreltiyor. Zira Irak halkının yüzde 65’inden fazlasını 35 yaş altı nüfus oluşturuyor. Ancak söz konusu nüfusun devlete bağlılığı, demokratik kurumlara inancı ve geleceğe dair beklentileri de zayıflamış durumda. Bu nedenle özellikle genç nüfusun yeniden yapılanma sürecine katılımı, halkın demokratikleşme sürecine olan bağlılığını ve güvenini arttırabilir. Fakat bu gençlerin siyasete etkin katılımının sağlanabilmesi için yalnızca eğitimdeki eksikliklerin giderilmesi değil aynı zamanda ekonomik fırsatlar, sosyal katılım ve adaletin artırılması da gerekiyor.
Irak’taki demokratikleşme süreci içsel sorunların yanı sıra bölgesel ve uluslararası faktörlerle de şekilleniyor. İran’ın nüfuzu, ABD ile ilişkiler ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) ile bitmeyen güç mücadeleleri Irak’ın demokratikleşme yolunu tıkayan en büyük engeller arasında. IKBY, diğer bölgesel aktörlerle kurduğu ilişkiler ve iç siyasetteki etkinliği nedeniyle Irak’ın demokratikleşme sürecini doğrudan etkileyen bir unsur olmaya devam ediyor. IKBY’nin bağımsızlık talepleri, Kürt siyasetinin içindeki derin bölünmeler ve bu bölünmelerin Irak genelindeki siyasi yapıyı etkileme tarzı ülkenin kurumsal bütünleşmesini zorlaştırıyor.
Irak’ın demokratikleşme süreci gelecekteki siyasi istikrarı için kritik öneme sahip. Ancak siyasi katılımın sadece seçimlerle sınırlı olmaması ve halkın günlük hayatında da demokrasinin izlerini görmesi gerekiyor. Irak halkı milis gruplarla halen burun buruna yaşıyor. Ayrıca siyaset ve yönetimin en tepesinin dahi anayasal olmasa da siyasi teamüller gereği etnik, dini ve mezhepsel gruplar arasında paylaşılıyor olması halkın demokratik sürece inancını baltalıyor. Bu nedenle devletin güçler ayrılığına dayalı bir yapıya sahip olması, siyasi çoğulculuğun sağlanması ve azınlık haklarının korunması Irak’ın demokratikleşme sürecinin sağlıklı işlemesi için büyük önem taşıyor. Sadece seçimlerin güvenliği ve şeffaflığı değil aynı zamanda devletin her alanında reformların yapılması toplumun bütün kesimlerinin devletle ilişkilerini dönüştürecektir.
Sonuç olarak Irak demokratikleşme yolunda büyük adımlar atmış olsa da bu sürecin başarıya ulaşması için halen yapısal reformlar ve kurumsal dönüşümler gereklidir. Gençler, kadınlar ve tüm toplumsal kesimlerin siyasete aktif katılımını sağlayacak reformlar demokratikleşmenin en önemli yapı taşlarıdır. Irak’ın geleceği sadece kurumsal reformlarla değil aynı zamanda halkın demokrasiye inancının pekiştirilmesiyle şekillenecektir. Bu süreç hem Irak içindeki siyasi yapıyı hem de bölgesel ilişkileri etkileyecek, bölgeye dair daha kapsamlı bir vizyonun gelişmesine olanak tanıyacaktır. Eğer Irak diktatörlüğün ve işgalin gölgesinden ayağa kalkabilirse beşeri ve ekonomik potansiyelleriyle bölgesel bir model de üretebilecektir.

