Hürmüz Boğazı'ndaki seyrüsefer aksaklığı nedeniyle gemiler BAE limanlarına yöneldi
Hürmüz Boğazı'nda yaşanan seyrüsefer aksaklığı nedeniyle bazı ticari gemiler Birleşik Arap Emirlikleri kıyılarına yönelerek limanlara yanaştı.

Hürmüz Darboğazı: Arz Şokundan Lojistik Şokuna

İran'ın Hürmüz Boğazı üzerinden verdiği mesaj net: Bu kez ABD/İsrail saldırganlığını durdurmak için küresel ekonomik dengeleri de derinden sarsmaktan çekinmeyeceğini boğazdan geçen tankerleri vurmak ve boğazı kapatmakla tehdit etmesiyle açıkça gösteriyor.
Paylaş:

Uzun yıllardır ABD ve İsrail’in temel tehdit algıları arasında yer alan İran bir kez daha iki ülkenin hedefinde. İran’ın bölgedeki terörist oluşumlara destek sağlaması, nükleer programı ve uranyum zenginleştirme faaliyetleri İsrail’in “önleyici” saldırılarının başat gerekçeleri olarak öne çıkıyor. ABD’nin günler öncesinden bölgede yoğunlaştırdığı askeri mühimmat ile savaşın fitilini ateşleyen hamlesi ve karşılığında İran tarafından düzenlenen saldırılar çatışmayı iki ülke arasında olmaktan çıkarıp bölgesel ölçeğe taşıdı. 28 Şubat itibarıyla yeniden alevlenen çatışma askeri hedeflerin ötesine geçerek nükleer tesisler ve enerji altyapısı gibi stratejik varlıklara dek uzanmış durumda. Bu çatışmanın en kritik yansımalarından biri ise Hürmüz Boğazı’na ilişkin.

İran’ın Hürmüz Boğazı üzerinden verdiği mesaj net: Bu kez ABD/İsrail saldırganlığını durdurmak için küresel ekonomik dengeleri de derinden sarsmaktan çekinmeyeceğini boğazdan geçen tankerleri vurmak ve boğazı kapatmakla tehdit etmesiyle açıkça gösteriyor. Mevcut durumda boğazın kapatılması enerji piyasaları açısından klasik arz kesintisi başlığının ötesine geçerek lojistik, sigorta ve fiyatlama faktörleri üzerinden işleyen daha karmaşık bir kırılganlığa yol açmış durumda. Artık mesele yalnızca kaç varil petrolün ya da kaç sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) kargosunun üretildiği değil üretilen enerjinin hangi maliyet, takvim ve risk primiyle piyasaya ulaşabildiği. Bu nedenle Hürmüz kaynaklı risk kısa süre içinde enerji piyasalarının dışına taşarak navlun maliyetleri, girdi fiyatları ve enflasyon beklentileri üzerinden daha geniş bir makroekonomik baskı üretebilir duruma geldi.

Hürmüz Boğazı’nın Stratejik Önemi

Hürmüz’ün stratejik önemi tek bir ülkeye veya tek bir yakıta bağlı olmamasından geliyor. Boğaz, küresel ölçekte deniz yoluyla taşınan petrolün yaklaşık dörtte biri ile üçte biri arasında bir hacme aracılık ediyor. Günlük ortalama 20 milyon varillik petrol ihracatının 5,5 milyon varilini tek başına Suudi Arabistan oluşturuyor. Ardından sırasıyla Irak, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt, İran ve Katar geliyor. Küresel LNG ticaretinin ise yaklaşık beşte biri Hürmüz’den geçiyor ve arzın yüzde 90’ından fazlasını Katar LNG’si oluşturuyor. Bu ise boğaz trafiğinde meydana gelebilecek herhangi bir aksamanın yalnızca fiyatları değil teslimat süreleri ve risk primlerini de etkileyerek piyasaların işleyişini derinden değiştirebileceği anlamına geliyor. Bu noktada dikkat çekici olan teknik anlamda bir kapanma söz konusu olmamasına karşılık fiiliyatta geçişin yavaşlaması veya gemilerin gecikmesi durumunda bile piyasalarda sert tepkilerin görülebilmesi. Nitekim sigorta primlerinin hızla yeniden fiyatlandığı ve kargo gecikmeleriyle birlikte boğazdan geçen tanker trafiğinde belirgin düşüşler yaşandığına dair emareler riskin yalnızca teorik değil operasyonel bir boyuta ulaştığını da gösteriyor.

LNG Cephesindeki Yüksek Kırılganlık

Petrolde boru hattı, alternatif rotalar ve stratejik rezervler gibi seçenekler bir ölçüde mümkünken LNG’de ise seçenekler çok daha sınırlı. Bölge ülkeleri örneğin Hürmüz’e alternatif olarak Babülmendep Boğazı aracılığıyla da ihracat yapabiliyor ancak toplam ihracat miktarı petrol için yıllık yaklaşık 8 milyon varil seviyesindeyken LNG ihracatı ise çok daha düşük olup 1 milyar metreküpün altında seyrediyor. Bu nedenle halihazırda yüksek kapasite kullanım oranlarıyla çalışan üretim sistemlerinde önemli değişikliklere gidilmesi ve kargo akışlarının farklı rotalara yönelmesi bölgesel rekabeti büyütüyor. Zira Hürmüz aracılığıyla alıcılarına ulaştırılan LNG’nin küresel LNG ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sine karşılık gelmesi ve bunun yaklaşık yüzde 90’ının Katar kaynaklı olması sistemde esnekliğin düşük olmasına yol açıyor. Benzer şekilde İsrail’in Mısır ve Ürdün’e gaz ihraç etmesi gibi bölgedeki diğer ülkelerin gaz ticaretinde de zincirleme baskılar oluşabileceği görülüyor. Bu durum, henüz savaşın ilk günlerinde İsrail’in gaz sahalarında üretimi askıya almasına, Katar’ın gaz sıvılaştırma faaliyetlerini force majeure ilan ederek durdurmasına ve Irak’ın petrol üretiminde kısıntı uygulamasına neden oldu bile.

Piyasa Tepkisi: Sigorta-Navlun-Teslimat Zinciri ve Fiyat Oynaklığı

Hürmüz kaynaklı LNG sorunları Asya’dan Avrupa’ya tüm piyasalarda etkili oluyor. Avrupa, Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında gaz arzı hususunda altyapı ve tedarik alanlarında ilerleme kaydetse de kıtanın artan LNG bağımlılığı Hürmüz kaynaklı bir şoktan etkilenmeye açık durumda. Bu anlamda Avrupa açısından riskin fiziki arzdan çok fiyatlama üzerinden arttığını belirtmek mümkün. Zira bilhassa AB üyesi ülkeler Rus gazından uzaklaşma stratejisi kapsamında büyük ölçüde Amerikan LNG’sine bağımlı hale gelmiş durumda; Körfez kaynaklı LNG ise daha çok spot piyasalardan daha düşük miktarlarda ithal ediliyor. Asya ise LNG arzında büyük ölçüde Körfez ülkelerine ve Hürmüz aracılığıyla satın alınan tankerlere bağlı olması nedeniyle Avrupa’ya kıyasla daha kırılgan durumda. Uzun dönemli kontratlarla LNG arzını güvence altına almış olan Çin, Hindistan, Güney Kore ve Japonya gibi ülkeler mevcut durumda force majeure nedeniyle tazminat da talep edemiyor. Buna bir de fiyatlarda meydana gelen şokların alternatif tedarik imkanını zorlaştırması da eklendiğinde Asya ekonomileri için durum çok daha kritik hale geliyor.

Piyasa aktörlerini bu denli kırılgan hale getiren durum, kısa süreli şokların bile ciddi fiyat hareketliliğine neden olma potansiyeli. Daha şimdiden Avrupa’nın en yüksek derinlikli gaz piyasası TTF’de fiyatlar yüzde 80’e yakın artmış durumda. Brent petrolde 60 dolar seviyelerinden 80 dolar seviyelerine gerçekleşen artış ise yalnızca ham petrol ve petrol ürünleri değil gaz fiyatları üzerinde de etkili olması nedeniyle daha da önemli. Savaşın uzaması artan elektrik fiyatları, sanayi maliyetleri ve enflasyon üzerinden makroekonomik göstergeleri derinden sarsabilir. Dahası Körfez ülkeleri ve Hürmüz kaynaklı LNG’ye bağımlı ülkeler için elektrik kesintileri de beklenebilir. Dolayısıyla kısa süreli aksama ile uzun süreli kapanmanın piyasalarda ne tür etkilere yol açabileceğini analiz etmek hükümetlerin ön alması için oldukça kritik.

Türkiye Perspektifi: Arz Güvenliğinden Çok Maliyet Riski

Türkiye açısından risk çift katmanlı. İlk katman fiziki arz tarafında; Türkiye boru gazı açısından bölgesinin en yüksek arz çeşitliliğine sahip piyasalarından birine sahip. Buna LNG altyapısı sayesinde uzun dönemli gaz kontratları ve spot alım imkanları dahil edildiğinde risk azalıyor. İran’dan ithal edilen boru gazının kesilmesi halinde LNG terminalleri kesintiyi ikame edebilecek bir kapasite oluşturuyor. Ankara’nın son yıllarda artırdığı depolama yatırımları ise sistemde meydana gelebilecek anlık arz şoklarına karşı emniyet sigortası işlevi görüyor. Küresel piyasalardaki fiyatlar ise riskin ikinci katmanı. Fiyatlardaki ani hareketlenmenin iç piyasaya yansıması Türkiye’nin tedarik maliyetlerini artırabilecek bir zemin oluşturuyor. Dolayısıyla olası bir arz şokunda temel sorun alternatif doğal gazın bulunmasından ziyade hangi fiyattan ve ne zaman temin edilebileceği olacaktır.

Özetle Hürmüz sorunu enerji güvenliğinde artık çeşitlilik kadar lojistik güvenlik ve risk yönetimi başlıklarının da önemli olduğunu açıkça gösteriyor. Teknik bir kapanma ihtimali zayıf görülse bile fiili aksama ve belirsizlik piyasaları etkilemek için yeterli çünkü günümüzde enerji piyasaları fiziksel arzdan önce beklentileri fiyatlıyor.

Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR