Esed Rejimi ve destekçilerinin, bugün sınırımıza dayanmış olan on binlerce Suriyeli sığınmacıyla gündemimize giren Halep saldırısının pek çok boyutu var. Bu boyutlardan belki de en belirleyici olanı, Suriye iç savaşının tarafı olan iki süper gücün 'krize siyasi çözüm' adı altındaki zımnî mutabakatlarıdır. Bu zımnî mutabakat, Rusya'nın Suriye'de kararlı, net ve yırtıcı tutumu ile ABD'nin kararsız, belirsiz ve değişken tutumunun kesişme noktasında oluştu. ABD'nin kararsız ve değişken tutumunu gözlemlemek için ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin 2014 yılından bugüne kadar Esed Rejimi hakkındaki beyanatlarına bakmak yeterli. Kerry'nin 2014 yılındaki "Esed sorunun kaynağı, mutlak surette gitmeli" noktasından, bugün "Esed kalabilir ve muhtemel bir ateşkesten sonra seçimlere de katılabilir" noktasına gelmesi, ABD'nin Suriye politikasındaki muğlaklığın özeti gibidir. Aynı zamanda Kerry'nin, Cenevre 3 öncesinde muhaliflere "Esed'le masaya oturmazsanız, bu güçlü dostunuzu kaybedersiniz" şeklindeki üstü kapalı tehdidi, ABD'nin Rusya'yla mutabakatından doğan 'siyasi çözüm'ü Suriye muhalefetine dayatmasının en belirgin tezahürü olmuştur.
ABD SURİYE MUHALEFETİNİN ALTINI OYUYOR
RUSYA'NIN HALEP'TE GROZNİ STRATEJİSİ
TÜRKİYE'NİN GÜVENLİĞİNE DİREKT TEHDİT
Türkiye'nin ABD'nin desteği olmaksızın, kendi güvenliği ve çıkarlarını gözeterek tek taraflı bir biçimde Azez-Cerablus arasında bir 'güvenli bölge' kurma girişimi, Rusya ile doğrudan bir savaşı getirecektir. ABD ve NATO ise Türkiye ile Rusya arasında doğrudan bir savaş çıkarma ihtimali olan her adıma karşı çıkmaktadır. Dolayısıyla bu şartlar altında, askeri güç, objektif ve materyal unsurlar açısından Rus hava desteğiyle karadan ilerleyen İran destekli rejim güçlerinin, Halep kuzeyini tamamen ele geçirip Türkiye ile sınır olmasının önünde hiçbir engel yoktur. Bu ise Türkiye'ye Rusya, rejim ve PYD/YPG kaynaklı taciz ve saldırıların artmasına yol açacaktır. Halep kuzeyinde muhaliflerin kaybettiği her mevzi, Türkiye'nin manevra alanını daraltmakta ve Türkiye'nin milli güvenliğine giderek daha yakın bir tehdit oluşturmaktadır.
[Yeni Şafak Düşünce Günlüğü, 15 Şubat 2016].

