Gıda sistemleri, küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık üçte birinden sorumludur. Yalnızca gıda israfı ve kaybı toplam emisyonların %8–10'unu oluşturmaktadır. Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın (UNEP) Gıda İsrafı Endeksi'ne göre 2022 yılında 1,05 milyar ton gıda israf edilmiştir. Aynı dönemde yaklaşık 733 milyon insanın açlıkla karşı karşıya olması, israfı yalnızca teknik bir verimlilik sorunu olmaktan çıkarıp iklim değişikliği ve küresel gıda güvenliğinin kritik bir bileşeni haline getirmektedir. Bu kapsamda, gıda israfını ve kaybını önlemek iklim diplomasisinin ihmal edilemez bir boyutu hâline gelmiştir.
İklim Değişikliği – Gıda Güvenliği İlişkisi
İklim değişikliği ve gıda güvenliği ilişkisini ele alırken meseleyi tarladan sofraya [1] kadar aşama aşama ama aynı zamanda bütüncül olarak ele almak gerekmektedir. Bu kapsamda, iklim değişikliğinin gıda güvenliği üzerindeki etkisini değerlendirirken gıda güvenliğinin tanımı ve boyutlarını ele almak yerinde olacaktır.
Gıda Güvenliği: Tüm insanların, her zaman, aktif ve sağlıklı bir yaşam için beslenme ihtiyaçlarını ve gıda tercihlerini karşılayan; yeterli, güvenli ve besleyici gıdaya fiziksel, sosyal ve ekonomik olarak erişebilmesi durumu. [2]
Gıda Güvenliğinin Boyutları: Mevcudiyet (Availability), Erişim (Access), Kullanım (Utilization) ve İstikrar (Stability).
Gıda güvenliğinin bu dört boyutu gıda sistemlerinin tarladan sofraya olan sürecini analiz etmemizi kolaylaştırmaktadır. İklim değişikliği ise, gıda güvenliğinin dayandığı dört boyutun tamamını etkilemekte ancak en doğrudan etkisini gıda üretiminde göstermektedir. Gıda üretimi gıda sistemlerinin kritik bileşenlerinden birisi olup, bu sistemler üretimi, işlemeyi, paketlemeyi, nakliyeyi ve atık yönetimini içermektedir. Gıda sistemlerinin gıdayı tüketiciye ulaştırdığı süreçte gıda kaybı da önemli bir yer tutmaktadır. Örneğin; 1.2 milyar insanın israf edilen ve kaybolan gıda ile beslenebileceği dile getirilmektedir.
Gıda güvenliğinin mevcudiyet boyutu açısından gıda üretimi iklim değişikliğinden çeşitli şekillerde etkilenmektedir. Artan sıcaklıklar, yağış düzensizlikleri ve kuraklık, sel ve sıcak hava dalgaları, ani ve yıkıcı hava olayları gıda üretiminde verimliliği doğrudan etkilemektedir.
Erişim boyutu, hanelerin gıdaya ekonomik ve fiziksel olarak ulaşabilme kapasitesini kapsamaktadır. Dolayısıyla gelir, fiyat, altyapı ve piyasa işleyişi değişkenleriyle belirlenir. Üretimdeki iklim değişikliği kaynaklı arz daralması gıda fiyatlarını yükseltmekte; fiyat artışları gelirinin büyük bölümünü gıdaya ayıran düşük gelirli haneleri orantısız biçimde etkilemektedir. İklim değişikliğinin etkisi aynı zamanda gelir tarafından da işler. Küçük ölçekli üreticiler için ürün kaybı hem gıda kaynağının hem de tek gelir kaynağının eş zamanlı yitirilmesi anlamına gelir. Bu durum da kırsal yoksulluğu derinleştirir ve varlık satarak baş etme (distress sale) davranışını tetikler. Bu açıdan iklim şokları gıda güvenliğinin erişim boyutunu dolaylı ama derinden etkilemektedir.
Kullanım boyutu, tüketilen gıdanın besin değerinin vücut tarafından ne ölçüde değerlendirilebildiğini; yani diyet kalitesini, gıda güvenilirliğini, temiz suya erişimi ve sağlık koşullarını kapsar. Atmosferdeki CO₂ yoğunluğunun artması, buğday, pirinç ve baklagil gibi temel ürünlerin protein, çinko ve demir içeriğini düşürerek “gizli açlık” olarak adlandırılan mikro besin yetersizliğini yaygınlaştırmaktadır. Yüzyıl ortasına ilişkin projeksiyonlar, bu mekanizmanın yüz milyonlarca insanı ek olarak protein ve çinko yetersizliği riskiyle karşı karşıya bırakabileceğini göstermektedir.
İstikrar boyutu, mevcudiyet, erişim ve kullanım boyutlarının zaman içinde kesintisiz biçimde sürdürülmesini ifade eder. Bir birey belirli bir dönemde yeterli gıdaya erişse dahi, bu erişimin iklim şoklarına karşı kırılgan olması gıda güvenliksizliği anlamına gelir. İklim değişikliği, tam da bu zamansal süreklilik içerisinde en yıkıcı etkiyi göstermektedir. Kuraklık, sel, sıcak hava dalgaları ve düzensiz yağış rejimleri gibi aşırı hava olaylarının sıklığı ve şiddeti arttıkça, tarımsal üretim yıldan yıla öngörülemez dalgalanmalar sergilemekte ve hasat kayıpları ani arz şoklarına dönüşmektedir. Bu şoklar yalnızca üretim düzeyinde kalmamakta; küresel değer zincirleri aracılığıyla fiyat oynaklığına dönüşerek istikrarsızlığı uluslararası ölçeğe taşımaktadır. Ayrıca istikrarsızlık, hanehalklarını varlık satışı ve tüketim kısıtlaması gibi kalıcı yoksullaşma yaratan başa çıkma stratejilerine yönelterek kırılganlığı yeniden üretmektedir. İklim değişikliği, istikrar boyutunu kronik bir risk alanına dönüştürmektedir. Erken uyarı sistemleri, stratejik gıda stokları, iklime dayanıklı tarım uygulamaları ve kurala dayalı ticaret mekanizmaları, arz ve fiyat istikrarını koruyacak politika araçları olarak öne çıkmakta; bunların yokluğunda geçici şokların yapısal gıda güvenliksizliğine evrilme riski büyümektedir.
Gıda İsrafı – İklim Değişikliği İlişkisi
Gıda israfı, iklim değişikliğinin hem önemli bir itici gücü hem de giderek daha görünür hale gelen bir sonucudur. Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın (UNEP) verilerine göre, 2022 yılında yaklaşık 1,05 milyar ton gıda israf edilmiş; tüketicilere sunulan gıdanın yaklaşık yüzde 19'u hane halkı, gıda hizmetleri ve perakende düzeyinde çöpe gitmiştir. Buna, hasat sonrasından perakende aşamasına kadar tedarik zincirinde kaybolan yaklaşık yüzde 13'lük gıda kaybı da eklendiğinde, üretilen gıdanın yaklaşık üçte birinin hiçbir zaman tüketilmediği ortaya çıkmaktadır.
Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), gıda kaybı ve israfının küresel antropojenik sera gazı emisyonlarının yüzde 8-10'undan sorumlu olduğunu tahmin etmektedir. Bu oran, gıda israfı bir ülke olsaydı, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri'nden sonra dünyanın üçüncü büyük emisyon kaynağı olacağı anlamına gelmektedir. Emisyonlar üç ana sebepten kaynaklanmaktadır. Birincisi, israf edilen gıdanın üretimi sırasında ortaya çıkan emisyonlardır. Arazi kullanım değişikliği, gübre kullanımı, hayvancılık kaynaklı metan, enerji kullanımı ve ulaşım gibi aşamalardan birinci sebebi etkilemektedir. İkincisi, çöp sahalarına gönderilen organik atıkların ayrışması sonucu açığa çıkan metandır. Metan, yüz yıllık ölçekte karbondioksitten yaklaşık 28 kat daha güçlü bir sera gazıdır. Üçüncüsü, israfın dolaylı kaynak maliyetidir. FAO'ya göre israf edilen gıda, küresel tarım arazilerinin yaklaşık yüzde 28'ini ve önemli miktarda tatlı su kaynağını boşa harcamaktadır. Çiftlik düzeyindeki kayıplar da dahil edildiğinde toplam iklim yükünün daha da yüksek olduğu tahmin edilmektedir.
Aynı zamanda, iklim değişikliğinden kaynaklı kuraklık, aşırı sıcaklar, sel ve değişen yağış rejimleri hasat kayıplarını artırmakta, soğuk zincir altyapısı zayıf olan bölgelerde bozulma riskini yükseltmekte ve böylece gıda kaybını derinleştirmektedir. Bu durum, kendi kendini besleyen bir döngü yaratmaktadır. İsraf emisyonları artırmakta, artan emisyonlar iklim şoklarını şiddetlendirmekte, iklim şokları ise yeni kayıplara yol açmaktadır.
İklim Diplomasinin Kritik Bileşeni Olarak Gıda İsrafını Önleme ve Küresel Gıda Güvenliği
Bu kendi kendini besleyen döngünün kırılması ve iklim eylemini güçlenirmek için iklim diplomasinin etkin bir şekilde kullanılması gerekmektedir. İklim diplomasisi, gıda sistemlerini uzun süre gündemin çeperinde tutmuştur. Tarımsal konular ancak Koronivia Ortak Çalışması ile resmi olarak ele alınmıştır. Asıl kırılma ise COP28'de 150'den fazla ülkenin imzaladığı Sürdürülebilir Tarım, Dirençli Gıda Sistemleri ve İklim Eylemi Bildirgesi ile yaşanmıştır. Buna rağmen uygulama açığı belirgindir. 2022 itibarıyla yalnızca 21 ülke, Ulusal Katkı Beyanlarına gıda kaybı ve israfı azaltım hedefi eklemiştir. Bu tablo, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi 12 kapsamında — 2030'a kadar kişi başına gıda israfını yarıya indirme taahhüdünün — iklim değişikliği mücadele rejimiyle yeterince eklemlenilemediğini göstermektedir.
Gıda israfının azaltılması da iklim diplomasinin başarısı açısından hayati bir konudur. İstikrarlı ve kararlı ölçüm ile kamu-özel iş birliği politikalarıyla gıda israfı ve kaybı azaltımında kaydadeğer ilerlemeler mümkündür. OECD verilerine göre, mevcut tarımsal destek mekanizmalarının önemli bölümünün iklim ve verimlilik hedefleriyle uyumsuz kaldığını, desteklerin yeniden yapılandırılmasının hem emisyon salınımını azaltılması hem de gıda erişimi açısından kazanım üreteceğini ortaya koymaktadır.
UNEP Gıda İsrafı Endeksi metodolojisi ulusal ölçüm sistemlerinin temeli hâline getirilebilir. Böylece ilerleme izlenebilir ve uluslararası taahhütler güvenilirlik kazanabilir. UNEP'in 2024 raporunun vurguladığı üzere, perakende, gıda hizmetleri ve hane düzeyindeki israfın azaltılmasında kamu-özel ortaklıkları en etkili araçlar arasındadır. Bu modelin G20 ve bölgesel örgütler eliyle yaygınlaştırılması, iklim diplomasisinin başarısı için önemli arz etmektedir.
Sonuç
Gıda israfı; iklim değişikliği ve gıda güvenliği gündemlerinin kesişiminde duran ve her iki hedefe aynı anda hizmet eden istisnai bir politika kaldıracıdır. Kaldıracın gücü, sorunun çift yönlü doğasından kaynaklanmaktadır. İsraf edilen her öğün, üretim aşamasında salınan sera gazlarının boşuna salınmış olmasına neden olurken, bir yerde gıda güvenliksizliği ile karşı karşıya olan bir bireyin gıdasının kaybı anlamına da gelmektedir. Bu kapsamda gıda israfının önlenmesine yönelik bir müdahele hem emisyon azaltımı hem de gıda erişiminin sağlanması noktasında olumlu sonuçlar üretmektedir. Dolayısıyla gıda israfının önlenmesi iklim değişikliği ile mücadelede önemli bir ölçülebilir değişkenidir. Sorunu bu çerçeveye taşımak, onu iklim diplomasisi açısından meşru bir müzakere kalemi hâline getirmektedir.
Bu farkındalığı somut mekanizmalara tercüme etmek gerekmektedir. COP28, gıda sistemlerini iklim gündeminin merkezine taşıyan ilk büyük eşik olurken, Birleşik Arap Emirlikleri Deklarasyonu ile üretim, tüketim, gıda israfı ve kaybını içeren gıda sistemleri ve iklim arasındaki ilişki resmi müzakere diline entegre olmuştur. Bu açılan yolun kalıcı bir kazanıma dönüşmesi üç koşula bağlıdır. Birincisi, ortak ölçüm standartlarıdır. Gıda israfı karşılaştırılabilir ve doğrulanabilir biçimde ölçülemediği sürece taahhütleri denetlemek zorlaşacaktır. İkincisi, finansman akışlarıdır. Ölçüm altyapısı, soğuk zincir ve lojistik iyileştirmeleri kaynak gerektirir ve bu kaynak iklim finansmanının bir alt başlığı olarak açık bir şekilde ele alınmalıdır. Üçüncüsü, bu unsurların Ulusal Katkı Beyanlarına (UKB) bağlayıcı hedefler olarak yazılmasıdır çünkü yalnızca UKB'lere işlenen bir taahhüt, uluslararası gözden geçirme döngüsünün yaptırım gücüne tâbi olur.
Bu üç koşul birbirini ardışık olarak beslemektedir. Ölçüm olmadan finansmanın nereye yönlendirileceği belirsizleşir. Finansman olmadan UKB hedefleri kâğıt üzerinde kalacaktır. UKB'lere yazılmayan bir hedef ise ölçümü ve finansmanı sürükleyecek siyasi zorunluluktan mahrum kalacaktır. Dolayısıyla üçü ayrı ayrı değil, birbirine kenetli bir zincir olarak analiz edilmeli ve uygulanmalıdır.
Bu kapsamda, COP28'in yarattığı siyasi ivme henüz tazedir ve UKB güncelleme döngüsü, israf hedeflerinin ulusal taahhütlere gömülmesi için nadir bir teknik açıklık sunmaktadır. Güncelleme döngüsü kapandığında, hedefler bir sonraki tura ertelenecek ve değerli yıllar yitirilecektir.
Analitik açıdan sonuç açıktır. İklim diplomasinin kritik bir bileşeni olarak gıda israfının önlenmesi, düşük maliyetli ve yüksek getirili bir iklim eylemidir. Teknik çözümü büyük ölçüde mevcuttur ancak eksik olan kurumsal bağlayıcılıktır. Fırsat penceresinin kaçırılması yalnızca tek bir hedefin değil, birbirine bağlı iki hedefin de — emisyon azaltımı ile gıda erişiminin — 2030 ufkunu geriletecektir. Bu nedenle gıda israfı ertelenebilir ikincil bir başlık değil, 2030 gündeminin öncelikli ve zamana duyarlı kaldıraçlarından biri olarak konumlandırılmalıdır.
--
[1] İngilizce literatürde “çiftlikten kaşığa (from farm to fork)” ifadesi kullanılmakla birlikte, Türkçe literatür için “tarladan sofraya” ifadesinin daha uygun olacağı değerlendirilmiştir.
[2] Konunun muhteviyatı birçok disiplini ilgilendirdiği ve bu disiplinler de kendi perspektifleri içerisinde Türkçe yayınları yaparken, “food security” için “gıda güvencesi” ve “food safety” için “gıda güvenliği” ifadelerinin tercih edilebildiği görülmektedir. Bu çalışmada “food security” için “gıda güvenliği” ve “food safety” için de “gıda emniyeti” ifadeleri tercih edilmektedir.

