DEM Parti ise somut bir kazanım elde etmek bir yana, meşru bir aktör ve "ortak" olarak dahi adlandırılmıyor, Erdoğan karşıtlığı üzerinden CHP ve Kılıçdaroğlu'na destek vermeye mecbur, tali bir destekçi olarak kodlanıyordu. Bu yaklaşımın temel sebebi ise DEM Parti'nin çaresizliğiydi. Zira DEM Parti, PKK ile arasına mesafe koyamaması sebebiyle siyasal meşruiyetini yitirmiş, diğer bir ifadeyle siyaseten dışlanmış bir konumdaydı. Dolayısıyla somut bir kazanım elde etmeden önce meşruiyetini tekrar kazanmalı ve siyaset sahnesinin olağan bir aktörü olarak tekrar pozisyon almalıydı. Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP de DEM Parti'nin bu çaresizliğini siyasal açıdan fırsata çevirdi ve somut kazanımlar yerine dayatma ve gizli vaatler ile örtülü bir süreç yönetmeyi tercih etti. DEM Parti ise kendisini söz konusu çaresizlik sarmalından çıkaracak siyasi bir çözüm bulamadı. Bunun sonucunda da 2023 seçimlerinde kendi seçmenleri tarafından sert bir şekilde cezalandırıldı.
Nitekim Demirtaş, 2023 seçimlerinde de benzer bir hamle yapmış, partisine kendi isteklerini kabul ettiremeyince Kılıçdaroğlu lehine yaptığı güçlü bir destek açıklamasıyla partisini yine bir oldubittiye getirmişti. DEM Parti o sırada aday çıkarıp çıkarmamayı, Kılıçdaroğlu ile pazarlıkta el yükseltmeyi tartışırken Demirtaş'ın çıkışıyla bir anda muhalif kamuoyunun hedefi haline geldi. Bir emrivakiyle DEM Parti, Kılıçdaroğlu'nu desteklemek zorunda kaldı. Bunun cezasını ise sandıkta çekti. DEM Parti seçmeni Kılıçdaroğlu'na kerhen dahi olsa oy verdi ama partisini de cezalandırdı. Oy oranları beklenmedik ölçüde düştü.

