Libya Temsilciler Meclisinin 20 Ekim’de Türkiye ile 2019’da imzalanan deniz yetki alanları mutabakat muhtırasını oy birliğiyle onaylaması, Ankara’nın Doğu Akdeniz politikasında önemli bir stratejik kazanımdır. Bingazi’de toplanan Meclis, mutabakatı reddeden 2020/1 sayılı kararı ve Türkiye ile siyasi ilişkilerin kesilmesini öngören 6 sayılı kararı da kaldırmıştır. Trablus’taki Ulusal Birlik Hükümetinin kararı olumlu karşılamasıyla anlaşma, Libya’nın doğusundaki ve batısındaki güç merkezlerinin ortak desteğine kavuşmuştur. Ancak gelişmenin asıl önemi, 2019-2020’de Ankara’nın karşısında yer alan aktörlerin bugün Türkiye’nin en önemli bölgesel kazanımlarından birini sahiplenmesidir. Türkiye, stratejik pozisyonunu değiştirmeden muhataplarının yaklaşımını dönüştürmüştür. Bu bakımdan karar, yalnızca bir deniz sınırı anlaşmasının siyasi meşruiyetini genişletmemekte, Türkiye’nin Libya politikasında farklı güç merkezleriyle eş zamanlı ilişki kurma yaklaşımının sonuç verdiğini de göstermektedir.
Bingazi ile Kurulan İlişkinin Sonucu
Bu sonuç bir anda ortaya çıkmamıştır. Türkiye, Trablus savaşında karşı karşıya geldiği Hafter ailesiyle son yıllarda askeri, diplomatik ve ekonomik temaslarını kademeli biçimde geliştirmiştir. Saddam Hafter’in Nisan 2025’te Ankara’da Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ile görüşmesi, MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın Ağustos 2025’te Halife Hafter ve Haziran 2026’da Saddam Hafter ile Bingazi’de bir araya gelmesi ilişkilerin ulaştığı düzeyi göstermektedir. Türk şirketlerinin Doğu Libya’daki faaliyetleri de yakınlaşmanın ekonomik boyutunu güçlendirmiştir. Ankara böylece Trablus’la kurduğu ilişkileri terk etmeden Bingazi’yle karşılıklı çıkar alanları oluştururken Libya iç siyasetindeki taraflaşmanın Türkiye’nin uzun vadeli bölgesel çıkarları üzerindeki etkisini sınırlandırmaya çalışmıştır.
Bingazi’nin mutabakat muhtırasına yaklaşımındaki değişim 2025 yazında görünür hale gelmiştir. Yunanistan’ın Girit’in güneyindeki hidrokarbon ruhsatlarına tepki gösteren Doğu Libya Başbakanı Usame Hammad, Türkiye-Libya mutabakatının meşruiyetini savunmuştur. Dolayısıyla 20 Ekim kararı, yıllardır sürdürülen temasların kurumsal karşılığıdır. Meclisin Türkiye ile siyasi ilişkilerin kesilmesine yönelik kararını kaldırması da ilişkilerin geçici bir yakınlaşmanın ötesine taşındığına işaret etmektedir.
Onayın zamanlaması ise Doğu Libya’daki güç mücadelesinden ayrı okunamaz. Muhtıraya uzun süre karşı çıkan Meclis Başkanı Akile Salih’in yerine 6 Ekim’de Salihin Abdünnebi seçilmiş, iki hafta sonra anlaşma onaylanmıştır. Salih, mutabakatı imzalayan hükümetin meşruiyetini ve Meclis onayının bulunmamasını gerekçe göstererek itirazlarını sürdürmüştü. Görevden ayrılması, Hafter ailesinin Ankara ile ilişkileri ilerletme tercihinin parlamentoya yansımasının önündeki önemli bir engeli kaldırmıştır. Burada açıkça öne çıkan husus, liderlik değişimi ve ardından gelen onay sürecidir. Değişimin yalnızca bu mutabakat için gerçekleştirildiği iddiası siyasi yorum düzeyinde görülmektedir. Yine de kararın, Doğu Libya’da Saddam Hafter’in artan etkisinden bağımsız değerlendirilmesi güçtür. Akile Salih’in siyasi ağırlığının azalması, Hafter ailesinin parlamentoyla ilişkilerinde yeni bir dönem açarken Türkiye ile yakınlaşmanın da daha hızlı biçimde kurumsallaşmasına imkan vermiştir. Bu nedenle görev değişimi, mutabakatın kabulüne giden siyasi sürecin önemli bir halkasıdır.
Kırılganlığın Azalması, Saddam Hafter’in Hesabı
2019 mutabakat muhtırasının temel siyasi kırılganlığı, anlaşmayı imzalayan Trablus yönetiminin Libya’daki sınırlı fiili kontrolüydü. Deniz sınırının Libya tarafındaki karşı kıyılarında Bingazi merkezli güçlerin nüfuz sahibi olması, mutabakatın özellikle enerji faaliyetlerinde uygulanabilirliğini ve gelecekteki bir iktidar değişiminde sürdürülebilirliğini tartışmalı hale getiriyordu. Bugün ise aynı mutabakat hem Trablus’un hem Doğu Libya’nın desteğine sahiptir. Böylece anlaşma, tek bir hükümetin varlığına bağımlı olmaktan önemli ölçüde uzaklaşmış olup orta vadeli siyasi kırılganlığı belirgin biçimde azalmıştır. TPAO ile Libya Ulusal Petrol Kurumunun Haziran 2025’teki sismik araştırma iş birliği için de daha elverişli bir ortam oluşmaktadır. Esasen Ankara açısından mesele bu faaliyetlerin dayandığı siyasi mutabakatı olası hükümet değişikliklerine karşı daha dayanıklı hale getirmektir. Saha kontrolü ile siyasi iradenin aynı doğrultuda şekillenmesi bu açıdan dikkat çekici bir eşiktir.
Saddam Hafter’in rolü bu çerçevede ayrıca önem taşımaktadır. ABD Başkanı Donald Trump’ın danışmanı Massad Boulos’un desteklediği siyasi birleşme girişiminde Saddam Hafter’in yeni Başkanlık Konseyinin başkanlığını üstlenmesi seçenekler arasında tartışılmaktadır. Ankara’nın Trablus ve Batı Libya’daki aktörler üzerindeki etkisi düşünüldüğünde, Türkiye’nin desteğini almak veya muhtemel itirazını aşmak, Hafter’in siyasi hedefleri bakımından önemlidir. Mutabakat muhtırasına sahip çıkması, iyi niyet gösterisi ile birlikte Ankara’ya güvenilir bir ortak olduğunu kanıtlama ve kendi siyasi geleceğine yatırım yapma hamlesi olarak da okunabilir. Bu bağlantı doğrudan teyit edilmiş bir pazarlıktan ziyade gelişmelerin zamanlamasına dayanan bir değerlendirmedir. Saddam Hafter’in mutabakata sahip çıkması, Doğu Libya’nın Türkiye ile ilişkileri yeniden tanımlama iradesinin somut bir göstergesidir. Başkanlık Konseyine ilişkin tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemde Ankara ile ilişkilerin güçlendirilmesi, Hafter’in Libya’nın gelecekteki siyasi yapılanmasında daha geniş bir kabul zemini oluşturma arayışıyla da örtüşmektedir. Bu bakımdan mutabakatın onaylanması, Türkiye ile Hafter ailesi arasında yıllardır geliştirilen ilişkilerin ulaştığı yeni aşamayı yansıtmaktadır. Mutabakatın bu şekilde sahiplenilmesi hem Libya’nın deniz haklarına yönelik bir pozisyon hem de Ankara ile siyasi güvenin ileri bir aşaması olarak anlam kazanmaktadır.
Bölgesel Dengelerde Yeni Hesaplar
Türkiye-Libya mutabakatının önemi, Doğu Akdeniz’de şekillenen güvenlik ve bağlantısallık düzeninden ayrı düşünülemez. Türkiye, Doğu Akdeniz’de bütün kıyıdaş ülkelerin katılımıyla bölgesel refah ve istikrarı destekleyecek kapsayıcı bir iş birliği mekanizması oluşturulmasını savunmaktadır. Ancak bölgenin en uzun anakara kıyısına sahip olmasına rağmen Türkiye’nin yer almadığı çeşitli güvenlik, enerji ve ticaret ortaklıkları gelişmektedir. Yunanistan-İsrail-GKRY askeri iş birliği, Yunanistan’ın İsrail ile yürüttüğü Aşil Kalkanı hava savunma projesi ve Fransa ile savunma anlaşmaları güvenlik boyutunu; Great Sea Interconnector elektrik bağlantısı ve IMEC koridoru ise enerji ve ticaret boyutunu temsil etmektedir. Bu girişimler elbette aynı amaçla tasarlanmasa da dikkat çekicidir. Bununla birlikte Ankara’nın yer almadığı ağların genişlemesi, Türkiye karşıtı eksenlerin netleşmesi, Doğu Akdeniz’de yeni ekonomik ve stratejik bağımlılıklar oluşturmaktadır. Libya mutabakatı, Türkiye’ye bu tablo karşısında kendi ortaklıkları üzerinden hareket alanı sağlamaktadır. Bu nedenle anlaşmanın değeri kıta sahanlığı tartışmasıyla birlikte Türkiye’nin bölgesel projelerde dışarıda bırakılmasına karşı geliştirdiği diplomatik ve jeopolitik seçenekte de görülmelidir.
Bu nedenle Bingazi’nin onayı, Yunanistan açısından yalnızca diplomatik bir itiraz konusu değildir. Atina, Doğu Libya’yla temaslarını yoğunlaştırarak mutabakatı zayıflatmayı ve deniz yetki alanı müzakerelerini ilerletmeyi amaçlamıştır. Akile Salih’in Aralık 2025’teki Atina ziyareti de bu temasların parçasıydı. Bugün Libya’nın iki siyasi merkezinin aynı anlaşmayı desteklemesi, Atina’nın Libya içindeki ayrışmadan yararlanma imkanını daraltmaktadır. Ancak Yunanistan ve Avrupa Birliği’nin hukuki itirazları sürmekte, adaların deniz yetki alanlarına etkisi konusundaki anlaşmazlık devam etmektedir.
Bu değişimin bir diğer boyutu, ABD öncülüğündeki Libya’yı birleştirme arayışı ile Türkiye-Mısır ilişkilerinin kesişmesidir. Boulos’un yürüttüğü temaslar, Ankara ile Kahire’nin geçmişte farklı taraflarda durdukları Libya’da siyasi bütünleşme konusunda daha yakın bir zeminde buluşabildiklerini göstermektedir. Washington’ın da sürece katılması, Ankara’nın Libya’nın geleceğine ilişkin müzakerelerdeki rolünü artırmaktadır. ABD öncülüğündeki girişimin temel sınavı ise siyasi makamların paylaşılmasından çok, güvenlik kurumlarının bütünleştirilmesi ve varılan uzlaşının yerel aktörler tarafından kabul edilmesi olacaktır. Türkiye ile Mısır’ın farklı nüfuz alanlarını uzlaşma için kullanabilmesi bu noktada önem taşımaktadır. Ancak Türkiye-Mısır yakınlaşması, Kahire’nin Yunanistan’la 2020’de imzaladığı deniz yetki alanları anlaşmasından vazgeçtiği anlamına gelmemektedir. ABD’nin hem Yunanistan hem Libya’daki enerji çıkarları ise Washington için gerilimin yönetilmesini ayrıca önemli kılmaktadır.
Değişmeyenler ve Ankara’nın Önündeki Yol
Bingazi’nin onayı, Libya’nın kurumsal bölünmüşlüğünü ya da üçüncü devletlerin hukuki itirazlarını ortadan kaldırmamıştır. Akile Salih’in görev değişiminin usulüne yönelik itirazları ve Trablus’taki Yüksek Devlet Konseyinin yasal süreçlerin tamamlanması çağrısı, iç hukuk tartışmalarının sürebileceğini göstermektedir. Dolayısıyla anlaşmanın uzun vadeli dayanıklılığı, doğu ve batıdaki desteğin birleşik Libya kurumlarına taşınmasına bağlıdır. Ankara açısından öncelik, Hafter ailesiyle kurulan güveni kişilere bağımlı olmayan devletler arası iş birliğine dönüştürmek ve Mısır dahil bölge ülkeleriyle diyaloğu korumak olmalıdır.
Nihayetinde Bingazi’nin onayı, Türkiye’nin Hafter ailesiyle yıllara dayanan ilişkilerinin somut bir yansımasıdır. Ankara, 2019’daki stratejik çizgisini değiştirmeden, geçmişte bu çizgiye karşı çıkan siyasi merkezin mutabakatı benimsemesini sağlamıştır. Bu, Türkiye açısından önemli bir jeopolitik kazanım, Atina’nın Libya üzerinden yürüttüğü strateji açısından ise gerilemedir. Ancak kazanımın kalıcılığı, Bingazi’deki bugünkü siyasi desteğin Libya’nın gelecekteki ortak kurumlarında da karşılık bulmasına bağlı olacaktır.

