- Acer: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) Gazze için Barış Kurulu ve iki yıllık yetkiyle görev yapacak Uluslararası İstikrar Gücünü (International Stabilization Force, ISF) onaylayan kararının hukuki dayanağı nedir? Bu model önceki Birleşmiş Milletler (BM) barış operasyonlarıyla nasıl karşılaştırılabilir ve Gazze bağlamında hangi hukuki sınırlamalar veya emsal oluşturan kararlar devreye girer?
BMGK yalnızca 15 üye devletten oluşan bir BM organı olsa da BM Antlaşması’nda belirtildiği üzere uluslararası barış ve güvenliğin korunmasından sorumludur. BM Antlaşması’nın 24. maddesi bu durumu “BM’nin hızlı ve etkili bir şekilde harekete geçmesini sağlamak amacıyla, üyeleri, uluslararası barış ve güvenliğin korunmasında başlıca sorumluluğu BMGK’ye verirler ve BMGK’nin bu sorumluluk kapsamındaki görevlerini yerine getirirken kendi adlarına hareket ettiğini kabul ederler” şeklinde ifade etmiştir. Üye devletler antlaşmanın 25. maddesinde ifade edildiği üzere BMGK kararlarını kabul etmeyi ve uygulamayı yükümlenmiş durumdadır.
BMGK’nin BM Antlaşması’ndan kaynaklı iki tür karar alabildiğini söyleyebiliriz. Bunlardan birinci grubu tavsiye niteliğindeki kararlar oluşturur. Bu tür kararlar özellikle devletler arasındaki uluslararası sorunların barışçıl çözümünün sağlanmasında BMGK’ye verilmiş yetkiler bağlamında kendini göstermektedir. Anlaşmanın 34. maddesi BMGK’nin, uluslararası bir uzlaşmazlık ya da uluslararası bir soruna yol açabilecek bir durumu veya bir sorunu, uluslararası barışın devamını tehdit edip etmediği bağlamında araştırma yetkisine sahip olduğunu belirttikten sonra; 36. maddesi sorunun herhangi bir aşamasında çözüme yönelik uygun prosedürler ya da metotlar önerebileceğini de öngörmektedir.
Buradan anlaşıldığı gibi bu tür durumlarda BMGK taraflara tavsiye nitelikli kararlar alarak çözüme dair yöntemler ya da metotlar önerebilmektedir. Hatta yine 36. maddeye göre BMGK bunu yaparken tarafların daha önce çözüme dair anlaştıkları hususlar ya da yöntemler varsa onları da dikkate alacaktır. Ayrıca 38. maddeye göre BMGK bu yetkisinin dışında eğer taraflar isterlerse sorunun barışçıl çözümüne dair yöntemler de önerebilecektir.
BMGK’nin tavsiye nitelikli kararlar aldığı bu yetkileri dışında uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına ya da tesis edilmesine dair bağlayıcı kararlar alma yetkisi de vardır. BM Antlaşması’nın VII. Bölümü’nde BMGK’ye verilen ve bütün ülkelerin uymak zorunda olduğu bağlayıcı karar alma yetkisinin maksadı yine uluslararası barış ve güvenliği korumak olarak ifade edilmektedir. 39. madde öncelikle BMGK’ye uluslararası barışa bir tehdit olup olmadığını, barışın bozulup bozulmadığını veya bir saldırı eyleminin olup olmadığını belirleme yetkisi vermektedir. 39. madde yine öncelikle BMGK’ye bu bağlamda tavsiye niteliğinde kararlar alma yetkisi vermekte ama ayrıca bağlayıcı karar alma yetkisinin olduğunu da belirtmektedir. BMGK uluslararası barış ve güvenliğe dair bu üç durumdan birisinin bulunduğunu tespit ettiğinde bütün devletleri bağlayacak şekilde uluslararası barışı tehdit eden, bozan veya saldırı eylemi gerçekleştiren devlet ya da devletlere karşı 41. maddede belirtilen ve askeri önlemleri içermeyen tedbirler de alabilir. Şayet bu tedbirler işe yaramazsa 42. maddede belirtilen ve askeri tedbirleri de içeren daha sert önlemler içeren kararlar alabilir. Bu kararlar bütün devletler için hukuken bağlayıcı niteliğe sahiptir.
BMGK’nin Gazze’de ateşkesin sağlanması, Filistin ile İsrail arasında kalıcı barışın tesis edilmesine dair 17 Kasım 2025’te aldığı 1803 sayılı kararının tavsiye niteliğinde mi yoksa bağlayıcı nitelikte mi olduğu ise açıkça ifade edilmemiştir. Belirttiğimiz gibi BMGK’nin BM Antlaşması’nın VI. Bölümü çerçevesinde aldığı kararlar öneriler şeklinde iken VII. Bölümü altında aldığı kararlar ise bütün devletler için bağlayıcıdır.
Ancak BMGK bu kararında “Gazze Şeridi’ndeki durumun bölgesel barışı ve komşu devletlerin güvenliğini tehdit ettiğini tespit ederek” ifadesini kullanarak aslında uluslararası barışa bir tehdit gördüğünü ifade etmiş ve böylece sanki herkes için bağlayıcı bir karar almış izlenimi vermektedir. Kaldı ki karar “29 Eylül 2025 tarihli Gazze Çatışmasını Sona Erdirme Kapsamlı Planı” ve “13 Ekim 2025 Tarihli Tarihi Trump Kalıcı Barış ve Refah Deklarasyonu”nu onaylamakta ve bu iki planın amaçlarının gerçekleşmesi için “Üye devletleri ve uluslararası kuruluşları, Barış Kurulu ile birlikte çalışarak operasyonel birimlerine ve ISF’ye personel, ekipman ve mali kaynak sağlama fırsatlarını belirlemeye, operasyonel birimlerine ve ISF’ye teknik yardım sağlamaya ve eylem ve belgelerini tam olarak tanımaya çağırır” diyerek bütün devletlere yükümlülükler getirmektedir.
Dolayısıyla BMGK’nin taraflarca zaten kabul edilmiş Kapsamlı Plan’a dair bir karar alarak planın uygulanmasına zorunlu bir uluslararası destek sağlamayı amaçladığı söylenebilir. Böylelikle planın uygulanması ve amaçlarının gerçekleşmesinin önündeki muhtemel engellerin devletlere getirilen yükümlülüklerle aşılmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır.
Nitekim son dönemlerde BMGK kararlarıyla barış gücü kurulmasına dair kararların bağlayıcı nitelikli olduğu ifade edilebilir. Bu bağlamda BMGK’nin Gazze için aldığı karar, barışı koruma gücü niteliğinde bir güç değil barışı uygulama gücü (peace enforcement force) niteliğinde bir güç kurmaktadır. BMGK’nin özellikle Afganistan için aldığı kararlar örnek kararlar arasında sayılabilir. ISAF (International Security Assistance Force, Uluslararası Güvenlik ve Destek Gücü) 2001’de Bonn Anlaşması sonrasında BMGK’nin 1386 sayılı kararıyla Afganistan’da kurulmuş çok uluslu bir güçtü. Görev ve yetkileri zaman içinde genişlemiş olsa da temel olarak “öncelikle Kabil ve çevresinde güvenlik ve istikrarı sağlamak (ilk yetki alanı), Afgan hükümetine destek vermek, yeniden yapılanmayı ve insani yardım faaliyetlerini desteklemek” ve “terör ve isyanla mücadeleye destek vermek” olarak özetlenebilir.
- Mercan: Kararda Gazze’de geçici bir yönetişim çerçevesi öngörülüyor: Barış Kurulu, teknokratik geçiş yönetimi ve sonrasında “Filistin’in meşru bir devletleşme sürecine girmesi için uygun koşulların oluşması”. Bu yönetişim modeli Filistin yönetimi, Hamas, İsrail, Mısır ve diğer bölgesel aktörler tarafından ne ölçüde kabul görebilir? Bu modelin uygulamada karşılaşacağı başlıca siyasi ve güvenlik riskleri nelerdir?
ABD Başkanı Donald Trump tarafından sunulan planı merkeze alarak BMGK tarafından kabul edilen karar, metinsel bağlamda ümit verici bir çerçeveye sahip olsa da uygulama açısından ciddi riskleri bünyesinde barındırmaktadır. Ateşkesin kırılganlığı herkes tarafından kabul edilen bir husustur. Nitekim son birkaç gündür Tel Aviv’in Gazze’ye yönelik saldırılarını yeniden artırdığı ve ateşkes koşullarına riayet etmediği dikkate alındığında mezkur kararın hayata geçirilmesi için en büyük engel işgal devletinin bizatihi kendisidir. Gazze’de olası bir geçiş yönetiminin teşekkülüne izin vermemek ve defakto bir durum oluşturarak işgali kanıksatma stratejisi Netanyahu hükümeti tarafından kesintisiz bir şekilde sürdürülmektedir. Bu nedenle Gazze’de istikrarı sağlayacak ve işgal ordusunun hukuk ve insanlık dışı eylemlerini sonlandıracak bir yönetimin tesisi için gerekli çerçevenin henüz netleştirilmemesi ve bu doğrultuda Beyaz Saray’ın yapısal teminatlar vermekten çekinmesi ise süreci daha da muğlaklaştırmaktadır.
Hamas ve Filistin’deki siyasi grupların kahir ekseriyeti ve direniş yapılanmalarının tamamı Gazze’de vesayet yönetimine şiddetle karşı çıkmaktadır. Özellikle Hamas’ın sadece Filistinlilerden müteşekkil bir geçiş yönetimine rıza göstereceklerini beyan etmesi, sürecin siyasal ve toplumsal meşruiyet boyutunu dikkate alarak yönetilmesini zorunlu kılmaktadır. Mamafih Trump’ın Filistin siyasallığını göz ardı ederek uluslararası bir heyet üzerinden geçiş sürecini yönetmeye dair planları, Gazze başta olmak üzere Filistin’in tamamında kolay karşılık bulmayacak ve krizi derinleştirecek bir hamledir. Gazze’de barışın tesisine çalışılırken bu adımların Filistinlilerden ziyade Siyonist yönetimin lehine gerçekleştiği algısının yaygınlaşması ise çözüm ihtimallerini yok edeceği gibi beraberinde sürecin tüm aktörlerine yönelik ciddi bir güven probleminin yaşanmasına da sebebiyet verecektir. Kassam Tugaylarının başını çektiği direniş unsurlarının adil ve Filistin egemenliği merkezli olmayan hiçbir çözüm önerisine sıcak bakmayacakları gerçeği, Gazze’de geçiş sürecinin oldukça hassas bir zeminde yürütülmesi gerektiğini göstermektedir.
Amerikan yönetiminin, Filistinlilerin iradesini hiçe sayarak dayatmacı bir perspektiften uygulamaya koyacağı geçiş süreci adımları, Gazze’de barışa olanak tanımayacağı gibi aynı zamanda bölgede işgal devletinin saldırganlığını daha da artıracağı bir vasat meydana getirecektir. Bu nedenle tüm aktörlerin geçiş sürecini yürütürken iki temel hususa dikkat etmeleri elzemdir: (i) işgal devletinin saldırı ve katliamlarını mutlak surette sona erdireceği ve faillere yönelik müeyyidelerin uygulanacağı bir durumun meydana getirilmesi ve (ii) Filistinlilerin siyasal iradesini ve egemenliğini merkeze alan bir geçiş yönetiminin oluşturulması. Aksi takdirde mevcut krizin çok daha ağır sonuçlar doğuracağı ve birçok aktörün büyük bedeller ödemek zorunda kalacağı bir siyasi atmosfer meydana gelecektir.
- Mercan: Plan Gazze’deki silahlı grupların silahsızlandırılmasını ve ağır silahların ISF gözetiminde devre dışı bırakılmasını hedefliyor. Bölgesel açıdan bakıldığında Hamas gibi yerleşik aktörlerin bu süreçte uyum göstermesi ne kadar gerçekçidir?
Plan Gazze’nin silahsızlandırılmasını öngörmekle birlikte tarihi, siyasal ve toplumsal gerçekliği göz ardı eden bir çerçeve sunmaktadır. Öncelikle Trump ve yönetimimin kabul etmesi gereken husus, Filistin direnişinin silahlanmasının altında yatan temel saikin ülke içindeki topraklarda alternatif bir yönetim kurmak ya da dış güçlerin yönlendirmesi nedeniyle istikrarsızlaştırıcı bir misyon üstlenmek değil aksine işgalciye karşı vatan topraklarını savunmak için meydana geldiği hususudur. Siyonist yönetimin teopolitik referanslarla sürdürdüğü agresif yayılmacı strateji ve gerçekleştirdiği katliamlar neticesinde Filistin’de silahlı gruplar meydana gelmiştir. Amerikan yönetimi plan dahilinde bu grupları ısrarlı bir şekilde terörle ilişkilendirmekte ve toplumsal tabanlarını ve meşruiyetlerini yok saymaktadır. Halbuki Kassam Tugayları ve diğer direniş grupları ortak işgalci düşmana karşı mücadele etme ve bağımsız Filistin devletini kurma idealiyle silaha başvurmaktadır. Bundan ötürü Tel Aviv’in durdurulması gerçekleşmediği müddetçe Filistin’deki direniş gruplarının silahsızlandırılması projesinin başarıya ulaşması mümkün değildir. Desteğini kendi halkından alan ve şartlar dahilinde organik bir hüviyete sahip direniş gruplarının, bugün baskı araçları nedeniyle etkisizleştirilse dahi yarın yeni suretler ve mahiyetlerde tezahür etmesi beklenilmektedir.
Trump’ın Gazze’deki sürece yönelik yaklaşımında gerçekten bir barış isteyip istemediğine dair ana sınavı direniş gruplarına bakış açısı üzerinden olacaktır. Sahanın gerçekliğini manipüle etmek Beyaz Saray’a kısa vadede bazı avantajlar sağlasa da netice alınamayacak bir plana emek sarf etmek suretiyle krizin ve çözümsüzlüğün derinleştiği bir vasat meydana getirmekten öte gitmeyecektir. Bu nedenle Gazze’de sağlıklı bir geçiş sürecinin yaşanması ve direniş gruplarının tasfiyesi için yegane yol işgal devletinin durdurulması, Filistin’in tam bir egemen devlet statüsüne kavuşması ve direniş gruplarının de bu devletin güvenlik unsurlarına dönüştürülmesinden geçmektedir.
- Mercan: Karardaki “uygun koşullar sağlandığında Filistin’in meşru devletleşme süreci” vurgusunun İsrail, Filistin yönetimi, Mısır, Ürdün ve Körfez ülkeleri üzerinde oluşturacağı siyasi ve diplomatik etkiler neler olabilir?
Uygun koşulların sağlanması halinde Filistin’in egemen devlet statüsünün tam anlamıyla tanınacağı yönündeki yaklaşım önemli olmakla birlikte koşulların neye göre belirleneceği ve “uygun” ifadesinin nasıl anlaşılacağı oldukça muğlaktır. Bu nedenle öncelikle Trump yönetimi tarafından adil bir yaklaşımla meselenin ele alınması elzemdir. Egemenliğini tam kullanamayan, siyasal öznelliği bulunmayan ve herhangi bir irade ortaya koymaktan aciz bir Filistin devleti kurgusu elbette sahada sorunları çözmeyecek ve direnişe daha fazla meşruiyet alanı sağlayacaktır. Bu nedenle devletin kuruluş koşulları dikkate alınırken Tel Aviv’in öncelikleri kadar Filistinlilerin iradesinin de dikkate alınması gerekmektedir.
Koşullar çerçevesinde tam bağımsız ve egemen Filistin’in inşası bölgedeki dengeleri şüphesiz ciddi şekilde etkileyecektir. Öncelikle Kudüs’ün statüsü bu dengeler bağlamında son derece önemlidir. Doğu Kudüs’ün Filistin’in başkenti olduğu bir gerçeklik ile tam tersinin oluşturacağı etki oldukça farklıdır. İşgal devletinin Kudüs’ten taviz vermemesi ve Amerikan yönetiminin bu konuda Tel Aviv ile aynı düşünmesi, Filistin’in egemenlik haklarına düşürülen en büyük gölgedir. Bu konuda yapıcı adımlar atılmadığı ve Kudüs, Siyonist yönetimin egemenliği altında kaldığı müddetçe sorun çözülemeyeceğinden bu durum bölgesel aktörler için her daim kriz potansiyelinin yüksek kalacağı anlamına gelecektir.
Filistinlilerin beklentilerini tam anlamıyla karşılayan bir devlet yapısı kurulduğunda ise bu durum Arap dünyasında çeşitli yapısal değişimleri tetikleyebilecek niteliktedir. Filistin’in hangi siyasal aktör tarafından yönetileceği de yine süreci şekillendirecek ana dinamiklerden biridir. Bu bakımdan devletin oluşumu, yönetici aktörlerin siyasal arka planları, öncelikleri ve ne tür mekanizmalar üzerine yönetimi bina edecekleri hem Arap dünyasında hem de Tel Aviv’de ciddi tesirler bırakacak hususlardır. Ama tüm bunların görülebilmesi ya da bir sınama yapılabilmesi için temel öncelik Washington’ın Tel Aviv üzerinde baskı oluşturarak Filistin’e gerçek bir gelecek vaadi konusunda samimi bir niyet göstergesi ortaya koymasıdır.
Acer: Kararda yer alan “uygun koşullar sağlandığında Filistin’in meşru devletleşme süreci” vurgusu ne ölçüde bağlayıcıdır? Bu ifade uluslararası hukukta ve BM kararlarında nasıl yorumlanır?
BMGK’nin aldığı bu karar aslında taraflarca kabul edildiği daha önceden ilan edilmiş planı onaylayan ve bir nevi BMGK kararı haline getiren bir karar olmuştur. Ancak yine de karar planın hükümlerini basitçe tekrar etmenin ötesine geçerek bazı hususları netleştirmiştir. Bunlardan ilki planda kurulması öngörülen Barış Kurulunun görev ve yetkilerini bir miktar daha açıklığa kavuşturarak bu kurulun “uluslararası tüzel kişiliğe sahip bir geçiş yönetimi” olduğunu belirtmiştir.
Üstelik bu geçiş yönetiminin ne zamana kadar devam edeceğine dair belirtilen kriter “Filistin yönetiminin reform programını tatmin edici bir şekilde tamamlayıp Gazze’nin kontrolünü güvenli ve etkili bir şekilde geri alabileceği zamana kadar” şeklinde ifade edilmiştir. Karar diğer düzenlemelerle Barış Kurulunun yetkilerini büyük oranda sıralamış, Gazze’nin yönetiminin esas organının bu kurul olduğu ve bu kurulun uluslararası kişiliğe sahip çeşitli birimler kurabileceğini de belirtmiştir. Bu bağlamda kurul kendi yönetiminde çalışacak ve Filistinli “teknokrat ve apolitik” kişilerden oluşacak bir komiteyi de kuracaktır. Yine bu bağlamda ISF’yi de oluşturacaktır.
Bütün bunların aslında “Gazze’nin silahsızlandırılması, terör ve saldırı altyapısının imhası ve yeniden inşasının önlenmesi, devlet dışı silahlı grupların kalıcı olarak devre dışı bırakılması” gibi amaçları gerçekleştirmesi de öngörülmektedir. Yine hedeflenenler arasında “İsrail Savunma Kuvvetleri, ISF ve ABD arasında kararlaştırılacak olan silahsızlandırmayla ilgili standartlara, kilometre taşlarına ve zaman dilimlerine” göre İsrail, Gazze’den çekilecek ancak Gazze yeniden ortaya çıkabilecek “terör tehditlerinden tam olarak korunana kadar” varlığını devam ettirecektir.
Esasen karar bütün bunlar olduktan, Gazze’nin yeniden kalkınması sağlandıktan ve Filistin yönetiminin reform programını tamamlamasından sonra “Filistinler için güvenilir bir öz yönetim ve devlet kurma yolu için koşullar oluşmuş olabilecektir”.
Bu karara yöneltilebilecek önemli eleştirilerden birisi ise bu önemli hususların çok genel ifadelerle tanımlanmış ve muğlak bırakılmış olmasıdır. Nitekim karara dair görüşmeler esnasında Çin, Slovenya, Guyana, Pakistan hatta Fransa temsilcileri kararda büyük muallaklıklar olduğuna dair eleştiriler dile getirmiştir. Çin temsilcisi metnin hem Barış Kurulu hem de ISF için yapı kompozisyon ve görev tanımlarını muğlak ve belirsiz bıraktığını vurgulamış, Filistin yönetiminin taslakta neredeyse hiç yer almadığını ifade etmiştir. Guyana temsilcisi Filistin yönetiminin Gazze’nin yeniden inşasındaki rolüne ilişkin net bir durumun tanımlanmadığını ve bu rolün ölçülemez ön koşullara tabi olmaması gerektiğinin altını çizmiştir.
Dolayısıyla Filistin’in bütün topraklarının yönetiminin Filistin devletine verilmesi ve bir Filistin devleti kurularak başta İsrail ve ABD olmak üzere ilgili taraflarca da tanınmasının önünde muğlak ve uzun vadeli unsurlar bulunmaktadır. Bu durumun ise iki devletli çözüm beklentileri açısından çok büyük bir eksiklik olduğu belirtilmelidir.
- Acer: Hamas ve bazı bölgesel aktörler Gazze’ye konuşlandırılacak uluslararası gücün tarafsızlığını kaybedebileceğini ve fiilen çatışmanın tarafı haline gelebileceğini iddia ediyor. BM hukukuna göre böyle bir misyonun tarafsızlığını ve meşruiyetini korumak için hangi güvenceler gereklidir?
Karar, ISF’nin, başında Trump’ın bulunacağı ve diğer üyelerinin ise henüz belli olmadığı Barış Kurulu tarafından kurulacağını öngörmektedir. Bu kurul ve kurulla çalışacak devletlerin katkıları ile birleşik bir komuta altında konuşlandırılacak geçici bir güç olacaktır. Bu güç, Mısır Arap Cumhuriyeti ve İsrail devletiyle yakın istişare ve iş birliği içinde “Barış Kurulu tarafından kabul edilebilir” ve “uluslararası insancıl hukuk da dahil olmak üzere uluslararası hukuka uygun olarak görevini yerine getirmek için gerekli tüm önlemleri” alacaktır.
Şayet öngörüldüğü gibi olursa ISF tarafsız, hukuk kurallarına uygun hareket ederek, insancıl hukuk ve insan hakları hukuku prensipleri çerçevesinde çalışması gereken bir güç olacaktır. Dolayısıyla belirlenen barışı sağlama ve istikrarı oluşturup koruma misyonu dışına çıkmayan bir güç olması gerekir. Ancak Hamas’a ve Gazze’deki diğer silahlı gruplara terör örgütü şeklinde bakan bir yaklaşım ile bu grupların “tasfiye” edilmeye çalışılması sahada ciddi güvenlik sorunları hatta çatışmalar doğurabilecektir. ISF’nin görevleri arasında “mevcut anlaşmalara halel getirmeksizin sınır bölgelerinin güvenliğini sağlamak” ve “Gazze Şeridi’nin silahsızlandırılması sürecini güvence altına alarak (askeri, terör ve saldırı altyapısının imhası ve yeniden inşasının önlenmesi ve devlet dışı silahlı grupların silahlarının kalıcı olarak devre dışı bırakılması dahil) Gazze’deki güvenlik ortamını istikrara kavuşturmak” da sayılmaktadır.
Oysa bu grupları tasfiye etmeye çalışmak yerine belirli noktalarda uzlaşılması hatta barış sistemine entegre edilmesi gereken gruplar olarak değerlendirilmesi daha isabetli bir yaklaşım olacaktır. Bu bağlamda Barış Kurulu ve onun kuracağı ISF’nin hangi devletlerden oluşacağı kritik önemdedir.
ISF’nin insani görevleri de bulunmaktadır. Buna göre “insani operasyonlar dahil olmak üzere sivilleri korumak”, “denetlenen Filistin polis güçlerini eğitmek ve onlara destek sağlamak” ve “insani koridorların güvenliğini sağlamak için ilgili devletlerle koordinasyon sağlamak” görevlerini de tam bir tarafsızlık ve hukuk kuralları temelinde yapması gerekir.
Öte yandan “Kapsamlı planı desteklemek için gerekli olabilecek ek görevleri üstlenmek amacıyla yeni eğitilmiş ve denetlenmiş Filistin polis gücüyle birlikte İsrail ve Mısır ile birlikte çalışacaktır” denilerek ISF’ye ek görevler de verilebileceği ifade edilmektedir. Bu görevlerin belirlenmesi ise Filistin halkının çıkarlarına, istikrara ve hatta fiilen güçlü bir Filistin’in kurulmasına destek olma amacına hizmet etmelidir.
Ancak görüldüğü üzere bazı devletlerin de belirttiği gibi bu gücün kompozisyonu ve ne tür ilkelere göre faaliyet göstereceğine dair büyük muğlaklıklar bırakılmıştır. Bu güç, bir barış uygulama gücü olsa da önceki örneklerde olduğu gibi “tarafsızlık ve kendilerini savunma dışında silahlı güç kullanmama” prensipleri üzerinden işletilmelidir. Aksi takdirde gücün barıştan ziyade gerginlikler getirmesi muhtemeldir.


