Bütün dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını karşısında ülkeler farklı tepkiler vermekte. Avrupa’da konuyla alakalı olarak adından en çok söz ettiren ülkeler İtalya ve İspanya olsa da Avusturya gibi ülkeler de virüsün Avrupa kıtasına ve hatta dünyanın birçok ülkesine yayılmasından sorumlu tutuluyor.
Hatırlanacağı üzere, özellikle Tirol Eyaleti’ndeki Ischgl kayak beldesinde salgının varlığı bilinmesine rağmen Avusturyalı yöneticiler tarafından geç ve yetersiz önlemler alınması nedeniyle yüzlerce hatta belki de binlerce insan enfekte olmuştu. En son 4 Mart’ta Ischgl’daki tatillerini bitirip ülkelerine dönen çok sayıda İzlandalı turistin Kovid-19 virüsü taşıdığının ve bu virüsü Ischgl’da kaptıklarının kamuoyuna ilan edilmesiyle Avusturyalı yöneticilerin sorumluluğu yadsınamaz boyuta ulaşmıştı. Bununla birlikte İzlanda, Mart ayı başında Ischgl’ı risk bölgesi ilan etmiş olsa da Avusturyalı yetkililer ancak 8 gün sonra bölgeyi karantina altına almayı kararlaştırdılar. Tüm bu gerçeklere rağmen Avusturyalı yetkililer hem önlem almakta geç kaldılar hem de meydana gelen skandalda sorumluluklarını kabul etmeye yanaşmadılar. İlerleyen zaman içinde üç Alman vatandaşının ölmesi ve aralarında Hollanda, ABD, Almanya gibi çok sayıda ülke vatandaşının da bulunduğu 4 bin 500’ü aşkın kişinin Avusturya devleti aleyhine yargı yoluna başvurma kararı alması işin boyutunu genişletmiş görünüyor.
Taraflı tarafsız birçok gözlemci tarafından Kovid-19’un Avrupa kıtasında yayılmasında merkezi rol oynayan Ischgl’daki skandaldan yeterince ders alınmadığı ise Avusturya’dan gelen son haberlerden anlaşılıyor. Popülist Başbakan Sebastian Kurz liderliğindeki koalisyon hükümeti, birbiri ardınca sökün eden skandallara rağmen hiçbir şey olmamış gibi davranarak Avusturya’yı yeni bir bilinmezliğe daha sürükleyecek kararlara imza atıyor. Hükümet 14 Nisan’dan geçerli olmak üzere büyüklükleri 400 metrekareye kadar olan dükkanların açılmasına onay verdi. Hem Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) hem de ülke içindeki çok sayıda uzman ve siyasetçi tarafından ikinci bir dalgaya yol açma tehlikesi nedeniyle eleştirilen bu kararın sonuçları endişeyle bekleniyor.
Önlemlerde kaos
İlerleyen zaman içerisinde sadece Avusturya halkının değil ve fakat daha da önemlisi, halka sağlık hizmeti sunması beklenen doktor, hemşire, sağlık çalışanı gibi hizmetlilerin bile ihtiyaç duyduğu malzeme, ilaç ve diğer araç gerecin ülkede yeterli miktarda bulunmadığı gerçeğiyle yüzleşildi. Bunun üzerine aralarında uzunca bir süredir aleyhte propaganda yapılan Türkiye gibi ülkelerin de bulunduğu bir grup ülkeden ihtiyaç duyulan malzemenin alınması yoluna gidildi. Ne var ki adeta komedi filmini andırırcasına aksilikler bu noktada da baş gösterdi. Avusturya’nın Çin’den ithal ederek kargo yerine yolcu uçaklarının koltuklarının üzerinde getirttiği kartonlardan çıkan milyonlarca maskenin gerekli normlara uymadığı ortaya çıktı. Bir başka dille ifade edilecek olursa Avusturya devleti yaptığı alışverişte dolandırılmıştı. İşin daha da kötüsü dolandırıldığını anlaması için de Almanya’daki Dekra isimli bir araştırma kuruluşunun raporuna ihtiyaç duyulmuştu. Her ne kadar daha sonra Avusturya askeri makamlarına bağlı bir enstitü kendi raporuyla bu dolandırılmayı tescil etmişse de devletin dolandırıldığını anlaması, ilk elde Alman araştırma şirketinin ortaya koyduğu rapor sayesinde mümkün olabilmişti.
Politikada kaos
Bu arada Başbakan Kurz tarafından marketlerde maske takılması zorunluluğu getirileceği ve bu maskelerin halka bedava dağıtılacağı söylenmiş fakat akabinde marketlerin elinde yeterli miktarda maske olmadığı anlaşıldığından bu uygulama da bir süreliğine ertelenmişti. Bunun da ötesinde marketlerin maskeleri daha önce hükümet tarafından öngörüldüğü gibi bedava dağıtmayacakları, 1 Avro karşılığında müşterilere sunulacağı ortaya çıktı.
Yine geçtiğimiz hafta Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı bir genelgeye göre beş kişiyi geçmemek kaydıyla evlerde toplanılabileceği belirtilmişti. Söz konusu genelge Avusturya’da Kovid-19 nedeniyle alınan önlemlerle tamamen çelişki içindeydi. Ülke çapında yaşanan kafa karışıklığının ardından Sağlık Bakanı Rudolf Anschober özür dileyerek genelgeyi düzeltti ve aynı aileden olmayan beş kişinin kapalı bir mekânda bulunması yasağının devam ettiğini ifade etti. Bu karar kurumlar arasında eşgüdüm olmadığını, krizle mücadele konusunda kurumların birbirinden farklı adımlar atarak günü kurtarma telaşında olduğunu gösteriyor.
Hukuk devletinde kaos
Hatırlamalıyız ki 2019 sonunda Avusturya Parlamentosu’na verilen bir soru önergesinden elde edilen bilgilerden Avusturya devletinin elinde 10 milyon kişilik veri tabanlı bir yüz tanıma sistemi programının olduğu ortaya çıktı. Daha önceleri anonim sim kartlarının kullanımdan kaldırılması gibi kişisel verileri hükümetin kontrolüne sunan ve otoriter hükümetlerin olduğu ülkelerde görülen yöntemlerin izlendiği gözlemlenen Avusturya’da, tüm telefonlara yüklenmesi zorunlu kılınacak bir casus yazılım ve plaka takip sistemi gibi uygulamalar ise ancak Anayasa Mahkemesi tarafından engellenebilmişti.
Kimi anayasal hakların Avusturya’daki uygulamalarda zedelendiğine bir başka örnek de basınla ilişkilerde gözlemleniyor. Geçtiğimiz haftalarda Başbakan Kurz’un partidaşı Tirol Eyalet Başbakanı Günther Platter’in sanal ortamda gerçekleştirdiği bir basın toplantısında ZDF temsilcisi Britta Hilpert’e soru sorma izni verilmemişti. Gerekçe olarak ise teknik yetersizlik nedeniyle sadece Tirol bölgesinden medya temsilcilerine bu imkânın tanınacağı ifade edilmişti. Daha sonra gelen tepkiler üzerine ZDF dahil diğer medya temsilcilerinin sorularının kamu kuruluşu Avusturya Basın Ajansı’nın (APA) Tirol şubesi aracılığıyla cevaplanacağı belirtilmişti. Buna rağmen Britta Hilpert ve başka bazı gazeteciler sorularına cevap alamadıklarını ifade etmişlerdi. Hatta Hilpert sorularını sadece eyalet yönetimine değil, bakanlıklara hatta başbakanlığa dahi ilettiğini ve hiçbir cevap alamadığını ifade etmiştir.
Yine Kovid-19 nedeniyle Mart ayı sonunda Romanya’dan getirilen 231 bakıcının 14 günlük karantina sürecini geçirmekte oldukları otelde pasaportlarına el konulması da Avusturya’da insan haklarına saygılı bir demokratik düzenden bahsetmenin gittikçe güçleştiğini gösteren örneklerden. Nitekim Avusturya’da kimi medya kuruluşları da ülkenin içinde bulunduğu durumu eleştirerek, bir hukuk devletinde olmayacak uygulamaların olduğunu işlemekteler. Buna göre Avusturya’da bugünlerde açık bir biçimde serbest olduğu bildirilmeyen her şeyin yasak olduğu izlenimi oluşmuş durumda. Avusturya’nın belli başlı dergilerinden Profil’de geçen bir haberde bir park oturağında gereğinden fazla oturmak ve yanından geçen yayalarla sosyal mesafeyi korumamak gerekçesiyle 500 Avro ceza kesilen bir kişiden söz ediliyor. Sosyal medyada büyük tepki çeken bu cezai uygulama gelen kamuoyu baskısı nedeniyle daha sonra geri çekildi. İçişleri Bakanı Karl Nehammer’in önümüzdeki süreçte polisin daha çok görünür olacağını ifade etmesiyse gelecekte bu tip tuhaf uygulamaların Avusturya’da artarak devam edeceğine işarettir.
Tutarlılıkta kaos
Aslında Avusturya’nın hiç de yeni olmayan bu tutarsızlığının ilk işaretlerinden biri bu ülkenin 2015 yılında Avrupa’daki mülteci krizinde sergilediği çelişkili tutumu olmuştur. Söz konusu krizin başlarında Macaristan’ın sert mülteci politikasına karşıtlık içinde olan Avusturya, adım adım Macaristan’ın tutumunu benimsemiş ve mülteci karşıtlığının AB içindeki bayraktarlığına kadar yükselmişti. Söz konusu değişimi yalnızca Sosyal Demokrat Partisi (SPÖ) - Avusturya Halk Partisi (ÖVP) koalisyon hükümetinden aşırı sağcı parti Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) ile başbakanın partisi ÖVP’nin oluşturdukları koalisyon hükümetine geçiş olarak yorumlamak doğru olmaz. Zira ÖVP-FPÖ hükümeti bitmesine rağmen Yeşiller ile ÖVP’nin oluşturmuş olduğu yeni koalisyon hükümeti modelinde de Macaristan’ın attığı adımlara -AB ülkelerinin çoğunluğu tarafından anti-demokratik olarak karşılanmasına rağmen- herhangi bir eleştiri yöneltilmemekte. Başbakan Kurz’un liderliğindeki hükümetin bu tutumunu, aynı zamanda Avusturya içinde gerçekleştirilen ve yukarıda kısaca değinilen anti-demokratik uygulamaların kolayca kabullendirilmesinde de işlevsel olduğu düşünülmelidir. Virüsle mücadelede ekonomisi oldukça yıpranan ve aşırı sağın yanı sıra aşırı sağ jargonun ülkenin temel kültür unsurları haline dönüşmeye başladığı şu dönemde Avusturya’da benzer tutarsızlıkların çok daha görünür hale geleceği, mülteci politikasının ise çok daha sert bir hal alması beklenmelidir.
[AA, 15 Nisan 2020].
