ABD ve İsrail’in İran’a Yönelik Saldırıları: İkinci Günün Analizi - Liderlik Boşluğu ve Çatışmanın Bölgeselleşmesi

ABD ve İsrail’in İran’a Yönelik Saldırıları: İkinci Günün Analizi - Liderlik Boşluğu ve Çatışmanın Bölgeselleşmesi

İkinci gün itibarıyla çatışma, şaşırtıcı ölçüde düzenli bir İran halefiyet süreci ve harekat alanının kasıtlı olarak genişletilmesiyle karakterize edilen yüksek yoğunluklu ve sürdürülebilir bir angajman aşamasına geçmiştir.
Paylaş:

Durum Değerlendirmesi: Kontrollü Halefiyet ve Bölgeselleşen Çatışma

İkinci gün itibarıyla çatışma, şaşırtıcı ölçüde düzenli bir İran halefiyet süreci ve harekat alanının kasıtlı olarak genişletilmesiyle karakterize edilen yüksek yoğunluklu ve sürdürülebilir bir angajman aşamasına geçmiştir. İç çöküşe ilişkin ilk beklentilerin aksine İran devleti, üst düzey liderlik kaybı teyit edilmesine rağmen kurumsal tutarlılığını korumuştur.

İkinci günün operasyonel ve siyasi tablosu şu hususlara işaret etmektedir:

  • Halefiyet Teyidi ve Kurumsal İstikrar: İran, dini lider Ayetullah Ali Hamaney’in ölümünü resmen duyurmuştur. Otorite boşluğunu önlemek amacıyla Geçici Liderlik Konseyi derhal devreye alınmıştır. Bu yapı, öldürülen dini liderin yetki ve görevlerini üstlenmiş olup ruhban sınıfı ve güvenlik aygıtının işlevselliğini koruduğunu ve beklenen iç kaosun gerçekleşmediğini ortaya koymaktadır. Yeni dini lider ise Uzmanlar Meclisi tarafından en kısa sürede seçilecektir.
  • Liderliği Tasfiye Salvosu ve Komuta Yapısının Yıpratılması: ABD-İsrail’in “birinci gün” hedefli öldürme zincirinin yıkıcı ölçüde etkili olduğu netlik kazanmıştır. Raporlar, İran komuta yapısının ilk hedef listesinin neredeyse tamamının büyük çaplı ve eş zamanlı bir salvoyla öldürüldüğünü ileri sürmektedir. Bu “liderliği tasfiye saldırısı” (decapitation strike), İran yönetimini savaş gayretini sürdürmek üzere derhal yeni operasyonel komutanlar atamaya zorlamıştır.
  • Hedef Dönüşümü ve Çatışmanın Bölgeselleşmesi: İran, eş zamanlı olarak bölgesel tırmanma stratejisine geçiş yapmıştır. Birden fazla Körfez ülkesine koordineli saldırılar düzenleyerek ABD’nin bölgesel askeri ekosistemini kırmayı denemektedir. Bu süreç artık İsrail ile İran arasında ikili bir çatışma değil ABD varlıklarını barındırmanın maliyetini Arap başkentleri için katlanılmaz kılmayı amaçlayan, Körfez güvenlik mimarisine yönelik geniş çaplı bir taarruzdur. Öte yandan İran’ın İsrail’e yönelik misilleme temposunun da yıkıcı bir etki oluşturduğu görülmektedir.
  • Diplomasinin Yeniden Belirmesi: Kinetik yoğunluğa rağmen diplomatik müzakerelere potansiyel bir dönüşün erken işaretleri mevcuttur. ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın yeni liderliğinin kendisiyle görüşmek istediğini ve bunu yapma planında olduğunu duyurmuştur. Üçüncü taraf ara bulucular –özellikle Umman kanalı aracılığıyla– belirli “hayatta kalma” koşullarının karşılanması şartıyla hem ABD’nin hem de İran’ın yeni geçiş dönemi yönetiminin toplam bir bölgesel yangını önlemek için “çıkış rampaları” (off-ramp) arayışında olabileceğinin sinyalini vermiştir. Ancak İran Milli Güvenlik Yüksek Konseyi (MGYK) Sekreteri Ali Laricani, müzakere iddialarını reddetmiş ve savaşa devam edeceklerini beyan etmiştir. Böylece çatışmanın kısa vadede tırmanmayı durdurmayacağı beklentisi daha da güçlenmiştir.

Askeri Değerlendirme: Kinetik Genişleme ve Ekonomik Boğma

İkinci günde askeri mantık “sınırlı saldırı” çerçevesinden topyekün cephe angajmanına kaymıştır. İran’ın askeri yanıtı –üst kademe komutanlığı tasfiye edilmesine rağmen– küresel ekonomik paydaşlara odaklanan ve yüksek düzeyde önceden planlanmış bir özerklik sergilemiştir. Bu yanıt küresel ekonomik paydaşlara ve bölgeselleştirilmiş misillemeye odaklanırken İsrail ise mutlak hava üstünlüğü elde etmeye çalışarak ve kalan İran devlet aygıtının sistematik tasfiyesine yönelik kampanyasını yoğunlaştırarak buna karşılık vermiştir.

İran’ın Taarruzu: Cephe Genişletme ve Deniz Alanı Engelleme

İran’ın askeri yanıtı artık salt misilleme niteliğinde olmayıp bölgesel güvenlik ve ekonomik düzenin sökülmesine yönelik hesaplanmış bir girişimdir. Üst kademe komutanlığı tasfiye edilmesine rağmen İran’ın askeri yanıtı, küresel ekonomik acıyı ve İsrail’e yönelik iç baskıyı en üst düzeye çıkarmak amacıyla merkeziyetsiz bir taarruzu (decentralized offence) devreye alarak yüksek düzeyde önceden planlanmış bir özerklik sergilemiştir. Otonom taşra birimlerini kullanan Devrim Muhafızları, çok katmanlı hava savunma sistemlerini doygunluğa ulaştırmak ve aşmak üzere tasarlanmış sofistike bir taarruz paketi başlatmıştır. Farklı açık kaynaklara ve sosyal medya platformlarındaki çok sayıda video görüntüsüne göre savaşın ikinci gününün askeri salvo aşaması çeşitli platformlardan yararlanmıştır. İran’ın “salvo savaşı” yüksek hassasiyetli silahlar ile düşük maliyetli doyurma araçlarının bir karışımına dayanmaktadır. ABD ve İsrail’in 200’den fazla fırlatıcıyı imha ettiği iddialarına rağmen İran ise yer altı “füze şehirleri”nde gizlenmiş “devasa miktarda mühimmat”ının bulunduğunu ileri sürmektedir.

Görsel 1. İran Konarak Hava Üssü’ndeki Uçak Sığınaklarına Yönelik Hassas Saldırılar (Vantor Uydu Görüntüsü)

Kaynak: EL PAÍS

İran, yüksek değerli İsrail hedeflerini vurmak üzere Fatih-1 füzeleri ve Gadr-H orta menzilli balistik füzeler konuşlandırmıştır. Geleneksel balistik füzelerin aksine hipersonik süzülme aracı (hypersonic glide vehicle) uçuş sırasında öngörülemeyen manevralar yapabilmekte ve bu durum önlemeyi çok daha zorlaştırmaktadır. Savaşın birinci gününe kıyasla bu salvolar, Demir Kubbe ve Arrow bataryalarını aşmak için hıza öncelik vermiştir. Ayrıca İran’ın ilk kez Ortadoğu’daki Amerikan üslerine saldırmak için Fatih-2 hipersonik füzelerini kullandığı da iddia edilmektedir. Haziran 2025’teki 12 günlük savaşta olduğu gibi yüzlerce Shahed-136 drone, balistik dalgaların varışından önce önleme envanterlerini tüketmek amacıyla “kinetik yem” olarak kullanılmıştır. Misilleme temposu İsrail tarafında yıkıcı bir etki meydana getirmiştir. İlk kez yüksek hacimli mühimmat merkezi İsrail’deki savunmaları aşarak Tel Aviv bölgesinde şarapnel ve doğrudan isabetlerden yeni can kayıpları rapor edilmiştir. Devrim Muhafızları, Tel Nof Hava Üssü ile Tel Aviv’deki HaKirya komuta karargahını başarıyla vurduğunu iddia etmektedir.

Ekonomik savaş ile denizcilik ve havacılık engellemesi boyutunda ise İran, ABD-İsrail kampanyasının küresel maliyetini sürdürülemez kılmayı hedefleyen topyekün ekonomik dışsallaştırma stratejisine geçiş yapmıştır. Çatışmanın ikinci gününde Devrim Muhafızları, uzun süredir dile getirdiği “boğma” (chokehold) doktrinini operasyonel hale getirerek söylemsel tehditlerden kinetik ablukaya geçiş yapmıştır. Bu hamle, küresel enerji bağımlılığını ABD-İsrail askeri üstünlüğüne karşı bir denge unsuru şeklinde kullanarak çatışmayı uluslararasılaştırmak üzere tasarlanmıştır. AB Deniz Misyonu (Aspides) ve Birleşik Krallık Deniz Ticaret Operasyonlarına (UKMTO) göre Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri, 1 Mart 2026’da tüm ticari gemilere acil VHF telsiz mesajları yayımlamaya başlamış ve “Hürmüz Boğazı’ndan hiçbir geminin geçmesine izin verilmeyeceğini” bildirmiştir. Tasnim ve El Meyadin gibi İran devletine yakın yayın organları ablukayı teyit etmiş olsa da Tahran’daki resmi hükümet (artık Geçici Liderlik Konseyi altında) resmen bağlayıcı bir kapatma ilanından kaçınmıştır. Bu durum tarafsız devletlere karşı resmi savaş ilanı olmaksızın büyük çaplı sigorta artışlarını ve gönüllü deniz taşımacılığını askıya almalarını tetikleyen bir “gri bölge” oluşturmaktadır.

İran’ın politikası, Batılı toplumları hükümetlerini ateşkese zorlamaya itmek amacıyla küresel bir stagflasyon şokunu tetiklemeyi amaçlamaktadır. Kapatma, Brent ham petrol fiyatlarının yukarı yönlü sıçramasına neden olmuştur. Rystad Energy ve Goldman Sachs analistleri, sürdürülebilir bir ablukanın fiyatları varil başına 120-130 dolar aralığına iteceği uyarısında bulunmaktadır.

İkinci günde İran’ın askeri yanıtı, Ortadoğu hava koridorunun sistematik olarak kapatılmasına yol açmıştır. Yüksek hacimli gezici mühimmat (loitering munition) ve balistik füze salvo temposunu kullanarak Tahran, bölgenin en yoğun transit merkezlerini fiilen aktif muharebe bölgelerine dönüştürmüş ve koronavirüs (Covid-19) salgınından bu yana yaşanan en büyük havacılık aksamasını tetiklemiştir. İran füze ve drone dalgalarının süregelen tehdidi, Körfez’in “Büyük Üçlü” (Dubai, Abu Dabi ve Doha) transit noktasında operasyonların neredeyse tamamen askıya alınmasını zorunlu kılmıştır. Dünyanın en yoğun uluslararası merkezi olan Dubai Uluslararası Havalimanı (DXB) doğrudan isabetlerin ardından tüm operasyonlarını askıya almıştır. Abu Dabi’de Etihad Airways 1 Mart 2026’ye kadar tüm kalkışları durdurmuştur. Qatar Airways de Katar hava sahasının kapatıldığının ilan edilmesinden sonra tüm uçuşlarını askıya almıştır. Raporlar, yedi ana Ortadoğu havalimanında (DXB, DOH, AUH, SHJ, KWI, BAH ve DWC) 24 saatlik süre içinde 3 bin 400’den fazla uçuşun iptal edildiğini göstermektedir. Buna ek olarak büyük küresel hava yolları en az 4-8 Mart 2026’ya kadar Körfez merkezlerine tüm hizmetlerini askıya almıştır. İran, Körfez’i küresel bir kavşak noktasından kinetik bir yasak bölgeye dönüştürmekte başarı olmuştur. İran’ın geçiş dönemi yönetimi, sivil havacılığın güvenliğini hedef alarak “savaşın maliyeti”nin yalnızca askeri bir hesaplama değil küreselleşmiş ekonominin topyekün aksaması olduğunu kanıtlamaktadır.

İran, hedef listesini dokuz ülkeye genişleterek bölgesel “Entegre Hava ve Füze Savunması” (EAFS/IAMD) mimarisini aşmaya ve hiçbir ABD ortağının güvenli bir sığınak olmadığını kanıtlamaya çalışmaktadır. İran füze birlikleri, otonom olarak faaliyet gösteren bir doktrin olan “mozaik savunma” (mosaic defence) aracılığıyla yüksek operasyonel tempo sürdürmüştür. Bu “dağıtılmış öldürücülük” (distributed lethality), Tahran’daki merkezi komutanlık bombardıman altındayken bile eş zamanlı saldırılara olanak tanımıştır. 2 Mart 2026 itibarıyla İran ve vekilleri, dokuz ayrı ülkeye ve deniz bölgesine doğrudan saldırılar başlatmış veya sızma girişimlerinde bulunmuştur. Çatışmanın ikinci gününde Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Körfez’de en yoğun hedef alınan ülke olarak öne çıkmıştır. Bu yoğunluk, BAE’nin Amerikan askeri varlıkları için birincil ev sahibi rolünü ve bölgesel “İbrahimi” güvenlik mimarisine derin entegrasyonunu cezalandırmaya yönelik kasıtlı bir İran stratejisini yansıtmaktadır. BAE Savunma Bakanlığı ve Emirates Haber Ajansı’nın (WAM) resmi raporlarına göre BAE Silahlı Kuvvetleri, İran’a yönelik saldırının başlangıcından bu yana büyük çaplı ve çok dalgalı bir taarruzla karşı karşıya gelmiştir.

Tablo 1. İran’ın BAE’ye Yönelik Taarruz Operasyonları (Birinci ve İkinci Günler)

Kategori

Toplam Tespit

Başarıyla Önlenen

Düşen/Denize Düşen

İsabet/Toprak İçi

Temel Önleme Sistemler

Balistik Füzeler

137

132

5 (Deniz)

0 (Doğrudan İsabet)

THAAD/Patriot PAC-3

Dronelar (İHA)

209

195

0

14

Pantsir-S1/Mirage 2000-9

Toplam Mühimmat

346

327 (yüzde 94,5 oran)

5

14

Entegre Hava Savunma

Tablo 2:. İkinci Gün İran Taarruz Salvosu

Ülke

Hedef Alınan Kilit Lokasyonlar

Bildirilen Etki/Kayıplar

İsrail

Tel Aviv, Beyt Şemeş, Hayfa Petrol Rafinerisi, Tel Nof Hava Üssü

Beyt Şemeş’te 9’dan fazla can kaybı; Tel Aviv’de yaygın yapısal hasar; halk 48 saatten fazla sığınaklarda

BAE

DXB, Al Dhafra Hava Üssü, Fairmont The Palm, Burj Al Arab

Abu Dabi’de 1 can kaybı (Asyalı vatandaş); DXB’de 4 yaralı; havacılık tamamen felç

Bahreyn

ABD 5. Filo Karargahı (Manama), Crowne Plaza Oteli, konut kuleleri

Donanma hizmet merkezine doğrudan isabet; yerleşim bölgelerinde yangınlar; üst düzey egemenlik protestosu

Katar

Al Udeid Hava Üssü, Hamad Uluslararası Havalimanı, erken uyarı radarı

Çok sayıda önleme; 46’dan fazla füze tespit edildi; sivil havalimanı operasyonları askıya alındı.

Kuveyt

Kuveyt Uluslararası Havalimanı, Ali Al-Salem Hava Üssü

Havalimanı terminalinde hafif yaralanmalar; ABD savaş uçaklarının düştüğüne dair raporlar (doğrulanmamış)

Suudi Arabistan

Riyad bölgesi, Doğu İli, Prens Sultan Hava Üssü

Önleme rapor edildi; Veliaht Prens Muhammed bin Selman saldırılar devam ederse tam askeri karşılık verme yetkisi verdi.

Ürdün

Muvaffak Salti Hava Üssü, Amman ve İrbid

Yerleşim bölgelerine enkaz/şarapnel düştü; Ürdün hava sahasında mermileri aktif olarak önledi.

Irak

Al-Harir (Erbil) ve Ayn el-Esed üsleri

Doğrudan Devrim Muhafızları isabetleri ve İran yanlısı milisler tarafından 16’dan fazla operasyon

Umman

Duqm Limanı, Skylight petrol tankeri

Limanda 1 yaralı; Skylight tankerinde 4 mürettebat yaralı; deniz trafiği bölgeden uzak durması yönünde uyarıldı.

İsrail’in Taarruz Salvosu

İkinci gün raporları, ilk günkü hava savunma baskısından İran hava sahası itirazının azalmasının operasyonel olarak istismar edilmesine doğru bir geçişe işaret etmektedir. İsrailli yetkililer 28 Şubat akşamı geç saatlerde Hava Kuvvetlerinin Tahran üzerinde doğrudan yüksek düzeyde hareket serbestisi ile faaliyet gösterdiğini duyurmuştur. Tam hava üstünlüğünün bağımsız teyidi sınırlı olmaya devam etse de izleme saldırılarının hacmi ve coğrafi yayılımı, İran hava savunma etkinliğinin önemli ölçüde zayıfladığına işaret etmektedir.

Bu örüntü sürdürülürse birinci günün erişim/alan engelleme (A2/AD) sistemleri ve uzun menzilli saldırı kabiliyetlerine odaklanmasının, İran’ın batı ve orta bölgelerinde üzerinde istismar edilebilir düzeyde bir hava kontrolü ürettiğini ve müşterek kuvvetlerin hedef setini ve vuruş zincirini yüksek değerli stratejik varlıkların ötesine genişletmesine olanak tanıdığını ima edecektir.

Operasyonel Kayma

Hava savunma baskısının azalmasıyla birlikte ikinci gün faaliyetleri, müşterek kampanyanın operasyonel vuruş zincirinde daha da ilerlemekte olduğunu düşündürmektedir. Raporlar, aşağıdakileri kapsayan daha geniş bir hedef mantığına işaret etmektedir:

  • İkincil askeri altyapı
  • İç güvenlik ve rejimi koruma kurumları
  • Merkez çekirdeğin dışındaki komuta tesisleri
  • Devletin enformasyon ve kontrol mimarisi

Bu kayma, kabiliyet engelleme (capability denial) yaklaşımından devlet kurumlarının sistemik bozulması yoluyla rejim değişikliği baskısına geçişi yansıtmaktadır.

Disiplinli bir sınıflandırma, üç operasyonel sepet ortaya koymaktadır:

Artık Askeri Altyapı: İsfahan, Kirmanşah, Meşhed, Tebriz ve Tahran’daki tesisler dahil, İran’ın batı ve orta bölgelerinde birden fazla havalimanı, üs ve lojistik tesise yönelik saldırılar rapor edilmiştir. Coğrafi dağılım; operasyonel derinliği azaltma, yeniden kuvvet dağıtımını zorlaştırma ve rejimin güvenli arka bölgelerden yararlanmasını engelleme çabalarını ortaya koymaktadır.

İç Güvenlik ve Rejim Kontrol Aygıtı: Polis özel kuvvetleri karargahları, sınır muhafaza komuta merkezleri, Tahran Devrim Mahkemesi ve IRIB (İran Devlet Yayın Kuruluşu) merkez yerleşkesi dahil iç zorlayıcı sisteme bağlı tesislere yönelik saldırılar rapor edilmiştir. Bu hedefler sınırlı konvansiyonel askeri değer taşımakla birlikte operasyonel mantıkları; iç koordinasyonu bozmak, rejimin belirsizliğini artırmak ve kriz koşullarında iç baskı uygulamanın algılanan maliyetini yükseltmekte yatmaktadır.

Komuta ve Rejimi Koruma Düğümleri: Tharallah Karargahı ve İç Güvenlik Genelkurmayı unsurlarına yönelik saldırılar, rejimi koruma komuta yapılarına devam eden –ancak daha düşük yoğunluklu– baskıya işaret etmekte ve kümülatif liderlik ve kontrol stresi oluşturmaya yönelik daha geniş stratejiyle tutarlılık göstermektedir.

Raporlar 1 Mart süresince İsrail ve ABD’nin şu tesisleri hedef aldığını ileri sürmektedir. Askeri Tesisler (8 Tesis): Konarak Hava ve Deniz Üssü (Konarak), Zahidan Hava Üssü (Zahidan), İsfahan Havalimanı (İsfahan), Sofeh Dağı Askeri Üssü (İsfahan), Kerend Askeri Üssü (Kirmanşah), Meşhed Havalimanı (Meşhed), Tebriz Havalimanı (Tebriz), Garmdareh Füze Üssü (Tahran), İran Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Karargahı (Tahran) ve Veli-yi Asr Garnizonu (Tahran). İç Güvenlik Tesisleri (7 Tesis): Mehran Sınır Muhafaza Karargahı (İlam), İç Güvenlik Genelkurmayı (Tebriz), İslam Rejimi Polis Özel Kuvvetleri Karargahı (Urmiye), Tahran Devrim Mahkemesi (Tahran), IRIB Karargahı (Tahran), Tharallah Karargahı (Tahran), İç Güvenlik Genelkurmayı (Tahran).

Coğrafi Genişleme

İkinci gün İsrail saldırı örüntüsü, Tahran’ın ötesine, çevresel bölgelere doğru kademeli bir kayma göstermektedir. Bu dağılım büyük olasılıkla şu amaçlara hizmet etmektedir: rejimin varlıkları başkentten uzaklaştırma kabiliyetini azaltmak, psikolojik ve operasyonel baskıyı ülke geneline yaymak ve İran komuta sistemini daha geniş bir savunma alanını yönetmeye zorlamak. Müşterek kampanya, müdahale gereksinimlerini birden fazla bölgeye yayarak hava savunma kapsamasında yerel boşlukların oluşma olasılığını artırmakta ve İran’ın karar alma ve koordinasyon döngülerini yavaşlatmaktadır.

Bu eğilim devam ederse başkent merkezli şok etkilerinden sistem genelinde bozuma –İran’ın ulusal toprakları genelinde askeri ve güvenlik kabiliyetlerini oluşturma, taşıma ve koruma yeteneğini hedefleyen– bir geçiş mümkündür.

İzlenmesi gereken ikinci coğrafi dinamik, doğuya doğru operasyonel genişlemedir. İran’ın batı ve orta bölgelerindeki hava savunma ve uzun menzilli saldırı varlıkları zayıflatıldıkça izleme dalgaları; stratejik derinliği engellemek, hayatta kalan kabiliyetlerin birincil saldırı bölgelerinin dışında yeniden konuşlanmasını veya yapılanmasını önlemek ve rejim değişikliğine en yatkın bölgeler olarak rejimin istikrarsızlaştırılmasını hızlandırmak amacıyla güneybatı ve doğu bölgelerini giderek daha fazla önceliklendirebilir.

ABD Operasyonel Şekillendirmesi

Paralel raporlar, ABD’nin İran’ın donanma ve kıyı savunma altyapısı unsurlarına yönelik faaliyetlerini sürdürdüğüne işaret etmektedir. Bu, ileri ABD deniz konuşlanmasına yönelik riskleri azaltmak, Körfez ve bitişik sulardaki operasyonel serbestliği genişletmek ve deniz tabanlı platformlardan sürdürülebilir saldırı temposunu desteklemek amaçlarını taşımaktadır.

İran’ın kıyı ve deniz savunmasının zayıflatılması, daha geniş bir güney saldırı mimarisini mümkün kılabilir. ABD Deniz Kuvvetleri kıyı kaynaklı gemisavar, hava savunma ve keşif-gözetleme-istihbarat kabiliyetlerinden kaynaklanan riskin azaldığını değerlendirirse, deniz tabanlı saldırı operasyonlarının operasyonel temposu artabilir. Bu, müşterek kampanyanın deniz alanından ek fırlatma noktaları açmasına olanak tanıyarak saldırı döngülerini kısaltacak, İran’ın tehdit değerlendirmesini zorlaştıracak ve çok eksenli baskıyı daha da pekiştirecektir.

Stratejik Değerlendirme

Birinci günün şok ve liderlik bozumuna yaptığı vurguyla karşılaştırıldığında ikinci gün, operasyonel avantajı pekiştirmek ve baskıyı rejimin askeri, zorlayıcı ve idari sistemleri geneline yaymak üzere tasarlanmış görünmektedir. Genişleyen hedef mantığı, yüksek değerli stratejik düğümlerden rejimin kontrol ve operasyonel sürekliliğini sürdüren daha geniş ekosisteme doğru bir kaymaya işaret etmektedir.

Bu seyir devam ederse saldırıların, konvansiyonel askeri değeri sınırlı ancak işlevsel önemi yüksek hedefleri (sınır karakolları, polis ve iç güvenlik tesisleri, yargı kurumları ile medya ve yayın altyapısı dahil) giderek daha fazla kapsaması muhtemeldir. Bu tesislerin operasyonel amacı, rejimin iç düzeni sürdürme, enformasyon yönetimi ve sürdürülen askeri baskı altında toprak yönetimini devam ettirme kabiliyetini zayıflatmaktır.

Stratejik düzeyde bu, kabiliyet engellemeden sistemik yönetişim baskısına geçişi yansıtmaktadır. Dış savunma işlevleri ile iç kontrol mekanizmalarına eş zamanlı yük bindirerek müşterek kampanya; karar sürtünmesini ve belirsizliği artırmayı, kaynak tahsisini zorlaştırmayı ve İran’ın önümüzdeki operasyonel döngülerde iç istikrar ile süregelen dış tırmanma arasında denge kurma kabiliyetini kısıtlamayı hedeflemektedir.

İran’ın İç Cephesi

İkinci günde İran’ın iç durumu, hayatta kalan devlet aygıtının istikrar ve süreklilik imajı yansıtmaya yönelik yüksek riskli çabasıyla karakterize edilmektedir. Dini liderin öldürülmesi ve İsrail saldırılarının Tahran’ın kalbinde yoğunlaşmasına rağmen beklenen “iç kaos” –anayasal mekanizmanın devreye alınması ve sürekliliğe yapılan vurgu, İranlılar arasındaki güçlü Amerikan karşıtı duygular ve yoğun güvenlik varlığının bir bileşimi sayesinde– ortaya çıkmamıştır.

1 Mart’ın erken saatlerinde İran devlet televizyonu, dini lider Hamaney’in ölümünü duyurdu. Saatler içinde MGYK Sekreteri Laricani, Geçici Liderlik Konseyinin kurulacağını açıkladı.

İran Anayasası’nın 111. maddesi uyarınca dini liderin ölümü, istifası veya görevden alınması halinde liderlik sorumlulukları geçici olarak cumhurbaşkanı, yargı başkanı ve Koruyucular Konseyinin bir fakih üyesinden oluşan üç kişilik konseye devredilir. İran, savaş devam ederken bu mekanizmayı hızla işleme koymuştur. Koruyucular Konseyinin fakih üyelerinden Ali Rıza Arafi, Maslahat Konseyi süreci aracılığıyla onaylanmış ve geçici üçlü (Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Yargı Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei ve Ali Rıza Arafi) aynı gün ilk toplantısını gerçekleştirmiştir.

Tablo 3. Yeni İran Geçiş Dönemi Yapısı

Pozisyon

Kilit İsim

Geçmişte ve İkinci Gündeki Rolü

Cumhurbaşkanı

Mesud Pezeşkiyan

Sivil hükümetin sürdürülmesine ve savaş dönemi ekonomisinin yönetimine odaklanan ılımlı bir siyasetçidir.

Yargı Başkanı

G. Muhsini Ejei

Olağanüstü hal sürecinde hukuki ve iç disiplini sağlayan sert çizgili güvenlik emektarıdır.

Koruyucular Konseyi Temsilcisi

Ali Rıza Arafi

İran medreselerinin başı olan kıdemli din adamı olup geçiş sürecine dini meşruiyet sağlamaktadır.

Güvenlik Stratejik Danışmanı

Ali Laricani

Resmi konseyde yer almamakla birlikte başlıca stratejik ses olarak öne çıkmış, misilleme planlarını ana hatlarıyla ortaya koymuş ve ABD ile müzakereye açıklık sinyali vermiştir.

Bu hız, savaşın ikinci gününde açık bir amaca hizmet etmektedir: komuta sürekliliğini muhafaza etmek, kırılganlık algısını caydırmak ve devletin bir liderliği tasfiye saldırısını felce uğramadan absorbe edebildiğini göstermek. Anlık hedef ise siyasi normallik değil savaş zamanı uyumudur: güvenlik aygıtı genelinde dayanışmayı sürdürmek, elit parçalanmasını önlemek, ulusal bütünlüğü korumak ve devletin operasyonel temposunu devam ettirmek.

Kamuoyundaki tepkiler ise iki yönde ilerlemiştir. Bir yandan ABD ve İsrail karşıtı sloganlarla sokaklara yansıyan rejim yanlısı mobilizasyon hızla ortaya çıkmıştır. Bu durum yas ve öfkeyi milliyetçi/İslamcı dayanışmaya dönüştürmeye yönelik kasıtlı bir çabayı yansıtmaktadır. Öte yandan sınırlı bölgelerde küçük ölçekli rejim karşıtı kutlamalar bildirilmiştir. Sert baskıların yakın geçmişteki emsali ve aktif bir savaşın yoğunlaştırdığı güvenlik atmosferi göz önüne alındığında bu tür protestoların ölçeklenmesi olası görünmemektedir. İkinci gün koşullarında devlet, herhangi bir huzursuzluğu hızla bastırma kapasitesi ve güdüsüne sahiptir —özellikle iç düzensizliğin dış tırmanma için bir açık kapı olarak yorumlanacağı göz önünde bulundurulduğunda.

Halefiyet meselesi artık acil süreklilikten kontrollü seçime doğru kaymaktadır. Resmi olarak bir sonraki dini lideri seçmek ve bu makamı denetlemekten Uzmanlar Meclisi sorumludur. Üyelik yapısı ve kurumsal kültürü büyük ölçüde Hamaney’in sistemiyle uyumlu faaliyet göstermiş olduğundan, en olası kısa vadeli sonuç mevcut çizgiyle geniş ölçüde tutarlı bir ismin seçilmesidir. Bu yaklaşım özellikle ülke saldırı altındayken deneysel arayışlardan ziyade rejim uyumu ve caydırıcılığı önceliklendirecektir.

Bu bağlamda merkezi bir isim olarak Ali Rıza Arafi öne çıkmaktadır; halefiyetin kesinleşmesinden değil savaş zamanı yönetiminin halihazırda acil durum zincirinin içinde bulunan isimleri öne çıkarma eğiliminden dolayı. Eğer kurumsal yapının temel önceliği yüksek riskli bir çatışma ortamında mevcut düzeni korumaksa Arafi gibi bir süreklilik adayı daha makul hale gelmektedir.

Dolaşıma giren diğer isimler (Hasan Ruhani, Muhammed Rıza Müderrisi Yezdi, Ahmed Hüseyin Horasani ve Hasan Humeyni) ikinci gün merceğinden okunmalıdır. Bu isimlerin şansları ancak sistemin dış baskıyı yönetmek veya diplomatik yolları yeniden açmak için siyasi bir “sıfırlama”ya ihtiyaç duyduğuna karar vermesi halinde yükselir. Aktif savaş koşullarında ise varsayılan mantık –en azından acil askeri aşama istikrar kazanana kadar– sürekliliği, kurumsal kontrolü ve sıkı güvenlik yönetimini desteklemektedir.

Rejim şu anda bir “silahlı istikrar” (armed stability) halindedir. Anayasal geçişi derhal devreye alarak ve askeri baskıyı yurt dışında sürdürmek için mozaik savunmayı kullanarak geçiş dönemi yönetimi, devletin anlık çöküşünü önlemeyi başarmıştır. Rejimin iç bekası açısından birincil tehdit, Besic’in önümüzdeki günlerde düzeni koruma kabiliyetini zayıflatmayı hedefleyen, iç güvenlik karargahlarını vuran İsrail hava üstünlüğü saldırıları olmaya devam etmektedir.

Türkiye’nin Diplomatik Hamleleri

Türkiye’nin kriz duruşu, güvenlik realizmine dayanmaktadır. Ankara, ABD/İsrail-İran savaşını öncelikle anlık ulusal güvenlik maruziyeti ve bölgesel yayılmanın yüksek olasılığı merceğinden görmektedir. Bu çerçevede mesele yalnızca savaş alanında ne olduğu değil aynı zamanda tırmanmanın ne kadar hızlı daha geniş bir bölgesel çöküşe (enerji şokları, deniz aksamaları, tehlikeye giren sınır güvenliği, vekil aktivasyonu, düzensiz tehditler ve Türkiye’nin stratejik ortamını doğrudan etkileyecek yeni yerinden edilme baskıları yoluyla) metastaz yapabileceğidir.

Birinci katman yakınlık riskidir. Körfez ve Levant genelinde genişleyen bir saldırı-misilleme döngüsü, çatışma coğrafyasını hızla genişletebilir, devlet ve devlet dışı silahlı aktörler arasında yanlış hesaplama olasılığını artırabilir ve tırmanma hızını diplomatik kontrolün ötesine taşıyabilir. Türkiye için birincil hedef, savaşın “bölgeselleşme”sini önlemektir. Zira bir kez birden fazla cephe ve aktör misilleme mantığına kilitlendiğinde tırmanmayı durdurma yapısal olarak zorlaşır.

İkinci katman iç güvenlik ve sınır güvenliğidir. Uzayan çatışma, asimetrik dinamikler için müsait koşullar oluşturur: vekil rekabeti yoğunlaşır, militan ağları operasyonel alan kazanır ve artan kutuplaşma ortamında sabotaj/terör riskleri yükselir.

Üçüncü katman stratejik ekonomidir. Türkiye’nin hesabında sürdürülen tırmanma bir ekonomik güvenlik tehdididir. Enerji fiyat oynaklığı, aksayan ticaret koridorları, tedarik zinciri şokları ve deniz güvensizliği; mali ve enflasyonist baskı meydana getirerek stratejik özerkliği daraltabilir. Bu nedenle Ankara, diplomasiyi bir ulusal güvenlik aracı olarak ele almakta; ekonomik şoklar kalıcı hale gelmeden bölgesel sistemi istikrara kavuşturmayı amaçlamaktadır.

Bu stratejik mantık çerçevesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın telefon diplomasisi (i) belirsizliği azaltmak, (ii) kilit düğümler arasında iletişim kanalları oluşturmak ve (iii) misilleme momentumu geri dönüşü olmaz hale gelmeden müzakere yoluyla bir çıkış rampasını teşvik etmek üzere tasarlanmış erken bir “tırmanmayı durdurma mimarisi” işlevi görmektedir. 1 Mart 2026’da Cumhurbaşkanı Erdoğan, küresel ve bölgesel güç merkezlerini bilinçli olarak köprüleyen hızlı bir dizi telefon görüşmesi gerçekleştirmiş ve şu konulara değinmiştir:

  • AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen: Diplomasi etrafında mesaj uyumunu sağlamak ve müzakere çerçevesini pekiştirmek, aynı zamanda Türkiye’nin güvenilir bir barış sürecini desteklemeye hazır olduğunun sinyalini vermek.
  • Kuveyt Emiri Şeyh Meşal Ahmed Cabir Sabah: Saldırıların ardından güvence ve dayanışma; diplomasi ve istikrarın hızla yeniden tesisine açık vurgu.
  • Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Selman: Kontrolsüz tırmanmanın bölgesel/küresel sonuçlarına ilişkin stratejik uyarı ve diyaloğu varsayılan seçenek olarak koruma yönünde baskı.
  • BAE Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayed Nahyan: Kriz istişaresi ve bölgesel durum değerlendirmesi; itidal ve koordinasyonun pekiştirilmesi.
  • ABD Başkanı Donald Trump: Temel dış karar düğümüyle doğrudan angajman; kriz yönetimini şekillendirmek ve stratejik iletişim yoluyla tırmanma riskini azaltmak.
  • Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Sani: Baskı altındaki kilit bölgesel ortağa anlık durum güncellemesi ve güvence.

Bir bütün olarak değerlendirildiğinde bu, rutin bir iletişim değil bilinçli bir kriz yönetimi tasarımıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görüşmeleri, Körfez ortaklarına güvence vermeyi, dış tırmanma tetikleyicilerini kontrol altında tutmayı ve parçalanma ile kontrolsüz misilleme olasılığını azaltmak amacıyla Washington, Brüksel ve Körfez’i birbirine bağlayan diplomatik bir “devre” inşa etmeyi amaçlamaktadır. Kısacası Türkiye’nin bakış açısı güvenlik kaygıları ve yayılma riskiyle şekillenmekte ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın telefon diplomasisi bu stratejinin operasyonel ifadesidir: çevreleme, iletişim ve savaş genişlemeden önce bir çıkış rampası oluşturma.

İkinci Günden Ana Çıkarımlar

ABD-İsrail ittifakı İran’a yönelik saldırılarını yoğunlaştırırken Tahran’ın asimetrik yanıt kapasitesi, çatışmayı bölgeselleştirme eğilimi ve küresel maliyetler üretme potansiyeli giderek daha görünür hale gelmiştir. Hamaney sonrası dönemde siyasi yapı içindeki süreklilik, anayasal çerçeve dahilinde vurgulanmıştır. Yeni dini liderin kim olacağına dair elit pazarlıkları ve müzakereler devam ederken ulusal birlikte herhangi bir çatlağı önlemeye yönelik güvenlik süreçlerine odaklanıldığı görülmektedir. Nihayetinde seçilecek ismin sistemik sürekliliği ve yerleşik ABD/İsrail karşıtı duyguları yansıtan sert çizgili bir figür olması muhtemeldir.

Körfez devletlerindeki Amerikan üslerinin hedef alınması, İran’ın savaşın maliyetlerini dışsallaştırma stratejisinin bir parçası olarak yorumlanabilir. Ancak böyle bir hamle kendi alternatif maliyetlerini de üretecektir. Körfez ülkelerinin İran’la doğrudan askeri cepheleşmeye girmeleri şu an için olası görünmese de diplomatik çabaların başarısızlığı, orta ve uzun vadelerde son yıllarda ivme kaybeden İran karşıtı bloku yeniden canlandırabilir. İran’ın Körfez devletlerini eş zamanlı olarak hedef alması da tarihsel bir emsal oluşturacaktır.

ABD tarafında açıkça tanımlanmış bir stratejik hedefin ve buna karşılık gelen bir askeri doktrinin yokluğu dikkat çekmektedir. Sürdürülen bombardımanın ne tür bir siyasi sonuç üretmesinin beklendiği belirsizliğini korumaktadır. Yalnızca hava gücüyle rejim değişikliği makul görünmemektedir. Bu arada ABD içindeki iç çatlaklar giderek daha görünür hale gelmiştir. ABD kuvvetlerindeki kayıplar, Trump’ın tutarlı ve ikna edici bir savaş anlatısı oluşturma kabiliyetini zorlaştırmaktadır. Bu koşullarda belirli bir çıkış stratejisinin yokluğu belirginleşmektedir. Aynı zamanda İran’ın müzakereleri reddetmesi, savaşın kısa vadede tırmanan ve potansiyel olarak yönetilemez maliyetler üretme riskini artırmaktadır.

[Katkıda BulunanlarMehmet Salah Devrimİsmet Horasanlı]

Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR