ABD ve İsrail’in İran’a Yönelik Saldırıları: Birinci Günün Analizi

ABD ve İsrail’in İran’a Yönelik Saldırıları: Birinci Günün Analizi

Yaşananlar süratli bir tırmanma üstünlüğü dayatma girişimi olarak okunabilir. Bu kapsamda şok etkisi yaratmak, yüksek değerli kapasiteleri tahrip etmek, siyasi anlatıyı derhal şekillendirmek ve aynı zamanda pazarlık sürecini müzakere masasından ateş altında zorlamaya kaydırarak diplomatik kanalı çökertmek, ana hedefler olarak görülebilir.
Paylaş:

Durum Değerlendirmesi: Gelişmeler ve Savaşın Başlangıcı

28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail, İran topraklarındaki hedeflere koordineli bir saldırı başlattı. Operasyon kamuoyuna büyük çaplı bir askeri harekat olarak sunulurken buna paralel olarak İsrail ülke genelinde olağanüstü hal ilan etti ve İran, aynı gün İsrail ile Körfez’deki ABD unsurlarını barındıran ülkelere yönelik misilleme saldırıları gerçekleştirdi. Operasyon, aynı zamanda ABD ile İran’ın, İran’ın nükleer dosyasına diplomatik çözüm arayışına yönelik müzakereler yürüttüğü bir dönemde hayata geçirildi. Reuters, o hafta ABD-İran nükleer görüşmelerinde herhangi bir ilerleme sağlanamadığını açıkça belirtirken servis edilen diğer sıcak haberlerde saldırıların süregelen diplomatik müzakerelerin ortasında gerçekleştiği aktarıldı. Medyada yer alan haberler, savaşın birinci gününde sivil kayıpların yaşandığını göstermekle birlikte, rakamlar kaynaklara göre farklılık göstermekte ve ilk 24 saat itibarıyla belirsizliğini korumaktadır.

Birinci güne ait anlık operasyonel tablo şu hususları ortaya koymaktadır:

  • ABD, saldırı aşamasını icra etti ve bunu büyük çaplı bir operasyon olarak çerçevelendirirken bölgesel duruşunu kuvvet koruma ve tırmanma yönetimi (escalation management) moduna kaydırdı. ABD Başkanı Donald Trump eylemi “büyük muharebe harekatları” (Epic Fury Operasyonu) olarak nitelendirdi. Birinci günün dinamikleri, ABD’nin bir yandan dikkatini İran’ın füze kapasitesini zayıflatmaya verirken diğer yandan Körfez’deki ABD üslerine ve ev sahibi ülkelere yönelik riskleri yönetmeye çalıştığını göstermektedir. (İran’ın Körfez’deki ev sahibi ülkeleri derhal hedef alması ve bölge genelindeki savunma odaklı duruşu bunu yansıtmaktadır.)
  • ABD, İran’ın askeri kabiliyetlerini tahrip etmeye odaklanırken İsrail, liderlik ve komuta hedeflerine yoğunlaşmaktadır.
  • ABD ve İsrail’in müşterek “liderliği tasfiye etme stratejisi” (decapitation strategy) kapsamında hassas saldırılar, İran komuta yapısının en üst kademesini hedef aldı. Tahran’daki yönetim merkezine yönelik büyük çaplı saldırının ardından İsrailli yetkililer ve istihbarat raporları, Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’in operasyonda öldürüldüğünü bildirdi. Bu iddia sonradan İran devlet medyası tarafından da doğrulandı.
  • İran, Körfez’e füze saldırıları gerçekleştirerek bu saldırılara karşılık verdi ve “kesin zafer”e kadar saldırıların süreceği uyarısında bulundu. Bu durum İran’ın maliyetleri İsrail’in ötesine taşıma niyetini ortaya koymaktadır.

Birinci Günün Stratejik Anlamı

Yaşananlar süratli bir tırmanma üstünlüğü (escalation advantage) dayatma girişimi olarak okunabilir. Bu kapsamda şok etkisi yaratmak (liderlik/komuta-kontrol bozumu), yüksek değerli kapasiteleri tahrip etmek (füzeler ve destek altyapısı), siyasi anlatıyı derhal şekillendirmek (caydırıcılık çerçevelemesi ve rejim baskısı mesajı) ve aynı zamanda pazarlık sürecini müzakere masasından ateş altında zorlamaya kaydırarak diplomatik kanalı çökertmek, ana hedefler olarak görülebilir. Haziran 2025’teki 12 günlük savaşa kıyasla İran, saldırıya yanıtını daha hızlı vermiştir. Ayrıca hedef setini daha geniş tutmuş; asimetrik araçları kullanma konusunda daha hazırlıklı ve istekli görünmüştür. Son olarak Tahran, savaş dışı alanı da yönetmeye yönelik hazırlık sinyalleri vermiştir.

Askeri Değerlendirme (Stratejik ve Operasyonel)

a. Saldırı Paketi: Hedef Seti Sınıflandırması

Disiplinli bir birinci gün sınıflandırması, hedefleri iki gruba ayırmalıdır. Zira her grubun kendine özgü bir operasyonel mantığı vardır ve farklı ikincil etkiler üretir.

Liderliği tasfiye etme/komuta-kontrol felci (decapitation/C2 paralysis)

Birinci gün haberleri, İsrail’in açılış hamlesinin büyük olasılıkla İran’ın güvenlik ve siyasi aygıtını başsızlaştırmayı (decapitate) hedeflediğini göstermektedir. Birçok kaynak, üst düzey İran güvenlik yetkililerinin hedef alındığını ve kıdemli komutanların veya yetkililerin öldürüldüğüne dair iddiaların hızla ortaya çıktığını bildirmiş ancak ilk haberlerde bireysel bazda doğrulama düzeyi eşitsiz kalmıştır. İsrailli yetkililer, İsrail’in mevcut, eski ve hatta potansiyel yetkililer dahil “tüm İran yönetimini” hedef aldığından söz etmiştir. Raporlar ayrıca hedefleme kapsamının İran’ın siyasi liderliğinin en tepesine kadar uzandığını ortaya koymaktadır. Birçok İran kaynağı başlangıçta Ali Hamaney ve Mesud Pezeşkiyan’ın sağ ve sağlıklı olduğunu bildirmiş olsa da İran devlet medyası sonradan Hamaney’in ölümünü doğrulamıştır. Pezeşkiyan’ın durumu belirsizliğini korumaktadır.

Kaynak: https://www.aa.com.tr/en/info/infographic/50471

Farklı kaynaklar, Devrim Muhafızları bünyesindeki “birçok kıdemli komutanın” ve bazı siyasilerin öldürüldüğünü bildirmektedir. Bu durum, hedef setinin sembolik liderlik tehditlerinin ötesine geçerek karar alma ve güvenlik aygıtının birden fazla düğümünü sökme girişimine uzandığı değerlendirmesini desteklemektedir. (Burada Devrim Muhafızları komutanlığı, güvenlik liderliği ve siyasi yetkililer kastedilmektedir.) Kamuoyuna açıklanan üst düzey yetkililer açısından İran Savunma Bakanı Emir Nasırzade, Devrim Muhafızları Komutanı Tümgeneral Muhammed Pakpur ve İran “istihbarat başkanının” İsrail saldırılarında öldürüldüğü değerlendirilmektedir. Kamuoyuna yansıyan bu ölümler, operasyonel liderlik kapasitesini zayıflatmaya ve misilleme koordinasyonunu bozmaya yönelik kasıtlı bir çabaya uygundur.

Birinci günün stratejik değerlendirmesi açısından kısmi liderlik tasfiyesi (partial decapitation), İran’ın vuruş zincirini yavaşlatarak ilk 24-72 saatte orantısız etkiler üretebilecektir. Aynı zamanda İran yönetimi saldırı örüntüsünü varoluşsal olarak algılarsa, tırmanma teşviklerini hızlandırarak misillemeyi sembolik cezalandırmadan daha geniş kapsamlı ve sürdürülebilir bir kampanyaya dönüştürecek ve hedef setini İsrail’in ötesine genişletecektir.

Füze kuvvet ekosistemi

ABD’nin ilk aşamadaki operasyonel hedefi, İran’ın büyük füze salvo kapasitesini sürdürme kabiliyetini, tüm füze ekosistemini (üretim ve montaj, depolama ve depolar, fırlatma alanları, komuta-kontrol düğümleri ve lojistik) tahrip ederek azaltmak olmuştur. Bunun nedeni İran’ın füze cephaneliğinin stratejik zorlama için başlıca konvansiyonel araç olması ve stokların, fırlatma temposunun ve üretimin zayıflatılmasının İran’ın maliyet dayatma, tırmanmayı sürdürme ve savaşı coğrafi olarak genişletme kapasitesini doğrudan sınırlamasıdır.

Amerikan saldırısı aşaması, 28 Şubat 2026’nın erken saatlerinde ABD’nin “Epic Fury Operasyonu” olarak adlandırdığı müşterek saldırının parçası olarak başladı. Bu, tek seferlik bir saldırıdan ziyade büyük çaplı ve süreklilik arz eden bir operasyon olarak tanımlanmaktadır. Haberlerde ABD saldırılarının hem deniz hem de kara üslerinden başlatıldığı aktarılmaktadır. Bu durum tempo açısından önemlidir çünkü birden fazla fırlatma noktası ve tekrarlanan dalgalar (uçak sorti + menzil dışı mühimmat) üretme kapasitesiyle daha kısa dönüş sürelerine işaret etmektedir. ABD Merkez Komutanlığına dayandırılan bir haber, saldırı öncesi bir yığınak aşamasını (bölgeye gemi ve uçak sevki) vurgulamakta ve taarruzu devam eden bir süreç olarak çerçevelemektedir. ABD Merkez Komutanlığı, radar sistemleri, füze rampaları ve drone depoları dahil çeşitli lokasyonlardaki birden fazla İran hedefinin vurulduğunu gösteren gizlilik derecesi kaldırılmış görüntüleri de yayımlamıştır.

Bu, kesin sorti sayıları henüz bilinmiyorsa da tek bir gecenin ötesinde sürdürülebilir bir operasyonel tempo beklentisini desteklemektedir. Dolayısıyla füze mücadelesinin “aktif” olduğuna dair anlık bir etki göstergesi mevcuttur. ABD, İran’ın salvo üretme kapasitesini bastırmayı hedeflerken İran, bölgesel düzeyde fırlatma kabiliyetini sürdürebildiğini kanıtlamaya çalışmaktadır. İran’ın aynı gün gerçekleştirdiği misilleme, ABD varlıklarını barındıran Körfez ülkelerine ve İsrail’e füze fırlatmayı içermiş olup füze kuvvetinin Tahran’ın anlık, ölçeklenebilir maliyet dayatma ve sinyal verme aracı olduğunu pekiştirmektedir. Operasyonel tempo ve değişen bölgesel askeri dinamikler çerçevesinde ABD ve İsrail saldırıları füze ekosistemini maddi olarak tahrip ediyorsa azalan dalga büyüklüğü, daha düzensiz zamanlama ve daraltılmış hedef setlerinin bileşimini görmemiz gerekir. İran derinliğini koruyorsa istikrarlı salvoların veya kasıtlı genişlemenin (daha fazla Körfez baskısı) devam etmesini beklemeliyiz; bu, yalnızca İsrail’i değil ABD’nin bölgesel ağını zorlama stratejisiyle tutarlı olacaktır.

Kaynak: https://www.aa.com.tr/en/info/infographic/50473

b. Müşterek Harekat Konsepti

Kamuoyu mesajları ve misillemenin yapısına dayanarak bu operasyon “müşterek askeri harekat” olarak tanımlanabilir. ABD ve İsrail tarafından başlatılan müşterek askeri harekat, tarihsel cezalandırıcı saldırılardan stratejik yıpratma ve rejim bozumuna (strategic degradation and regime disruption) yönelik kapsamlı bir müşterek harekat konseptine geçişi temsil etmektedir. ABD tarafında Epic Fury Operasyonu ve İsrail tarafında “Kükreyen Aslan” (Roaring Lion) adı altında yürütülen ilk 24 saat, bilinçli bir iş bölümünü ortaya koymuştur. İsrail, hassas bozma ve komuta-kontrol baskısına –özellikle Tahran’daki liderlik komplekslerini ve hava savunma düğümlerini hedeflemek suretiyle– odaklanırken ABD, İran’ın daha geniş füze ekosistemini ve deniz varlıklarını etkisiz hale getirmek için büyük muharebe harekatları yürütmektedir. Bu koordinasyon, İsrailli savunma yetkililerinin aylarca süren eşzamanlı planlama ve önceden belirlenmiş bir başlatma tarihini teyit etmesiyle kanıtlanmıştır. İran’ın ABD varlıklarını barındıran Körfez devletlerine (Bahreyn, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri [BAE] dahil) yönelik anlık misilleme salvoları, Tahran’ın bu durumu paralel eylemlerden ziyade tek bir bütünleşik bölgesel taarruz olarak algıladığını doğrulamaktadır.

Muharebe hasar değerlendirmesi (battle damage assessment, BDA), operasyon ikinci aşamasına girerken belirsizliğini korumaktadır. Başlangıçtaki dört günlük pencere, birinci günün çok alanlı eşzamanlılık (multi-domain simultaneity) üretecek şekilde tasarlandığını –fiziksel saldırıların siber ve elektronik harp ile harmanlanmasını– ortaya koymaktadır. Bu da tahrip edilen hedeflerin net biçimde teyidini doğal olarak geciktirmektedir.

Bu eşleştirme, operasyonun yıkıcı potansiyelini en üst düzeye çıkarmak için ABD ve İsrail’in birbirini tamamlayan karşılaştırmalı üstünlüklerine dayanmaktadır. İsrail’in gücü, hızlı, yüksek tempolu hassas operasyonlar ve yoğun komuta-kontrol baskısı uygulama kapasitesinde yatmaktadır. Bu durum İran savunma aygıtında anlık şok ve geçici felç yaratmaya hizmet eder. Buna karşılık ABD’nin karşılaştırmalı üstünlüğü; füze sistemleri, destek altyapısı ve daha geniş operasyonel derinlik gibi kritik stratejik düğümlere yönelik sürdürülebilir bir saldırı kampanyası yürütmeye, aynı zamanda açıkça tanımlanmış ve kamuya ilan edilmiş hedefler ile kampanyanın büyük muharebe harekatları olarak çerçevelenmesi yoluyla tırmanma üstünlüğü (escalation dominance) sinyali vermeye odaklanmaktadır.

Stratejik çıkarım perspektifinden koordineli bir tasarım çok alanlı eşzamanlılık olasılığını (hava ve menzil dışı saldırıların elektronik harp, siber saldırılar ve aldatma gibi bozma tedbirleriyle entegrasyonu) artırmaktadır. Bu durum da fiziksel hasar, iletişim bozumu ve hava savunma bastırması dahil örtüşen etkiler üretirken hedeflerin vurulmasına karşı önlenmesine ilişkin çelişkili erken dönem iddiaları beraberinde getirme eğilimindedir. Bu karmaşıklık, doğası gereği güvenilir muharebe hasar değerlendirmesini –görüntü teyitli coğrafi konum belirleme ve izleme saldırısı penetrasyonu veya İran salvo temposu ve hava savunma aktivitesindeki değişimler gibi ikincil göstergeler kullanılabilir hale gelene kadar–geciktirmektedir. Dolayısıyla müşterek konsept, önümüzdeki 24-72 saat içinde izleme dalgalarının komuta-kontrolü etkisiz hale getirdikten sonra füze ekosistemini önceliklendirip önceliklendirmediğine, İran fırlatma kadansının liderlik baskısıyla tutarlı bir bozulma gösterip göstermediğine ve ABD saldırılarının Epic Fury çerçevelemesiyle uyumlu şekilde stratejik altyapıya sürekli odaklanmayı sürdürüp sürdürmediğine bakılarak doğrulanacak veya çürütülecektir.

İran’ın Yanıtı

İran’ın misilleme saldırıları, bölgesel savunma sistemlerini “doygunluğa ulaştırma” amacıyla balistik füze atışlarını Shahed-136 gezici mühimmatının (loitering munition) konuşlandırılmasıyla eşleştiren yüksek düzeyde operasyonel senkronizasyon sergiledi. Operasyonel düzlemde Tahran, katı yakıtlı Fateh-110 ve Zolfaghar serileri dahil kısa menzilli balistik füze (SRBM) stoklarının yanı sıra Shahed drone dalgalarından yararlanarak Körfez genelindeki entegre hava savunma ağlarını zorlayan yüksek tempolu ve “ani çıkışlı” (pop-up) fırlatmalar gerçekleştirdi. Bu kinetik çaba, devlete yakın kanalların Abu Dabi, Doha ve Manama’daki patlamalar ile sığınma emirlerinin haberlerini büyüterek lokalize saldırıları yaygın bir bölgesel kırılganlık algısına dönüştürmesiyle desteklenen sofistike sivil savunma mesajları ve psikolojik savaş ile güçlendirildi.

İran’ın askeri yanıtı, ABD’nin bölgesel askeri ekosistemini zorlayarak ikili bir çatışmanın ötesine geçip, harekat alanını kasıtlı olarak Körfez güvenlik mimarisinin tamamına yaymayı hedeflemektedir. Devrim Muhafızları füze saldırıları önlenmiş olsa da Bahreyn, bir füzenin ABD donanması hizmet merkezine doğrudan isabetini doğruladı ve Abu Dabi’de patlamalar ile sığınma emirlerinin ardından en az bir can kaybı rapor edildi. İran, daha sonra bu stratejiyi Dubai’nin havacılık merkezlerini hedef alarak tırmandırdı ve bunun sonucunda Dubai Uluslararası Havalimanı ile Al Maktoum Uluslararası Havalimanı’nın tüm operasyonları askıya alındı.

İran’ın misilleme doktrini, geleneksel kinetik askeri mantığın ötesine uzanmaktadır. Tahran’ın stratejik hesabı, çatışmayı küreselleştirerek sistemik ekonomik maliyetler dayatmaya odaklanmaktadır. Bu, Hürmüz Boğazı’nı kapatma ve Dubai gibi küresel finans ve ticaret merkezlerini hedef alma gibi yüksek riskli kararları içermekte olup küresel piyasa oynaklığını bir asimetrik caydırıcılık biçimi olarak kullanmayı amaçlamaktadır.

Tahran’ın yanıtı, sembolik ve tek seferlik bir misilleme yerine “açık uçlu kampanya” mantığıyla anlaşılmalıdır. Devrim Muhafızları, ABD ve müttefik güçler üzerinde “kesin zafer” elde edilene kadar operasyonların sürdürüleceğini beyan ederek sürdürülebilir bir yıpratma savaşı taahhüdünü ortaya koymuştur. Körfez’deki ev sahibi ülkeleri hedef alarak Tahran, ABD müttefiklerinin siyasi iradesini aşındırmayı ve üçüncü taraf paydaşlara doğrudan maliyetler yükleyerek koalisyon uyumunu zorlaştırmayı amaçlamaktadır. Tırmanmanın ciddiyeti, vatandaşlarını Körfez genelinde sığınmaya çağıran İngiliz hükümetinin bu durumu kapsamlı bir bölgesel güvenlik acil durumu olarak kabul etmesiyle teyit edilmiştir.

Birinci günde yaşananlar, İran misillemesinin çatışmanın ağırlık merkezini ABD’nin ileri duruşu ve lojistik ağına kaydırmak üzere tasarlandığını teyit etmektedir. ABD varlıklarına yönelik isabetli saldırılar gerçekleştirerek ve müttefik başkentlerinde sivil kayıplara yol açarak Tahran, maliyetleri koalisyon mimarisinin geneline dağıtma iradesini ortaya koymakta ve Körfez’deki ev sahibi ülkeleri ABD operasyonlarına desteği sürdürme ile tehdit altında derhal tırmanmayı durdurma arasında yüksek riskli bir tercihe zorlamaktadır.

Ülke

Hedef Alınan Spesifik Konum(lar)

Bildirilen Etki

BAE

Dubai: Dubai Uluslararası Havalimanı (DXB) ve Al Maktoum Havalimanı (DWC); Palm Jumeirah (Fairmont The Palm)

Havalimanlarında operasyonlar süresiz askıya alındı. Fairmont The Palm’da yangın doğrulandı. Çok sayıda drone/füze önlendi.

BAE

Abu Dabi: Al Dhafra Hava Üssü ve yerleşim bölgeleri

1 ölüm bildirildi (Pakistan vatandaşı, şarapnel). Ardışık 5 patlamayla camlar sarsıldı; hava sahası kısmen kapatıldı.

Bahreyn

Manama: ABD Donanması Beşinci Filo Karargahı (Juffair bölgesi)

ABD donanması hizmet merkezine isabet doğrulandı. Yoğun duman rapor edildi; Juffair bölgesi tahliye edildi; hava saldırısı sirenleri çalıştırıldı.

Katar

Doha: Al Udeid Hava Üssü

Çok sayıda füze Patriot sistemleri tarafından önlendi. Yetkililer yapısal hasar veya kayıp olmadığını bildirdi.

Kuveyt

Kuveyt: Hava sahası ve askeri tesisler (Camp Arifjan/Ali Al Salem)

Hava savunma sirenleri çalıştırıldı; ordu hava sahasında “füzelerle ilgilenildiğini” bildirdi. Hava sahası geçici olarak kapatıldı.

Suudi Arabistan

Riyad: Prens Sultan Hava Üssü ve başkent çevresi

Sakinler yüksek sesli patlamalar duydu; Patriot/THAAD bataryaları tarafından önleme yapıldığından şüpheleniliyor. Hükümet güçlü bir kınama yayımladı.

Ürdün

Amman/Azrak: Muvaffak Salti Hava Üssü

İki balistik füze düşürüldü. Birçok şehirde sirenler çaldı; ordu hava devriyelerini artırdı.

Tablo 1. Hedef Alınan Körfez Ülkeleri ve Lokasyonları (28 Şubat 2026)

İlk Jeopolitik Değerlendirme: Birinci Günde Stratejik Hedefler ve Kısıtlar

28 Şubat 2026’daki müşterek taarruz, bir askeri saldırıdan dönüştürücü bir siyasi kampanyaya hızla evrilmiştir. ABD ve İsrail retoriği üç katmanlı bir hedefi ortaya koymaktadır: İran’ın stratejik füze ve nükleer bağlantılı altyapısını geri çekmek, yeni diplomatik koşulları dayatmak için zorlayıcı kaldıraç oluşturmak ve doğrudan rejim baskısı uygulamak.

Bu üçüncü katman en kritik olanıdır; zira Başkan Trump’ın İranlılara “hükümetinizi ele geçirin” çağrısı çatışmayı bir “maliyet alışverişi”nden Tahran için hayatta kalma mantığına dönüştürmektedir. Netanyahu’nun operasyonu varoluşsal bir tehdidin ortadan kaldırılması olarak çerçevelemesi, tırmanmanın durdurulması için alanı daha da daraltmaktadır; zira “görev başarısı” artık ölçülebilir askeri hasardan ziyade siyasi dönüşüme bağlanmıştır.

Tahran’ın birinci gün yanıtı, caydırıcılığı yeniden tesis etmeye ve ABD üslenmesini bir yüke dönüştürerek koalisyonu parçalamaya hizmet etmektedir. Körfez’deki ev sahibi ülkeleri hedef alarak (Bahreyn’deki bir ABD donanması merkezine isabet ettirmek ve Kuveyt, Katar ve BAE genelinde sivil uyarılar gibi) İran, dağıtılmış maliyetler dayatma niyetini ortaya koymaktadır. Diplomatik açıdan İran, saldırıları uluslararası hukuki baskı mobilize etmek üzere hukuka aykırı saldırganlık olarak çerçevelendirirken Devrim Muhafızları’nın “kesin zafer” söylemi, sembolik değil sürdürülebilir bir yüzleşmeye hazır olunduğuna işaret etmektedir.

ABD ve İsrail, Hamaney’in ölümünün ardından oluşan otorite boşluğundan yararlanarak iç kargaşayı kışkırtmayı hedefleyebilir. Sonuç ne olursa olsun İran, bu durumu bir dönüm noktası olarak değerlendirmekte ve Hamaney sonrası dönemi kendisi açısından bir varlık mücadelesi olarak ele almaktadır. Dolayısıyla verilecek yanıt artık caydırıcılıkla değil “rejim değişikliği”nin maliyetini tüm bölge için katlanılmaz kılmakla ilgilidir. Önümüzdeki 24 saatte büyük olasılıkla Devrim Muhafızları’nın iç disiplini koruyup koruyamadığı veya otorite boşluğunun güvenlik aygıtında parçalanmaya yol açıp açmadığı gözlenecektir.

Uluslararası toplum, operasyonun etrafında hızla bir kısıtlama katmanı oluşturmuştur: Rusya, nükleer güvenlik önlemleri söyleminden yararlanarak saldırıları “tahrik edilmemiş” olarak kınamış ve Birleşmiş Milletler’deki prosedürel maliyeti artırmak için nükleer tesislere saldırılmaması uyarısında bulunmuştur. Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık bir yandan İran’a bölgesel saldırılarını durdurma çağrısında bulunurken diğer yandan saldırılara mesafeli davranmış ve “azami itidal” talep ederek müzakerelere dönüşü önceliklendirmiştir.

Birinci gündeki bölgesel mimari, ABD-İsrail kampanyası üzerinde birincil operasyonel kısıtlama işlevi görerek anlık risk yönetimi ve diplomatik çevreleme yönünde hareket etmiştir. Bölgesel güçler, koruyucu tedbirler ile tırmanmayı durdurma sinyallerinin bir bileşimi yoluyla güvenlik ortamının tamamen çökmesini engellemeye çalışmaktadır. Türkiye, diplomasi öncelikli bir duruş sürdürmektedir. Tutarlı olarak askeri müdahaleye karşı çıkan Ankara, çatışmanın bölgeye yayılmasını önlemek için olası önlemleri değerlendirmektedir. Yüksek risk değerlendirmesinin pratik bir göstergesi olarak Türkiye’nin tutumu, ABD liderliğindeki koalisyon için önemli bir operasyonel kısıtlama oluşturmaktadır. Askeri müdahaleye kategorik olarak karşı çıkarak ve bölgesel istikrarsızlaşma riskinin altını çizerek Ankara, rejim değişikliği amacına matuf, açık uçlu bir kampanyaya siyasi veya lojistik destek sağlamayacağının sinyalini vermektedir. Erdoğan’ın “sağduyu hakim olmalı” ısrarı, sınırlı bir askeri angajman ve müzakere masasına hızlı bir dönüş yönündeki bölgesel baskıyı pekiştirmektedir. Kuveyt, Katar, BAE ve Bahreyn’in hedef alınması ise bu devletleri yoğun iç baskı altına sokmaktadır. Bu yönetimlerin temel kaygısı artık yalnızca İran’ın kabiliyetlerinin zayıflatılması değil kendi altyapılarının ve halklarının da İran misillemesinden derhal korunmasıdır.

Açık olan bir şey vardır: Bölge ülkeleri artık duruşlarını doğrudan İran’ın kendi topraklarına yönelik saldırılarına tepki olarak şekillendirmekte ve böylece ABD unsurları için salt ev sahibi rolünün ötesine geçmektedir. Bu doğrudan hedefleme, BAE, Bahreyn ve Katar gibi devletleri kendi egemen savunma ve kamu güvenliklerini önceliklendirmeye, İran’ın yanıtını ABD-İran çatışmasının yayılmasından ziyade kendilerine yönelik bir saldırganlık eylemi olarak ele almaya zorlamıştır.

Bundan Sonra Ne Olacak?

ABD ve İsrail tarafından başlatılan müşterek askeri harekat, stratejik yıpratma ve rejim bozumuna yönelik koordineli bir stratejiye doğru köklü bir geçişi temsil etmektedir. Bu müşterek harekat konsepti, net bir iş bölümüne dayanmaktadır: İsrail, özellikle Tahran’daki yönetim merkezlerini hedef alarak yüksek tempolu hassas saldırılar ve komuta-kontrol baskısına odaklanırken ABD, İran’ın füze ekosistemi, deniz kuvvetleri ve stratejik altyapısına yönelik sürdürülebilir bir operasyon yürütmek için nisbi üstünlüğünden yararlanmaktadır. Bu düzeydeki senkronizasyon, İran savunma mekanizmalarında anlık şok ve felç yaratmak, çatışmayı basit bir cezalandırmanın ötesine taşıyarak sistemik dönüşüme yönlendirmek üzere tasarlanmıştır.

Ali Hamaney’in öldürülmesi, artık çatışmanın ağırlık merkezini oluşturan “Hamaney sonrası realiteyi” ortaya çıkarmıştır. Birincisi, Anayasa’nın 111. maddesi kapsamında Geçici Liderlik Konseyi tarafından yönetilecek bir anayasal süreç olacaktır. Cumhurbaşkanı, Yargı başkanı ve Maslahat Konseyi tarafından seçilen bir Koruyucular Konseyi üyesi din adamından oluşan bu şura, tüm liderlik görevlerini üstlenecektir. Bu süreçte Uzmanlar Meclisi, kalıcı bir dini lider seçmek üzere en kısa sürede toplanmak zorundadır. Ancak savaş koşulları kalıcı bir halefin atanmasını geciktirebilir ve bu durum, anayasal düzeni en azından zahiren sürdürmek için Geçici Liderlik Şurasına uzun süreli bağımlılığa yol açabilir. Bu aşamanın süresi ve sonucu, tamamen İran’ın siyasi ve askeri elitleri arasındaki iç müzakerelere ve güç paylaşımı anlaşmalarına bağlı olacaktır.

İkinci ve daha yıkıcı senaryo, Devrim Muhafızları’nın iç düzeni korumak için resmi süreçleri devre dışı bırakan bir askeri cunta oluşturmasıdır. Üçüncü senaryo, Hamaney’in ölüm haberinin yaygın sivil huzursuzluk için bir katalizör görevi görmesini içeren siyasi istikrarsızlaşma sarmalıdır. Tahran’ın bazı mahallelerindeki kutlamaların yanı sıra kitlesel panik ve tahliye raporları bunu kanıtlamaktadır. Son olarak yüksek riskli ancak son derece düşük olasılıklı bir “sürpriz” senaryosu, hayatta kalan İran liderliğinin toplam rejim çöküşü ve iç devlet dağılmasını önlemek amacıyla hayatta kalma güdüsüyle ABD’nin maksimalist koşullarını –fiilen nükleer programlarını ve bölgesel vekillerini feda ederek –kabul etmesini içermektedir.

Hamaney tarafından geçiş sürecinin kilit kolaylaştırıcısı olarak atandığı iddia edilen, Milli Güvenlik Yüksek Konseyi (MGYK) Sekreteri Ali Laricani’nin ilk açıklamaları, ruhban sınıfının liderlik boşluğuna rağmen yönetim sürekliliğini koruma niyetinde olduğunu ortaya koymaktadır. İran devleti süreklilik veya “kesin zafer” imajını hızla yansıtamazsa dış kinetik baskı ile iç muhalefetin bileşimi sistemik bir çöküşe yol açabilir. Bu senaryo için kilit gösterge, güvenlik aygıtının birleşik kalıp kalmadığı veya halefiyet mücadelesi sırasında düzenli ordu (Erteş) ile Devrim Muhafızları arasında kırılmaların baş gösterip göstermediği olacaktır. Bu hassas zeminde Laricani, İran’ın siyaset kurumu ile askeri yüksek komuta kademesi arasındaki boşluğu kapatmakla görevlendirilmiş başlıca muhatap olarak öne çıkmıştır. Rolü, mevcut kriz süresince kurumlar arası senkronizasyonun sürdürülmesi için kritik görülmektedir.

İran’ın askeri yanıtı, çatışmayı genişletmeye ve koalisyonun bölgesel üslenme ağını parçalamaya yönelik kasıtlı bir girişimle karakterize edilmiştir. Birden fazla Körfez devletine füze ve Shahed drone salvoları fırlatarak Tahran, ABD varlıklarını barındırmanın ölümcül bir bedeli olduğu sinyalini vermektedir. Bu kinetik çaba, lokalize saldırıları yaygın bir bölgesel kırılganlık algısına dönüştürmek üzere tasarlanmış sofistike sivil savunma mesajları ve psikolojik savaş ile güçlendirilmektedir.

Askeri tırmanma ve operasyonel temponun çok aşamalı bir kampanya mantığını takip etmesi beklenmektedir. İlk 24 saat liderlik düğümlerinin tasfiyesine ve hava savunma sistemlerinin etkisiz hale getirilmesine odaklanırken bir sonraki aşamanın İran’ın deniz varlıklarının ve dağıtılmış balistik füze envanterinin sistematik imhasına kayması beklenmektedir. Beklenen tırmanma seyri, iç güç mücadelesinden yoğun biçimde etkilenecektir. ABD ve İsrail otorite boşluğundan yararlanmak için tempoyu hızlandırabilirken Devrim Muhafızları kinetik derinliğinin halen yerinde olduğunu kanıtlamak için yüksek misilleme kadansını sürdürmektedir. İsrail’de olağanüstü hal ilanı ve bölgesel sivil havacılığın askıya alınmasıyla birlikte tüm taraflar sürdürülebilir yüksek yoğunluklu bir çatışmaya hazırlanmış görünmektedir.

Nihayetinde İran’ın Hamaney sonrası dönemde askeri bir yanıt vermesi, bölgesel güvenlik mimarisinde kalıcı bir değişime işaret etmektedir. Devletin ruhban sütunu çatladıkça Devrim Muhafızları, çatışmanın tamamen dışsallaştırılması yoluyla rejimin bekasını önceliklendiren merkeziyetsiz, “güvenlik öncelikli” bir yapıya dönüşmektedir. Bu kayma, komşu devletler için hesabı temelden değiştirmektedir. Zira İran’ın bölgesel politikası artık tek bir dini liderin ideolojik pragmatizmine bağlı değil militarize bir cuntanın hayatta kalma içgüdüleriyle yönlendirilmektedir.

Hamaney suikasti, etkileri anlık taktik ufkun çok ötesine uzanan derin sonuçları olan bir olaydır. Hamaney yalnızca bir devlet başkanı değil aynı zamanda küresel Şii toplumu için bir Merci-i Taklid (emsal kaynak) idi. Bu statüde bir din adamının suikastle öldürülmesinin tarihsel bir emsali bulunmamaktadır. Dolayısıyla Şii dünyasının bu olaya nasıl tepki vereceğine dair mevcut öngörüler de büyük ölçüde referanstan yoksundur. Tartışmasız olarak bu gelişme, İran’a ideolojik ve dini bağlarla bağlı bölgesel devlet dışı aktörlerin çatışmaya katılımlarını hızlandırmaları için güçlü bir katalizör görevi görecektir. Ayrıca nükleer fetvanın geleceği ve Tahran’ın silaha dönüştürmeye yönelik radikal bir sapma yapıp yapmayacağı kritik bir belirsizlik olarak durmaktadır. Bu saldırı, fiilen Hobbesçu anlamda bir “doğa durumu”na (state of nature) geri dönüşü başlatmıştır. Bu durumun hesaplanamaz ve öngörülemez sonuçları ise nihayetinde savaşın tüm seyrini değiştirebilir.

Körfez devletleri, Türkiye ve Irak için bu durum, kontrollü vekalet rekabeti döneminden İran’ın davranışlarının daha öngörülemez hale geldiği akut ve doğrudan risk dönemine geçiş anlamına gelmektedir.

Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR