CANLI | Web Panel | Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye Raporu ve Türkiye-AB İlişkilerine Yansımaları
ABD ile İran Arasında İmzalanan Mutabakat Zaptı Ne Anlama Geliyor?

ABD ile İran Arasında İmzalanan Mutabakat Zaptı Ne Anlama Geliyor?

Mevcut mutabakat zaptının, başta savaş ve İran'a uygulanan ağır yaptırımlar olmak üzere çeşitli baskı unsurlarının denendiği ve sonuç vermediği bir konjonktürde imzalandığı dikkate alınırsa önceki anlaşmalara kıyasla daha sürdürülebilir bir uzlaşıya dönüşmesi muhtemeldir.
Paylaş:

Yaklaşık 100 gün süren bir gerilimin ardından İran ve ABD 14 Haziran Pazar günü bir mutabakat zaptına yönelik anlaşmaya vardıklarını duyurmuştur. 17 Haziran’da 14 maddeden oluşan mutabakat zaptının metni ABD Başkanı Donald Trump ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan tarafından imzalanmıştır. Böylece iki ülke arasında 60 günlük müzakere sürecini başlatacak bir mutabakat sağlanmıştır. Nihai sonuç ise 60 günlük müzakerenin sonucunda elde edilecek anlaşmayla belirlenecektir. Bu açıdan bakıldığında mevcut mutabakat zaptının iki ülke arasında müzakere sürecini başlatacak âdeta bir iyi niyet metni niteliğinde olduğunu söylemek mümkündür. Bu metin aynı zamanda müzakere sürecinde ele alınacak konular açısından bir kılavuz niteliğindedir. Bu bağlamda mutabakat zaptının kapsadığı hususları detaylı incelemekte yarar vardır.

Mutabakat Zaptının Kapsadığı Hususlar

14 maddeden oluşan mutabakat zaptının öngördüğü hususlar temel olarak iki kategoriye ayrılmaktadır. Bir kısmını mutabakat zaptının imzalanmasıyla yürürlüğe giren maddeler oluştururken bir diğer kısmını 60 günlük müzakerenin sonucuna bağlı olarak yürürlüğe girmesi beklenen maddeler oluşturmaktadır.

Bu doğrultuda mutabakatın 1, 4, 5, 10 ve 11. maddeleri mutabakat zaptının imzalanmasıyla yürürlüğe giren hususları kapsamaktadır. Birinci maddede ABD, İran ve müttefiklerinin derhâl ve kalıcı olarak başta Lübnan olmak üzere gerilimin devam ettiği bütün cephelerde savaşı durdurması öngörülmektedir. Bu maddede aynı zamanda tarafların bundan böyle birbirine karşı savaş veya askerî operasyon başlatmayacakları, tehditte bulunmayacakları, Lübnan’ın egemenliği ve toprak bütünlüğünün garantiye alınacağı vurgulanmıştır. Dolayısıyla bu maddenin uygulanması ABD ve İran dışında İsrail ve Hizbullah’ı da kapsamaktadır. Nitekim İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, yaptığı bir açıklamada mutabakatın bir tarafını ABD ve İsrail, diğer tarafını ise İran ve Hizbullah’ın oluşturduğunu belirtmiştir. Bu açıdan Hizbullah ve İsrail arasında yaşanacak olası bir çatışma da kritik önem arz etmektedir. İsrail’in Lübnan’da işgal ettiği topraklardan geri çekilmeyeceğine yönelik açıklamaları dikkate alındığında bu maddenin aynı zamanda mutabakatı kırılgan kılan hususlardan biri olduğu anlaşılmaktadır.

Bir diğer önemli mesele olarak Hürmüz Boğazı’nın açık tutulması ve geçişlere yönelik düzenleme, mutabakat zaptının 4. ve 5. maddelerinde ele alınmıştır. Buna göre ABD mutabakatın imzalanmasından hemen sonra başlayacak şekilde 30 gün içerisinde İran’a yönelik deniz ablukasını kaldıracaktır. Buna karşılık İran da 30 gün içerisinde Hürmüz Boğazı’ndaki trafiğin savaş öncesi duruma gelmesini sağlayacaktır. İran’ın 60 gün boyunca Hürmüz’den geçiş yapan gemilerden ücret almayacağı belirtilmiştir. 60 günlük süre sona erdikten sonra İran’ın, başta Umman olmak üzere Körfez ülkeleriyle geçiş düzenlemeleriyle ilgili anlaşmaya varması öngörülmüştür. ABD’nin de askerlerini İran’ın çevresinden çekeceği belirtilmiştir. ABD yetkililerinin yaptığı açıklamaya göre bu ifade, ABD’nin bölge ülkelerindeki üslerinden çekileceği anlamına gelmemekte, ABD askerî düzenlemesinin savaş öncesi duruma getirilmesi kastedilmektedir.  

Mutabakat zaptının imzalanmasıyla uygulanması öngörülen bir diğer mesele de İran’ın dondurulmuş varlıkları ve petrol satışlarına yönelik kısıtlamalardır. Mutabakat zaptının 10 ve 11. maddelerine göre ABD Hazine Bakanlığı, İran’ın petrol satışlarına ve ona bağlı olan sigorta, ulaştırma ve bankacılık işlemlerine yönelik, yaptırımlar kaldırılana kadar geçerli olacak gerekli izinleri çıkaracaktır. Ek olarak İran’ın bloke edilmiş mal varlıkları serbest bırakılacaktır. Bu maddelerin uygulanmasıyla ilgili detaylar ise müzakere sürecinde belirlenecektir.  

Mutabakat zaptının, imzalanmasıyla yürürlüğe giren maddelerinin yanı sıra 60 günlük müzakerenin ardından imzalanması beklenen nihai anlaşmayla yürürlüğe girecek maddeleri de bulunmaktadır. Bu maddeler mutabakat zaptının imzalanmasıyla yürürlüğe giren maddelerden daha köklü meseleleri kapsamakta ve detaylı teknik bilgiler gerektirmektedir.

Bu meselelerin başında İran’ın nükleer meselesi ve ona bağlı olarak uranyum zenginleştirmesi yer almaktadır. Mutabakat zaptında bu konu sekizinci ve dokuzuncu maddelerde ele alınmıştır. Mutabakat zaptına göre genel bir çerçeve olarak İran’ın nükleer silah üretmeyeceği ve satın almayacağı öngörülmüştür. Ancak uranyum zenginleştirmesinin hangi yoğunlukta olacağının, ne ölçüde ve hangi koşullarda yapılacağının 60 günlük müzakerede belirleneceği ifade edilmiştir. Ek olarak, İran’ın hâlihazırda sahip olduğu %60 oranında zenginleştirilmiş uranyumun da yoğunluk oranının belirlenecek yüzdeye düşürülmesi öngörülmüştür. Dolayısıyla buradan anlaşılan husus şu ki tıpkı 2015’te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nda (KOEP) olduğu gibi İran’a düşük oranda kendi topraklarında uranyum zenginleştirme hakkı tanınacaktır. Ancak zenginleştirme süreci ciddi bir denetim altında gerçekleşecektir. Trump, KOEP kapsamında yer alan konuların bir kısmının 10, bir diğer kısmının 15 yıllık süreyle sınırlı olmasına ciddi eleştirilerde bulunarak sürdürülebilir olmadığını ileri sürmüştür. Bu bağlamda yapılacak anlaşmanın kalıcı olması, belirli bir süreye bağlı olmaması için çaba gösterecektir. Böylece İran nükleer programına kalıcı bir çözüm bulduğunu ileri sürerek KOEP’ten daha iyi bir anlaşmaya imza attığını iddia edecektir. İran tarafının da nükleer programının zaten barışçıl olduğunu, her türlü denetime açık olduğunu öne sürerek buna pozitif yaklaşması muhtemeldir. Böylece her iki tarafın kamuoyunu ikna etmek için argümanları olacaktır.

Nükleer programına bağlı olarak İran’a uygulanan yaptırımlar da mutabakat zaptının içerdiği hususlardan birini oluşturmaktadır. Yaptırımlar mutabakat zaptının 6. ve 7. maddelerinde ele alınmıştır. Buna göre başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarıyla yürürlüğe giren yaptırımlar ve ABD’nin tek taraflı olarak uyguladığı yaptırımlar olmak üzere İran’a uygulanan bütün yaptırımlar kaldırılacaktır. Ek olarak ABD, İran’ın ekonomik kalkınması için bölgesel müttefiklerinin yardımıyla en az 300 milyar dolardan oluşan bir yatırım programı planlayacaktır. Programın işleyişi tamamen ABD’nin denetiminde olacaktır. Bu programın ABD tarafından İran’ın savaş tazminatı talebine alternatif olarak oluşturulduğu ifade edilmektedir. [OO1] Programın hayata geçirilmesi müzakere sonrasında nihai anlaşmaya bağlıdır. Yaptırımlar meselesi ise müzakerelerin başlamasıyla ele alınacak ilk konulardan birini oluşturmaktadır.

Mutabakat zaptının maddeleri incelendiğinde eylemsel maddelerin yanı sıra genel hükümler içeren maddelerin de bulunduğu görülmektedir. Örneğin mutabakatın ikinci maddesinde İran ve ABD’nin birbirlerinin egemenliklerine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterecekleri, iç işlerine müdahale etmeyecekleri vurgulanmıştır.  

Son olarak 12, 13 ve 14. maddeler, mutabakat zaptının işleyişini düzenlemektedir. Bu maddelere göre mutabakat zaptının uygulanmasını denetleyen bir mekanizma oluşturulacaktır. Mutabakatın 1, 4, 5, 10 ve 11. maddelerinde yer alan hükümler yürürlüğe girdikten sonra iki taraf 60 günlük müzakereyi başlatacaktır. 60 günlük müzakere sonrasında varılacak nihai anlaşma da BMGK kararıyla teyit edilecektir.

Risk ve Fırsatlar

Mutabakat zaptının öngördüğü en önemli hususlardan birini Lübnan’la ilgili kısım oluşturmaktadır. Buna göre Lübnan’da da savaşın derhâl durdurulması, Lübnan egemenliği ve toprak bütünlüğünün garantiye alınması öngörülmüştür. Ancak İsrail, Lübnan’da işgal ettiği topraklardan geri çekilmeyeceğini belirtmiş, bununla da sınırlı kalmayıp İran ve ABD arasında mutabakat sağlandığı duyurulduktan sonra da Lübnan topraklarına saldırılar düzenlemiştir. Benzer şekilde İran ve ABD arasında imzalanan mutabakat zaptına İsrail iç siyasetinden de ağırlıklı olarak negatif tepki gelmiştir. Netanyahu’nun sadık destekçilerinden İsrail merkezli Kanal 14 imzalanan mutabakat zaptından dolayı Trump’a sert eleştirilerde bulunmuştur. Bu durum ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in tepkisini beraberinde getirmiştir.  Dolayısıyla mutabakat zaptının dolaylı taraflarından biri olan İsrail’in bu derece karşıt bir tutum sergilemesine sebep olan mutabakatın oldukça kırılgan olduğu görülmektedir. Ancak Trump ve yardımcısı Vance’in tepkilerinden de anlaşılacağı üzere ABD yönetimi nihai anlaşmanın sağlanması için kararlı görünmektedir. Fakat ABD’nin bu kararlılığının İsrail’i dizginlemeye yetip yetmeyeceğini zaman gösterecektir.

Bir diğer risk unsurunu da Hürmüz Boğazı’ndan geçişlere yönelik muhtemel yeni düzenleme oluşturmaktadır. Zira mutabakat zaptında yer alan düzenlemeye göre İran geçici olarak Hürmüz Boğazı’ndan geçişleri herhangi bir ücret almadan sağlayacaktır. Ancak 60 günlük süre sona erdikten sonra başta Umman olmak üzere diğer Körfez ülkeleriyle birlikte yeni bir düzenlemeye gidilecektir. Nitekim İran geçmişte de bu konuyla ilgili Umman’la görüşmeler gerçekleştirmiştir. İran, Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerin Umman ve İran’ın denetiminde olması gerektiğini savunmaktadır. Bu doğrultuda verilecek hizmete karşılık olarak belirli bir ücretin alınmasını öne sürmektedir. Ek olarak İran, askerî ve sivil geçiş ayrımını da dillendirmektedir. İran’ın bu yöndeki taleplerinden geri adım atmaması ve karşı tarafın bunu kabul etmemesi durumu, müzakere süreci açısından bir risk unsuru oluşturmaktadır.

İmzalanan mutabakat zaptı, risk unsurları barındırsa da 1979 İran Devrimi’nden bu yana iki ülke arasındaki en üst düzey etkileşim olmuştur.  O tarihten bu yana ilk kez doğrudan iki ülkenin cumhurbaşkanları barışın sağlanması adına bir metnin altına imza atmıştır. Bu durum yeni bir dönemin başlangıcını gösterdiği gibi 47 yıllık düşmanlığın da sonuç vermediğine delalet etmektedir. Bunun en somut örneğini de iki taraf arasında son bir yılda yaşanan gerilimler ve savaşlar oluşturmaktadır. Bu nedenle de önceki anlaşmalara nazaran imzalanan mutabakat zaptının kalıcı bir anlaşmaya dönüşme ihtimali daha yüksektir. Zira diğer müzakerelerden farklı olarak mevcut müzakereler başta savaş olmak üzere diplomasi dışındaki diğer seçeneklerin de denendiği bir konjonktürde gerçekleşmektedir. En radikal seçenek olarak savaşın sonuç vermediği dikkate alındığında iki tarafın diplomasiden başka çıkış yolunun olmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle başlatılan yeni sürecin barışla sonuçlanması hayli muhtemeldir. Ancak KOEP’le sonuçlanan müzakerenin 18 ay sürdüğü dikkate alındığında 60 günlük sürenin de kapsamlı bir anlaşma için yeterli olmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu sürenin uzatılacağını, daha uzun soluklu bir sürecin söz konusu olacağını söylemek mümkündür. 

Paylaş: