ABD öncülüğündeki Doğal Kararlılık Harekatı’nın (Operation Inherent Resolve, OIR) Irak’taki askeri misyonunun sona ermesi ve Amerikan kuvvetlerinin ülkeden çekilmesi, Washington-Bağdat ilişkileri ile Irak’ın iç güvenlik mimarisi ve bölgesel dengeler açısından da yeni bir safhayı işaret etmektedir. Buna binaen ABD-Irak ilişkilerinin askeri boyuttan ekonomi, enerji, diplomasi ve ikili güvenlik iş birliğine doğru nasıl dönüşeceğinin yanı sıra Ankara, Bağdat ve Erbil arasındaki ilişkilerin bu yeni denklemde nasıl şekilleneceğine de önem atfedilmelidir. Bu bağlamda Amerikan askerlerinin çekilmesinin ortaya çıkardığı askeri, siyasi ve jeopolitik sonuçları farklı boyutlarıyla ele alarak Irak’ın önündeki riskleri ve yeni iş birliği alanlarını konunun uzmanlarıyla istişare ettik.
Hazırlayan
Sibel Düz, SETA
Katkıda Bulunanlar
Murat Aslan, Hasan Kalyoncu Üniversitesi
Bilgay Duman, Anadolu Ajansı
Mehmet Alaca, Anadolu Ajansı
Mustafa Caner, Sakarya Üniversitesi
Mehmet Çelik, Daily Sabah
Can Acun, SETA
Murat Aslan
Hasan Kalyoncu Üniversitesi, SETA
Doğal Kararlılık Harekatı’nın sona ermesi ve ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi Washington’ın Ortadoğu’daki genel kuvvet yapılanması ve askeri angajman modeli hakkında ne söylüyor?
Doğal Kararlılık Harekatı’nın sona ermesi ve ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi, Washington’ın Ortadoğu’daki askeri angajman modelinde yeni bir safhaya geçildiğini gösteriyor. Afganistan ve Suriye’den sonra Irak’taki askeri varlığın da sona erdirilmesi, ABD’nin geniş ölçekli kara konuşlanmalarını azaltarak daha sınırlı askeri varlık, alternatif üslenme imkanları, askeri teknoloji ve siyasi-ekonomik manivelalar üzerinden etkisini sürdürmeye yöneldiğine işaret ediyor.
Ancak Irak meselesi Afganistan ve Suriye’den farklı görünüyor. Afganistan’da ABD geride boş bir alan bıraktı. Bu alanı Taliban doldururken Rusya ve Çin Orta Asya’nın güneyinde nüfuzlarını artırdı. Nitekim Trump’ın Kabil’in kuzeyindeki Bagram Üssü’nü yeniden talep etmesine olumsuz yanıt verilmesi, çekilme sonrasında geri dönüş imkanlarının ne kadar sınırlanabileceğini gösterdi. Suriye’de ise Washington, Şara’nın liderliğine güvenip bölgeden çıkarken Türkiye’nin nüfuzunu referans aldı.
Irak ise Körfez, Levant, Türkiye ve İran ile bağı, enerji kaynakları ve bağlantısallık projeleri nedeniyle daha farklı bir stratejik ağırlığa sahip. ABD, Irak’tan son askerlerini çekmekle Körfez’de İran cephesinin kara hudutlarındaki alternatif planlarını da rafa kaldırmış oluyor. İran’ın ise Şii gruplar üzerinden oluşacak boşluğu doldurmaya çalışacağı aşikar.
Bununla birlikte ABD’nin bölgeden bütünüyle çıktığını söylemek mümkün değil. Körfez’deki alternatif üslenme imkanları ve askeri teknolojisi nedeniyle çekilmenin askeri etkisi kısmi kalabilir. Ayrıca Irak’ın petrol gelirlerinin ABD finans sistemi üzerinden yönetilmesi Washington’a önemli bir ekonomik manivela sağlamaya devam ediyor.
O halde Irak’tan Amerikan askerlerinin çekilmesi, ABD’nin Ortadoğu’dan vazgeçmesinden ziyade doğrudan askeri varlığı azaltan, buna karşılık bölgesel ortaklar, uzaktan askeri kapasiteler ve ekonomik araçlara daha fazla dayanan bir angajman modelini işaret ediyor. Asıl soru ise ABD’nin geride bıraktığı stratejik boşluğun kim tarafından ve nasıl doldurulacağıyla ilgili.
Bilgay Duman
Anadolu Ajansı
Irak güvenlik güçlerinin bugün en önemli kapasite açıkları hangi alanlarda bulunuyor, Irak güvenlik mimarisinin en büyük sorunu teknik kapasite eksikliği mi yoksa farklı askeri ve paramiliter yapıların merkezi komuta altında bütünleştirilememesi mi?
Irak güvenlik güçlerinin bugün en belirgin kapasite açığı teknik olmakla birlikte kurumsal kapasite ve idari bütünlük. Hava savunması, ileri istihbarat, hava gözetleme ve keşif, hedef tespiti ile bazı yüksek teknolojili askeri sistemlerin kullanımında eksiklikler var. Savunma gücü kapasitesi de çok gelişmiş değil. Bununla birlikte Irak ordusu ve Terörle Mücadele Servisi kara operasyonlarını 2014’e kıyasla çok daha bağımsız biçimde yürütebilecek kapasiteye ulaşmış durumda. DEAŞ’a karşı operasyonlarda hedef tespitinden operasyonun icrasına kadar birçok görevi artık doğrudan Amerikan veya Koalisyon birliklerinin desteği olmaksızın gerçekleştirebiliyor. Buna karşılık ABD ve Koalisyonun sağladığı ileri istihbarat, hava gözetleme, erken uyarı, hava savunması ve teknolojik destek kapasitesinin tamamen ikame edildiğini söylemek henüz mümkün değil. Amerikan askerlerinin çekilmesinin ardından Irak’ın ABD ve diğer ülkelerle ikili güvenlik ve istihbarat iş birliğini sürdürmek istemesi de bu açığın devam ettiğini gösteriyor.
Ancak Irak güvenlik mimarisinin asıl sorununun teknik kapasite eksikliğinden ziyade komuta ve otorite parçalanması olduğu görülüyor. Irak’ta sorun silahlı güç eksikliği değil. Bu anlamda beşeri sermaye zayıflığı yok gibi. Ancak farklı silahlı yapıların ne ölçüde devletin gerçek ve işleyen komuta zincirine tabi olduğu konusunda şüpheler var. Peşmerge güçlerinin Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) eksenindeki eski yapılanmasının kurumsal olarak birleştirilmesi önemli bir adım olmakla birlikte siyasi sadakat ilişkilerinin tamamen ortadan kalkıp kalkmadığı henüz belli değil. Benzer şekilde Haşdi Şabi hukuken devlet güvenlik sisteminin parçası olmasına rağmen bünyesinde veya çevresindeki bazı gruplar kendi askeri karar mekanizmaları, ekonomik ağları ve dış bağlantılarını koruyor.
Dolayısıyla teknik kapasite açıkları giderilebilir ve dış ortaklıklarla telafi edilebilir. Daha zor olan mesele ise meşru güç kullanımını gerçekten devlet tekeline almak ve bütün silahlı yapıları işleyen tek bir komuta düzeni altında toplamak. Irak’ın yeni güvenlik mimarisinin başarısını belirleyecek temel sınav da bu alanda yaşanacak.
Mehmet Alaca
Anadolu Ajansı
ABD’nin özellikle Erbil’deki askeri varlığının sona ermesi Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) açısından nasıl değerlendirilmeli? ABD’nin 2011’deki çekilmesini izleyen gelişmeler düşünüldüğünde bugün de benzer bir güvenlik boşluğu riskinden söz etmek mümkün mü?
ABD’nin Erbil’deki askeri varlığının sona ermesini Washington’ın bölgeden bütünüyle çekilmesinden ziyade askeri varlığını yeniden konumlandırması olarak değerlendirmek gerekiyor. ABD ile Irak arasında üzerinde uzlaşılan plan da DEAŞ’la mücadele misyonu sona erdirilerek ilişkilerin ikili güvenlik iş birliğine dönüştürülmesini öngörüyor. Bu nedenle bugünkü süreci 2011’deki Amerikan çekilmesinin doğrudan tekrarı olarak görmek yanıltıcı olur.
Bununla birlikte 2011 sonrasında yaşananlar özellikle Kürtlerin kaygılarını anlaşılır kılıyor. ABD on beş yıl önce çekildiğinde El-Kaide’nin Irak’taki yapılanması gerilemiş olsa da Irak güvenlik kurumları zayıftı, Sünni bölgelerde siyasi gerilim artıyordu ve Arap ayaklanmalarının Suriye’yi iç savaşa sürüklemesi son derece elverişsiz bir bölgesel ortam oluşturmuştu. DEAŞ bu koşullardan yararlanarak güçlendi ve 2014’te Irak’ın geniş bölümünü ele geçirerek Kürt bölgelerini de ciddi biçimde tehdit etti.
Bugünkü koşullar ise farklı. Irak’ın güvenlik kapasitesi 2011’e kıyasla daha güçlü ve DEAŞ artık geniş toprakları kontrol edebilecek bir aktör değil. Dolayısıyla Amerikan çekilmesinin tek başına 2014 benzeri bir güvenlik boşluğu meydana getirmesi beklenmemeli. Ancak IKBY açısından risk ortadan kalkmış değil yalnızca biçim değiştirmiş durumda. Bugün temel kırılganlık İran ve Tahran destekli Iraklı milis gruplardan gelebilecek füze ve İHA saldırıları. Erbil’deki koalisyon güçlerinin sağladığı hava savunması ve caydırıcılığın kaybedilmesi IKBY’yi bu açıdan daha savunmasız bırakabilir. Öte yandan Amerikan varlığının kendisi de bu saldırıların gerekçelerinden biriydi ve çekilmeyle birlikte bu gerekçe de zayıflayabilir.
Bu nedenle yeni dönemde belirleyici olan Amerikan askerlerinin fiziksel varlığından ziyade ortaya çıkan alanın nasıl doldurulacağı olacak. ABD’nin istihbarat, eğitim ve teçhizat desteği Irak dışında konuşlu güçlerle sürdürülebilir. Ancak Erbil’in Bağdat’la güvenlik koordinasyonunu güçlendirmesi, Peşmergenin kurumsal bütünlüğünü koruması ve Tahran’la yeni bir güvenlik çerçevesi oluşturması gerekecek. Asıl risk ise İran bağlantılı milislerin askeri baskısının Erbil’e karşı siyasi bir kaldıraca dönüşmesi olacak. ABD-İran savaşının gidişatı ve Erbil-Bağdat ilişkilerindeki uyum/suzluk güvenlik risklerinin belirteci olacak. Bu nedenle IKBY artık her zamankinden daha savunmasız olabilir ancak diplomasi ve siyasi manevra kabiliyetini daha fazla kullanabileceği bir sürece giriyor.
Mustafa Caner
Sakarya Üniversitesi, SETA
ABD askerlerinin çekilmesi İran’ın Irak üzerindeki siyasi ve askeri nüfuzunu artırır mı? Washington’ın askeri varlığının sona ermesi Tahran açısından sembolik bir stratejik kazanım mı yoksa sahadaki güç dengelerini değiştirecek somut bir kazanım mı?
ABD askerlerinin çekilmesinin İran için sembolik kazanımı oldukça büyük fakat bunun sahadaki karşılığı doğrudan bir nüfuz genişlemesine tahvil edilebilir mi, burası tartışmalı.
Neden sembolik anlamı yüksek? Çünkü uzun yıllardır Tahran’ın bir söylemi vardı. O da bölgedeki Amerikan askerlerinin bölgeden çekilmesi gerektiği, bölgesel barış ve istikrara en büyük tehdidin ABD askeri varlığından kaynaklandığı şeklinde. Şimdi İran bu çekilmeyi direniş ekseninin bir kazanımı, bir galibiyeti olarak sunuyor ve dolayısıyla diyor ki: “Bizim direnişimiz sonucunda ABD buradan çıktı.” Bunun iki temel işlevi var aslında: Bir, İran içerisindeki ideolojik söylemi pekiştirmek. İki, Körfez başkentlerine “ABD’nin askeri varlığına uzun süre güvenemezsiniz” mesajını vermek. Elbette bu çekilme Biden döneminde müzakere edilen bir çekilmeydi ve dolayısıyla Tahran’ın söyleminin somut bir zemine dayanmadığı anlaşılıyor. Fakat bir ideolojik propaganda olarak bu söylem kullanılıyor.
Amerikan askerleri çekilmesine rağmen Washington, ekonomik baskı siyasetini Tahran’a karşı Irak üzerinden sürdürmeye devam edecek. Yani artık Irak’ta İran’ı tehdit eden ya da alanını daraltan Amerikan askerleri olmayacak ama Washington’ın ekonomik baskısı Bağdat üzerinden Tahran’ı sınırlandırmaya devam edecek. Örneğin Necef-İran uçuşlarının ABD’nin yeni açıklanan İran yaptırımları çerçevesinde durdurulması ve daha sonra yeniden çok sıkı kontroller altında başlaması, Irak’ın İran’a karşı bir ekonomik baskı aracı olarak kullanılacağının bir işareti. Çünkü özellikle savaş durumunda Irak, İran için bir ekonomik soluk borusuydu. Artık bu çok mümkün olmayacak gibi duruyor.
Diğer taraftan –özellikle Erbil çevresindeki– Amerikan askerlerinin İran’a müzahir grupların hedefinde yer almayacak olması nedeniyle hem ABD’nin kayıpları azalacak hem de İran’ın kolay hedefler üzerinden caydırıcılık inşa etme stratejisi zarar görmüş olacak.
Buradaki en kritik soru ise şu: Bir taraftan da tabii ki Haşdi Şabi dışındaki silahlı grupların silahlarını teslim etme ya da Haşdi Şabi yasası çerçevesinde eklemlenme takvimi var. Bu takvimle paralel seyrediyor Amerikan askerlerinin çekilmesi. Dolayısıyla İran’a müzahir gruplar Irak siyasetine nasıl eklemlenecek, nasıl silah bırakacaklar, Tahran’ın buradaki silah bırakan gruplar üzerinden Irak siyasetindeki etkisi nasıl devam edecek veya etmeyecek; bütün bu soru işaretleri şu anda masada.
Mehmet Çelik
Daily Sabah
ABD-Irak ilişkilerinin bundan sonraki dönemde hangi sütunlar üzerine inşa edilmesi beklenebilir? Washington’ın Irak’a yönelik gelecekteki yaklaşımında askeri araçlardan ekonomik ve diplomatik araçlara doğru daha belirgin bir geçiş beklenebilir mi?
ABD liderliğindeki Koalisyonun DEAŞ’a karşı Irak’ta yürüttüğü askeri misyonun sona ermesini, Washington-Bağdat ilişkilerinde askeri iş birliğinin bittiği anlamına gelmekten ziyade ilişkinin niteliğinde bir dönüşüm olarak nitelendirmek gerekir. 30 Eylül’deki çekilme sonrası dönemde ABD-Irak ilişkilerinin güvenlik, ekonomi-enerji ve diplomasi olmak üzere üç temel sütun üzerine inşa edilmesi beklenebilir.
Öncelikle askeri varlığın halihazırdaki formu değişeceğinden terörle mücadele, istihbarat paylaşımı, Irak güvenlik güçlerinin kapasite geliştirilmesi ve savunma alanındaki iş birliği Irak merkezli bir model üzerinden devam edecektir. Dolayısıyla bu gelişmeyi Amerikan askerlerinin doğrudan operasyonel varlığından ikili güvenlik ortaklığına geçiş olarak değerlendirebiliriz.
Washington-Bağdat ilişkilerinde ikinci önemli sütun ekonomi ve enerji alanlarındaki karşılıklı stratejik bağımlılıktır. ABD’nin ekonomik çıkarları bağlamında Irak; petrolü, enerji altyapısı, diğer yatırımlar ve ticaret açısından önemli bir ekonomik ortak konumundadır. Irak açısından değerlendirildiğinde de Amerikan yatırımları ekonomik çeşitlendirme ve petrol gelirlerine bağımlılığın azaltılması bakımından önem taşımaktadır. Bu nedenle ekonomik ilişkilerin güvenlik gündeminin yerini kısmen doldurması beklenebilir. Geçtiğimiz aylarda ABD ile Irak arasında yaklaşık 60 milyar dolar değerinde imzalanan anlaşmaların birçoğunun çekilme sonrasındaki güvenliğin sağlanması koşuluyla hayata geçirileceklerini de belirtmek gerekir.
Üçüncü bir alan da ikili ilişkilerde diplomatik ve bölgesel angajmanın ön plana çıkmasıdır. Özellikle ABD’nin Tahran’ın Irak üzerindeki nüfuzunu azaltma hedefini, Irak’ı bölge vizyonu bağlamında konumlandırmasını ve Bağdat’ın Körfez başkentleri ve Tel Aviv ile kurmasını istediği ilişkileri göz önünde bulundurduğumuzda, Irak’la diplomatik ilişkilerin de önemli bir sütun olarak ön plana çıkmasını bekleyebiliriz.
Sonuç olarak askeri ilişkiler bu safhada biçim değiştirecek ama yeni bir terörist tehdit tekrar oluşmadığı sürece güvenlik ilişkisi yeni bir ikili güvenlik koordinasyon modeliyle devam edecektir. Bu modelin sürdürülebilirliği, güvenlik alanındaki iş birliğinin ekonomik, enerji ve diplomatik ilişkilerle desteklenmesini sağlayarak taraflar arasında daha kapsamlı ve kalıcı bir stratejik ortaklığın inşa edilmesine zemin hazırlayacaktır. Bu yeni düzenin en büyük testi ise ABD-İran savaşının halen devam ettiği bir süreçte Irak’ın merkezi güvenlik otoritesinin hem iç terör tehditleri hem de dışarıdan gelebilecek hava saldırılarına karşı kendisini nasıl koruyacağı olacaktır.
Can Acun
SETA
ABD askerlerinin çekilmesi Irak’ın kuzeyindeki güvenlik denkleminde Ankara, Bağdat ve Erbil arasındaki ilişkileri nasıl değiştirebilir? Bu süreç Türk savunma sanayii açısından yeni iş birliği alanları ortaya çıkarabilir mi? Türkiye açısından hangi fırsatlar ve riskler mevcut?
Bağdat hükümetiyle varılan anlaşma bağlamında Amerikan askeri varlığı 30 Eylül itibarıyla Irak’ta sonlanmış durumda. Öncelikle Anbar ve Bağdat gibi bölgelerden çekilen Amerikan askerleri nihayetinde Erbil’deki Harir ve Uluslararası Erbil Havalimanı’ndaki üslerini de boşalttı, buradaki hava savunma sistemlerini de geri çekti. ABD ile birlikte DEAŞ ile mücadele için oluşturulmuş Uluslararası Koalisyona bağlı güçler de bölgeden tamamen çekildi. Elbette Amerikan askerlerinin Irak ve IKBY’den çekilmiş olmasının oluşturacağı ciddi bir güç boşluğu söz konusu. Hele ki ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı saldılar ve akabinde yaşanan çatışma döneminde IKBY’nin binden fazla İHA ve balistik füzeyle hedef alındığı bir denklemde, Erbil’in ciddi bir güvenlik tehdidi içerisine girdiği değerlendirilebilir. İran temelli doğrudan tehditlerin yanı sıra Irak içerisindeki Haşdi Şabi (silahlı misil yapılanmaları) tarafından da açık tehdit altında kalan IKBY’nin yüzünü Türkiye’ye dönmesi ve Türkiye’nin bölgede inşa etmeye çalıştığı yeni güvenlik mimarisinin bir parçası haline gelmesi kendileri adına bir tercihten ziyade zorunluluk görünüşü oluşturmaktadır.
Ankara halihazırda Bağdat ile giderek artan ve iyi bir zeminde devam eden ilişkileri söz konusuyken IKBY’nin her iki kanadı Erbil ve Süleymaniye ile de iyi ilişkilere sahiptir. Ancak ABD’nin oluşturduğu boşluğun doldurulması ve Irak ve IKBY nezdinde güvenlik açığı oluşturmaması adına Türkiye ile kurdukları ilişkinin seviyesini yükseltmeleri, siyasi, askeri ve ekonomik angajmanlarını ciddi anlamda artırmaları gerekmektedir. Irak’ın Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan ile birlikte temellerini attığı Mekke İttifakı’nın ileride bir üyesi olması bu güvenlik açığını uzun vadede kapatacaktır ancak kısa ve orta vadelerde doğrudan Türkiye’den güvenlik ithal etmeye ihtiyacı olduğu görülmektedir. Bu çerçevede özellikle IKBY’nin –Peşmergenin parçalı yapısı ve mevcut askeri kapasitesi, yine olmayan hava savunma sistemleri bağlamında– ivedilikle atabileceği adımlar söz konusudur. Türk savunma sanayiinin Bağdat ve Erbil’in ihtiyaç duyduğu ürünleri tedarik etmesi, ilgili eğitimlerin verilmesi ve ortak tatbikatlar gerçekleştirmesi mümkün görünmektedir.
Ankara, Bağdat ve Erbil’in ortak çıkarlar etrafında bir hareket tarzı benimsemeleri mümkündür. Yine Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge bağlamında PKK’nın Irak’ta silahsızlandırılarak tasfiyesine yönelik sürecin başlamasının beklendiği bir dönemde IKBY’deki istikrar Türkiye açısından da önem arz etmektedir. Bölgedeki terör örgütleri ya da diğer devlet dışı silahlı aktörlerin tasfiyesi büyük önem arz ederken Türkiye bu hususta da ciddi destek verme kabiliyetine sahip bir aktördür.
Dolayısıyla ABD askerlerinin çekildiği bir denklemde mevcut güç boşluğunu Türkiye’nin doldurması tüm paydaşlar açısından faydalı olacaktır.







