Iraklılar, ABD ve koalisyon güçlerinin ülkeden çekilmesini kutladı
Iraklılar, ABD ve uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden çekilmesi dolayısıyla başkent Bağdat'ta yürüyüş düzenledi. (AA)

ABD Askerlerinin Çekilmesi Sonrası Irak’ı Neler Bekliyor?

Amerikan askerlerinin çekilmesi egemen bir Irak için "olması gereken" bir süreç olmasına rağmen riskleri yönetebilmek adına Iraklılara bölgesel entegrasyon istikametinde destek verilmelidir.
Paylaş:

ABD’nin 2003’te işgal ettiği Irak’ı üçüncü denemesinde terk etmekte olduğu görülüyor. Amerikan iç siyasetinin baskısı ve Afganistan’da yaşanan sıkıntılar nedeniyle ilk çıkış teşebbüsü 2008’de gerçekleşti. Amerikan askerlerine dokunulmazlık garantisi alınamadığı için 2011’de Irak’tan çıkıldığı ilan edilmişti. Ancak İran’ın Irak’ı tahakküm altına alması ve DEAŞ’ın ortaya çıkmasıyla dönemin başbakanı Nuri Maliki ABD’yi Irak’a davet etmişti. 2020 yılı başlarında Kasım Süleymani’nin ve Haşdi Şabi Komutanı Mehdi Mühendis’in Amerikan saldırısında hayatını kaybetmesiyle 2021’de Amerikan askerinin statüsü “danışmanlığa” indirgendi. Nitekim Irak Parlamentosu bu olay nedeniyle yabancı askerlerin çekilmesine yönelik bir karar almıştı.

Son olarak 2024’te Irak, yabancı askeri varlığa yönelik iki aşamalı yeni bir planı hayata geçirdi. Plan gereği önce Amerikan askeri üslerinin boşaltılması ve 30 Eylül 2026’ya kadar da son ABD askerlerinin ülkeyi terk etmesi hedeflenmişti. Başbakan Ali Zeydi, Washington ziyareti esnasında 30 Eylül’ün sabit ve nihai bir tarih olduğunu ilan ederken Donald Trump ve Merkez Kuvvetler Komutanı Brad Cooper’ın tepkileri ve beklentileri çelişti. Trump çekilmeyi bir başarı şeklinde ilan ederken Cooper’ın kaygıları ise Körfez’deki gelişmeler ve İran ile ilgiliydi. ABD merkez komutanının kaygıları bir yana ABD askerlerinin çekilmesi Amerikan beklentilerinin ötesindedir. Özellikle Irak siyasetinin bu sürecin yönetilmesinde başat unsur olduğunu hatırlamak gerekir.

Irak Siyasetiyle İlgili Girdiler

Irak siyasetini İran’dan ayrı düşünmek mümkün değil. İran’ın Irak’taki Şiiler üzerinden yeni bir tahakküm tesis etmesi, diğer bir ifadeyle Süleymani sonrasında “Şii hilali”ne yeniden el atması söz konusudur. Nitekim Irak’ın güneyinde İran’a biat eden silahlı Şii grupların tavrı şimdiden netleşiyor. 1 Ekim itibarıyla İran bayraklarıyla sevinç gösterileri yapılması da dikkate alınırsa Irak’ın iç siyasi dinamiklerinde bir kaynama olacağı öngörülebilir. Böyle bir senaryoda Başbakan Zeydi’nin mahareti ve Mukteda  Sadr gibi Şii liderlerin “Iraklılık ve Irak’ın egemenliği” gibi pozitif enerji içeren söylemlerinin seslendirildiği görülüyor. Ancak tüm etnik ve mezhebi gruplara yönelik kapsayıcı ve bütünleştirici olmayacak bir süreç yönetiminin ülkeyi bölmesi mümkün görünüyor. Sadr’ın yaklaşımının Iraklılığı ön plana çıkartması olumlu bir girdi olarak ortaya çıkarken farklı Şii grupların normalleşmiş bir Irak için farklı şartlar öne sürmesi riskleri hatırlatıyor.

Zeydi’nin liderlik sürecinin desteklenmesi halinde iç cephenin ikinci boyutu Sünni aşiretlerle ilgili. ABD’nin anlaştığı aşiret liderleri, Amerikan askerlerinin Irak’tan çıkmasıyla birlikte durum değerlendirmesi yapabilir. Geçmişte “Kürtler gibi federatif bir yapı” talep etmiş olan Sünni aşiretlere hitap edebilmek için hem Başbakan Zeydi hem de Şii liderler üst perdede Iraklı, alt perdede Arap kimliğini seslendirebilir. Muhtemelen bu söylem, ağız birliğiyle Şii siyasetinde seslendirilecek ancak İran’ı destekleyen Şii grupların Tahran’dan alacağı mesajın ve takınacağı tavrın kritik olduğunu hatırlatmakta fayda var. Sünnilerin önceki marjinalleştirilmesi DEAŞ’ı ortaya çıkartmıştı. Mevcut süreçte Sünnilerin dışlanması benzer şekilde DEAŞ yeniden canlandırma veya anlamlandırma etkisini doğurabilir.

Irak iç siyasetinde Amerikan askerlerinin çekilmesiyle hassasiyet gösterecek diğer bir husus da Kürtlerle ilgili. Süleymaniye’de Talabani kardeşlerin güçlü olana yönelme ve Erbil’e karşı PKK ile iş birliği yapma siyaseti geçerliliğini kaybediyor. ABD’nin Irak’tan askerlerini çekmesi ve PKK’nın kendini lağvetmesi sonrası Talabaniler için iki seçenek var. Bunlardan ilki Erbil ile daha uzlaşmacı bir ilişki geliştirmek. Bu durum Türkiye ile normalleşmeyi de gerektiriyor. İkinci seçenek ise İran’a yaslanma siyasetine devam etmek. Nitekim Talabaniler Şii koalisyonlarında yer alarak hükümete etki etmeyi tercih ettikçe İran’a yakınlaşıyor. Barzani ile karşıt hale geldikçe de Tahran’ın yeni bir vekil unsuru olmaya aday görünüyor. Ancak Erbil ile uyum söz konusu olursa Irak’ın kuzeyinde yeni bir iklimin habercisi olabilir.

Bağdat-Erbil ilişkilerinde yaşanan gerginlikler dikkate alındığında enerji ve bütçeyle ilgili anlaşmazlıklar halledildiği süre boyunca büyük bir kriz beklenmemeli. Ancak Şii grupların ABD’nin yokluğunda marjinal talepler dile getirmesi ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ni (IKBY) baskı altına alması sıkıntı oluşturabilecek konu başlıkları şeklinde ortaya çıkıyor. Bu nedenle Bağdat’ın pozitif söylemlerini sürdürmesi; Erbil ile iletişim kanallarını açık tutması ve Şii grupları dizginlemesi gerekiyor. Üstelik Haziran 2027’ye kadar Şii silahlı grupların silah bırakması ve Bağdat’ın hiyerarşisine tabi tutulmasının yanında Peşmergenin tamamen Bağdat’ın kontrolüne girmesi gibi taleplerin de dile getirildiği biliniyor. O halde Erbil-Bağdat ilişkileri 2027’nin ortalarına kadar pazarlıklar üzerinden şekillenebilir.

PKK ve DEAŞ terör örgütleri meselesi de tüm sürece etki edebilecek bir potansiyel taşıyor. PKK’nın kendini feshetmesi sonrasında Türkiye’nin tedricen Irak’tan çekilmesi bekleniyor. Bu durum özellikle Şii silahlı grupların beklentisi şeklinde seslendiriliyor. Nitekim “Irak’tan tüm yabancı askeri güçlerin çekilmesi”nin yanında PKK’nın da ülkeden çıkarılması hususu özellikle dillendiriliyor. Sonuçta “Terörsüz Türkiye” kapsamında Türkiye’de yürütülen sürecin Irak’a da olumlu etkisinin olacağı anlaşılıyor. Sincar’daki silahlı grupların PKK’dan koparak Irak güvenlik mimarisine dahil edilmesiyle başlayan sürecin Irak’ta devam etmesi beklenebilir.

Bölgesel Dinamikler

ABD’nin son askerlerini geri çekmesi bağlamında Irak’ın iç dengelerinin yanında bölgesel dinamiklere de eğilmekte fayda var. ABD, askerlerini geri çekmekle Körfez’de İran cephesinin kara hudutlarındaki alternatif planlarını rafa kaldırırken İran da Irak sınırını güvence altına almıştır. Diğer bir ifadeyle zaten gerçekleşmesi mümkün olmayan “Kürt kartı” tamamen sönümlenmiştir. İran şüphesiz zafer nidalarıyla bu durumu istismar edecektir. Ancak böyle bir okumanın İran ile sınırlı tutulmaması gerekir. Önemli olan soru ise ABD açısından geride stratejik bir boşluk bırakılması ve bu boşluğu kimin dolduracağıyla ilgilidir. İran’ın Şii gruplar üzerinden girişimleri olacağı aşikar. Ancak “stratejik boşluk” kavramının jeopolitik, jeoekonomik, askeri ve bölgesel dinamikler bağlamında farklı boyutları var; bu boyutlara kısaca değinmekte fayda var.

Jeopolitik bağlamda Afganistan ve Suriye’den çekilen ABD geride boş bir alan bıraktı. Afganistan’da bu alanı Taliban doldururken Rusya ve Çin de Orta Asya’nın güneyinde bu bölgeye nüfuz etti. Bunun üzerine Trump, Kabil’in kuzeyinde Bagram Üssü’nü talep edince olumsuz yanıt almıştı. ABD, Suriye’de ise Ahmed Şara’nın liderliğine güvenip bölgeden çıkarken Türkiye’nin nüfuzunu referans aldı. Ancak Irak meselesi Afganistan ve Suriye’den çok farklı görünüyor. Irak’ın Körfez, Levant, Türkiye ve İran ile tematik etkileşimi; enerji boyutundaysa bölgesel dengeleri etkileme kapasitesi olduğu dikkate alınmalı. Bu nedenle ABD’nin Irak Başbakanı Zeydi’yi ön plana çıkararak dolaylı ve perde gerisinden bir süreç yönetimine odaklanacağı ifade edilebilir.

Jeoekonomik bağlamın bağlantısallık projeleri ve enerji olmak üzere iki boyutu var. Kalkınma Yolu Projesi, Körfez ülkelerini Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayabilir. Ancak bu projenin iki olumsuz girdisine dikkat etmek gerekiyor ki bunlar DEAŞ ve İran’dan kaynaklanan tehditlerdir. İran, Zengezur Koridoru’nda olduğu gibi İran’ı baypas edecek Kalkınma Yolu Projesi’ni de engellemeye çalışabilir. DEAŞ ise Irak genelini tehdit ederken Irak’ın hem Suriye hem de Türkiye istikametinde tesis edilen can damarlarını tıkamak isteyebilir. Öte yandan Körfez ülkeleri Hürmüz’ün ve İran’ın diğer menfi etkilerinin etrafından dolaşmak üzere hem Suriye hem de Irak üzerinden küresel pazarlara açılmak isteyecektir. Bu nedenle ABD, Irak’tan son askerlerini çekerek bu gelişmelere karşı inisiyatifini diğer aktörlere tahvil etmiştir. Mantık içeren yol haritasının ise Suriye ve Irak söz konusu olduğunda –Mekke Paktı’nda olduğu gibi– Türkiye’nin içinde yer aldığı bölgesel güvenlik çözümlerini kapsaması gerekiyor.

İki Tematik Alan: Enerji ve Askeri Boyut

Enerji boyutunun Washington açısından bir manivela olduğu söylenebilir. Irak’ın petrol geliri ABD Merkez Bankasındaki bir hesapta toplanıyor. Bu gelir “masraflar” çıkarıldıktan sonra Irak’a geri veriliyor. Bu hesap ABD başkanlık kararnamesiyle Irak’ın borcunun olduğu şirketler ve devletlerin davalarına konu edilemiyor. Petrol gelirinin doğrudan Irak Merkez Bankasına aktarılması halinde Irak’ın Tahkim Mahkemesinde davalarla boğuşması mümkün görünüyor. Böyle bir durumda ABD’nin Irak’taki yönetimleri petrol gelirini dondurma tehdidiyle “hizaya getirme” niyetinde olduğu anlaşılıyor.

Askeri boyut ise ABD’nin alternatif üslenme imkanları ve askeri teknolojisi nedeniyle kısmi bir etkiye sahip. Ancak ABD’nin Körfez genelinde güvenlik mimarisinde kaybettiği prestij dikkate alınırsa Irak negatif etkide farklı bir katmanı bu resme ekleyebilecek. Bu noktada Irak’ın –ABD ve İran’ın etkisinde kalmadan– kendi kendine yeterli bir güvenlik mimarisi oluşturması gerekiyor. İstikrarlı bir Irak’ın bölgesel güvenlik mimarisine entegre edilmesi bu nedenle herkesin çıkarına. Suriye ve Irak’ta halen gri bölge olarak nitelendirilebilecek siyasi ve güvenlik ortamının rehabilite edilmesi, Türkiye açısından da önemli bir girdi. Nitekim Irak Silahlı Kuvvetlerinin nasıl bir şekil alacağı, Irak siyasetindeki güç paylaşımı kadar önemli bir konu başlığı.

Sonuç

Sonuç olarak ABD’nin Irak’tan son askerlerini çekmesi yeni bir süreç yönetimini devreye soktu. Bu süreçte İran agresif bir aktör olarak ortaya çıkabilir. Daha baştan Irak’ı şekillendirme niyetiyle Şii gruplar ve Talabaniler üzerinden yeni bir Irak açılımı başlatabilir. Irak iç siyasetindeki dengeler dikkate alınmazsa bu noktada Zeydi hükümeti ve Şii toplumunun liderlerine büyük bir görev düşüyor. Muhtemel bir iç kargaşanın istismar edilebileceği dikkate alındığında Iraklılık bilinciyle kapsayıcı bir siyaset yürütüldüğü sürece Tahran kaynaklı riskler yönetilebilir bir düzeyde tutulabilir.

Amerikan askerlerinin çekilmesi egemen bir Irak için “olması gereken” bir süreç olmasına rağmen riskleri yönetebilmek adına Iraklılara bölgesel entegrasyon istikametinde destek verilmelidir. Halen Körfez ülkelerinin de ihtiyaçlarına hitap eden bu seçenek “bölgesel” çözümlerin üretilmesini sağlayabilecektir. Bu noktada Türkiye’nin geleneksel “Irak’ın birliği ve bütünlüğüne saygı” siyasetini sürdüreceği ve Irak’a tam destek olacağını belirtmek gerekir.

Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR