ABD 2026 Kongre Seçimlerinde Veri Merkezlerini Tartışıyor

ABD 2026 Kongre Seçimlerinde Veri Merkezlerini Tartışıyor

Kasım seçimlerinin sonucu ne olursa olsun veri merkezlerinin YZ tartışmasının merkezinde kalması muhtemel görünüyor. Demokratların kazandığı bir tabloda yerel tepkinin eyaletlerden Kongreye taşınarak ulusal düzenleme talebine dönüşmesi beklenebilir.
Paylaş:

2026 Kongre seçimlerine kısa bir süre kala veri merkezleri, seçim kampanyalarının merkezinde yer alıyor. Son dönemde önemli bir patlama yapan yapay zeka (YZ) sektörünün altyapısını oluşturan bu tesisler için Oracle, Meta, Google, Amazon ve Microsoft’un yalnızca bu yıl ABD’de 700 milyar dolardan fazla yatırım yapması beklenirken ülke genelinde planlama aşamasında 2 binden fazla veri merkezi bulunuyor. Bu devasa yatırım planlaması, ekonomiden çevreye ve siyasete uzanan tartışmalı bir gündemi de beraberinde getirmiştir.

Kamuoyu araştırmalarına göre Amerikalıların yaklaşık dörtte üçü veri merkezi tesislerine karşı çıkarken artan elektrik faturalarından yakınıyor ve yerleşim bölgelerine yakın tesis projelerini istemiyor. Seçmen, Washington yönetiminin veri merkezi tesislerine kontrolsüz bir alan açtığını savunurken Cumhuriyetçi seçmenin yaklaşık yüzde 60’ı da ülke genelinde yeni tesislerin kurulmasına muhalefet ediyor.

YZ sektörünün gözle görülür tek somut yansıması olmaları nedeniyle veri merkezi tesisleri seçim gündemine hızla yerleşti. Modeller, algoritmalar ve şirket stratejileri genel seçmen için soyut kalırken kasabanın kenarına inşa edilen dev bir tesis, yükselen elektrik faturası ve azalan su kaynağı gündelik hayatın içinde somut bir karşılık buluyor. YZ’nin kazançları ulusal ölçekte dağılırken maliyetlerinin tesislerin kurulduğu bölgelerde hissedilmesi, sektöre yönelik ekonomik, çevresel ve varoluşsal kaygıların veri merkezleri üzerinden dile getirilmesine yol açıyor. Federal düzeyde ilerleyen YZ politikalarına etki etmesi neredeyse imkansız olan seçmen için tesislerin eyalet ve yerel yönetimlerin izin süreçlerine tabi olması da bu gündemin sahiplenilmesini kolaylaştırıyor. Washington’ın YZ’yi düzenleme yetkisini eyaletlerin elinden almaya çalışırken tesislerin inşasını eyaletlere bırakması ise tartışmayı fiilen veri merkezlerinin kurulduğu bölgelere taşıyor.

Amerikalı seçmenin ortaya koyduğu muhalefet veri merkezi tesislerini seçim kampanyalarına da taşırken adayların bu konuda aldıkları pozisyonlar YZ sektörünün geleceği için de önemli sinyaller veriyor. Veri merkezi tesislerinin ekonomik büyümeye katkısı ve eyaletlerde oluşturduğu istihdamı öne çıkaran Trump yönetimi, kısıtlayıcı düzenlemelerin sektörü yavaşlatacağını ve Çin’le rekabette ABD’yi geri plana iteceğini savunarak bu tür adımlara karşı çıkıyor. Son yıllarda Amerikan ekonomisindeki büyümenin lokomotifi olarak görülen YZ sektörü, Washington yönetiminin desteğine rağmen artan baskıyla Kasım seçimlerinin ardından birçok kısıtlayıcı düzenlemeyle karşı karşıya gelebilir.

YZ’nin Görünen Yüzü: Veri Merkezi Tesisleri

Tartışmaların odağındaki veri merkezleri, son dönemde Amerikan ekonomisine olumlu katkılarıyla da dikkat çekiyor. Araştırmalara göre ilk büyük veri merkezinin açıldığı bölgelerde on yıl içinde veri işleme istihdamı yüzde 56 ve telekomünikasyon istihdamı yüzde 43 artıyor. Ancak bu oranlar ilçelerdeki zaten küçük olan sektör istihdamı üzerinden hesaplandığı için tipik bir bölgede yalnızca 100-200 kişilik yeni istihdama karşılık geliyor. Dolayısıyla veri merkezlerinin yerel istihdamı –sektör temsilcilerinin iddia ettiği kadar olmasa da– olumlu etkilediği açık. Bu etki her tesiste aynı düzeyde görülmüyor. Ayrıca tesislerin açıldığı bölgelerde çalışan ücretlerinde anlamlı bir değişim görülmezken konut fiyatları ise yüzde 2-5 arası oranda artıyor.

Veri merkezlerinin ekonomiye asıl katkısı ise yerel istihdamdan çok yatırım hacmi üzerinden ortaya çıkıyor. YZ altyapısına yapılan harcamaların 2026’da GSYH’nin yüzde 1,9’una ulaşması, 2025-2032 döneminde ise yıllık ortalama yüzde 3,6 düzeyinde seyretmesi bekleniyor. Konut ve diğer özel inşaat harcamaları gerilerken veri merkezi inşaatının büyümeye devam etmesi, yavaşlayan ekonomide önemli bir büyüme unsuru olarak görülüyor. YZ alanında 2023’ten bu yana oluşan 750 binden fazla yeni iş ve 2024’ten bu yana veri merkezlerinde oluşturulan 117 bin kişilik istihdam, ortalamanın oldukça üzerinde ücretlerle iş gücü piyasasına canlılık kazandırıyor. Veri merkezleri bulundukları bölgeye sınırlı istihdam sağlasa da ulusal ölçekte büyümenin en önemli itici güçlerinden biri haline gelmiş durumda. Bu durum ise ekonominin tek bir sektöre bağımlılığını artırıyor.

YZ sektörünün ortaya koyduğu ulusal ölçekte ekonomik kazançlar olmasına rağmen bu durum sektöre yönelik tepkileri bastırmaya yetmiyor. YZ sektörünün ete kemiğe bürünmüş tek somut hali olan veri merkezleri ürettiği gürültü, yükselttiği elektrik faturaları ve çevresel etkileriyle gündelik hayatın doğrudan bir parçası haline gelmiştir. Bu tesislere yönelik tepkiler ise ekonomik maliyet, çevresel endişeler ve YZ’nin insanlığın sonunu getirebileceği yönelik kaygılar olmak üzere üç ayrı kaynaktan besleniyor.

Ekonomik boyut tartışmanın en somut zeminini oluşturuyor. ABD Enerji Enformasyon İdaresinin Nisan 2026’da yayımladığı uzun vadeli görünüm raporuna göre veri merkezi sunucuları 2025 itibarıyla ticari sektör elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 7’sini oluşturuyor ve bu pay 2050’ye kadar senaryoya bağlı olarak yüzde 22 ile 33 arasına yükselecek. Sunucuların tek başına tüketeceği elektriğin 2050’de 446 ile 818 milyar kilovatsaat arasında olması bekleniyor. Bu büyümenin neredeyse tamamı tam olarak seçim kampanyaların hedefindeki bağımsız veri merkezi kampüslerinden kaynaklanacak. Raporun en çarpıcı bulgusu ise ticari binaların metrekare başına elektrik yoğunluğunun 2031-2032 arasında 2003’teki tarihi zirvesini ilk kez aşacak olmasıdır. Bir başka ifadeyle otuz yıllık verimlilik kazanımı veri merkezlerinin ağırlığıyla tersine dönüyor. Üstelik sunucular günün her saatinde neredeyse sabit yük çektiği için şebekenin düşük talep saatlerinde nefes alma imkanı kalmıyor.

Çevresel tereddütlerin merkezinde ise veri merkezlerinin tükettiği su miktarı yer alıyor. Orta ölçekli bir veri merkezi yılda yaklaşık 110 milyon galon suyu soğutma için kullanıyor. Bu miktar yaklaşık bin hanenin yıllık tüketimine denk geliyor. Büyük tesislerin günlük tüketimi 5 milyon galona yani 10 ila 50 bin nüfuslu bir kasabanın ihtiyacına ulaşabiliyor. Kullanılan suyun yaklaşık yüzde 80’i buharlaşarak yerel su döngüsünden tamamen çıkıyor. Birçok veri merkezine ev sahipliği yapan Virginia’da 300’ü aşkın tesis 2023’te yaklaşık 2 milyar galon su tüketmiştir. Bu miktar 2019’a göre yüzde 63’lük bir artış anlamına geliyor.

Ekonomik ve çevresel kaygılara YZ’ye yönelik büyüyen toplumsal korku da eşlik ediyor. Özellikle son aylarda bazı YZ modellerinin kullanıcı komutlarını aşarak siber saldırı olarak nitelendirilebilecek olaylara yol açması kamuoyundaki endişeyi derinleştirmiştir. YZ sektöründe çalışanların peş peşe istifa ederek sektörün insanlığın geleceği için büyük tehditler barındırdığına yönelik itirafları da bu korkuyu ateşlemiştir. Bu iklimde veri merkezleri, insanların YZ’nin işlerini elinden alacağı ve teknolojik dönüşüm üzerinde söz haklarının kalmadığı yönündeki kaygılarını dile getirebildikleri somut bir hedef işlevi görüyor. Bernie Sanders’ın YZ’yi “insan ırkının varlığına yönelik gerçek bir tehdit” olarak tanımlayıp veri merkezi inşaatlarının ülke genelinde durdurulmasını önermesi, bu güvensizliğin siyasete nasıl tercüme edildiğinin en açık örneğidir. Büyük ölçüde teknoloji şirketlerinin kontrolünde ilerleyen YZ sektörüne karşı çıkmak neredeyse imkansızken yerel izinler ve çevresel onaylara tabi tesislere karşı toplumsal muhalefeti örgütlemek ise çok daha kolay görülüyor.

Tabloyu tamamlayan bir diğer unsur, son dönemde güçlenen teknoloji karşıtı hareket olmuştur. Gelir eşitsizliğinin rekor seviyelerde seyrettiği, teknoloji milyarderlerinin siyasi liderlerle yakın ilişkiler kurduğu ve büyük şirketlerin görece düşük vergi ödediği bir ortamda, YZ hamlesinin tam da bu isimler tarafından yönetiliyor olması tepkiyi derinleştiriyor. Ekonominin seçimin ana gündemi olduğu bir ortamda adaylar pahalılık, veri merkezleri ve elektrik zamlarını tek bir anlatıda birleştirerek teknoloji yatırımlarını eleştirmenin etkili bir yolunu bulmuştur. Söz konusu tepki, Amerikan ekonomisindeki köklü yapısal sorunlara dair gerçek toplumsal kaygıların yansıması olarak da görülebilir. Veri merkezleri de bu anlamda geleceğe dair çok daha büyük tartışmaların ilk aşaması olarak görülüyor.

Seçim Kampanyalarında Veri Merkezleri

Veri merkezlerine yönelik tartışmalar birçok eyalette dikkat çeken sonuçlar ortaya çıkarıyor. Ohio’daki kritik Senato seçimlerinde Demokrat aday Sherrod Brown, rakibi Cumhuriyetçi Senatör Jon Husted’ı eyaletteki veri merkezi artışının ana sorumlusu ilan etti. Vali yardımcılığı döneminde teknoloji sektörünü vergi teşviki paketleriyle eyalete çekmeye çalışan Husted’ın siyasi geçmişi bu noktada Brown’a önemli bir zemin sunuyor. Husted 2019’da Google’ın 600 milyon dolarlık yatırımını Ohio için müjde olarak duyurmuş ve tesisleri eyalet için büyük bir ekonomik fırsat olarak sunmuştur. Ohio’nun bugün 200’ü aşkın tesisle ülkede altıncı sırada yer aldığı düşünüldüğünde geçmişteki ekonomik başarı hikayesi, en çekişmeli Senato yarışlarından birinde ağır bir siyasi yüke dönüşmüş durumdadır.

Benzer bir dönüşüm valilik yarışlarında da görülüyor. Texas’ta Demokrat aday Gina Hinojosa, Cumhuriyetçi Vali Greg Abbott’ı veri merkezlerine fazla alan açmak ve teknoloji yatırımları ile toplumsal kaygılar arasındaki dengeyi gözetmemekle suçladı. Abbott ise veri merkezlerine tanıdığı imtiyazları savunmak yerine toplumsal tepkiye cevap vererek yeni onayları durdurdu ve sektöre sıkı denetimler getirme vaadinde bulundu. Pennsylvania’da Demokrat Vali Josh Shapiro teknoloji şirketlerine fazla yakın olduğu eleştirileri üzerine stratejisini değiştirerek veri merkezlerinin onay süreçlerine yeni kurallar ve ek güvenceler getiren bir kararname imzaladı. New York Valisi Kathy Hochul ise geçtiğimiz ay imzaladığı kararnameyle eyalet genelinde kapsamlı düzenlemeler getirerek New York’u bu alanda adım atan ilk eyalet haline getirdi. Bir zamanlar bu projeleri eyaletlerine çekmek için yarışan valilerin bugün sıkı düzenlemeler üzerine vaatlerde bulunması strateji değişikliğini çok net gösteriyor. Eyalet yöneticileri yeni projelere tanınan satış vergisi muafiyetini durdururken tesislerin kendi kullandıkları elektriğin bedelini ödemesini, su kullanımını sınırlamasını ve faaliyetlerinde şeffaflık sağlamasını şart koşmaya çalışıyor.

Veri merkezleri tartışmasının siyaset üstü bir konuya dönüşmeye başladığı Wisconsin’deki gelişmelerden de anlaşılıyor. Microsoft’un “dünyanın en güçlü YZ veri merkezi” olarak tanıttığı yaklaşık 1,3 kilometrekarelik kampüsü ile Oracle ve OpenAI destekli 2,7 kilometrekarelik projesinin tartışmanın odağında olduğu eyalette, Demokrat Parti ön seçiminde sosyalist aday Francesca Hong bu merkezlerin kapatılmasını savunarak rakibi eyalet yöneticisi David Crowley’nin daha ölçülü düzenleme yaklaşımını hedef almıştı. Ön seçimi Crowley kazandı ancak bu kez Cumhuriyetçi rakibi Tom Tiffany, sosyalist adayın bıraktığı yerden saldırıyı devraldı. Crowley’yi veri merkezlerini desteklemekle suçlayan reklam kampanyaları yürüten Tiffany, eyaletteki teşvik programlarının kaldırılması vaadinde bulundu.

Tartışma her iki partinin de kendi içinde bölünmesine yol açıyor. Cumhuriyetçi cephede kırılma doğrudan Trump ile sahadaki adaylar arasında yaşanıyor. Trump, veri merkezlerini istemeyenlerin “geri kalmış ve yoksul” kalacağını belirtirken bu karşıtlığın Çin’e yaradığını savunuyor. Michigan’daki Cumhuriyetçi Senato adayı Mike Rogers daha önce desteklediği veri merkezlerinde inşaatların durdurulmasını Ağustos’ta önerdi. Florida valilik adayı Byron Donalds, ön seçim kampanyası YZ sektöründen önemli ölçüde destek almış olmasına rağmen büyük tesislerin kendi elektrik ve suyunu üretmesini zorunlu kılan bir yasa teklifi sundu. Marjorie Taylor Greene “Herkes veri merkezlerinden nefret ediyor” derken Steve Bannon ise takipçilerine Trump’ın teknoloji şirketleri tarafından kandırıldığını iddia etti. Oklahoma, Georgia, Maryland, New York, Vermont ve Virginia’da Cumhuriyetçi eyalet siyasetçileri geçici inşaat yasağı tekliflerine bizzat öncülük etti.

Demokratlardaki ayrışma ise sorunun tanımında değil çözümünde yaşanıyor. Demokratların Kongredeki liderleri Schumer ve Jeffries veri merkezlerinin artan enerji maliyetlerinden sorumlu oldukları payı ödemeleri gerektiğini belirtiyor ancak somut bir öneri ortaya koymuyorlar. Demokrat Parti’nin sol kanadı ise çok daha radikal çözüm önerilerine odaklanıyor. Bernie Sanders ve Alexandria Ocasio-Cortez’in Mart’ta açıkladıkları Yapay Zeka Veri Merkezi Yasası güçlü ulusal güvenceler yürürlüğe girene kadar yeni inşaatları tamamen durdurmayı öngörüyor. Bu çıkış, inşaat sendikalarıyla da gerilime neden olmuştur. Her iki partiden de yükselen seslerin bir karşılığı olarak seçimlerin ardından Kongrede veri merkezlerini kısıtlayıcı partiler arası bir çalışma ortaya koyulabilir.

Federal düzeyde tablo daha çelişkili görünüyor. Trump yönetiminin Aralık 2025’te imzaladığı kararname, Adalet Bakanlığına eyaletlerin YZ yasalarına dava açma görevi veriyor ve “külfetli” düzenleme yapan eyaletlere verilen bazı fonların kesilmesi gündeme getiriliyor. Ancak kararname eyaletlerin arazi kullanımı, imar ve elektrik düzenlemelerindeki yetkisine dokunmuyor. Yani Washington, YZ modellerinin düzenlenmesinde eyaletleri baskılamaya çalışırken tesislerin fiziksel inşasında eyaletlerin elini serbest bırakmış durumda. Bu boşluk, kampanyalarda eyalet düzeyindeki vaatlerin neden bu kadar gerçekçi olduğunu açıklıyor.

Federal düzeydeki asıl somut adım düzenlemeden ziyade gönüllü taahhüt oldu. Trump, Amazon, Google, Meta, Microsoft, OpenAI, Oracle ve xAI’ye tesisleri için gereken tüm yeni enerji üretiminin maliyetini üstlenmeyi öngören Elektrik Abonesi Koruma Taahhüdü’nü imzalattı ve bunu Sanders’ın “toplu yasağı”na karşı bir alternatif olarak sundu. Ancak taahhüdün yasal yaptırımı bulunmaması eleştirilere neden oldu. Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson ise Trump ile benzer bir çizgide yer alarak Çin’le YZ yarışındaki ABD için geniş kapsamlı düzenlemelerin bu aşamada faydadan çok zarar getireceğini savunuyor.

Trump yönetiminin bu tutumu, sektörün kendi içinden yükselen uyarılara rağmen değişmedi. Anthropic CEO’su Dario Amodei’nin güçlü YZ sistemleri geliştirilmesinin yavaşlatılması gerektiğini savunması ve bu çağrıya Sam Altman ile Elon Musk’ın da destek vermesi üzerine Trump, endişelerin abartılı olduğunu söyleyerek “YZ’yi kim kazanırsa her şeyi kazanır” diyerek düzenlemelere karşı mesafeli olduğunu gösterdi. Daha fazla devlet denetimi talebini Çin’in ABD’yi geride bırakmasını amaçlayan bir “komplo” olarak nitelendiren Trump, BM Genel Kurulu’nda da YZ tehlikelerini “aldatmaca” olarak gördüğü iklim değişikliğine benzetti ve büyümeyi engellemeyeceklerini vurguladı. Kongrede de benzer bir çizgi hakim. Johnson, sektörün kendi kendini düzenlemesi gerektiğini belirterek ara seçimlerden önce yasa çıkma ihtimalinin düşük olduğunu netleştirirken Temsilciler Meclisi Çoğunluk Lideri Steve Scalise de Çin’le büyük bir yarışta olunduğunu söyleyerek Trump’a açık destek verdi.

YZ Sektöründen Karşı Hamleler

Teknoloji sektörü yükselen tepkiler karşısında kayıtsız kalmadı ve 2026 Kongre seçimleri için rekor düzeyde harcama yapmaya başladı. Sektörle bağlantılı grupların bugüne kadar yaptığı harcamalar 190 milyon doları aşarken OpenAI başkanının da süreçte rol oynaması dikkat çekti. Federal kampanya finansmanı verilerine göre yalnızca OpenAI ile bağlantılı Leading the Future ve Anthropic ile bağlantılı Public First çatısı altındaki dört bağımsız siyasi fon grubu (süper PAC) reklam için 55,7 milyon dolar harcadı. Bu paranın 52,6 milyon doları, sonucun büyük ölçüde parti içi yarışlarda belirlendiği “güvenli” olarak görülen koltuklardaki 46 ön seçime yönlendirildi. Harcamaların ağırlığı Demokratlardan yana oldu. 21 Demokrat aday için yaklaşık 28 milyon dolar ve 30 Cumhuriyetçi aday için ise 19 milyon dolara yakın harcama yapıldı ve desteklenen adayların önemli bir kısmı ön seçimleri kazandı.

Bu stratejinin en dikkat çekici yanı ise sektörün kendi adını kampanyalardan özenle uzak tutması oldu. Aday destek reklamlarının hiçbirinde YZ ve veri merkezlerinden söz edilmemesi dikkat çekti. Reklamların odağında silahlı şiddet, güvenlik ya da “Amerikan inovasyonu” gibi genel temalar yer aldı. Bağış trafiği detaylı bir şekilde incelendiğinde ise sektörün amacı belirli bir siyasi çizgiyi desteklemekten ziyade gelecek Kongrede YZ’ye olumlu bakan ve karar alma gücüne sahip olacak isimlerle bağ kurmak olarak görülüyor.

Harcamalar yalnızca sektör dostu adayları ödüllendirmek için olmayıp YZ ve veri merkezlerine eleştirel yaklaşan isimleri geriletmek için de kullanıldı. Utah’ta kendisini veri merkezlerinin kontrolsüz büyümesine karşı çıkan bir isim olarak tanımlayan eyalet senatörü Nate Blouin, rakibinin kendisine karşı yürüttüğü 1 milyon doları aşkın YZ destekli reklam kampanyasının ardından ön seçimi kaybetti. New York’ta ise gelişmiş YZ modellerini düzenlemeye yönelik yasa tasarısına imza atan Alex Bores, iki büyük şirketin çıkarlarının doğrudan çatıştığı bir yarışın merkezinde kaldı. Bores’u OpenAI ile bağlantılı grup hedef alırken Anthropic ile bağlantılı grup ise onu savundu ve Bores yarışı kıl payı kaybetti. Bu tablo düzenleme konusunda farklı yaklaşımlara sahip olan iki şirketin –yani daha sıkı kuralları destekleyen Anthropic ile daha az kısıtlama isteyen OpenAI’ın– siyasi sahada da rekabet ettiğini gösteriyor. Ancak iki şirketin ortak hedefi YZ’ye olumlu bakan politika yapıcıların Kongreye girmesini sağlamaktır. Seçimlere beş hafta kala genel seçim yarışlarındaki harcamalar henüz sınırlı düzeyde kalıyor. Artan toplumsal tepki nedeniyle sektörün önümüzdeki dönemde parayı parti bağlantılı büyük PAC’ler ya da takibi zor ara kuruluşlar üzerinden aktarmaya yönelebileceği değerlendiriliyor. Bu da YZ lobisinin siyasete etkisini ölçmeyi giderek zorlaştırabilir.

Sektörün tartışmalara yanıtı sadece bağışla sınırlı değil. Toplumsal muhalefetin de etkisiyle 2026’nın ilk üç ayında en az 20 proje yani 41,7 milyar doları aşan yatırım iptal edildi. Sektörün bu konudaki en stratejik hamlesi şirketlerin fiilen enerji şirketine dönüşmesi oldu. Microsoft’un Three Mile Island’daki reaktörün yeniden açılması için imzaladığı 16 milyar dolarlık 20 yıllık anlaşma bu dalganın simgesi oldu. Meta çeşitli nükleer geliştiricilerle 6,6 gigavata varan anlaşmalar imzalarken Amazon ve Google da küçük modüler reaktör girişimlerini finanse ediyor. Ancak bu anlaşmalar bugünkü fatura artışına değil gelecekte ortaya çıkabilecek maliyetlere yönelik bir çözüm olarak sunuluyor. Microsoft aynı zamanda Wisconsin’de yerel muhalefet nedeniyle bir projeden vazgeçtikten sonra tükettiğinden fazla suyu geri kazandırmayı ve tesislerin neden olduğu elektrik maliyetini karşılamayı vadeden planını açıkladı. Meta, veri merkezi bulunan bölgelerdeki öğretmen, polis ve itfaiye birimlerine yönelik 1 milyar dolarlık bir fon duyurdu. Bu hamlelerin ortak paydası, siyasi baskıyı bağlayıcı düzenlemeyle değil gönüllü taahhütlerle savuşturma çabası olarak yorumlanabilir.

Seçim Sonuçlarının Veri Merkezlerine Muhtemel Etkisi

Kasım seçimlerinin sektör açısından nasıl bir tablo ortaya çıkaracağı üç senaryo üzerinden ele alınabilir. Birinci senaryoda Demokratların Temsilciler Meclisini alması ve Ohio, Texas, Wisconsin gibi eyaletlerde kampanyasının merkezine veri merkezi eleştirisini koyan adayların kazanması, seçimin “veri merkezlerine karşı referandum” olarak okunmasına yol açabilir. Hochul ve Shapiro’nun başlattığı düzenlemeler hızla yayılabilir ve maliyet paylaşımı tasarıları daha sert şartlarla gündeme gelebilir. Yatırımlarını hızlı getiri beklentisine dayandıran şirketler için bu gecikme, iyimser gelir projeksiyonlarının sorgulanmasına ve borsada kayıplar yaşanmasına neden olabilir.

İkinci senaryoda Cumhuriyetçiler Kongredeki üstünlüğünü koruyabilir ancak Tiffany, Rogers ve Donalds örneklerinde görülen popülist kanadın parti içindeki ağırlığı artabilir. Trump ve Johnson’ın federal düzeydeki sektör yanlısı çizgisi devam ederken tesislerin fiilen inşa edildiği eyaletler ve ilçeler frene basabilir. Bu senaryoda belirsizlik, düzenlemenin kendisinden daha maliyetli hale gelebilir. Şirketler hangi eyaletin hangi kuralı uygulayacağını öngöremeden yatırımlarını planlamak zorunda kalabilir.

Üçüncü senaryoda ise sektörün bağışları etkisini gösterebilir, desteklenen adaylar veri merkezlerini gündeme getirmeden seçimleri kazanabilir ve tartışma seçim sonrasında soğuyabilir. Eyalet düzenlemeleri tekil örneklerle sınırlı kalabilir, teşvikler büyük ölçüde korunabilir ve sektör nükleer anlaşmalar ile topluma katkı fonları gibi gönüllü adımlarla tepkiyi yönetmeye çalışabilir. Ancak elektrik faturalarının 2027’de öngörüldüğü gibi yükselmesi halinde 2026 seçiminde bastırılan tepki 2028 başkanlık yarışında çok daha güçlü biçimde karşımıza çıkabilir. Netice itibariyle statükonun korunması sektöre zaman kazandırabilir ancak tartışmaları tamamıyla ortadan kaldırması pek mümkün gözükmüyor.

Kasım seçimlerinin sonucu ne olursa olsun veri merkezlerinin YZ tartışmasının merkezinde kalması muhtemel görünüyor. Demokratların kazandığı bir tabloda yerel tepkinin eyaletlerden Kongreye taşınarak ulusal düzenleme talebine dönüşmesi beklenebilir. Cumhuriyetçilerin üstünlüğü korumaları halinde Washington yönetimi düzenlemeye mesafeli durmayı sürdürse de tesislerin fiilen kurulduğu eyalet ve ilçelerde tartışmanın canlılığını koruması olası görünüyor. Sektörün seçim harcamalarının sonuç verdiği bir senaryoda ise tepki bir süreliğine yatışabilir ancak elektrik faturaları, su tüketimi ve yerel maliyetler ortadan kalkmadıkça yeniden benzer tepkilerin yükselmesi kuvvetle muhtemeldir. YZ’ye yönelik kaygıların somut bir hedef araması, kazançların ve maliyetlerin eşitsiz dağılımı ve eyaletlerin elindeki izin yetkisi, veri merkezlerini siyasetin gündeminde tutmaya devam edecek gibi görünüyor. Bu nedenle veri merkezlerinin, 2026 seçimlerinin geçici bir konusu olmanın ötesinde, Amerikan siyasetinin YZ ile hesaplaşmasındaki en görünür cephesi olma niteliğini koruması bekleniyor.

Paylaş:
İLGİLİ YAYINLAR