2026 ABD Kongre Seçimleri: Senato’nun Dengesini Belirleyecek Yedi Eyalet

2026 ABD Kongre Seçimleri: Senato’nun Dengesini Belirleyecek Yedi Eyalet

Senato ara seçimleri 35 eyalette yapılsa da Senato aritmetiğini bunların yalnızca küçük bir bölümü belirleyecek. Seçim tahmin kuruluşlarının değerlendirmelerine göre 9 eyalette Demokratların, 12 eyalette Cumhuriyetçilerin kazanmasına kesin gözüyle bakılıyor. Rekabetçi kabul edilen 14 eyaletin dördü Demokratlara, üçü Cumhuriyetçilere yakın görünürken sonucu belirleyecek olan yedi eyalette seçimler başa baş olarak sınıflandırılıyor.
Paylaş:

2026 ABD Kongre seçimlerinde Demokratların Temsilciler Meclisini geri alma ihtimali yüksek görülürken Senato yarışı son ana kadar belirsizliğini koruyor. Amerikan siyaset geleneğinde ikinci döneminde başkanların ara seçimlerde cezalandırılması eğilimi, İran Savaşı’nın etkisiyle artan enerji fiyatları, yükselen enflasyon, Trump’ın görev onay oranındaki tarihi düşüş ve Demokratların 2025’te Virginia ve New Jersey valiliklerini ve New York belediye başkanlığını kazanması partiye Kongre seçimleri öncesinde önemli bir ivme kazandırdı. Ancak bu ivmenin Senato çoğunluğuna dönüşmesi için Demokratların Trump’ın 2024 başkanlık seçimlerinde çift haneli farklarla kazandığı eyaletlerde seçim kazanması gerekiyor.

Senatonun üçte birinin iki yılda bir yenilendiği sistemde 2026 seçimlerinde Florida ve Ohio’daki özel seçimlerle birlikte toplam 35 koltuk için sandık kurulacak. Mevcut Senatoda Cumhuriyetçiler 53, Demokratlar ise partiye yakın iki bağımsız senatörle birlikte 47 sandalyeye sahip. Seçime giren 35 koltuğun 13’ü mevcut dönemde Demokratların, 22’si Cumhuriyetçilerin elinde bulunuyor. Demokratların çoğunluğu geri alabilmesi için ellerindeki koltukları korurken Cumhuriyetçilere ait 4 koltuğu kazanması ve 51 sandalyeye ulaşması gerekiyor. Senatoda eşitlik durumunda belirleyici oy Başkan Yardımcısı JD Vance’e ait olacağından Demokratlar için çoğunluğun yolu 51 koltuktan geçiyor.

Senato ara seçimleri 35 eyalette yapılsa da Senato aritmetiğini bunların yalnızca küçük bir bölümü belirleyecek. Seçim tahmin kuruluşlarının değerlendirmelerine göre 9 eyalette Demokratların, 12 eyalette Cumhuriyetçilerin kazanmasına kesin gözüyle bakılıyor. Rekabetçi kabul edilen 14 eyaletin dördü Demokratlara, üçü Cumhuriyetçilere yakın görünürken sonucu belirleyecek olan yedi eyalette seçimler başa baş olarak sınıflandırılıyor. Demokratların Cumhuriyetçilerin üstünlüğüne son vermesine kesin gözüyle bakılan tek eyalet North Carolina olarak öne çıkıyor. Anket ortalamalarına göre Demokrat aday eski Vali Roy Cooper, Cumhuriyetçi rakibi Michael Whatley karşısında 10 puana yakın bir farkla önde gidiyor. North Carolina cepte kabul edildiğinde Demokratların Michigan’ı korurken Maine’i alması ve Trump’ın 2024 başkanlık seçimlerinde büyük farklarla kazandığı Alaska, Iowa, Ohio, Kansas ve Teksas’tan en az ikisini çevirmesi gerekiyor. Yedi eyaletten yalnızca Michigan ve Maine’de Demokrat seçmen güçlü bir tabana sahip. Geriye kalan beş eyalet ise çok uzun süreden beri Cumhuriyetçi Partinin hakimiyetinde bulunması bakımından önem taşıyor. Anketlerde bu eyaletlerin çoğunda önde görünen Demokratlar için Senatoyu ele geçirmek yine de kolay görünmüyor.

Demokratlar İçin Vazgeçilmez İki Yarış: Michigan ve Maine

Demokratların Senato Kongre seçimlerindeki öncelikli hedefi, kendi ellerindeki koltukları korurken Demokrat seçmenin güçlü olduğu ve tarihsel olarak kazanma şansının yüksek olduğu eyaletlerde Cumhuriyetçilerin elindeki koltukları çevirmek üzerine kurulu. Anketlere göre North Carolina’da eski Vali Roy Cooper’ın Cumhuriyetçi rakibine açık fark atması ve Georgia’da mevcut Senatör Jon Ossoff’un koltuğunu rahat koruyacak görünmesi nedeniyle bu iki eyalet Demokratlar açısından büyük ölçüde cepte sayılıyor. Dolayısıyla stratejinin asıl odağında Maine ve Michigan yer alıyor. Maine, Cumhuriyetçi koltuklar arasında Demokratların çevirme ihtimalinin en yüksek olduğu eyalet, Michigan ise mutlaka korunması gereken bir Demokrat koltuk olarak öne çıkıyor.

Bu iki eyaletten Michigan, Senato seçimlerinin en kritik cephelerinden birini oluşturuyor. Emekliye ayrılan Demokrat Senatör Gary Peters’ın koltuğu için yarışan Abdul El-Sayed, Detroit şehrinin sağlık müdürlüğünü yürütmüş halk sağlığı uzmanı bir doktor olarak tanınıyor. 2018’de Michigan valiliği için yarışıp ön seçimde kaybeden El-Sayed, bu kez partinin ilerici kanadının desteğiyle Senato adaylığına soyundu ve 4 Ağustos’taki ön seçimde oyların yüzde 48,5’ini alarak merkez kanadın adayı Kongre üyesi Haley Stevens’ı yendi. İsrail’e yakın lobi grubu AIPAC’ın El-Sayed aleyhine 30 milyon doları aşan harcama yapmasına rağmen elde edilen bu zafer, ilerici kanadın salıncak eyaletlerde de rekabet edebildiğini gösterdi. Trump’ın 2024 başkanlık seçimlerinde yaklaşık 1,4 puanla kazandığı eyalette El-Sayed’in profili Demokratlar açısından bir risk olarak görülüyor. Son anketler El-Sayed’in farkı 5 puana kadar açabildiğini gösterse de Cumhuriyetçilerin Michigan’a ayırdığı büyük bütçe ve son günlerde artan reklam kampanyaları tabloyu değiştirebilir.

El-Sayed’in seçilmesi durumunda ABD tarihinin ilk Müslüman senatörü ünvanını alacak olması da Michigan seçimlerinin önemini artırıyor. Cumhuriyetçiler ise bu noktada karşı saldırı olarak kimlik üzerinden yürüyen bir strateji benimsedi. Trump’ın El-Sayed’i terör sempatizanı olarak nitelendirmesi, Müslüman Kardeşler bağlantısı imaları ve rakibi Mike Rogers’ın televizyon tartışmasında El-Sayed’in Hamas ve Hizbullah destekçilerinden bağış aldığını, annesinin ise ABD’nin terör örgütü listesindeki kurum ve kişilerle bağlantılı olduğunu iddia etmesi bu stratejinin ana hatlarını oluşturdu. El-Sayed ise kampanyasını devlet destekli sağlık sigortası ve yaşam maliyeti gibi vaatler üzerine kurdu ve seçmen karşısındaki hitabetiyle geniş bir takdir topladı.

El-Sayed ilerici kanadın adayı olsa da Senato’nun kaderini belirleyecek bir yarışın merkezinde yer alması partinin farklı kanatlarından isimleri kampanyasına destek vermeye yöneltti. Ön seçimden bu yana El-Sayed’in en güçlü destekçisi olan Bernie Sanders’ın yanı sıra eski Başkan Obama’nın seçimden hemen önce eyalete gelmesi, Kamala Harris’in Detroit’te El-Sayed ile birlikte sahneye çıkması, AOC’nin (Alexandria Ocasio-Cortez) bizzat kampanyaya katılması ve Newsom’un desteği Michigan’ın hem parti için ortak bir cephe hem de ilerici kanat için bir prestij meselesine dönüştüğünü gösteriyor. El-Sayed’in kazanması ilerici kanadın 2028 başkanlık seçimleri öncesinde parti içindeki ağırlığını da belirgin biçimde artırabilir. Kaybetmesi halinde ise Demokratların bir Cumhuriyetçi eyaleti daha çevirmesi gerekecek ve faturanın merkez kanat tarafından ilerici kanada kesilmesi kaçınılmaz olacaktır.

Seçimlerde Demokratları ümitlendiren bir diğer cephe hattını ise Maine oluşturuyor. Kamala Harris 2024 başkanlık seçimlerinde Maine’i yaklaşık yedi puan farkla kazanmıştı. 2026 Senato seçimlerinde ise eyaleti 1997’den beri temsil eden Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins altıncı dönemi için yarışıyor. Demokrat cephede ön seçim süreci parti için oldukça sancılı geçti. İlerici kanadın adayı olarak yola çıkıp merkez kanadın da desteğini alan Graham Platner, Vali Janet Mills karşısında ön seçimi yüzde 72 ile kazandı. Ancak hakkındaki cinsel saldırı iddialarının ardından Senato Demokrat Lideri Chuck Schumer’dan ilerici kanadın önde gelen ismi Bernie Sanders’a kadar partinin tüm kesimlerinin baskısıyla adaylıktan çekildi. Kısa sürede yeni bir aday belirlemek zorunda kalan Demokratlar, eyalet senatosunun eski başkanı Troy Jackson’da karar kıldı.

Son anketler Jackson’ı küçük farklarla önde gösteriyor. Uzun süredir siyasette olan Collins’in Trump’a duyulan öfkeden nasibini alarak oy kaybetme ihtimali bulunuyor. Son başkanlık seçimlerinde Trump’a gösterilen tepkinin Harris etrafında birleşmesi de Collins’in işinin kolay olmadığına işaret ediyor. Ancak Collins’in önceki seçimlerde anketlerde ölçülenden daha yüksek oy alması Demokratların da rahat olmadığını gösteriyor. Adaylık sürecinde yaşanan krizin Demokrat seçmen üzerinde nasıl bir etki bırakacağı ise belirsizliğini koruyor. Demokratlar yakaladıkları ivmeye rağmen Maine’i kazanamazsa aday krizi ve ilerici kanadın riskli adaylar ürettiği eleştirisi 2028 başkanlık seçimlerinde gündeme gelebilir.

Cumhuriyetçiler Kalelerini Savunmaya Çalışıyor: Teksas, Kansas, Alaska, Iowa ve Ohio

Seçimlerin son ana kadar başa baş geçmesi beklenen diğer beş eyaletin ortak özelliği, Cumhuriyetçilerin hem eyalet hem de başkanlık seçimlerinde uzun yıllardır ezici bir üstünlüğe sahip olmasıdır. Anketler bu eyaletlerin çoğunda Demokrat adayları önde gösterse de aradaki fark hata payı içinde kalıyor. Bu eyaletler Demokratların hedef listesinde yer alsa da seçmen davranışı tarihsel olarak incelendiğinde Demokratların işi kolay görünmüyor. Yine de İran Savaşı’nın etkisiyle artan yaşam maliyetinin bu eyaletleri doğrudan vurması ve Demokratların muhafazakar seçmene de hitap edebilen adaylar çıkarması sürpriz ihtimalini canlı tutuyor.

Uzun yıllardır Cumhuriyetçilerin kontrolündeki Teksas’ta da seçimlerin kıran kırana geçmesi bekleniyor. Demokratların en son 1988’de senatör çıkarabildiği ve 1976’da Jimmy Carter’dan bu yana başkanlık seçimi kazanamadığı Teksas’ta yarışın rekabetçi hale gelmesi büyük ölçüde Cumhuriyetçilerin kendi iç çatışmasının eseri olarak görülüyor. Cumhuriyetçi Parti ön seçiminde 2002’den beri senatör olan John Cornyn ile eyalet başsavcısı Ken Paxton karşı karşıya geldi. Cornyn, Senato’daki bazı oylamalarda Demokratlarla birlikte hareket etmesi ve zaman zaman Trump’ı eleştiren açıklamalar yapması sebebiyle partisinde Trump’a mesafeli bir isim olarak biliniyordu. Paxton ise 2020 seçim sonuçlarını iptal ettirmek için Yüksek Mahkemeye başvuran eyalet başsavcısı olarak Trump’ın en sadık müttefiklerinden biri olarak görülüyordu. Trump’ın ön seçimlerde Paxton’ı açıkça desteklemesiyle dört dönemdir görevde olan Cornyn ön seçimi kaybetti.

Demokrat aday ise genç bir isim olan James Talarico. İlahiyat eğitiminin de etkisiyle dindar bir profil çizen Talarico, bu sayede muhafazakar seçmenden de oy alabilecek bir aday olarak dikkat çekiyor. Yaşam maliyeti etrafında kampanya yürüten Talarico kutuplaştırıcı söylemlerden kaçınan bir strateji izliyor. Paxton cephesi ise Talarico’nun muhafazakar seçmeni kandırmaya çalıştığı iddiası üzerine kurulu bir stratejiyle hareket ediyor. Ancak eski Başkan George W. Bush’un kardeşi Neil Bush’un Talarico’ya oy verdiğini açıklaması, Demokrat adayın muhafazakar tabanda bir karşılığı olduğunu da gösteriyor.

Kampanya finansmanında ise iki farklı tablo iç içe geçmiş durumda. Talarico son üç ayda bir Senato adayı için rekor sayılan 64 milyon dolar toplarken Paxton aynı dönemde 18 milyon dolarda kaldı. Kampanyanın başından bu yana 134 milyon doları aşan bağışın büyük bölümü küçük bağışçılardan geldi. Buna karşın Elon Musk gibi büyük bağışçıların desteklediği Cumhuriyetçi lobi grupları Paxton için çok daha yüksek harcama yaparken Demokrat Partinin kendi fonlarından Talarico’ya aktarabildiği kaynak Paxton’ın çok gerisinde kaldı. Son anketlerin ortalamasında Talarico yüzde 48’e 46 ile Paxton’ın iki puan önünde yer alıyor. Anketlerin seçim yarışını başa baş göstermesi yıllardır Cumhuriyetçilerin elinde olan bir eyalette seçim günü davranışını yansıtmayabilir. Ancak Teksas kaybedilirse Trump’ın ön seçime müdahale ederek Cornyn’i tasfiye etmesi Cumhuriyetçi cephede yoğun bir eleştirinin hedefi olacaktır.

Cumhuriyetçilerin uzun yıllardır seçimleri domine ettiği Kansas da bu seçimlerde kritik bir konumda yer alıyor. Trump’ın 2024 başkanlık seçimlerinde 16 puan fark ile kazandığı, Demokratların en son 1964’te başkanlık seçimi kazandığı ve 1932’den bu yana senatör çıkaramadığı Kansas’ta da seçimlerin başa baş hale gelmesi bu seçimin en çarpıcı gelişmelerinden biri olarak görülüyor. Bu tablonun arkasında İran Savaşı’nın tetiklediği dizel ve gübre fiyatlarının ABD’nin tahıl ambarı sayılan eyaletin tarım ekonomisini doğrudan vurması yatıyor. Cumhuriyetçi seçmenin bir bölümünün Demokrat adaya yönelmesi, Trump’ın gümrük vergileri ve İran Savaşı’nın Kansas tarımına verdiği zararla açıklanıyor.

Kansas’ın Demokratlar için kazanılabilir bir eyalet haline gelmesinde belirledikleri adayın profili de önemli bir rol oynuyor. Daha önce hiç siyasi görev almamış olan Demokrat aday Adam Hamilton, 36 yıl önce Kansas City’de kurduğu ve bugün ABD’nin en büyük Protestan cemaatlerinden birine dönüşen kilisenin papazı olarak öne çıkıyor. Geçtiğimiz yıla kadar Cumhuriyetçi Partiye kayıtlı olan Hamilton, bağımsız aday olarak seçimlere girmeyi düşünmüş, ardından Demokrat ön seçimine girerek adaylığı kazanmıştı.

Muhafazakar kimliğiyle Trump’a öfkeli Kansaslı seçmene ulaşabilen Hamilton’a Cumhuriyetçi saflardan da destek geldi. Cumhuriyetçi Parti ön seçiminde mevcut Senatör Roger Marshall’a karşı yüzde 20’nin üzerinde oy alarak kaybeden aday, Kasım seçimlerinde Hamilton’ı destekleyeceğini açıkladı. Trump’ın desteğiyle yeniden aday olan Marshall ise Hamilton’ı vaazlarından alıntılarla toplumsal cinsiyet ve iklim konularında aşırı liberal göstermeye çalışıyor. Son yapılan anketler yarışı başa baş gösteriyor. Yaklaşık yüz yıldır Cumhuriyetçi eğilimin ağır bastığı eyalette dengenin değişmesi zor görünüyor. Yine de Kansas’ın Demokratlara geçmesi halinde bu sonuç, Trump’ın tarım politikalarının kendi tabanında ortaya çıkardığı kırılmanın en net kanıtı olacaktır.

Alaska, Demokratların hedefinde yer alan bir diğer kritik eyalet olarak dikkat çekiyor. Demokrat bir başkan adayının en son 1964’te kazandığı ve Trump’ın 2024 başkanlık seçimlerinde yaklaşık 13 puan fark attığı Alaska’da Demokratlar en son 2008’de Senato seçimi kazanabilmişti. 2015’ten beri senatör olan Cumhuriyetçi Dan Sullivan’ın karşısına Demokratlar, 2024 Kongre seçimlerinde Temsilciler Meclisi koltuğunu az bir farkla kaybeden Mary Peltola’yı çıkardı. İsrail yanlısı tutumuyla bilinen ve Senato Demokrat Lideri Chuck Schumer’ın da desteğini alan Peltola, seçim sürecinde Harris’in desteğini reddetmesiyle dikkat çekti.

Alaska’da Demokratların kazanma ihtimalinin ortaya çıkmasında ilginç bir gelişme rol oynuyor. Senato yarışına Cumhuriyetçi senatörle aynı adı taşıyan bir aday daha katıldı. Seçime kısa bir süre kala Cumhuriyetçi Partiye kaydolan emekli öğretmen Daniel James Sullivan Jr., Cumhuriyetçilerin tüm itirazlarına rağmen mahkeme kararıyla pusulada yer alacak. Pusulada Cumhuriyetçi senatör görevdeki senatör ibaresiyle “Dan S. Sullivan” olarak yer alırken rakibi parti bağlantısı belirtilmeden “Daniel J. Sullivan Jr.” olarak listelenecek. Cumhuriyetçiler isim benzerliği nedeniyle seçmenlerin yanlış adaya oy vermesinden endişe ediyor. Son anketlere göre yüzde dört civarında oy alması beklenen Daniel J. Sullivan Jr., başa baş geçen bir yarışta Cumhuriyetçilerin Alaska’yı kaybetmesine yol açabilir.

Herhangi bir seçim kampanyası yürütmeyen ve topladığı bağış 19 bin doları bulmayan ikinci Sullivan’ın, Peltola’nın kampanyalarına küçük bağışlar yaptığının ortaya çıkması, sürecin Demokratlar tarafından manipüle edildiği iddialarına da zemin hazırladı. Demokratlar iddiayı reddederken Trump yönetimi Adalet Bakanlığı üzerinden dava açarak Senatör Sullivan’ın isim karışıklığı nedeniyle kaybetmesi halinde seçim sonucunun onaylanmasının engellenmesini talep etti. Ancak böyle bir durumda davanın Cumhuriyetçiler lehine sonuçlanması zor görünüyor. Demokratlar 18 yıl aradan sonra eyaletten bir senatör çıkarabilirse bunu büyük ölçüde ikinci Sullivan’a borçlu olacak.

Demokratların hedefinde yer alan bir diğer eyalet olan Iowa, Obama’nın 2012 başkanlık seçimlerinde kazandığı ancak 2008’den bu yana Demokrat senatör çıkaramayan bir eyalet olarak dikkat çekiyor. Iowa’da Trump 2024 başkanlık seçimlerinde yaklaşık 13 puan fark atmıştı. Yarışın rekabetçi hale gelmesi Kansas örneğinde olduğu gibi gümrük vergileri ve İran Savaşı’nın tarım ekonomisine verdiği ağır darbeyle açıklanıyor. Trump’ın desteğini alan Cumhuriyetçi aday Ashley Hinson 2021’den beri Kongre üyesi olan eski bir televizyon sunucusu olarak dikkat çekiyor. Demokrat aday Josh Turek ise farklı bir profil çiziyor. ABD tekerlekli sandalye basketbol takımıyla iki altın madalya kazanan Turek, sporu bıraktıktan sonra siyasete girdi ve 2023’ten beri Iowa eyalet meclisinde görev yapıyor. Partinin merkez kanadını temsil eden Turek için Demokratların önemli bir kampanya harcaması yapması da dikkat çekti. Anketler seçimin çok küçük farklarla sonuçlanacağına işaret ediyor. Ancak Kansas’taki Hamilton’dan farklı olarak muhafazakar seçmene hitap etme kapasitesi daha sınırlı olan Turek’in seçim günü Cumhuriyetçi seçmenden oy alma ihtimali daha düşük görünüyor. Bu nedenle Iowa, çekişmeli geçmesi beklenen eyaletler arasında Cumhuriyetçilerin görece rahat olduğu yarışlardan biri olarak değerlendirilebilir.

Cumhuriyetçi seçmenin ağırlıkta olduğu Ohio da Senato seçimlerinin başa baş geçmesi beklenen eyaletler arasında yer alıyor. JD Vance’in başkan yardımcısı olmasıyla boş kalan senato koltuğu için özel bir seçim düzenleniyor. Seçimde, Cumhuriyetçi valinin bu senato koltuğuna geçici olarak atadığı Vali Yardımcısı Jon Husted, 2007 ile 2025 yılları arasında senatörlük yapan Demokrat Sherrod Brown’a karşı yarışacak. Demokratlar Ohio’da en son 2012’de başkanlık seçimi kazanmış ve son olarak 2018’de de Brown ile senato seçimlerini almıştı. Ancak Trump’ın yaklaşık 11 puan farkla kazandığı 2024 başkanlık seçimlerinde Brown koltuğunu Cumhuriyetçi rakibine üç buçuk puanla kaybetmişti. Ohio’yu bu kez rekabetçi eyalet konumuna taşıyan etken ise Brown’ın işçi sınıfı seçmen nezdindeki gücü olarak görülüyor. Trump’ın ülke genelinde düşen onay oranı da hesaba katıldığında Ohio, Demokratlar için önemli bir fırsata dönüşmüş görünüyor.

Senato Seçimlerinin Muhtemel Faturası

Senato aritmetiğini doğrudan etkilemesi beklenen yedi eyalet bir arada değerlendirildiğinde son anketler Michigan, Ohio ve Maine’de Demokrat adayları küçük farklarla önde gösterirken diğer dört eyalette yarış başa baş gidiyor. Ancak Teksas, Kansas, Alaska, Iowa ve Ohio’nun uzun süredir Cumhuriyetçilere oy veren eyaletler olması bu anketlere ihtiyatla yaklaşılmasını gerektiriyor. Trump’a tepkili Cumhuriyetçi seçmenin son anda kendi partisine dönmesi ve muhafazakar seçmenin anketlere verdiği yanıtla sandıktaki tercihinin ayrışması ihtimali anketlerin güvenilirliğini sorgulatıyor. Buna Cumhuriyetçilerin son haftalarda topladığı rekor bağışlarla yürüttüğü yoğun reklam kampanyasının bağımsız seçmenin kararını etkileme olasılığı da eklendiğinde Demokratların Temsilciler Meclisini alırken Senatoda koltuk sayısını artırmakla yetinmesi hâlâ en olası senaryolardan biri olarak öne çıkıyor. Son tahminlere göre Demokratların Senatoda 49, Cumhuriyetçilerin ise 46 koltuğa sahip olma ihtimali yüksek görünürken geriye kalan beş koltuğun nasıl dağılacağı ise Senato çoğunluğunu belirleyecek.

Senato çoğunluğunu kaybetmek Cumhuriyetçiler açısından Kongreyi tamamen kaybetmek anlamına gelse de Trump için bir azil ihtimalinin ortaya çıkması pek mümkün görünmüyor. Azil için Senatonun üçte ikisinin, yani 67 senatörün onayı gerektiğinden Demokratlar en iyimser senaryoda bile bu rakama ulaşamayacak. Bu durumda Senatonun kaybedilmesi Trump’ı en çok atamalar konusunda zora sokabilir. Federal yargıçlar, kabine üyeleri, büyükelçiler ve olası bir Yüksek Mahkeme üyesi için yapılacak atamaların tamamı Senato onayından geçtiğinden Demokrat bir çoğunluk bu süreci yavaşlatma ya da tamamen engelleme gücünü elde edebilir. Trump’ın görevinin ilk iki yılında Kongredeki Cumhuriyetçi çoğunluk sayesinde hızla doldurduğu yargı koltukları için bu imkan büyük ölçüde ortadan kalkabilir.

Senatonun kaybedilmesinin bir diğer etkisi yasama alanında görülebilir. Cumhuriyetçiler mevcut çoğunlukları sayesinde vergi indirimleri ve bütçe paketleri gibi düzenlemeleri Demokratların engellemesine takılmadan salt çoğunlukla geçirebiliyor. Senato el değiştirirse bu imkan ortadan kalkabilir ve Trump’ın Kongreden geçirmek istediği her tasarı Demokratların onayına muhtaç hale gelebilir. Senatoyu kazanmaları halinde Demokratlar soruşturma yetkisini de ellerine almış olacak. Senato komitelerinin başkanlığını devralacak Demokratlar, İran Savaşı’nın yürütülmesinden Washington yönetiminin tüm işleyişine kadar her konuda tanık çağırma ve belge isteme yetkisine sahip olabilir. Temsilciler Meclisinin de Demokratlara geçmesi halinde Trump son iki yılını her iki kanatta da soruşturmalarla kuşatılmış bir Kongre karşısında geçirebilir.

Senato aritmetiğinin ötesinde bu kritik eyaletlerdeki sonuçlar 2028 başkanlık yarışı için de önemli sinyaller verebilir ve her iki partiye şimdiden ivme kazandırabilir. Michigan’da El-Sayed’in kazanması ilerici kanadı Demokrat Partinin 2028 ön seçimlerine çok daha güçlü bir konumda taşıyabilir. Buna karşılık Kansas’ta Hamilton, Alaska’da Peltola ve Iowa’da Turek gibi merkeze yakın adayların kazanması merkez kanadın “kazanabilir aday” argümanını güçlendirebilir. El-Sayed’in kaybetmesi ve Maine’de Collins’in yeniden seçilmesi halinde ise merkez kanat ilerici kanadın iki kritik yarışı partiye kaybettirdiği anlatısına odaklanabilir. Her iki durumda da 2026 seçimleri Demokrat Partinin hangi kimlikle 2028’e gideceğini belirleyen bir ara durak niteliği taşıyor.

Cumhuriyetçi cephede ise Teksas ve Kansas gibi uzun yıllardır partinin kalesi sayılan eyaletlerde yaşanabilecek kayıpların faturası Trump yönetimine kesilebilir. Ön seçimlerde desteklediği hemen her adayın kazanmasıyla parti üzerindeki mutlak otoritesini bir kez daha gösteren Trump’a karşı parti içi muhalefetin tepkisi de yükselebilir. Kongrenin her iki kanadının da kaybedilmesi halinde İran Savaşı’nın ABD ekonomisinde oluşturduğu tahribatın sorumlusu olarak görülen Savunma Bakanı Pete Hegseth gibi isimlere yönelik parti içinden ve tabandan gelen eleştiriler daha gür dile getirilebilir. 2028 başkanlık yarışı açısından ise olası bir seçim yenilgisi Cumhuriyetçileri Trump mirasını sahiplenmek ile bu mirastan uzaklaşmak arasında bir tercihe zorlayabilir.

Paylaş: