Zeytin Dalı Harekatı

Zeytin Dalı Harekatı’ndan Neler Öğrendik?

Askeri kapasitenin yanında milli güvenliğimizi ve çıkarımızı koruyacak siyasi irademiz de var..

– Türkiye’nin askeri kapasitesi öyle kolay kolay hafife alınamaz.
– Askeri kapasitenin yanında milli güvenliğimizi ve çıkarımızı koruyacak siyasi irademiz de var.
– Var olan siyasi iradeyi harekete geçirmek için siyasi liderlik gerekiyor.
Askerler savaşır ancak liderler yönetir.
– Kilometrelerce öteden gelip terör örgütlerine bel bağlayarak Suriye’de etkili olmaya çalışanların hesabı eninde sonunda bozuluyor.
– Masada yer almak için mutlaka sahada yer almak gerekiyor.
– Başarı başarıyı getiriyor; askeri etkinliğimiz arttıkça yenileri için imkan artıyor.
– En iyi medya kampanyası veya propaganda somut başarının yerini tutmuyor. Batı basını ne yazarsa yazsın Afrin’de Türk bayrağı dalgalanıyor.
– Toplumsal mutabakat ne kadar yüksek olursa olsun, az miktarda da olsa içeride ‘giremezsiniz, alamazsınız, yapamazsınız’ diyenler oluyor.
Dışarıdakilere olduğu gibi içeridekilere de cevap vermenin en iyi yolu başarmak.
– Caydırıcı olmak için savaşmak gerekiyor. Hiçbir zaman harekete geçmemiş bir askeri potansiyel tek başına caydırıcı olamıyor.

DOĞAN’IN ARKASINDAN

Aydın Doğan’ın medya grubunu satması siyaset ve basın tarihimiz açısından tam anlamı ile bir devrin sonuna denk geliyor. Aydın Doğan’ın medyada varlığı basit bir medya yatırımı veya güç sahipliği değildi. Türkiye’de başka aktörler de zaman zaman medya üzerinde etkili oldu. Ancak Doğan’ın medyada var olması tam anlamı ile eski Türkiye’nin sözcülüğüne karşılık geliyordu.
Türkiye’de askeri veya sivil tüm vesayet odakları ile mücadele edildi ve önemli mesafeler kat edildi. Bugün Türkiye’yi askerler yönetmediği gibi birçok alanda sivil bürokratların da tahakkümü geriletildi. Kararları siyasetçiler alıp, siyasetçiler uyguluyor.
Keza sermayenin vesayetinden de önemli ölçüde kurtulduk. İşadamları olması gerektiği gibi kendi işlerine bakıyorlar. Ülkeyle ilgili ihtiyaç hissettikleri konularda kamuya açık veya özel olarak görüş bildiriyorlar. Ancak eskisi gibi ülke yönetmeye kalkmıyorlar.
Hükümet kurup hükümet yıkamıyorlar.
Şu yapılırsa felaket olur, bu adım atılırsa bir daha belimizi doğrultamayız diye felaket senaryoları yazamıyorlar. Aynı şekilde rejim bekçiliği gibi bir vazifeleri olmadığını da kavradılar. Zor oldu ama bunların hepsi başarıldı. Zaman zaman maziyi hatırlayıp, eski alışkanlıkları nüksedenler oluyor tabii ki. Ancak onların da etkisi çok kısıtlı oluyor, daha baştan marjinalliğe mahkum oluyorlar.
İşte Doğan grubu tüm bu dönüşümün medyaya yansıması önündeki en büyük direnç mekanizmasıydı. Türkiye’de medyanın asli amacının çok çok ötesinde siyasi bir odak hatta siyasi bir parti gibi gördüğü işlevin son kalesiydi. Tabii ki medya organlarının hükümetin veya muhalefetin tarafında olmaları mümkündür. Hatta ‘tarafsız medya’ gerçek anlamı ile hiçbir zaman hayata geçmemiş bir ütopyadır.
Medya organları her zaman taraf olagelmişlerdir.
Taraf olmak doğalsa, iktidara veya muhalefete taraf olmak da doğaldır.
Doğan medya ile ilgili sorun da muhalefetin tarafında yer alması değildi.
Medya vesayetinin, medyayı salt siyasi bir enstrüman gibi kullanma isteğinin tarafında yer almasıydı.
Türkiye’nin bugün geldiği noktada böyle bir kullanımın imkanı kalmadı.
Artık medya vesayetinin siyaset üzerinde baskı kurmasının imkanı kalmadığı için Doğan medya da işlevini kaybetti. Satışı buradan okumak gerekiyor, gerisi teferruat

Cevabı Belli Soru
‘Bu kez de silahsız kuvvetler halletsin’ türü manşetlerle hükümet devirmenin mümkün olduğu bir ortamda bedeli ne olursa olsun ülkenin en büyük medya grubu satılır mı?

[Takvim, 26 Mart 201/8]

Etiketler: