Abdullah Erboğa

Araştırmacı , Strateji Araştırmaları, İstanbul
Beykent Üniversitesi’nde lisans eğitimini tamamladıktan sonra Bahçeşehir Üniversitesi Küresel Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yüksek lisans ve Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü’nde doktora derecesini aldı. Çalışma alanları arasında silahlanma, Türk dış politikası, Körfez ülkeleri, Körfez güvenliği ve savunma sanayii bulunmaktadır. SETA Strateji Araştırmaları Direktörlüğü’nde araştırmacı olarak çalışmaktadır.

Direktörlük

  • Suudi Arabistan ile BAE ayrışmasının daha fazla gün yüzüne çıktığı şu günlerde Katar ile Mısır arasındaki yumuşama Doha'nın pragmatizmi ve Kahire'nin bölge siyasetindeki potansiyeli ile birleşmesine olanak sağlaması durumunda Ortadoğu'da yeni gelişmelere kapı aralayabilir.
  • Körfez ülkeleri arasındaki rekabetin yansımalarından biri olan Katar krizi (2017), Suudi Arabistan'ın El-Ula kentinde gerçekleştirilen 41. Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) zirvesinde varılan uzlaşı ile şimdilik rafa kaldırıldı.
  • Ortadoğu'da yer alan aktörler için Washington'ın politikaları son derece önemlidir. Uluslararası sistemin başat gücü olarak ABD'nin atacağı adımlar elbette ki Ortadoğu'da taşların yerinden oynamasına neden olacaktır.
  • Dubai Ports World’ün elinde tuttuğu limanların yanı sıra Abu Dabi yönetiminin Yemen ve Afrika boynuzunda askerî üsler kurarak önemli boğazları kontrol altına almaya çalışması, İsrail ve BAE’nin müşterek hedeflerinin bir yansıması.
  • Son dönemde Türk dış politikasıyla beraber adından sıkça bahsedilmeye başlanan Türk savunma sanayii özellikle yurt dışındaki çevrelerin yakın takibi altındadır. Türkiye'nin güvenlik ve dış politikasındaki aktivizmiyle birlikte dikkat çekmeye başlayan Türk savunma sanayiindeki kapasite artışı birçok çevrenin tehdit değerlendirmesinin ilk sırasında yer almaktadır. Dağlık Karabağ'da Azerbaycan'ın Ermenistan karşısında oluşturduğu askeri kapasite üstünlüğü sonrasında Kanada'nın Türkiye'ye yönelik silah ihraç izinlerini askıya alma kararı bunun sadece küçük bir göstergesidir. Peki geldiği nokta itibarıyla Türkiye'nin savunma sanayii neden hedefe konulmaktadır?
  • Türkiye’nin Stratejik Silah Kapasitesi nükleer silahlar ile yapay zeka gibi yeni nesil savaş teknolojilerinin dışında kalan stratejik konvansiyonel silahlara odaklanmaktadır. Kitapta Türkiye’nin stratejik silahlar bağlamında mevcut kapasitesi, büyük güçlerin ve bölgesel aktörlerin silah sistemlerindeki gelişmişlik düzeyleri ve sahip oldukları sistemlerin envanterleri ele alınmaktadır. Ayrıca Türkiye’nin silahlanma stratejisini belirleme noktasında teorik altyapının oluşturulması ve stratejik silah kapasitesini nasıl artırabileceği ile ilgili analitik değerlendirmeler de kitapta yer almaktadır.
  • Suudi Arabistan ile BAE ayrışmasının daha fazla gün yüzüne çıktığı şu günlerde Katar ile Mısır arasındaki yumuşama Doha'nın pragmatizmi ve Kahire'nin bölge siyasetindeki potansiyeli ile birleşmesine olanak sağlaması durumunda Ortadoğu'da yeni gelişmelere kapı aralayabilir.
  • Körfez ülkeleri arasındaki rekabetin yansımalarından biri olan Katar krizi (2017), Suudi Arabistan'ın El-Ula kentinde gerçekleştirilen 41. Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) zirvesinde varılan uzlaşı ile şimdilik rafa kaldırıldı.
  • Ortadoğu'da yer alan aktörler için Washington'ın politikaları son derece önemlidir. Uluslararası sistemin başat gücü olarak ABD'nin atacağı adımlar elbette ki Ortadoğu'da taşların yerinden oynamasına neden olacaktır.
  • Dubai Ports World’ün elinde tuttuğu limanların yanı sıra Abu Dabi yönetiminin Yemen ve Afrika boynuzunda askerî üsler kurarak önemli boğazları kontrol altına almaya çalışması, İsrail ve BAE’nin müşterek hedeflerinin bir yansıması.
  • Son dönemde Türk dış politikasıyla beraber adından sıkça bahsedilmeye başlanan Türk savunma sanayii özellikle yurt dışındaki çevrelerin yakın takibi altındadır. Türkiye'nin güvenlik ve dış politikasındaki aktivizmiyle birlikte dikkat çekmeye başlayan Türk savunma sanayiindeki kapasite artışı birçok çevrenin tehdit değerlendirmesinin ilk sırasında yer almaktadır. Dağlık Karabağ'da Azerbaycan'ın Ermenistan karşısında oluşturduğu askeri kapasite üstünlüğü sonrasında Kanada'nın Türkiye'ye yönelik silah ihraç izinlerini askıya alma kararı bunun sadece küçük bir göstergesidir. Peki geldiği nokta itibarıyla Türkiye'nin savunma sanayii neden hedefe konulmaktadır?