Amerika Irak’ta Ne Arıyor?

|
Amerika’nın Irak’ı işgalini farklı dinamikler üzerinden okumak mümkündür. İşgal öncesinde en sık duyduğumuz argümanlar “petrol”, “İsrail’in güvenliği” veya “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)” odaklıydı. Bu argümanların her birisinin Irak’ı işgalde belli bir rol oynadığı muhakkaktır. Lakin Irak’ın işgalini açıklamak için bize yeterli bir siyasal tafsilat alanı sağlamamaktadır. Irak’ın işgal edilmesini mümkün kılan en önemli olay 11 Eylül’dür.
  • Resim Yok

    13-14 OCAK’TA Ankara’da yapılan “Türkiye Barışını Arıyor” başlıklı konferansta Kürt sorununda gelinen nokta ve barışın tesisi için muhtemel çıkış yolları tartışıldı. Konferansın düzenleyicileri, “her türlü şiddet ve ayrımcılığı reddeden; çözümü Türkiye’nin iç dinamiklerinde arayan; yaşananların, herkesin ortak acısı olduğu gerçeğinden hareket eden ve sosyal barışı, sosyal adaletten ayrı düşünmeyen herkese sesleniyoruz” diyerek toplumsal barış ve adalete inanan herkese çağrıda bulundu
  • Resim Yok

    Geçen iki yazıda İslam dünyasındaki temel gerginlik alanlarına temas etmiş ve zaman ve mekan telakkilerinden merkez-çevre ilişkisine kadar bir dizi sorunun bu gerginlikten kaynaklandığını söylemiştik. İslam dünyası bu sorunlara çözüm bulabilmek için yoğun bir fikri çabanın içerisinde bulunuyor. İKÖ’nün 9-11 Eylül tarihleri arasında düzenlediği Mekke toplantısı bu sorunların ele alındığı önemli platformlardan biriydi. Malezya’dan Pakistan’a, Türkiye’den Senegal ve Bosna’ya İslam dünyasının pek çok ülkesinden gelen alım ve aydınlar, siyaset, ekonomi ve kültür-düşünce başlıkları altında pek çok sorunu ele aldılar. Paralel olarak yapılan panellerde sorunlar özgür bir ortamda ve eleştirel bir dille tartışıldı. İKÖ Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun başkanlığını yaptığı konferans, hem geliştirdiği yeni vizyon hem de sunduğu çözümler açısından benim beklentilerimin üzerinde bir başarı elde etti. Toplantıya Ahmet Davutoğlu, Ali Bardakoğlu, Lahdar Brahimi, Kemal Hasan, Hurşit Ahmed, Osman Bugaje, Enes Karıc, Ali Cuma gibi İslam dünyasının önde gelen alim ve aydınları katıldı.
  • Resim Yok

    Terör eylemini yapan örgütün adının bugün el-Kaide olması hiçbir şey ifade etmiyor. El-Kaide örgütünün yerine ETA’yı yahut Tamil gerillalarını koysak, ana ideolojik çerçeve değişmeyecektir. Çünkü el-Kaide’nin siyasi pragmatizmi ve ‘amaca götüren her araç meşrudur’ inancı, herhangi bir militan sağ ya da sol örgütten farklı değil. Geçen yazıda işaret ettiğimiz ‘yerinden edilmişlik hali’ni (homelessness) sadece zaman telakkisinde değil, aynı zamanda mekan algılamasında da yaşıyoruz. Müslüman toplumlar uzun bir süredir kendilerine ait bir mekanda yaşamıyorlar. Geleneğin nostaljik ve yer yer egzotik bir meta haline getirildiği günümüzde, sahih ve yerleşik bir mekanın nasıl olacağına dair temel referanslarımızı yitirmiş durumdayız. Modern mimarinin bir tarafta insanı yücelten öte tarafta onu yığın haline getirip yok sayan diyalektik mekan anlayışı, bize çarpık bir modernleşme serüveninin çarpık mekan koordinatları olarak yansıyor. Selimiye’yi, Galata Mevlevihanesi’ni, İshak Paşa Sarayı’nı, Karatay Medresesi’ni, Mostar Köprüsü’nü, Safranbolu evlerini inşa eden bir milletin torunları olan bizler bugün ne Müslüman ne de Avrupalı mekanlar inşa edebiliyoruz. İkisinden de uzak, ikisine de yabancı bir ruh haliyle, elimize geçen her fırsatı köksüz, temelsiz, nakışsız, ruhsuz binalar yapmak için kullanıyoruz. Bunda ne Karadenizli inşaat ustasının ne de Güneydoğulu sıvacının bir suçu var. Bunlar, çarpık mekan telakkimizin taşa, sıvaya, boyaya yansımış hali.

Bu Konuda Daha Fazla :

  • İslam dünyası tarihinin önemli dönüm noktalarından birini yaşıyor. Küresel sisteme entegre olmakla kendisi kalmak arasındaki gerilim, çağdaş Müslüman toplumların siyasi ve kültürel tercihleri üzerinde doğrudan bir etkiye sahip. Türkiye, Mısır ve İran gibi ülkelerin modernleşme serüvenleri, aynı zamanda derin çelişkilerin tarihi. Modernleşme adına büyük bedeller ödemeyi göze alan Müslüman toplumlar ne modernleşebildiler ne de kendilerine has bir zaman-mekan telakkisi geliştirebildiler. Öte yandan modernleşmenin nimetlerinden bugüne kadar siyasi elitler ve onlara yakın duranlar faydalandı. İslam toplumları modernleşmeyi merkeze karşı çevreyi zayıflatan bir süreç olarak tecrübe etti ve bu fiili durum bugün de devam ediyor. Çevrenin siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda yaşadığı marjinalleşme, İslam dünyasında farklı gerginlik alanlarının doğmasına neden oluyor. İslam coğrafyasının yer yer askerî, çoğu zamansa siyasi, ekonomik ve kültürel işgal altında olması, bu gerilim noktalarına yeni bir boyut katıyor. Avrupa’nın 19. yüzyıldaki modernleşme tarihinin sömürgecilikle atbaşı gittiğini İslam dünyası unutmuş değil. 19. yüzyılın ikinci yarısında Mağrib’den Endonezya’ya kadar İslam coğrafyasının yaklaşık yüzde 80’inin fiili işgal altında olduğu gerçeği, kolektif hafızada yaşamaya ediyor