Referandum Sonrası Kırım Senaryoları

Referandum Sonrası Kırım Senaryoları

Türkiye - Rusya ilişkilerinin Kırım meselesinden dolayı gerilebileceği öngörülebilir. Ancak ciddi bir kriz beklenmemektedir.

Batı dünyası ile Rusya’yı karşı karşıya getiren Kırım’da, kritik dönemeç aşıldı. 16 Mart 2014 günü düzenlenen referandumda, oylamaya katılanların yüzde 97’si, Kırım’ın Rusya’ya bağlanmasına ‘Evet’ dediler. Avrupa Birliği (AB) ve ABD, Kırım’da yaşayan Rusların katıldıkları, Tatarların ise boykot ettikleri referandum sonuçlarını tanınmayacaklarını açıkladılar.

Referandumda Kırımlılara iki soru soruldu: 1) Rusya Federasyonu kanunları çerçevesinde Kırım’ın Rusya’ya katılmasından yana mısınız? 2) 1992 Anayasası çerçevesinde Kırım’ın Ukrayna’nın bir parçası olmasını mı destekliyorsunuz?

Sorulardan da anlaşılacağı gibi Kırım’ın bağımsızlığı söz konusu değil. Çünkü Rus sokağında insanlar, Kırım’ın bağımsızlığının açılımını; “Yarımada’nın Türkiye’ye bağlanması” olarak algılıyorlar. Öyle ki, Vladimir Putin yönetiminin teşvik ve örgütlemesiyle Rusya’nın farklı şehirlerinde “Kırım’ın Rusya’ya bağlanmasına destek gösterileri” düzenlendi. Bunlardan biri de Rusya’nın Sibirya Federal Bölgesi’ne bağlı Altay Krayı’nın Barnaul şehrinde gerçekleştirildi. Gösteride halka hitap eden aşırı sağcı Liberal Demokrat Parti Milletvekili Andrey Şukin; “Kırım Rusya toprağıdır. Nikita Kruşçev ve Boris Yeltsin’in hatalarının düzeltilmesi yönünde atılan adımları desteklemeliyiz.” şeklinde konuştu.

Kremlin, Kırım’ı bir şekilde Rusya’ya bağlama konusunda kararlı görünüyor. Bu nedenle Kırım Bölgesel Meclisi, Rusya’nın yönlendirmesi çerçevesinde 6 Mart 2014 tarihinde Rusya’ya katılmayı kararlaştırdı. Bu karar üzerinden Putin, kendine diplomatik bir manevra alanı açtı. 16 Mart referandumunda sandıktan çıkan Yarımada’nın “Rusya’ya bağlanma kararı” bu alanı genişletecek gibi görünüyor.

16 MART SONRASI RUSYA’NIN OLASI HAMLELERİ 

Kremlin, referandumun hemen ardından gerekli adımı atmakta gecikmedi. Bağımsız Devletler Topluluğu İşleri Duma Komitesi Başkanı Leonid Slutskiy, referandumdan sonra Kırım’ın Rusya’ya bağlanması için basit birkaç diplomatik işlemin kalacağını söylemişti. Bu doğrultuda harekete geçen Kırım Bölgesel Meclisi, Rusya’ya katılım sürecini başlatmak amacıyla 17 Mart 2014 sabahı toplandı. Meclis’in ‘katılım talebinin’ Moskova’ya iletildiği duyuruldu.

Referanduma katılan ve çoğunluğu Rus kökenli olan Kırımlıların Rusya’ya bağlanma yönünde oy kullanması karşısında Putin, Yarımada’yı Rusya’nın bir bölgesi (oblist) kabul edecek. Büyük ihtimalle Kırım’ın statüsü değişecek ve Yarımada özerklik haklarını kaybederek, sıradan bir Rus şehri olacak. Çünkü referandumda Kırımlılara sorulan Rusça soruda gözden kaçan önemli ayrıntı var: Birinci soruda; “Rusya Federasyonu kanunları çerçevesinde” ifadesi geçiyor. Yarımada’nın özerkliğinden veya özerk bölge olarak Rusya’ya katılmasından bahsedilmiyor.

Rusya, Kırım’da prosedüre uygun olduğu kadar hızlı hareket etmeyi hedefliyor. Kırım Başbakanı Yardımcısı Rüstem Temiraliyev, Kırım’daki devlet şirketlerinin millileştirildiğini ilan etti. Temiraliyev’in, müsadere işlemlerini Rusya’dan başka bir ülkenin yapmasının söz konusu olmadığını ifade etmesi dikkat çekiciydi.

Yarımada’daki petrol ve doğalgaz yatakları konusunda da yetkililer açıklamalar yapmaya başladı. Kırım Yüksek Konseyi Sekreteri Vladimir Kostantinov; “Kırım petrol ve doğalgaz üretimi konusunda Rusya’ya güveniyor. Ukrayna’nın bu bölgelerin mülkiyetini Kırım’a aktarması gerekir.” demek suretiyle Rusya’nın bu yöndeki hamlelerinin ipuçlarını ortaya koydu. Anlaşılan o ki Kremlin; yapmak istediği açıklamaları, Kırımlı Rus yetkililer ağzıyla kamuoyuna aktarmayı tercih ediyor.

16 Mart’ta sandıktan çıkan sonuçla elini güçlendiren Putin, Ukrayna yönetimi ile masaya oturmayı planlıyor. Eğer Ukrayna masaya oturmak istemezse, iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni ve gergin bir ortamın başlayacağı öngörülüyor.

RUSYA: KIRIM’IN 1954’TE UKRAYNA’YA BAĞLANMASI, ANAYASA’YA AYKIRYDI 

Referandumdan istediği yönde bir sonuç çıkacağından emin olan Moskova, gerekli kanuni savunma mekanizmasını çoktan hazırladı. Kremlin, tezini şöyle formüle etti. “1954 yılında Sovyetler Birliği Başkanlık Konseyi’nin, Kırım’ı Ukrayna’ya bağlama kararı yasa dışı bir uygulamaydı. Sovyetlerin, söz konusu kararı, Rusya parlamentosunda oylamaya sunması gerekiyordu. Ancak bu yapılmadı. Dönemin Rusya Anayasası’nın 16. maddesi; “Rusya Sovyet Federasyonu toprakları, Federasyon’un onayı alınmadan değiştirilemez.” demektedir. Bu madde 1954’te ihlal edilmiş, dikkate alınmamıştır.” Kremlin’e göre bu sebepten dolayı Kırım’ın Rusya’nın bir parçası haline gelmesi, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü zedelemeyecektir.

1994 yılında imzalanan Budapeşte Memorandumu uyarınca ABD, İngiltere ve Rusya, Ukrayna’nın sınırlarının garantörü konumunda. 1975 – Helsinki Sözleşmesi ise bütün ülkelerin sınırlarını garanti altına alıyorlar. Fakat 1999’dan sonraki süreçte, Sırbistan’a bağlı olan Kosova bağımsızlığını ilan etti ve NATO üyeleri de bu ülkeyi tanıdı. Rusya, Kosova dosyasını da Kırım’da elini güçlendiren bir kart olarak görüşme masasında tutuyor.

Statüsünün ne olacağının kesin şekilde tahmin edilemese bile Kremlin’in Kırım’ı Rusya’ya bağlayacağı anlaşılıyor. Böyle bir durumda Kırım Tatarlarının son derece soğukkanlı ve temkinli davranmaları gerekiyor. Tatarların şu anki tutumu, “Ukrayna yanlılığı” görüntüsü veriyor. Referandumun ardından Batı, Rusya’yı bölge ile meşgul etmek için Çeçenistan’a benzer ikinci bir cepheyi Kırım’da açmayı hedefleyebilir. Kırım Tatarları ve Türkiye’nin bu planın bir parçası olmayacağı öngörülüyor.

Kırım’da bazı Tatarların evlerinin işaretlendiği belirtiliyor. Kırım’daki kendi kaynaklarımdan edindiğim bilgilere göre, bu işlem fiilen gerçekleştirilmiş ama bir müddet sonra durdurulmuş. Yine Rus askerleri, Kırım’ın farklı şehirlerinde bazı evlere gelerek kimlik kontrolü yapmışlar. Bu işlem de bir müddet sonra sonlandırılmış.

Son 25 yılda Rusya hinterlandında yaşanan iki büyük toplumsal olay sırasında evler önceden işaretlendi. İki olay da katliam ve sürgünle sonuçlandı. İlk işaretleme, 1989 yılında meydana gelen Fergana Olayları’nda yaşandı. Özbekistan’ın Fergana Vadisi’nde on binlerce Ahıska Türkü, Özbekler tarafından evlerinden sürüldü ve katledildi. Bu olay, dönemin Sovyetler Birliği güvenlik güçlerinin bilgisi ve kontrolü dahilinde gerçekleştirildi.

İkinci işaretleme, Kırgızistan’da 2010 yılında başlayan ve Devlet Başkanı Kurmanbek Bakiyev’in Kazakistan’a kaçmasıyla sonuçlanan olaylar esnasında görüldü. Bu defa olaylar Fergana Vadisi’nin kuzeyinde cereyan etti. Kırgızistan’ın Oş ve Celalabad şehirlerinde yaşayan Özbeklerin evleri önceden işaretlendi. Bazı Kırgızlar ve maskeli şahıslar, Özbeklere saldırarak evlerini yağmaladılar. Kırgızistan’daki bu olaylarda da “Rus parmağı” olduğu öne sürüldü.

KIRIM’IN RUSYA’YA BAĞLANMASI, TÜRKİYE-RUSYA İLİŞKİLERİNİ NASIL ETKİLER?

Türkiye’nin Kırım Sorunu’nda prensip olarak Batı ile beraber hareket etmesi, isabetli bir tercihtir. Türk Dışişleri’nin Rusya ile devamlı ve etkin bir diplomasi mekiği dokuyarak soğukkanlı bir şekilde meseleye yaklaşması gerekir. Kırım, Osmanlı İmparatorluğu’nun kaybedilmiş bir parçası olarak, Türkiye’nin etki alanları arasındadır. Ancak bu durum, “Kırım’ın bir Rus toprağı olması” gerçeğini değiştirmez. Bu realite asla göz ardı edilmemelidir.

Göz önünde tutulması gereken bir başka gerçek ise 5 milyonu Tataristan’da, yaklaşık 5 milyonu da Tataristan dışında olmak üzere 10 milyon Tatarın Rusya sınırları dahilinde yaşadığıdır. Rusya Federasyonu’nda toplamda 20 milyondan fazla Müslüman’ın bulunduğunu da unutmamalıdır. Türkiye, bütün bu unsurları dikkate alarak değerlendirme yapma kabiliyetine sahip bir ülkedir.

Türkiye – Rusya ilişkilerinin Kırım meselesinden dolayı gerilebileceği öngörülebilir. Ancak ciddi bir kriz beklenmemektedir. Yarımada’daki olası bir katliam veya etnik temizlik girişimi karşısında Türkiye’nin atacağı en önemli adım, kadın ve çocuklara öncelik vererek Tatarların tahliyesi olacaktır.

Fakat olayların bu dereceye kadar tırmanmasının, Rusya için de çok büyük bir bedeli olacağı muhakkak. Bu durumda Rusya da Kırım’dan Rus nüfusu tahliye etmek durumunda kalacaktır. Çünkü artık ikinci Çeçenistan veya Bosna senaryosu uygulamaya konulmuş demektir.

[AL JAZEERA TURK , 17 Mart 2014]

Etiketler: