PKK saflarında çocuklar

PKK Nasıl Medyatikleşti?

Turgay Yerlikaya: “PKK'nın eylemlerinden medet uman ve onu devrimci şiddet bağlamında meşrulaştıran söylem, ne yazık ki hem akademide hem de kültür-sanat alanında mütemadiyen karşımıza çıkıyor. Kendisini özgürlükler üzerinden pazarlayan bir örgütün bütün bu alanları araçsal akılla işlevsel kılması ve destekçi bulmakta zorlanmaması, üzerinde çokça düşünülmesi gereken bir konu.”

Kitle iletişim araçları bugünün en önemli propaganda ve manipülasyon mecrası. Terör örgütleri de bu alanı yoğunluklu olarak kullanıyor. Örgüt propagandası ve yapılan saldırıların geniş kitlelere yayılması bu yolla sağlanıyor. Amaç, toplumda panik, çaresizlik, ümitsizlik ve yılgınlık oluşturmak… İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Turgay Yerlikaya’nın editörlüğünde yayına hazırlanan ‘Terörün Medyatikleştirilmesi/ PKK Örneği’ isimli çalışma, terörü sadece güvenlik perspektifine hapseden yaklaşımların ötesine geçmeyi amaçlıyor. Kitapta Sertaç Timur Demir, İbrahim Efe, Osman Ülker, Yasemin Güney, Metin Erol- Kevser Hülya Akdemir, Meryem İlayda Atlas ve Zeynep Bayramoğlu gibi isimlerin makaleleri yer alıyor.


Kitap: Terörün Medyatikleştirilmesi | PKK Örneği

Turgay Yerlikaya

 

 


Medyatikleşmenin birkaç ayağı var: Kültür-sanat, konvansiyonel medya, dış basın, yeni medya… Bu süreçleri detaylandırır mısınız?

PKK bir terör örgütü olarak medyanın bütün formlarını kullanıyor. Yasal bir engelle karşılaşmadığı yerlerde konvansiyonel medyayı bu yapısal engeli aşamadığı yerlerde ise yeni medya platformlarını etkili biçimde kullanıyor. Örgütün inşa etmeye çalıştığı söylem, bu açıdan bakıldığında sadece medya alanıyla sınırlı değil. Örgüt medya araçları başta olmak üzere kültür-sanat alanında da kendi ideolojik söylemini pekiştiriyor. Daha sofistike yöntemler kullanarak kendi eylemlerini estetize eden ve meşrulaştırmaya çalışan örgüt medyatikleşitirme pratiğini tahkim ediyor. Bu açıdan bakıldığında terör örgütü ve kitle iletişim araçları arasında doğrudan ve dolaylı olmak üzere iki yönlü bir ilişki söz konusu. Birincisi kitle iletişim araçlarını kullanarak militan devşirmek ve meşruiyet üretmek, ikincisi ise medyatikleşen terör üzerinden kitlelerde bıkkınlık yaratarak hedeflenen psikolojik etkiyi oluşturmak. Kültür-sanat alanı, yeni medya ve dış basın birinci ilişki modeli ile ilişkili biçimde işlevsel kılınırken konvansiyonel medya araçları ise ikinci model üzerinden etkili kılınıyor.

Entelektüel ve akademik düzlemdeki PKK sempatisi kökleri nereye dayanıyor peki?

Türkiye’de özellikle kültür-sanat alanında dinamiklere ve ağlara bakıldığında ciddi bir PKK sempatisinin varlığı göze çarpıyor. Muhtelif aktörlerin bu alandaki mücadelesi henüz ölçek itibariyle birbirlerinden çok farklı düzeylerde. Alana intisap edenlerin kuralları çok sıkı tutması ve bu alanı paylaşmakta isteksiz olmaları, heterojen bir yapının inşasını imkansızlaştırıyor. Dolayısıyla alanın dinamikleri ve yapısı terörün farklı biçimlerde desteklenmesini mümkün kılan bir mahiyet arz ediyor. Bir terör örgütü düşünün özgürlükler ve kimlik siyaseti üzerinden her türlü şiddet eylemini meşrulaştırmaya çalışıyor ve bu durum sizin de söz ettiğiniz mecralar tarafından destekleniyor. Normalde bunun mümkün olmaması gerekiyor fakat Türkiye’de bu pratik özgürlükler üzerinden tartışılıyor. Hendek olayları döneminde devleti suçlayan imza kampanyalarının akademide destek bulması da benzer bir örnek. Kendi ideolojilerini, kapattıkları alanları tahkim etmek için kullanan örgüt sempatizanları, her aracı araçsallaştırmada çok mahir davranıyor. PKK’nın eylemlerinden medet uman ve onu devrimci şiddet bağlamında meşrulaştıran söylem, ne yazık ki hem akademide hem de kültür-sanat alanında mütemadiyen karşımıza çıkıyor. Kendisini özgürlükler üzerinden pazarlayan bir örgütün bütün bu alanları araçsal akılla işlevsel kılması ve destekçi bulmakta zorlanmaması, üzerinde çokça düşünülmesi ve çalışılması gereken bir konu.

Ekolojik duyarlılıklar, kadın sorunu gibi gündemler üzerinden de terör meşrulaştırmaya çalışılıyor. Bu çok zorlama bir çaba gibi görünse de karşılık buluyor. Bunda kullanılan temel argümanlar neler, nasıl başarıyorlar?

Örgüt kendisini özellikle uluslararası alanda feminist ve özgürlükçü bir yapı olarak sunuyor. Burada ekolojik duyarlılıklar çerçevesinde bir söylem inşa ediyor ve kadın figürü üzerinden özgürlük anlatısı kuruyor. Bu da uluslararası medyada örgüt üyelerinin gerilla, özgürlük savaşçısı gibi sıfatlarla takdim edilmesi gibi bir sonucu doğuruyor. Özellikle Suriye iç savaşı sürecinde Batılı medya organlarında çıkan belgesellerde ve yapılan röportajlarda “özgürlük savaşçısı” kadınlar teması sıkça işlendi. YPG militanlarının DEAŞ’ı bozguna uğratan kuvvetler olduğu bu söylemin en önemli gerekçesi olarak dile getirildi ve bu husus kendisini farklı düzlemlerde açık biçimde kabul ettirdi. Türkiye’nin güvenlik perspektifi ile uyuşmayan bu söylem, örgütün kendisini dolaylı biçimde medyada var kılabilmesine de alan açıyor. Türkiye’deki Kürtler adına, kimlik ve özgürlük mücadelesi verdiğini iddia eden terör örgütünün bu biçimde medyada yer alması örgüte olan kamuoyu desteğini pekiştirmeyi de amaçlıyor. Dolayısıyla tüm bu kavram setleri, örgütün şiddet kullanımını meşrulaştırmayı amaçlayan ve zaman zaman doğrudan zaman zaman da dolaylı biçimde propagandasına hizmet eden unsurlar.

PKK’yı terör listesine alan devletlerde yayınlanan gazete ve dergilerde haber dilinde terör ifadesinin kullanılmaması dikkat çekici. Kürt milisler, gerilla ifadeleri sıklıkla kullanılıyor. Her yayın organı kendi terör tanımını yapabilme özgürlüğüne sahip midir?

Terörün tanımı ülkelerin kendi stratejileri ve araçsal yaklaşımları doğrultusunda farklılık göstermekte bu da ortak bir tanım yapmayı ve konsensüsü imkansız hale getirmektedir. Örneğin Rusya’ya göre Çeçenistan’a Rusya’nın yaptıkları “terörizmle mücadele” kapsamında. Benzer biçimde Cezayir’in Fransa’dan bağımsızlaşması ve yürütülen anti-kolonyal mücadele Fransa tarafından terör olarak tanımlanmıştır. Yine İsrail medyası bütün Filistinli milliyetçi grupları terörist olarak ilan ediyor ve işgallerine meşruiyet üretmeye çalışıyor. ABD tarafından PKK bir terör örgütü olarak kabul edilmesine rağmen ABD medyasında örgüte yönelik ciddi bir destek söz konusu olabiliyor. Elbette ABD medyası eşittir ABD devleti demiyorum ama burada sınırları kesin olarak çizilmiş bir haber dilinin söz konusu olması ve bu dilin her zaman ve şartta aynı şekilde uygulanması gerekli. Fakat ilkelerin ve normların pratikte geçerli olmadığı bir düzlem söz konusu. Bu sadece PKK için değil DHKPC ve FETÖ için de geçerli bir husus. Özellikle Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekatları döneminde YGP unsurlarının DEAŞ ile mücadele eden özgürlük savaşçıları olarak takdim edildiğini gördük. Bunun yanı sıra benzer dönemlerde Batılı basın-yayın organlarında hem PKK hem de YGP militanları ile söyleşiler yapıldı. Dergilere kapak oldular, kadın militanlar üzerinden pozitif bir anlatı oluşturuldu. Tüm bu örnekler medya-terör ilişkisinin normatif olmaktan ziyade konjonktürel ve politik saiklerle şekillendiğini açık biçimde gösteriyor.

Uluslararası alanda belirlenmiş medya-terör normları neler? Denetim mekanizması nasıl işliyor?

Esasen bu alanda uluslararası medya organlarının kendilerine göre oluşturdukları medya- terör ilkeleri söz konusu. Pratikte nasıl işlediği ayrı bir soru işareti olmakla birlikte bazı normların küresel alanda kabul edildiği ve tatbik edilmeye çalışıldığı biliniyor. Örneğin terör haberlerinde kullanılan terminolojiye dikkat edilmesi çok temel bir ilke (Terörist, şehit, gerilla vb.). Benzer biçimde terör örgütlerinin propagandasını yapan yayınlardan kaçınılması ve kamuoyunda kaosa yol açabilecek bilgi ve görüntülere yer verilmemesi gerekli. Terörist organizasyonların resim, flama ve açıklamalarına yer verilmemesi de örgütün propaganda yapmasını önleme adına önemli bir husus. Benzer biçimde kamu güvenliğini riske atacak ve kitlelerde kırgınlık oluşturacak sansasyonel içerik ve dilden de uzak durulmalı. Özellikle saldırıyı gerçekleştiren kişi ve örgüt militanları ile yayınlar yapılmaması büyük önem arz ediyor. Bu tutum, örgütün kendisini duyurabilecek kanalların asgariye indirilmesi anlamında önemli bir önlem. Terör eylemlerini gerçekleştiren öznenin açık biçimde ortaya koyulması ve edilgen cümlelerden kaçınılması da örgüte can suyu olabilecek söylemleri ortadan kaldıracaktır. Tüm bu normlara ne kadar uyulduğu ve pratikte nasıl bir denetim mekanizmasının işlediği ise tartışmalıdır. Geriye doğru gidildiğinde 2015 yılında Savcı Mehmet Selim Kiraz cinayetini görüyoruz. Burada savcıyı şehit eden örgüt üyesinin (DHKPC) ertesi gün ana akım gazetelerde buzlanmadan servis edilmesine şahit olduk. Hiç kuşkusuz bu ne ulusal ne de uluslararası ilkelerle uyuşan bir olay değil. Aynı şekilde PKK yöneticilerinin ya da örgüt ile organik bağı olan siyasetçilerin söylemlerine medyada sıkça yer verildiği ve bu açıklamaların zaman zaman kamuoyu oluşturacak düzeylere ulaştığı görülüyor. Tüm bu örnekler pratikte bu normlara riayet edilmediğini gösteriyor. Denetim mekanizmasının tam anlamıyla işletildiğini söylemek maalesef zor.

Sanat söz konusu olduğunda ifade özgürlüğünün sınırları iyice genişliyor. Sanatsal üretimlerde özgürlük-güvenlik dengesi nasıl sağlanmalı?

Özgürlük-güvenlik denkleminin özgürlükler lehine genişletilmesi dolaylı biçimde terör örgütlerinin işlerini kolaylaştırabilmekte ve özgürlüklerin istismar edilmesine neden olmakta. Türkiye’de bazı mecralarda, bu anlamda özgürlüklerin mutlak kabul edilmesi ve her şartta uygulanması gerektiği kanaati hakim. Fakat hem anayasada hem de Türkiye’nin tabi olduğu uluslararası hukuki düzenlemelerde özgürlüklerin sınırlandırılabileceği şerhi düşülür. Özellikle terör eylemleri ve kamu güvenliğini ilgilendiren kritik zamanlar söz konusu olduğunda bu durum geçerlidir. Türkiye’de zaman zaman sanat üzerinden konu edinen ve meşrulaştırılan şiddet, dünyanın farklı yerlerinde yokluğa mahkum ediliyor ve alan bulması hem formel hem de informel boyutlarda engelleniyor. Normatif çerçeveyi aşan bir pratik durum söz konusu yani. Mehmet Selim Kiraz’ı şehit eden militanın ailesinin telefonla konser alanına bağlatılması ve alkışlatılması örneğini gördü Türkiye. Şimdi siz bunu yani şiddeti kendisine yöntem olarak benimseyen örgüt ve üyelerini nasıl sanat ile bağdaştırabilirsiniz. Bir müzik grubunun kendisini bu yola vakfetmesi doğrudan teröre destek olarak değerlendirilmelidir. Benzer biçimde ulusal TV’lerde yer alan kanallardaki eğlence programlarında şiddetin sanat üzerinden estetize edilmesine yönelik örnekler var. Tabii tüm bu örnekler kabul edilemez bir terör propagandasının işlediğini göstermektedir.

Entelektüel kamu içinde de bir baskı söz konusu değil mi? En ortadan konuşan dahi ‘apolitik’ denilerek dışlanıyor…

Kesinlikle öyle. Bu “alan” dediğimiz mücadele birimleri ile doğrudan ilişkili bir husus. Yani o ideolojik yönelimde olan insanların Türkiye’deki hakim pozisyonları ile ilişkili bir husus. Farkı bir şey söylediğinizde ya da hakim anlatıyı tehdit eden bir pozisyon aldığınızda hedef haline gelirsiniz. Terörün farklı alanlarda destek gördüğü ender ülkelerden biridir Türkiye.

Örgütlerin militan devşirme yöntemleri içinde medyanın etkinlik oranı nedir?

Terör örgütleri medya araçları üzerinden kendi ideolojilerini anlatmak, yaptıkları eylemlerin meşruiyetini üretmek ve örgütlerine militan devşirmek gayesiyle propaganda yöntemini sıklıkla kullanıyor. Hiç kuşkusuz terör örgütleri propaganda kapasitelerini artırmak amacıyla hem geleneksel hem de yeni medya olanaklarından sınırsız biçimde istifade ediyor. Terör eylemleri sonrasında teröristlerin medyayı kullanma biçimlerine bakıldığında bu durum açık biçimde görülüyor. Özellikle yeni internet teknolojilerinin ortaya çıkması ve bu platformların denetimden uzak yapısı örgütlerin propaganda yapabilmelerini kolaylaştırıyor. Bu ortamlarda örgütün ürettiği içerikler doğrudan bir müdahaleye maruz kalmaksızın dolaşıyor ve örgüt üyeleri buraları aktif biçimde kullanıyor. Üretilen video ve içeriklerin hedef kitlede karşılık bulması örgüte yeni militanların devşirilmesini sağlıyor ve halihazırda var olan militanların da psikolojik açıdan güçlenmesine hizmet ediyor.

Suriye’deki savaş özelinde ‘YPG’ yerine ‘Kürtler’ ifadesinin kullanımı dikkat çekiyor dış basında, yer yer iç basında. Bu en büyük sorunlardan biri. Belki de çözüme buradan başlamak gerek. Ne dersiniz?

YPG, Batı dünyası için DEAŞ ile savaşan iyi bir örgüt olarak kodlandığı için bu söylemin önüne geçmek biraz zor gözüküyor. Batı’da YPG’ye karşı büyük bir sempati ve ilginin bulunmasının yanı sıra küresel güçlerin YPG ile ilgili ilişkileri de bu söylemi beslemektedir. Türkiye’nin Zeytin Dalı ve Barış Pınarı gibi operasyonlarda başarılı olması bu anlatıyı kısmen zayıflatsa da bütünüyle değiştirememiştir. Nitekim Batılı ülkeler hem AB parlamentosunda hem de diğer mecralarda YPG’ye destek vererek bu durumu zorlaştırmaktadırlar. Böyle bir konjonktürde PKK ve YPG Kürtlerin temsilcisi olarak sunuluyor ve medyada üretilen söylem bu hususla paralellik arz ediyor.

[Star, Röportaj: Hale Kapla Öz, 26 Haziran 2020]

Etiketler: