Suriyeli Sığınmacılar

Muhalefet Sorumluluğu ve Suriyeliler

Yüzbinlerce Suriyeliyi katleden Esed ile öylece anlaşarak 3,6 milyon Suriyeliyi yurtlarına gönderemezsiniz. Zorla insanları ölüme, işkenceye yollayamazsınız. Muhalefet Suriyeliler konusunda sorumlu bir tutum almak istiyorsa Türkiye'nin güvenli bölge kurma politikasını desteklemeli. Avrupa'nın aşırı sağcılarına öykünmekten vazgeçmeli.

Bir süredir Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye İttifakı çağrısının önemine değiniyorum. Bu çağrı muhalefete de siyasi sorumluluklarını hatırlatıyor. “Türkiye merkezli” düşünmeye davet ediyor. İktidar ve muhalefetin bu yeni anlayışla dış politika, güvenlik ve ekonomi konularında ortak bir zemin yakalayabilmesi demokrasimizin ve bekamızın teminatı olacak. Siyaset kurumu güncel tartışmalar bir yana şu meydan okumalara çözüm aramak zorunda. Türkiye, son altı yılın türbülansının yüklerinden nasıl kurtulabilir? Etrafındaki bölgelerde değişen jeo-politik dengeleri nasıl ve hangi yönde etkilemeli? Yeni dünyanın karmaşık ve riskli gelişmelerine nasıl cevap üretilebilir? Gündemi bu sorulardan uzaklaştıracak her polemik ya da popülist girişim fayda değil zarar üretecek.

***

Seçimlerin rekabeti zannedilenin aksine muhalefeti daha çok yorar. AK Parti’nin on yedi yıllık kesintisiz iktidarı CHP’yi iktidar olabilme hissiyatından uzaklaştırdı. Yaşanan türbülans muhalefetin sorumluluk katsayısını iyice düşürdü. Kılıçdaroğlu’nun tercih ettiği siyasi taktikler CHP’yi ülkenin tümünü düşünen bir sorumlu bilinçten uzaklaştırdı. Bu da kendisini PKK ve FETÖ terörüyle mücadelede ve HDP’nin marjinalliğine göz yummada kendini gösterdi. Dış politikaya polemik malzemesi olarak yaklaşmayla sonuçlandı. Dahası, Suriyelilere yönelik ötekileştirici siyasette görüldüğü üzere “popülizmin en tehlikelisine”götürdü. Ciddi bir muhasebenin zamanıdır.

***

Seçim dönemlerinde İP Genel Başkanı Akşener ve Kılıçdaroğlu’nun Suriyeli mültecilere karşı kullandığı sert söylemler yönetme duygusunu bir kenara bırakan bir yaklaşımın ürünüydü. Ancak yine de seçim kampanyasının popülizmi dedik. Halbuki 31 Mart seçimleri sonrasında CHP’li belediyeler Suriyelileri şehirlerinden göndermek için birbiriyle yarışıyor. Önce Bolu belediye başkanı, arkasından İzmir Kemalpaşa belediye başkanı Suriyelilere “yardım kesme ve onları gönderme” uygulamasına geçti. Bu uygulama açıkça siyasi sorumsuzluk örneği. Yerelde iktidar olan CHP’nin genelde iktidar olamayacağının göstergesi. CHP, yerel popülizm üzerinde ırkçılığa gidişi teşvik ettiğinin farkında mı? Partinin güncel menfaatlerini tehlikeli şekilde Türkiye’nin önüne geçirdiğinin ayırdında mı? Bu şekilde ülke yönetilemez.
Belki de CHP’li başkanlar Suriyeliler’in CHP belediyelerinden Cumhur İttifakı’nın yönettiği illere gitmesini hedefliyor. Bir tür kurnazlık peşindeler. Türkiye’nin taşıdığı bu yükü sadece Cumhur İttifakı belediyelerine taşıtmak istiyorlar. Halbuki meselenin muhtemel sonuçları bu kadar basit değil.

***

Her şeyden önce Suriyeliler gitsin demek bir politika önerisi değil. Nasıl ve nereye sorularının cevabı yok. “Suriye’de savaş bitti, barış geldi.
Kusura bakma kendi memleketlerine gitsinler. Ne işleri var burada” cümleleri tam bir aymazlık örneği. Esed rejimi ile uzlaşarak Suriyeli mültecilerin ülkelerine döneceğini söylemek dış politikanın çok katmanlı yapısını tümden görmezden gelmek demek. Yüzbinlerce Suriyeliyi katleden Esed ile öylece anlaşarak 3,6 milyon Suriyeliyi yurtlarına gönderemezsiniz. Zorla insanları ölüme, işkenceye yollayamazsınız. Muhalefet Suriyeliler konusunda sorumlu bir tutum almak istiyorsa Türkiye’nin güvenli bölge kurma politikasını desteklemeli. Avrupa’nın aşırı sağcılarına öykünmekten vazgeçmeli.

[Sabah, 27 Nisan 2019]

Etiketler: