çağlar23

Mahallesinden Erdoğan Eleştirileri

Erdoğan kimliğine yapılan eleştirilere karşı rol yapmadıkça, sözde 'yüksek kültür'ün kodlarını benimsemeyip aksine ısrarla olduğu gibi göründükçe, eleştiriler artarak iyice irrasyonelleşiyor.

Muarızları Erdoğan’ın icraatlarını ya da fikirlerini değil ait olduğu sosyal-ekonomik sınıfı ve bu sınıftan kaynaklanan yatkınlıklarını, önceliklerini ve davranış kalıplarını eleştiriyorlar. Söz konusu durum Erdoğan’a sol, Kemalist ve batıcı bir perspektiften yapılan eleştirilerde çok daha ayan beyan ortada. Bir Kasımpaşalı olan, dindar kimliğinden dolayı ‘inşallahlı-maşallahlı’ konuşan, birkaç yabancı dili tercihen İngilizcenin yanında Fransızcayı da aksansız bir telaffuzla konuşamayan, golfe değil güreşe, klasik batı müziğine değil türkülere meraklı Erdoğan bu özellikleriyle ‘daha ne olsun’ türünden büyük bir kusur sahibi oluyor.

Erdoğan’ın sınıfsal kusuru öyle büyük ki diğer bütün hasletlerini gölgede bırakıyor.

Cumhurbaşkanı’nın altından tahta oturtsa oy alamayacağı bir seçmen kitlesi var.

Üstelik söz konusu seçmenler irrasyonel tutumlarını büyük bir marifetmiş gibi gururla ifade edip, hareketlerini meşrulaştıracak gerekçeleri birbiri ardına sıralıyorlar.

Erdoğan kimliğine yapılan eleştirilere karşı rol yapmadıkça, ‘aslında öyle olmadığını’ kanıtlamaya çalışmadıkça, sözde ‘yüksek kültür’ün kodlarını benimsemeyip aksine ısrarla olduğu gibi göründükçe, eleştiriler artarak iyice irrasyonelleşiyor ve sınıfsal bir öfkeye dönüşüyor. Maalesef bu durum sadece Erdoğan’a karşı mahalleden yapılan eleştirilerle de sınırlı değil. Erdoğan’la aynı mahallede yer alan muhafazakarların bir kısmının Erdoğan karşıtlığı da aynı motivasyondan kaynaklanıyor. Türkiye’de AK Parti döneminden bu yana uygulana gelen radikal laiklik politikaları dindarlık ve/veya muhafazakarlığın bazı muhafazakarlar tarafından da saklanması, uluorta dile getirilmemesi, örtülmesi gereken bir kimlik olarak kabul edilmesine neden oldu. Özellikle eli kalem tutan, yazan-çizen, düşünen-konuşan bazı muhafazakarlar bu eylemlerini hep ‘kimliklerine rağmen’ yapageldiler.

Türkiye’de dindar muhafazakarlığın uzun müddet merkezde yer alamadığı, taşraya sıkıştığı bilinen bir durum.

Taşralı kökenlerden gelen muhafazakar/ dindar elitler kendilerine elit payesi veren özelliklerini kimliklerinin diğer unsuru olan taşralılığa karşıt olarak konumlandılar. Okumayı, yazmayı, düşünmeyi başlı başına bir eylem olarak değil kendilerini taşralı kimliklerinden kurtaran araçlar olarak tahayyül ettiler.

Seküler toplum kesimleri nezdinde büyük bir kusur olan taşralılıklarını bu şekilde gölgelediler, saklamaya çalıştılar. Bu durum bilince, kimliğe, şahsiyete ait bir arıza olmanın yanında kısmen de olsa bir zorunluluktu. Dindar kimliklerini görünür kılsalar, sözgelimi bu kimliğin bir göstergesi olan imam-hatipli olmalarını vurgulasalar sahip oldukları ve kendilerini seçkin kılan pozisyonlara gelemeyeceklerini biliyorlardı.

Taşralılık ithamına aldırmak şöyle dursun kendisine bu ithamın yapılmasına sebep olarak algılanan özellikleri ile iftihar eden, dindar kimliğini saklamak ihtiyacı hissetmeyen Erdoğan bu yönüyle kendi mahallesinin elitlerinin sınıfsal öfkesini de çekiyor. Cumhurbaşkanı hemen her hareketi ile bu toplumda dindarların var olduğunu, görünür olduğunu ve dindarlığın saklanacak, gocunulacak değil aksine özenilecek bir özellik olduğunu ortaya koydukça sahip olduğu görece ayrıcalıklı pozisyonu dindar kimliğini saklayarak elde etmiş bir kısım dindarmuhafazakarın da tepkisini çekiyor. Tıpkı seküler tepkinin sınıfsal öfkeye dönüşmesi gibi mahalle içerisinde gelen bu tepki de öfkeye dönüşüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğu gibi davranmaya devam ettikçe olduğunu, aslını, kökenini gizlemeyi bir karakter unsuru haline getirmiş bazı muhafazakarlar hataları yüzlerine vurulmuş gibi hissediyorlar.

Erdoğan eleştirilerin hepsinin olmasa da hatırı sayılır bir kısmının ardında yatan motivasyon bu.

[Takvim, 23 Ağustos 2017]

Etiketler: