Libya

Libya Krizinde BM’nin Rolü ve Krizin Geleceği

BM Genel Sekreteri Antionio Gutteres'in Bingazi'de kendisini ziyaret ettiği sırada Haftar'a bağlı birliklerin Trablus'a saldırması, Libya'ya ilişkin uluslararası toplumun çözüm girişimlerini ve ülkenin geleceğini tartışmaya açtı.

BM Genel Sekreteri Antionio Gutteres’in Bingazi’de kendisini ziyaret ettiği sırada Haftar’a bağlı birliklerin Trablus’a saldırması, Libya’ya ilişkin uluslararası toplumun çözüm girişimlerini ve ülkenin geleceğini tartışmaya açtı.

BM Genel Sekreteri’nin Haftar’ı hangi sıfatla ve hangi amaçla ziyaret ettiğine ilişkin verilecek cevap BM’nin Libya krizinin çözümünde bir rol oynayıp oynayamayacağının da cevabıdır aynı zamanda.

Haftar 2014’te seçilmiş ve meşru hükümete karşı darbe girişiminde bulunmuş kanundışı bir darbecidir. Libya hukuk sistemine göre de BM öncülüğünde imzalanan Libya Siyasi Anlaşması’na (LSA) göre de Libya halkı adına müzakere hakkına sahip değildir. LSA’nın hayata geçirilmesini silah yoluyla engellemiş, LSA’dan doğan kurumları işlevsiz hale getirmiştir.

BM Genel Sekreteri’nin, BM’nin çözüm süreçlerini engelleyen ve BM’nin yetkilendirdiği hükümeti işlevsiz hale getiren hukuk dışı bir darbecinin ayağına kadar gitmesi, daha trajiği, bu darbecinin BM Genel Sekreteri oradayken BM’nin yetkilendiği hükümete saldırması, BM’nin Libya krizini doğru okuyamadığını, taraflarla makul zeminde müzakere etmediğini ortaya koymuştur.

BM’nin bu yanılgısını bilgisizlikle izah edemeyeceğimize göre, İsrail-BAE hattı ve Fransa’nın Libya krizindeki stratejik iş birliğinin BM üzerindeki etkisiyle açıklayabiliriz.

Yani BAE lojistik ve finansal destekle sahada hukuk dışı bir aktör yaratmakta, Fransa ve BM bu aktörü meşru muhatap kabul ederek onu siyasi aktöre dönüştürmektedir.

BM, LSA’da kendi çizdiği meşruiyet sınırlarını uymadığı, BAE, Mısır’ın Libya’daki hukuk dışı müdahalelerine sessiz kaldığı ve Fransa’nın bu hatla yakın ilişkisin etkilerine maruz kaldığı için 2014’ten bu yana Libya krizinin çözümünde kolaylaştırıcı rol oynayamamıştır.

Haftar bu koşullarda, uzun bir hazırlık döneminin ardından Trablus’a yürümüş, BM sessiz kalmış, Fransa ve ABD’nin açıklamaları Haftar’a alan açmıştır.

Haftar, 2017-2018 yıllarında Bingazi ve Fizan arasındaki bölge olan Cufra’yı almış, doğu ve batı arasındaki petrol hilalinin kontrolünü ele geçirmiş, Temenhind askeri üssüne yürümüş, Fizan’ı çatışarak ele geçirmiştir. Bunu yaparken BAE’nin kendisine sunduğu mali imkanlarda birçok asker ve siyasi ismi kendi tarafına çekmiştir. Son olarak Trablus’un yaklaşık 100 km güneyindeki Gıryan’da konuşlanarak Trablus’a saldırmıştır.

BM ve ABD, “Trablus kırmızı çizgimizdir, Haftar Trablus’a saldıramaz” dediği için Trablus’taki hükümet gerekli tedbirleri almamıştır. Haftar Trablus’a saldırdığında uluslararası toplum “tarafları müzakere davet ediyoruz” şeklinde açıklamalarla Haftar’a alan açmıştır. Yani “Haftar Trablus’u alırsa tanırız, alamazsa müzakere masasındaki yeri hazır” mesajı vererek, Haftar’a Trablus’a saldırdığı için cezalandırılmayacağı mesajı vermiş ve onu cesaretlendirmiştir.

Bu noktalar dikkate alındığında Libya krizi yerel aktörlerin tek başına çözemeyeceği bölgesel ve küresel bir krizdir, bölgesel ve küresel mutabakat sağlanmadan çözülmesi mümkün değildir.

İsrail-BAE ekseni Haftar’ı bir aktör olarak yaratmıştır, bu eksen Libya’da hedeflerine ulaşıncaya ya da bazı dengeleri dikkate alarak geri adım atıncaya kadar Libya’daki faaliyetlerini sürdürecektir. Bu eksene yakın duran Fransa ve diğer Avrupa devletleri arasında denge sağlanmalıdır zira diğer Avrupalı aktörler Fransa’nın tek başına Libya’da aktör olmasını istemeyecektir. ABD bu süreçleri yönetmek isteyecektir, ABD’nin en belirleyici aktör olduğu ona hissettirilmelidir. Türkiye’nin Libya halkının taleplerinin ve Libyalı aktörlerin tamamen sistem dışına itilmeyeceği konusunda ikna edilmesi gerekmektedir.

Bir diğer ifadeyle Libya krizi yerel, bölgesel ve küresel bütün aktörlerin yer aldığı karmaşık bir denklemdir ve çözülmesi bir hayli zaman alacaktır.

[Sabah, 20 Nisan 2019]

Etiketler: