YPG - PKK - SDG

Kürtler, Terörle Birlikte Anılmalarına Tepki Göstermeli

Batının terör örgütlerini kullandığı artık komplo teorisi falan değil. Seçilen hedef ülkenin istikrarsızlaştırılmasında, bir bölgeye ya da ülkeye müdahalenin mümkünlük şartlarının oluşturulmasında ya da coğrafyaların yeniden dizaynında terör örgütlerinin bir enstrüman olarak kullanıldığını Batılılar saklamıyor.

Batının terör örgütlerini kullandığı artık bir komplo teorisi değil. Seçilen hedef ülkenin istikrarsızlaştırılmasında, bir bölgeye ya da ülkeye müdahalenin mümkünlük şartlarının oluşturulmasında ya da coğrafyaların yeniden dizaynında terör örgütlerinin bir enstrüman olarak kullanıldığını Batılılar saklamıyor.

Eskiden, en azından uluslararası kamuoyu önünde açıktan itiraf etmezlerdi. Şimdi buna gerek duymuyorlar. Önceki seçim kampanyasında Trump, “Obama DEAŞ’ı kurdu. Ve Hilekâr Hilary Clionton da örgütün yardımcı kurucusudur” demişti.

Trump kendisi ise bugünlerde PYD/YPG terör örgütüne neredeyse “devlet” muamelesi çekiyor. PYD terör örgütünün yöneticilerinden olan ve 196 ülkede kırmızı bültenle aranan “Mazlum Kobani” kod adlı Ferhat Abdi Şahin, ABD Başkanı tarafından telefonla aranıp Washington’a davet ediliyor. Rusya dâhil, diğer Batılı devletler bu konuda ABD’den geri kalmıyor.

Batı’nın El-Kaide ve DEAŞ terör örgütlerini nasıl kullanıp, son kullanım süresi dolunca da bir tarafa attığı artık kanıtlanmış durumda…

***

Suriye’de DEAŞ ve PYD’nin yakın geçmişte hareket tarzına, saldırı izlerine, dönüşüm çizgisine ve iş tuttukları devletlerin politikalarına bakıldığında her şey açıkça ortada.

Sadece bir örnek vermek gerekirse…

Suriye iç savaşının başlamasından itibaren ABD, soruna çözüm bulmak yerine istikrarsızlığın daha da derinleşmesini istedi.

DEAŞ ve türevlerini bu istikrarsızlığın derinleşmesi için devreye sokarken, bir yandan da Suriye’nin kuzeyinde kendine müzahir olan ve kullanılmaya hazır PYD’ye yatırım yaptı.

PYD’yi kendine tam olarak sadık ve muhtaç hâle getirmek için de DEAŞ’ı PYD bölgesine yönlendirdi. 2014’te DEAŞ’ın aniden Ezidi Kürtlerin bulunduğu Şengal’e ve ardından yine Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Ayn el-Arab’a (Kobani) yönelmesi, terör aklının bir ürünü değildi.

Söz konusu dönemin konjonktüründe bile  DEAŞ’ın bu hamlesi Suriye’de yaşananlar açısından “ani bir karar ve beklenmedik olarak” değerlendirilmişti.

Plana göre, DEAŞ Kürtlere önce saldırtılacak ve ardından ABD bir “Rambo kurtarıcılığı” ile devreye girecekti. Plan işledi.

Suriye’nin Kuzeyine “Kürtlerin kurtarıcısı” olarak gelmek yetmeyecekti.

PYD’yi kullanışlı bir aparata dönüştürmek için PKK’dan ayrıştırmak ve Türkiye’de PKK destekçisi kesimleri de PYD’ye yönlendirmek gerekmekteydi.

Bu anlamda, DEAŞ’ın HDP mitinglerini hedef alması ve bunun ardından “hükûmetin DEAŞ’ı desteklediği” manipülasyonlarının devreye sokulması da bir planın parçasıydı.

Bu plan da tam olarak devreye sokuldu.

Peşmergenin Suriye’nin kuzeyine geçişine izin veren, sınırlarını 300 binden fazla Kürt mülteciye açan Türk hükûmetinin yaptıkları görülmezken; kendisini uzun yıllardır ABD karşıtı olarak pazarlayan ne kadar sol ve HDP sempatizanı varsa, hepsi bir anda ABD’yi “büyük kurtarıcı” olarak görmeye başladılar.

HDP ve PKK/PYD’ye Rojova’da devrim hayalleri kurdurttular. Türkiye içinde “çözüm süreci” gibi sonunda sadece “demokratik hakların kazanılacağı” küçük meselelerle ilgilenmemeleri gerektiğini salık verdiler.

Kantondan devletçik vaatleri bir yana, bu kantonların “İsviçre tipi” olacağını bile söylediler.

Bir yandan da PKK elebaşları olan Murat Karayılan, Cemil Bayık ve Duran Kalkan’ın yakalanması için başlarına değişen miktarlarda toplam 12 milyon dolarlıktık ödül koyarak, PKK’nın kullanım süresinin dolduğunu gösterdiler. PKK militanlarının PYD’ye gitmesi için ortam oluşturdular.

Gelinen noktada…

Ankara, 6 yıllık planı 6 günde bozunca, PYD için ABD ve Batı ülkeleri yeni vaatlere yöneldiler. “Devlet olmadı,  ‘petrol bekçiliği’ verelim, Kürtlerin temsilcisi olarak sizi görelim, elebaşlarınızı ‘general’ olarak taltif ederek kendi başkentlerimizde ağırlayalım” falan diyorlar. Yeniden motive etmeye çalışıyorlar.

Terör örgütleri, “bekçi köpekliği” yapmaya her şart ve ortamda hazırlar. Bundan da vazgeçmiyorlar.

Bu dönemde esas sorumluluk Kürtlere düşüyor. Batılılar durmadan, Kürtleri PKK ve PYD ile eşitliyorlar. Onları bir ve beraber gösteren, “Türkiye Kürtlerle savaşıyor” veya “Türkler Kürtleri katlediyor” gibi cümleler kuruyorlar.

Böyle söylemek Batı’nın işine geliyor. Ama Kürtler buna itiraz etmeli. Tepki göstermeli. PYD ve PKK gibi terör örgütlerinin kendileri ile bir ilgisinin olmadığını söylemeliler.

Sadece Türkiye’nin devlet olarak tepki göstermesi maalesef yetmiyor.

[Türkiye, 5 Kasım 2019]

Etiketler: