Kati Piri

Hükümsüz Kati Piri Raporu!

Avrupa Parlamentosu’ndaki “Avrupa-Merkezci”, yani “her şeyin en doğrusunu biz Avrupalılar biliriz” diyen egoistler Türkiye’ye, “hem seni üye yapmaya niyetimiz yok hem de eleştirmeye devam edeceğiz” demek mi istiyorlar?

Bir önceki yazıyı Yeni Zelanda’daki terörist saldırıya ayırmak gerektiği için Avrupa Parlamentosu’nun skandal Türkiye raporunu değerlendirmeyi ertelemek zorunda kalmıştım. Şimdi bu rapordan bahsedelim.

Raporun tarafsız olduğunu düşünebilir miyiz?

Avrupa Parlamentosu Türkiye’ye rapordaki eleştiri ve talepleri yöneltecek hakka sahip midir?

Öncelikle rapor tarafsız değil. Zira raporun hazırlanmasından sorumlu Hollandalı parlamenter Kati Piri’nin Türkiye’nin güvenliği aleyhine faaliyet gösteren terör örgütlerine bakışı sorunlu. Ayrıca raporun hazırlanmasında bu örgütlerin sempatizanlarının ve muhaliflerin görüş ve iddiaları esas alınıyor.

Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi eleştirme ve raporda dile getirilen konuları talep etme hakkı olup olmadığına gelince, bu iki konuyu ayrı değerlendirmek gerekir.

Öncelikle AB’nin, üye olarak alma niyetine sahip olduğu aday ülkelere Kopenhag Kriterleri çerçevesinde birtakım eleştiriler getirme hakkı vardır kuşkusuz. Bu, adaylık sürecinin doğal sonucudur.

Bu durumda sormak gerekir.

AB’nin Türkiye’yi üye olarak alma niyeti var mı?

Yoksa Avrupa Parlamentosu’ndaki “Avrupa-Merkezci”, yani “her şeyin en doğrusunu biz Avrupalılar biliriz” diyen egoistler Türkiye’ye, “hem seni üye yapmaya niyetimiz yok hem de eleştirmeye devam edeceğiz” demek mi istiyorlar?

Eğer Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi üye olarak alma niyeti yoksa, Ankara neden Brüksel ya da Strasburg’dan gelen haksız ve ağır eleştirilere tahammül etsin?

Etmiyor zaten…

“Kati Piri raporu”nun Türkiye açısından kabul edilemez olduğu, değersiz ve hükümsüz olduğu, Türkiye-Avrupa ilişkilerini baltalamayı hedeflediği ve Avrupa’da yaygınlaşan aşırı sağ ideolojinin bir ürünü olduğu hükûmet sözcüleri tarafından dile getirildi.

İkinci olarak AB’nin aday ülkelere demokrasi ve insan hakları alanlarında eleştiride bulunmak için bu konularda kendisinin de tutarlı bir çizgisinin olması gerekir.

Peki, AB’nin böyle tutarlı bir çizgisi var mı?

15 Temmuz’da Brüksel, Berlin ve Paris’in tavrı Türkiye’de demokrasiden yana mıydı, yoksa darbenin başarılı olmasından yana mı?

Mısır’da ülke tarihinin demokratik seçimlerle gelen tek cumhurbaşkanı olan Mursi’nin darbe ile devrilmesi sırasında AB ülkeleri acaba darbecilerin başarısından yana mı tavır aldılar, yoksa demokrasinin devamından yana mı?

Filistin tarihinin ilk ve tek demokratik seçimleri sonucu 2006 yılında beklemedikleri bir sonuç çıkıp Hamas seçimleri kazanınca, AB ülkeleri “halkın iradesi bu yönde tecelli etti” deyip seçim sonuçlarını kabullenme yolunu mu seçtiler, yoksa İsrail ile ortak hareket edip Hamas’ın iktidarını engelleme yolunu mu?

15 Temmuz darbe girişimi başarısız olunca, aylarca Türkiye’ye darbeciler karşısında destek ziyareti yapmayan AB liderlerinin, Mısır diktatörü Sisi’nin dokuz genci haksız yere idam ettiği hafta içerisinde tam kadro hâlinde bu ülkede yapılan AB-Arap Birliği zirvesine katılmalarını Brüksel’in insan hakları politikası açısından nasıl yorumlamak gerekir?

Mülteciler konusunda yükselen aşırı sağa teslim olan ve mülteci ve yabancı düşmanlığına doğru evrilen AB’nin insan hakları konusunda dünyaya söyleyecek sözü kaldı mı? Var olduğunu ileri sürüyorsa, bu sözlerin her yıl Avrupa’ya ulaşmak isterken Akdeniz’de boğulan binlerce mülteci için herhangi bir anlamı olabilir mi?

AB’nin yakın dönem dış politikasının analizi, demokrasi ve insan hakları söylemlerinin içi boş söylemlerden ibaret olduğunu ve sadece çıkarları kamufle etmek için başvurulan bir aracı ifade ettiğini gösterir.

Bu yüzden AB’nin de, onun parlamentosunun da, o parlamentoda oturup taraflı raporlar yazan Kati Piri’nin de insan hakları ve demokrasi konularında Türkiye’ye söyleyecek sözü yoktur.

Kati Piri raporunda Türkiye’ye yöneltilen taleplere gelelim.

Kıbrıs’tan Türk askerleri çekilsin,

Akkuyu’daki nükleer santral inşaatına son verilsin,

Ermenistan ile ilişkiler normalleştirilsin…

Kıbrıs’ta 2004’te yapılan referandumda çözüme karşı çıkan Rum tarafını bir hafta sonra üye yaparak ödüllendiren ve Kıbrıs meselesini çözümsüzlüğe mahkûm eden AB’nin Türk askerlerinin adadan çekilmesini talep etme hakkı olabilir mi?

Azerbaycan topraklarının beşte birini işgal altında tutan Ermenistan’a bu işgali sonlandırması için baskı yapmayan AB’nin işgalci Ermenistan ile ilişkilerini normalleştirmesi için Türkiye’ye baskı yapması kabul edilebilir mi?

Akkuyu Nükleer Santrali konusundaki talep ise yorumlanmaya bile değmez…

İşte AP’nin kabul ettiği hükümsüz Kati Piri raporu…

[Türkiye, 20 Mart 2019]

Etiketler: