Kurt10_b

Emani, Halef ve Niceleri İçin “Türkiye Hicret Edilen Bir Ülkedir”

İnsanların bir şehirden, bir ülkeden bir kıtadan bir başkasına göçmesi oldukça olağan bir durum ve yüzyıllardır yapılagelen bir eylem. Hicret ise bambaşka bir şey.

Başlıktaki ibare bana ait değil, anlaşılacağı üzere bir alıntı. Bu sözü yaklaşık üç yıl önce bir televizyon kanalını izlerken Feridun Yılmaz’dan işitmiştim.

Oldukça sahih bir söz. O gün işitir işitmez Türkiye’nin zihnimde karşılık geldiği anlamın yerli yerine oturduğunu fark etmem de zor olmadı. Sanki aradığım bir şeyi bulmuş gibiydim. Türkiye’yi anlatmak için yapılan onlarca tasvir içinde benim için özel bir anlamı var.

İnsanların bir şehirden, bir ülkeden bir kıtadan bir başkasına göçmesi oldukça olağan bir durum ve yüzyıllardır yapılagelen bir eylem.

Hicret ise bambaşka bir şey. Basit bir arayış ya da yer değiştirme değil. Kaçtığınız şey ne ise gitmeyi tercih ettiğiniz yeri ona göre seçiyorsunuz.

İnsan yoksulluktan kaçar, daha iyi geçim şartlarına ulaşabileceği bir yere gider ve seçenekleri çoktur. Bunların arasından bir seçim yapar. Kalabalıktan kaçmak için daha sakin bir yer arar, bulması da zor değildir. Bunları çoğaltabiliriz.

Ancak zulümden kaçmak zorunda kaldığında insanın gideceği pek az yer vardır.

Emniyette olacağı bir yer arar. Canı ve iffetinden emin olacağı bir memlekete gitmek ister. Böyle bir yer bulamayacağını anladığında ölmeyi tercih eder. Müslümanların miladi yedinci yüzyılda hicret etmeyi düşündüklerinde akıllarına gele gele Habeşistan ile Medine’nin gelmesi bundandır.

Suriye savaşı başladığında da insanlar değişik kaygılarla farklı yerlere gitmeyi tercih ettiler. Kimileri Avrupa’ya gitti, kimileri Ürdün’e, Lübnan’a ya da Mısır’a attı kendini. Uyanık profesyoneller lütfedip kabul ettikleri birkaç yüz mülteci üzerinden reklam kampanyaları da yürüttü.

Türkiye’ye gelenlerin ise kardeş olduğunu bizzat bu memleketin Cumhurbaşkanı ilan etti. Bu ifade bir buyruk, bir hukuk normu ya da prosedürel bir düzenleme değildi. Bir ilandı. Yani olan şeyi duyurmaktaydı Reis-i Cumhur. Bunun üstüne yapılacak ne bir tanım, ne de söylenecek bir söz vardı. Dünyaya da mazlum ve mağdurluklarını haykırdı.

Gelenler bizim kardeşimizdi. Biz onları bizden bildik. Ülkemizi, hukukumuzu onlarla paylaştık. Bir kısmı bizden daha fakir, bir kısmı bizden daha varlıklıydı. Bazıları bizden daha yetenekliydi. Herkes için işleyen düzen ve manzumeler dizesi onlar için de işledi.

Birbirimizle nasıl geçindiysek onlarla da geçindik. Birbirimizle nasıl kavga ettiysek onlarla da ediverdik. Ancak onların mazlum ve mağdur olduğunu hatırdan çıkarmadık.

Eli silah tutanlarıyla birlikte canımıza kast edenlere karşı Çobanbey’de savaştık, El-Bab’da destan yazdık. Birlikte şehit ve gazi olduk.

Gelgelelim steril akademisyen Türkiye’ye sığınan çocukları ve kadınları kendisi için bir araştırma nesnesi kıldı ve buna devam edecektir. Onları eğitmekten filan bahsedecektir. Kafatasçılar mazlum insanları bir yük, bir fazlalık olarak görmeye devam edeceklerdir. Zalim yardakçısı siyasetçiler onları bir an önce geldikleri yerlere gönderme fırsatını kollayacaklardır. Şezlongunda uzanırken evlerine dönmelerini isteyen şarkıcılar, fırıldaklar ve eli iş tutmaz beceriksizlere edilecek bir laf bile yok. Pespaye gazeteci, hunharlığa sebep aramaya devam edecektir.

Bunlarla aynı ülkede yaşıyoruz ama biz onlardan beriyiz. Aramızdaki hukukun ne olduğunu da gayet iyi biliyoruz. Bu hukuka riayet ediyor ve aynı şeyi kendilerinden bekliyoruz.

Biz zalimle birlikte olmayız. Zulme rıza göstermeyiz. Zulmün üstünü örtmek için adaleti bir pankarta çevirmeyiz. Çünkü adaletin her an tecelli ettiğini biliriz.

Tekraren, Türkiye hicret edilen bir ülkedir. Hicretin ne olduğunu bilen insanların ülkesidir. Biz bununla iftihar ederiz. Eğer kendimize bir vazife addedeceksek, Türkiye’yi hicret edilen bir ülke olarak tutmak için çaba sarf etmekten başka bir şey olmayacaktır.

Emani ve Halef’i taşıyan cenaze arabasının arkasından bakarken sahip çıkamadığımız bir emanetin ağır yükü altında ezildiğimizi hissettik. Babalarının sözleri kendilerinden bir kez daha af, Rabbimizden de mağfiret dilememize vesile oldu. Türkiye’ye dair duamız gözyaşımıza karıştı. Bize bu ülkenin anlamını, kendisine bağlanan umudu ve sorumluluklarımızı yeniden hatırlattı.

[Fikriyat, 10 Temmuz 2017]

Etiketler: