Meslek Eğitimi

Eğitim Zirvesi ve Meslek Eğitimi II

Türkiye´de mesleki ve teknik eğitimin görünümünü, değişimin hızı ile mesleki gelişim arasındaki ilişkiyi, vizyon belgesinin yayınlanmasından sonra MEB'in attığı adımların ne anlama geldiğini..

Geçen yazıda 11 Mart 2019 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı ve Turkuvaz Medya Grubu tarafından yapılan ve Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un da katıldığı Türkiye 2023 Eğitim Zirvesinde mesleki eğitimin geleceğinin tartışıldığını belirtmiştik. Yazıda Türkiye´de mesleki ve teknik eğitimin görünümünü, değişimin hızı ile mesleki gelişim arasındaki ilişkiyi, vizyon belgesinin yayınlanmasından sonra MEB’in attığı adımların ne anlama geldiğini yorumlamıştık. Ayrıca mesleki eğitimin temel sorunu olan mesleki eğitim liseleri bölümlerindeki öğrenci sayıları ile şehir ekonomilerinin insan kaynağı ihtiyacı arasındaki uyumsuzluğu incelemiştik. Şimdi diğer bir soruna geçilebilir.

SORUN 2: Mesleki eğitimi yönetim anlayışı, Bakanlıktan okula her düzeyde rol, yetki ve sorumlulukların paylaşımı bağlamında dinamik bir yönetime imkan vermemektedir.

Değişimin hızlanması, küresel anlamda iş piyasalarının hızlı bir şekilde değişmesi, meslekler için gereken teknik becerilerin bunları takiben değişmesi ve Türkiye özelinde mesleki eğitim liseleri bölümleri ile kentlerdeki iş piyasalarının insan gücü ihtiyacı arasındaki örtüşmemesi gibi sebepler mesleki eğitim sisteminin yeniden tasarlanmasını gerektirmektedir. Bu ise mesleki eğitim yönetim sisteminin, modelinin ve mekanizmasının yeniden tasarlanması anlamına gelmektedir. Bakanlıktan okula varıncaya kadar eğitim yönetim rollerinin verimli bir tasarıma ihtiyacı vardır. Hali hazırda mesleki eğitim yönetimi oldukça merkezidir.

Türkiye’de “üniter devlet yapısını” koruma ve güvenlik endişelerinin bulunduğu açıktır. Bununla beraber kademeli bir geçiş mümkündür. Öncelikle İl, ilçe ve meslek liselerinin güçlendirilmesi mümkündür. Türkiye “yerinden eğitim yönetim” aşamasını başarmak durumundadır. Yerinden yönetimin hali hazırdaki aktörleri il, ilçe milli eğitim ve okul müdürleridir. Mesleki eğitim düzeyinde il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinin öncelikli iki sorunu açılacak bölümler ve öğrenci sayısının şehir ekonomisi ile anlamlı bir planlaması ve eğitim programlarının belli aralıklarla güncellenebilmesidir. İllerde kurulacak ölçme değerlendirme birimleri iyi çalıştıkları takdirde planlama ve rasyonel karar alma süreçlerine katkı verebilir.

Bu noktada Milli Eğitim Bakanlığının şehir ekonomilerini analizlerle ilişkili üst ölçekli planlama, mesleki eğitimin kalitesinin artması için gereken yasal düzenleme çalışmalarının yapılmasına odaklaşması, eğitim ve yönetim kalitesinin denetimine, verilerin nitelikli analizine, üst ölçekli ölçme, değerlendirme ve analizlere odaklanması sistemi çok daha etkin ve önünü görebilir hale getirir. Ayrıca MEB tarafından meslek eğitiminin etkin yönetimi için Aile ve Çalışma, Sanayi ve Teknoloji, Sağlık gibi diğer bakanlıklarla ve İŞKUR, TÜBİTAK gibi devlet kurumlarıyla gereken işbirliği adımlarının atılması önceliklidir.

Şehirlerdeki mesleki eğitime ilişkin karar oluşumunda ve yönetiminde il İŞKUR yöneticileri, üniversite, yerel yönetimler, sanayi ve ticaret odası ve esnaf odaları, ilgili yerel STK’ları sürece katan mekanizmalar ve modeller inşa edilmek durumundadır. Bu aktörlerin yer aldığı karar verme mekanizmalarıyla mesleki eğitimde şehir ölçekli ihtiyaçların tespiti, şehir ölçekli planlama, eğitimin kalitesini denetim, eğitimin kalitesini arttırmak için mali kaynak üretme ve her bir eğitim programının güncellenmesine destek vermek mümkün olabilir. Aksi takdirde ihtiyaç duyulan mesleki bölüm ve öğrenci sayılarının sağlıklı tespiti, mesleki eğitim programlarının hızlı güncellenmesi, öğretmen ve okul yöneticilerinin sürekli geliştirilebilmesi, atölyelerin yenilenmesi gibi okullarının fiziksel ve mali ihtiyaçlarının karşılanabilmesi mümkün olmayabilir.

Mesleki eğitimin en küçük birimi meslek liseleridir. Bu tasarımda en büyük rol okullara düşecektir. Öğretmenlerin okul temelli mesleki gelişimleri, okul yöneticilerinin güçlendirilmesi, okul etrafında yukarıda sayılan eğitim paydaşlarının birleştirilmesi önemlidir. Meslek liselerinin tüm Türkiye çapında “istihdam garantili eğitim” hedefine ulaşabilmeleri okul temelli yaklaşım ve yukarıda sayılan aktörleri eğitim süreçlerine dahil edebilen mekanizmalarla mümkün olabilecektir. Yine meslek liseleri, Bakanlığın da hedefi olan “işyerinde uygulamalı eğitimi” etkili işleyen bir modele dönüştürdüklerinde meslek öğretmenlerin becerilerinin güncellenmesi, eğitim programlarının güncellenmesi ve öğrencilerinin istihdamını kolaylıkla ve kademeli halledebileceklerdir. Çünkü işyerinde eğitim özdeğerlendirme ihtiyacı doğurmakta bu da eğitim programlarının değerlendirmeler neticesinde düzenli olarak güncellenebilmesini gerekli kılmaktadır. Diğer bir ifadeyle mesleki eğitim piyasa ihtiyaçlarına göre sürekli kendisini güncelleyen bir sistem gerektirmektedir.

Sorun 3: Meslek liseleri ile meslek yüksekokulları arasındaki kariyer, beceri ve yeterlilik gelişimi bakımından ilişki zayıftır.

Meslek liseleri ile meslek yüksekokulları arasında beceri, yeterlilik ve yetkinlik gelişimi bakımından bir kariyer yolu, bir bütünlük veya tamamlayıcılık yoktur. Burada en temel sorun meslek eğitiminin iki farklı kurum tarafından (MEB ve YÖK) yönetiliyor olmasıdır. Meslek yüksekokulları üniversite yönetimleri tarafından fakültelerin yönetimi, yayınların arttırılması ve araştırmaların güçlendirilmesi hedeflerinin yanında birincil öncelikli sorun olarak algılanmaz. Uygulamalı üniversiteler yeni bir uygulamadır. Bu süreçlere nasıl bir katkı vereceği ileride ortaya çıkacaktır. Türkiye için burada şu soru önemlidir: Mesleki eğitimin gerektirdiği hızlı ve etkin yönetim iki parçalı yapı ile sağlanabilir mi, sağlanamaz mı? Öncelikle buna karar verilmeli. Mesleki eğitimin yönetimi yerinden ve yerelden olsaydı bu noktada daha az sıkıntı olurdu. Hali hazırda acil reform ihtiyacı bulunmaktadır.

ÖNERİ :

Mesleki eğitim veren liselerde eğitim alan öğrencilerin kariyer yollarını beceri odağında genişletmek mesleki eğitimin tercih edilebilirliğini arttıracaktır. Bu nedenle meslek liselerinden meslek yüksekokullarına, meslek yüksekokullarından lisans programlarına geçişin imkanları genişletilebilir.

Meslek liselerine yönelik talebi arttırmak için öncelikle yapılması gereken, yıpranan meslek lisesi itibarının yükseltilmesidir.

  1. Meslek liseleri ile meslek yüksekokulları arasındaki ilişki “işyerinde eğitim”, mesleki becerilerin gelişimi ve kariyer yolu inşası bakımından bütüncül olarak tasarlanabilir. Değişimin hızı bu noktada büyük bir güçlük oluşturmaktadır. Fakat beceri gelişiminin planlanması üzerinden çözüm imkanı vardır.
  2. Meslek lisesi, meslek yüksekokulu ve ilgili (mühendislik, teknoloji vb.) fakültelere geçiş için mesleki beceri ölçümünü öne alan kademeler arası geçiş modelleri geliştirilebilir. Meslek lisesinden meslek yüksekokuluna geçişte böyle bir imkan vardır. MYO’dan ilgili fakültelere geçiş de sağlanabilir. Böyle bir yolun olması meslek liselerine olan itibarı güçlendirir. Mesela meslek yüksekokullarının en başarılı %5’lik veya %10’luk dilimine doğrudan aynı üniversitede geçiş imkanı verilebilir. Üniversiteler bu geçişlerde ayrıca seçme modelleri geliştirebilir.
  3. Meslek lisesi mezunlarının, mezun oldukları alanda çalışmalarını teşvik edecek uygulamalara da ihtiyaç vardır. Sertifika isteyen tanımlı meslek dallarının sayısının arttırılması, İŞKUR tarafından mezunların sigorta ücretlerinin bir kısmının karşılanması gibi adımlar katkı sağlar.

Sorun 4: Meslek eğitiminin dönüşümü ve direnç yönetimi gereklidir.

Meslek eğitiminde atılan adımlar ve teknolojiye dayalı değişimin hızı meslek eğitiminin yürütücüleri olan yöneticilerinden ve öğretmenlerden değişim talep etmektedir. Tüm dünyada olduğu gibi böylesi durumlarda direnç oluşmaktadır. Somut politika gelişiminde özen gösterilmesi gereken mevzulardan biri de direnç yönetimidir.

Direnç yönetiminin ehemmiyeti göz önünde bulundurularak eğitimdeki insan kaynağına, öğretmenlere ve yöneticilere yatırım yapılması 2023 hedeflerine ulaşılması için anahtar roldedir. Ekonomik tasarrufun gündemde olduğu bir zamanda, bütçenin öncelikli alanlara yöneltilip katma değeri daha yüksek olacak alanlara yatırım yapılması beklenmektedir. Bu noktada Milli Eğitim Bakanlığı mali verimlilik analizlerini çok daha nitelikli yapmak durumundadır. Eğitim hedefleri mali yükleriyle beraber analiz edilip önceliklendirilmek durumundadır. İnsan kaynağı hazırlanmamış hiçbir proje başarılı olamaz. Mesela liselerin zorunlu eğitim kapsamına alınmasıyla harcanan para analiz edilebilir. Okul, sınıf, öğretmen ihtiyaçları hesaplanabilir. Liselerdeki okula devam, mezuniyet oranları analiz edilerek hedefler revize edilip daha sıhhatli ve gerçekçi politikalar üretilebilir. Yine beceri tasarım atölyelerine kamudan harcanacak para bu bağlamda iyi analiz edilmelidir. Modern dünyada beceri ve tasarım atölyeleri elbette ki önemlidir. Özel okullar burada hızlı hareket edebilir, yatırım yapabilir, para harcayabilir ve yeni modeller geliştirebilir. Fakat Milli Eğitim Bakanlığının cari ödemeler ve yatırım harcamaları dışındaki bütçesi zaten sınırlıdır. Mali kaynaklarının dağılımını önceliklerine göre belirlemek durumundadır.

Yönetmek; öncelikleri belirlemektir.

[Fikriyat, 15 Mart 2019]

Etiketler: