28 Mayıs 2020, Minneapolis | George Floyd'un polis tarafından öldürülmesinin ardından ABD ülke çapında sokak olaylarına sahne oldu. Göstericilerin yakmış olduğu binaya yakın bir yerden geçen bir vatandaş ve ardında dini inancı ve statükoyu eleştiren bir şarkının sözlerinden bir duvar yazısı: “Biz yeni Amerikalılarız. Vahşi doğada mabed yok.”

28 Mayıs 2020, Minneapolis | George Floyd'un polis tarafından öldürülmesinin ardından ABD ülke çapında sokak olaylarına sahne oldu. Göstericilerin yakmış olduğu binaya yakın bir yerden geçen bir vatandaş ve ardında dini inancı ve statükoyu eleştiren bir şarkının sözlerinden bir duvar yazısı: “Biz yeni Amerikalılarız. Vahşi doğada mabed yok.”

Büyük Hesaplaşma

Dünya tarihinin önemli dönüm noktalarından birinden geçiyoruz.

Siz hâlâ meseleyi polis şiddetinden mi ibaret sanıyorsunuz? Tabii ki değil. Biz bu filmi Türkiye’de de izledik. Amerika’daki gösteriler bambaşka bir noktaya geldi. Dünya tarihinin önemli dönüm noktalarından birinden geçiyoruz.

Ve bu dönüşün her ne tarafa dönecekse eğer ağır sarsıntılarını yaşıyoruz. Modern devletin nereye doğru evrileceğini hep beraber göreceğiz.

Hikâyeyi baştan kabaca ele alalım. Feodal düzenin üç temel aktörü vardı. Kilise, krallar ve aristokratlar. Bu üçü arasındaki güç dağılımı feodaliteyi yüzlerce yıl ayakta tuttu. Ne zaman bu üçüne güçlü bir aktör olarak burjuva eklendi, tüm düzen alt üst oldu. Burjuva krallarla işbirliği halinde uzun yıllar süren bir mücadelenin sonunda kilise ve aristokrasiyi tasfiye etti. Parayı burjuva verdi. Krallar savaştı. Savaşlar modern devleti doğurdu. Seküler modern devletin önünde kral arkasında burjuva vardı.

Fakat Amerikan Devrimi ve Fransız İhtilali’nden itibaren kralların tasfiyesi de başladı. Burjuva bu kez kitlelerle ittifak halindeydi. Cumhuriyet fikri etrafında büyük kalabalıklar ilk kez aktör haline geliyordu. Artık devletin sahibi monarklar değil vatandaşlardı. Devlet makinesi kaprisli ve savaşçı monarkların elinden alınıp sorumlu vatandaşa zimmetleniyordu. Kalabalıklar demokratik kurallar etrafında yarışırken tek bir aktör siyasi gücü uzunca süre elinde tutamadığından siyasi irade çok güçlenemiyor ve hep sermayenin manipülasyonuna açık kalıyordu. Özellikle Soğuk Savaş ve sonrasında Amerikan devlet makinesine hâkim olan bu ideoloji tüm dünyada hakimiyetini kuruyordu. Sınırlar kalkıyor, uluslararası ticaret büyüdükçe büyüyordu.

Bu tespitleri normatif bir eleştiri amacıyla yapmıyorum. Hatta liberalizmin büyük bir zenginlik ürettiği de doğrudur. Ancak bu zenginlik gittikçe tekelleşme eğilimi gösteriyor ve orta sınıfları ciddi anlamda rahatsız ediyor. Demokratik seçimlerde kalabalıklar yaklaşık olarak son beş yıldır küresel sermayenin gücüne karşı devlet makinesini güçlendirecek yerelliği savunan aktörleri desteklemeye başladı. Bazı örneklerde aşırı sağ, bazılarında popülizm ve bazılarında muhafazakâr milliyetçilik yükselişe geçti. Yerelliği savunan orta sınıf kalabalıklar küresel sermayeye karşı devletlerin duruma el koymasını istiyor.

Küresel sermayenin buna cevabı iletişim araçları üzerinden ve beyaz yakalıları sahneye sürmek şeklinde oldu. Benzer tezgahlar her yerde kuruluyor. Buna göre, Amerikan ekonomisini yerelleştirme vaadi veren Trump’ın bir kez daha seçilmemesi lazım. Seçimlerden önce ülkeyi yönetemeyen bir Trump imajının oturtulması gerekiyor. O gitsin yerine Biden gelsin. Amerikan devlet makinesi küresel sermayenin korumasını tekrar üstlensin. Ama çok da başarılı olacaklarını sanmıyorum. Trump şimdilik iyi idare ediyor. Kaybetmezse büyük kazanır. O zaman yeni bir dünya düzeninin doğuşuna şahitlik edebiliriz. Onun ne kadar iyi bir düzen olacağı da ayrı bir mesele.

[Sabah, 4 Haziran 2020]

Etiketler: