Basra Körfezi'nde bir İran savaş gemisi

Basra Körfezi'nde bir İran savaş gemisi

Aramco Saldırısının Ardından ABD İran’ı Vurur mu?

Suudi Arabistan petrol şirketi Aromco'nun iki rafinerisine yönelik gerçekleştirilen saldırıların üzerinden tam bir hafta geçti. Saldırıyı Husiler üstlendi ancak ABD ve Suudi Arabistan tarafı İran'ı sorumlu tutmaya çalışıyor.

Suudi Arabistan petrol şirketi Aromco’nun iki rafinerisine yönelik gerçekleştirilen saldırıların üzerinden tam bir hafta geçti. Saldırıyı Husiler üstlendi ancak ABD ve Suudi Arabistan tarafı İran’ı sorumlu tutmaya çalışıyor. Riyad yönetimi saldırıya ilişkin elindeki füze ve SİHA parçalarını kanıt olarak göstererek doğrudan Tahran yönetimini işaret ediyor. Keza ABD’de üst perdeden İran’ı hedefe koymuş durumda. Bununla birlikte saldırının nasıl yapıldığına dair henüz net bir tablo yok karşımızda. Keza saldırıda ne tür silah kullanıldığı da belirsizliğini koruyor. Seyir füzesi veya SİHA sürüsü öne çıkan bulgular. Ayrıca saldırının nereden yapıldığı da henüz muamma. Yemen, Irak veyahut başka bir yerden saldırının gerçekleştirilmiş olması aynı zamanda İran’ın dahlinin boyutunu ortaya koyması bakımından önem arz ediyor.

Arap İsyanları sonrasında Ortadoğu’da bölgesel düzenin iyice kırılgan hale gelmesi ve ABD’nin tutarlı dış politikaya sahip olmamasını mevcut kaosun en önemli nedenleri olarak görmek mümkündür. Riyad yönetimi Tahran’ın sınırlandırılması meselesine yaptığı yatırımın boşa gitmemesi ve somut sonuç alınması için yoğun çaba harcıyor. İran konusunda askeri müdahale hem Riyad’ın hem de Tel Aviv yönetiminin öncelikli tercihi ve bunun için Washington’ı ikna etmeye çalıştıkları ortada. Kapsamı ne olursa olsun İran’ın hedef alınması, hiç değilse sınırlı bir operasyon dahi olsa nokta hedeflerin vurulmasını istiyorlar. Ancak Trump yönetiminin gerek yaklaşan seçimler öncesi gerekse ABD iç dengelerindeki duruşu sebebiyle İran’ı vurmaya yanaşmadığı daha önceki birçok olayda ortaya çıktı. Trump bunun yerine ekonomik yaptırımlar uygulamayı ve bu şekilde İran’a diz çöktürmeyi hedefliyor. İran’ın ekonomi verilerine bakıldığında yaptırımların İran’ı rahatsız etse de geri adım atmasını sağlamıyor ve bölgede daha hırçın hareket etmesine neden oluyor.

İran-ABD geriliminin sınırları neler?

Bu açıdan bakıldığında Trump’ın Ortadoğu politikasının sahada minimum angajmana dayandığını fark eden ve ABD’nin bölgedeki müttefiklerinin kapasitelerini göz önünde bulunduran İran her seferinde bölgedeki baskısını bir adım öteye taşıyor. Yaptığı her hamleden sonra karşılık görmediğinden bir sonrakinde daha büyük adımlar atıyor. İran yönetimi ABD ile bölgesel müttefikleri arasında yaşanan ulusal güvenlik önceliği farklılıklarını da iyi tespit etmiş görünüyor. Öncelikle ABD’nin kapsamlı bir askeri müdahale yapmayacağından emin. İkinci olarak İsrail ve Suudi Arabistan’ın baskılarının şimdiye kadar işlememesini bundan sonraki süreç içinde referans olarak kabul ediyor. Üçüncüsü de İran her ne kadar İsrail Suriye ve diğer alanlarda operasyonlar yapsa da Tel Aviv yönetiminin tek başına doğrudan kendisine saldıramayacağını düşünüyor. Son olarak BAE ve Suudi Arabistan arasındaki ayrışmanın artık iyice belirgin hale geldiğini görüyor. Böylelikle İran’ın askeri cevabından korkan BAE’nin arka planda durup Suudi Arabistan’ın hedef alınmasını istediği ve Arap isyanlarındaki ulusal tehdit öncelikleri noktasında Riyad ile ayrışma yaşadığını görüyor. Bu ayrışmanın Yemen’de doğrudan sahaya yansıdığını ve iki ülkenin askeri anlamda karşı karşıya geldiklerini rahatça gözlemliyor.

Dolayısıyla İran Mayıs 2017’de küre etrafında verilen fotoğrafın bölgesel düzlemde kendisine karşı yekpare hareket etmekten uzak olduğunun bilincinde. Yaptırımların ortaya çıkardığı ağır maliyetlerle karşılaşan İran, Suudi Arabistan’ı daha fazla hedef almaya ve ABD’ye Riyad üzerinden mesaj vermeye devam edecek gibi.

Buradan hem ABD’nin hem de Suudi Arabistan’ın çıkarması gereken dersler olduğu açıktır. ABD retorik üzerinden hem müttefiklerini teskin etmeyi hem de İran’ı korkutmayı hedeflemektedir. Ancak çift taraflı günü kurtarma retoriğinin suyu ısınmış gibi duruyor. Suudi savunma kapasitesinin cari tehditler karşısında dahi çaresiz olduğu görülmektedir. Bölgesel düzlemde stratejik tercihlerinde doğru adımlar atmayan ve güvenlik politikalarını yapay aktörlerle birlikte oluşturmaya çalışan Riyad’ın bundan sonraki süreçte atacağı adımlar ve yaptığı tercihlerin daha rasyonel olması gerekmektedir.

[Sabah, 21 Eylül Cumartesi]

Etiketler: