ABD-İran Mahkum Takası Anlaşması ve İran-ABD İlişkilerinin Geleceği

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, geçtiğimiz günlerde İran ile ABD arasında bir mahkum takası anlaşması yapıldığını açıkladı. İki ülke arasında bir süredir bu konuda müzakerelerin yürütüldüğü biliniyordu. Mart ayında İran tarafı ABD ile bir mahkum takası anlaşması yaptıklarını iddia etse de ABD tarafı bunu derhal yalanlamıştı. Ancak bir süredir iki ülke arasında Umman'ın arabuluculuğunda müzakerelerin yürütüldüğü biliniyordu. Söz konusu müzakerelerin aslen nükleer anlaşma ile alakalı olduğu iddia edilse de ortaya çıkan sonuç sürpriz bir esir takası oldu.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, geçtiğimiz günlerde İran ile ABD arasında bir mahkum takası anlaşması yapıldığını açıkladı. İki ülke arasında bir süredir bu konuda müzakerelerin yürütüldüğü biliniyordu. Mart ayında İran tarafı ABD ile bir mahkum takası anlaşması yaptıklarını iddia etse de ABD tarafı bunu derhal yalanlamıştı. Ancak bir süredir iki ülke arasında Umman’ın arabuluculuğunda müzakerelerin yürütüldüğü biliniyordu. Söz konusu müzakerelerin aslen nükleer anlaşma ile alakalı olduğu iddia edilse de ortaya çıkan sonuç sürpriz bir esir takası oldu.

Yapılan bu yeni anlaşmanın detaylarına bakıldığında ise görülenler şunlar: İran’ın petrol satışı karşılılığında hak ettiği ancak ABD’nin baskısı ile Güney Kore’de dondurulan 6 milyar dolarlık mal varlığı, İran hapishanelerinde casusluk suçlamasıyla tutuklu bulunan 5 ABD vatandaşının serbest bırakılması karşılığında insani nedenlerle kullanılmak üzere serbest bırakılacak. İran bu parayı doğrudan kendi banka hesabında tutup kullanamayacak. Bahsi geçen meblağ Katar’da bir bankada tutulacak ve İran’ın talep ettiği insani amaçlar doğrultusunda kullanılacak. Ayrıca sayısı ve isimleri açıklanmayan bazı İranlı mahkumlar da ABD’de tutuldukları hapishanelerden serbest bırakılacak. Anlaşmaya Umman, Katar ve İsviçre’nin aracılık ettiği biliniyor.

Ancak söz konusu detaylar ABD kaynaklarına dayansa da İranlı yetkililerin açıklamaları ve İran basını farklı bir manzara sunuyor. İran’ın nükleer müzakere ekibinin danışmanlarından Muhammed Marandi, İran’ın Güney Kore’de dondurulan 6 milyar dolarlık kaynağa erişmede hiçbir kısıtlamanın olmadığını, Katar bankalarının da iddia edildiği gibi bir fonksiyonlarının olmayacağını, İran’ın bu parayı dilediği gibi kullanmakta özgür olduğunu iddia etti.

Her iki tarafın iddialarının kendi iç kamuoylarına yönelik propaganda amacı taşıdığını söylemek yanlış olmaz. Zira Biden yönetimi, İran’ın bu parayı sadece insani amaçlar için kullanabileceğini söyleyerek aslında İran’ın bölgedeki milis aktivizmine destek olunduğu şeklindeki Cumhuriyetçi Parti eleştirisine engel olmak istiyor. Biden muhaliflerinin bir diğer eleştirisi ise İran’ı bu türden “şantajlara” alıştırmak. Zira İran yönetimi için casusluk suçlamasıyla ABD ve diğer Batı ülkelerinin vatandaşlarını tutuklamanın siyasi konularda baskı yapmak için bir koz haline geldiği vurgusu yapılıyor.

İran tarafı da ABD ile anlaşmanın ve “casusları serbest bırakmanın” ancak ulusal gururu kurtarıcı bir anlaşma ile gerekçelendirilebileceğinin farkında. Bu sebeple “kendi paramıza erişme ve istediğimiz gibi kullanmayı garantiledik” söylemine başvuruyorlar. Böylelikle İran’ın ulusal çıkarlarının ABD’ye karşı savunulduğu ve bunda da başarılı olunduğu anlatısı işleniyor.

Ayrıntıları ne olursa olsun, İran-ABD ilişkilerindeki tıkanma ve gerginlik devam ederken bu anlaşmayı ortaya çıkaran reelpolitik sebepler de incelenmeye değer. Her iki tarafı bu anlaşmaya sevk eden farklı saikler bulunuyor. İran, 2018 sonrasında ABD tarafından yeniden uygulanan yaptırımlar ve Covid salgını nedeniyle büyük ölçüde zarar gören ekonomisini toparlamayı hedefliyor. Zira ülke kuraklık, deprem, kum fırtınası gibi doğal afetlerin de mütemadiyen hedefi olduğu için İran’ın kurtardığı bu para sadece insani sebepler için kullanılsa dahi etkili ve faydalı olacaktır.

Öte yandan ABD, kendi vatandaşlarını İran’ın elinden kurtarmanın dışında, Rusya’nın etkisini zayıflatmak için İran’ı biraz daha kendine yakınlaştırmak ve Rusya’dan uzaklaştırmak istiyor. Buna mukabil İran, Rusya, Çin ve Batılı güçler arasındaki ilişkilerini dengelemeyi hedefliyor. Açıkça görülemese de İran hükümetinin ve siyasi elitlerinin büyük güçlere karşı sürekli dengeli bir yaklaşım izlemeye gayret ettikleri ortadadır. Bu, İran’ın Batı karşıtı tutumlara sahip olmadığı anlamına gelmese de Batı karşısında Rusya ve Çin’in uydusu olmayı kabul etmediği anlamına gelmektedir.

İki ülke arasındaki esir takasına taşıdığından fazla anlam yüklemek doğru olmasa da bu olayı basit bir esir takası olarak görmek de İran-ABD ilişkilerinin geleceğine dair eksik bir kavrayışa sebep olur. Öncelikle bu anlaşmayla görülen Tahran-Washington arasında diplomatik araçların sonuç vermeye devam ettiğidir. Böylece İran ve ABD arasındaki gerilimin azaltılmasına katkıda bulunması ve iki ülke arasındaki nükleer müzakereleri olumlu yönde etkilemesi muhtemeldir.

Yaklaşan ABD başkanlık seçimleri gibi sebeplerle yakın dönemde bir nükleer anlaşma beklemek gerçekçi olmasa da Ukrayna bağlamındaki gelişmeler, ABD’nin Rusya’nın İran gibi müttefiklerini azaltma stratejisinin önemini ortaya koydu. Buna karşılık İran’ın da Suriye’de Rusya ile rekabete girmiş durumda olduğu biliniyor. Beşar Esad’ı desteklemek için yaptıkları işbirliği göz önüne alındığında bu şaşırtıcı görünebilir. Ancak ikisi arasında özellikle Esad’ın konumunu sağlamlaştırmasının ardından daha belirgin hale gelen bir rekabet de söz konusu. Öte yandan Ukrayna’daki savaşın bir türlü nihayete ermemesi ve günden güne daha karmaşık bir yapıya bürünmesi, İran’ın Rusya’ya verdiği desteği de sorgulatır hale geldi. Dolayısıyla yukarıda da ifade edilen İran’ın büyük dünya güçleri arasında dengeli bir ilişki yürütme arayışı, son esir takası ile de kendini göstermiş oldu.

[Sabah, 12 Ağustos 2023]

Etiketler: