5. Soru: Mülteci Krizi ve Türkiye

5. Soru: Mülteci Krizi ve Türkiye

Mülteci krizinin nedeni nedir? Türkiye Suriyelileri zorla mı gönderiyor? Türkiye mültecileri pazarlık aracı olarak mı kullanıyor? Türkiye mültecileri tehlikeye mi atıyor? Türkiye’nin AB ile imzaladığı GKA iptal mi edildi?

  1. Mülteci krizinin nedeni nedir?

Dokuz yıldır süren Suriye savaşı ciddi bir göç hareketine neden oldu. Türkiye 2011’den beri insani bir göç ve açık kapı politikası izliyor. Türkiye’nin göç siyasetinin temeli başından beri Suriye içerisinde ve sınırlarında oluşturulacak güvenli bölgelere yerleştirilmeleri, onurlu ve insani şartlarda hayatlarını sürdürmeleri oldu.

Mülteci krizinde Avrupa Birliği (AB) ülkeleri doğrudan mülteci almaya sıcak bakmayınca Türkiye 18 Mart 2016’da AB ile geri kabul anlaşması (GKA) imzaladı. Bu anlaşma Türkiye’ye vize serbestisi, Gümrük Birliği anlaşmasının revizyonu, üyelik müzakerelerinde bazı fasılların açılması, sınır güvenliğine destek sözü ve 6 milyar avro para desteği gibi bazı şartlar karşılığında kaçak yollarla Avrupa’ya geçen mülteci ve sığınmacıların Türkiye’ye iadesini öngörüyordu. Avrupa’dan Türkiye’ye iade edilecek her Suriyeli karşılığında Türkiye’deki kayıtlı bir Suriyeli Avrupa’ya gönderilecekti. Türkiye savaştan kaçan Suriyelilere geçici koruma statüsü verdi. Ancak AB bugüne kadar bu anlaşmada söz verdiği yükümlülüklerin çok azını yerine getirdi. Türkiye mülteciler konusunda da yalnız bırakıldı.

Amnesty International’ın verilerine göre mülteci ve sığınmacıların yüzde 85’i AB ülkelerinden daha fakir ülkelerce misafir ediliyor. Avrupa ülkeleriyse uluslararası hukuku hiçe sayarak mülteci kabulüne yanaşmıyor. Bu da dört milyona yakın Suriyeliyi misafir eden Türkiye’nin yükünü artırıyor. İdlib krizi nedeniyle bu bölgeden gelmesi muhtemel iki milyona yakın yeni bir göçmen dalgası da Türkiye için yeni bir risk oluşturmaya başlamıştır. Bu nedenle Ankara ön alıcı bir adım atmış ve Avrupa’ya geçmek isteyen sığınmacıların geçişlerini engellemeyeceğini ve zorla ülkede tutmayacağını açıklamıştır. Mülteci krizinin kaynağı esasında muhaliflere karşı bir tecrit hareketi başlatan Esed rejimi, ortakları ve rejimin savaş suçları karşısında AB, BM ve NATO’nun görmezlikten gelen tutumudur.

  1. Türkiye Suriyelileri zorla mı gönderiyor?

Halihazırda toplamda altı milyona yakın sığınmacı ve mülteci misafir eden Türkiye’de her geçen gün artan sığınmacı sayısı Türkiye’nin lojistik ve ekonomik kapasitesini zorluyor. İdlib’den gelmesi muhtemel yeni bir göç dalgası tehlikesi halihazırdaki statükoyu hem Türkiye hem de burada yaşayan sığınmacılar açısından sürdürülemez hale getirdi. Bunun yanı sıra muhalefetin Suriyelilere yönelik negatif söylemleri hem toplum hem de hükümet üzerinde ciddi baskı oluşturdu. Bunlara ek olarak Avrupa ülkelerinin mülteci karşıtı söylem yürüten muhalefete desteği de bu söylemleri meşrulaştırdı.

Türkiye’de bulunan Suriyeli, Afgan, İranlı sığınmacıların esas hedef olarak Avrupa’ya geçmek için ülkemize giriş yaptıkları biliniyor. Özellikle 2015’te ailesi ve akrabaları Avrupa’ya göç etmiş sığınmacılar oraya gitmeyi hedefliyor. AB ülkelerinin maddi imkanlar açısından daha zengin olmaları da iltica için tercih edilmesinde etkili oluyor. Türkiye, AB ile karşılıklı taahhütler çerçevesinde Avrupa’ya geçmek isteyen sığınmacıları ülkesinde tutmuştur. İdlib’den yeni bir göç dalgası riskinin gölgesinde ise Türkiye başka ülkelere gitmek isteyen mülteci ve sığınmacılara geçiş serbestisi vermiştir. Ancak Suriyeliler ve diğer sığınmacılar Türkiye’yi terk etmeye zorlanmıyor. Esasında bu insanların Avrupa’ya geçişlerinin kendi isteklerinin hilafına engellenmesi baskı, zulüm ve savaştan kaçan insanların iltica hakkını garanti altına alan uluslararası anlaşmalara aykırı olduğu gerekçesiyle uluslararası insan hakları örgütleri tarafından da eleştiriliyor.

  1. Türkiye mültecileri pazarlık aracı olarak mı kullanıyor?

Türkiye’nin Suriyelilere yönelik yaptığı harcamalar 40 milyar doları bulurken AB söz verdiği 6 milyarlık yardımın tamamını vermemiştir. Bu para Suriyelilerin gıda, barınma, eğitim ve sağlık giderleri için hazırlanan projeler için öngörülen rakamdır. Ayrıca yardım parası hükümete değil BM ve AB tarafından belirlenen STK’lara aktarılmaktadır.

Türkiye’nin Suriyeli sığınmacıları pazarlık olarak kullandığı iddiası Avrupa’nın sorumluluklarını yerine getirmemesini kamufle etmek için kullandığı bir argümandır. Aksine AB anlaşma gereği verdiği sözleri tutmayıp Suriye savaşını ve İdlib’deki krizi izlemekle yetinmek isterken Türkiye, Birliğe sorumluluklarını hatırlattığında “mülteci kartı”nı oynamakla suçlamaktadır. Suriyelilere 40 milyara yakın harcama yapan bir ülkenin 6 milyar için insani duruşundan caymayacağı açıktır. Ancak AB diğer şartları yerine getirmediği gibi para yardımı talebini de tümüyle yerine getirmemiştir. Yapılan yardımlar da AB’nin hantal bürokrasisi nedeniyle oldukça geç hedefine ulaşmaktadır. Türkiye mülteci krizinde AB’ye ve uluslararası topluma sorumluluk almaya, Suriye’de Esed rejimi ve Rusya’ya karşı baskı oluşturmaya ve İdlib’deki insani krize müdahale etmeye davet etmektedir. Bu pazarlık değil yok sayılmaya çalışılan sorumlulukların hatırlatılması ve paylaşılmasıdır.

  1. Türkiye mültecileri tehlikeye mi atıyor?

AB mültecileri alma zorunluğunu askıya alınca savaştan kaçan insanlar illegal yollara başvurarak Avrupa’ya geçme yolunu seçmeye başladılar. Nitekim 2011’den bu yana 21 bini aşkın mülteci Avrupa’ya ulaşmak isterken Akdeniz’de hayatını kaybetmiştir. Türkiye üzerinden Avrupa’ya geçiş için Yunan sınırı kısa mesafe nedeniyle en güvenli geçiş hattı olarak kabul edilmektedir.

2015’te Avrupa’ya ulaşan 1 milyonu aşkın mültecinin yüzde 90’a varan oranı Yunanistan üzerinden geçiş yapmıştır. Güvenli sınır geçişlerinin kapatıldığı dönemlerdeyse mülteciler daha tehlikeli geçiş yollarına yönelmektedir. Güvenli geçiş yollarının kapatılması insan kaçakçılarının mültecileri istismarına da yol açmaktadır. 2016 itibarıyla Avrupa’ya geçiş yapan mülteci sayısı azalmasına rağmen ölümler yüzde 30’a varan oranda artmıştır. Ancak Türkiye’nin aldığı son kararla gitmek isteyen sığınmacılar en azından güvenli bir şekilde sınıra ulaşmaktadır. Bazı STK’ların da sınıra gelen sığınmacılara yemek ve giyecek desteği verdikleri görülmektedir. Ancak Yunan sınır güvenliği polisi ve AB Fortex güçlerinin sığınmacıları caydırmak ve korkutmak amaçlı yaptıkları müdahaleleri nedeniyle tehlikeli bir hal almaktadır. Biber gazı ve dikenli tel uygulamalarının yanı sıra sınırı geçmeye çalışan sığınmacılar vurularak durdurulmaya çalışılmaktadır.

Nitekim Yunan sahil güvenlik güçleri tarafından bir bot batırılmaya çalışılırken Türk sahil güvenlik ekipleri botu batmaktan kurtarmıştır. Başta Amnesty International olmak üzere uluslararası insan hakları kuruluşları Yunanistan’ın bir ay süreyle iltica başvuru hakkını askıya almasının insan hakları ve uluslararası anlaşmalara aykırı olduğunu açıklamışlardır. Buna göre zulümden ve savaştan kaçan herkesin iltica başvurusunda bulunma hakkı vardır ve bu engellenemez. Açıklamada ayrıca mültecilere evrakları olmasa bile geçiş izni verilmesi ve bunların güvenli yollardan Avrupa’ya geçişlerinin sağlanması gerektiği vurgulanmıştır. Suriyelilerin can güvenliğini tehlikeye atan şey muhaliflere yönelik bir tehcir ve katliam hareketi başlatan Esed rejimi ve ortaklarıyla ona sessiz kalan uluslararası toplumun kayıtsızlığıdır. Bu nedenle Suriyelilerin güvenliğinin güvence altına alınmasına Yunanistan sınırından değil Suriye’den başlamalıdır.

  1. Türkiye’nin AB ile imzaladığı GKA iptal mi edildi?

18 Mart 2016’da AB ile Türkiye arasında imzalanan GKA hala yürürlüktedir. Nitekim ilgili AB’nin Suriye komisyonu Türkiye’nin kendilerine anlaşmanın iptaliyle ilgili bir bildirim yapmamasından duydukları memnuniyeti dile getirmiştir. Ancak son İdlib krizinden sonra buradan gelebilecek yeni dalga bir göç akınına karşı Türkiye ön almak için anlaşma gereği ülkeyi terk etmek isteyen sığınmacılara çıkış serbestisi tanımıştır. Avrupa’ya geçmek için Türkiye’de bulunduğu halde anlaşma gereği burada tutulan sığınmacılara geçiş serbestisi getirilmiştir. Ancak hiç kimse zorla Türkiye’yi terk etmeye zorlanmıyor. Türkiye sadece AB’nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi üzerine anlaşmasının bu maddesini askıya almıştır. AB ile yapılan anlaşmanın mimarı Gerald Knaus da Türkiye’ye ve Yunanistan’a destek verilmesi gerektiğini aksi takdirde anlaşmanın tehlikeye gireceğini belirtmiştir.

Etiketler: