5 Soru: Dağlık Karabağ Çatışması: Azerbaycan-Ermenistan İlişkilerinde Bir Kırılma mı?

5 Soru: Dağlık Karabağ Çatışması: Azerbaycan-Ermenistan İlişkilerinde Bir Kırılma mı?

Dağlık Karabağ sorununun arka planı nedir? Yakın zamanda Tovuz’da neler yaşanmıştır? Son iki gündür devam eden çatışmaların nasıl değerlendirilmesi gerekmektedir? Bölgesel ve küresel aktörlerin çatışmaya yönelik tutumları nasıl olmuştur? Türkiye’nin bölge politikasını nasıl değerlendirmeliyiz?

  1. Dağlık Karabağ sorununun arka planı nedir?

Dağlık Karabağ 1994’te Azerbaycan-Ermenistan arasında imzalanan ateşkes antlaşmasından bu yana işgalin sürdüğü, Azerbaycan topraklarının beşte birine tekabül eden, zengin maden yataklarına, geniş tarım ve orman arazilerine sahip bir bölgedir. Dağlık Karabağ bölgesi Nahçıvan üzerinden Türkiye-Azerbaycan arasında kara yolu kurulabilecek stratejik bir konuma sahiptir. Mevcut durumda de facto (fiili) olarak bağımsız bir devlet olma iddiasında olsa da Ermenistan dahil bu otoriteyi tanıyan hiçbir devlet bulunmamaktadır. Şu anki haliyle baktığımızda Dağlık Karabağ esasında Türk coğrafyasında oluşturulan Ermeni etnik nüfusun yaşadığı tampon bir bölge haline gelmiştir.

Dağlık Karabağ Sorunu
Dağlık Karabağ Sorunu

Birçok açıdan jeopolitik öneme sahip olan bu bölge aslında tam da bu amaç doğrultusunda Çarlık Rusyası döneminde dizayn edilmeye başlanmış, bu süreç 1800’lerin başında hız kazanmış, Sovyetler Birliği’nin son döneminde de zirve noktasına ulaşmıştır. Yüz yıllık süre içerisinde bölgede mukim Azerbaycan Türk nüfusu yüzde 80’lerden yüzde 20’lere düşmüş, Ermeni nüfus baskın hale gelmiştir. 1980’lerin sonu itibarıyla ise bölgenin statüsü sorun teşkil etmeye başlamış, çoğunluk hale gelen Ermeni nüfusu hak talep etmeye başlamıştır. Bu süreç Dağlık Karabağ’da günümüzde de devam eden çatışmaların altyapısını hazırlamıştır. Azerbaycan’ın bağımsızlık sonrası Dağlık Karabağ’ın Sovyet döneminde elde ettiği otonom statüsünü kaldırması da bölgenin bağımsızlığı ve Ermenistan tarafından işgali ile sonuçlanmıştır. Ancak tüm bunlara rağmen Dağlık Karabağ Birleşmiş Milletler (BM) tarafından bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti’nin toprağı olarak tanınmakta, Ermenistan’ın her türlü girişimi ise uluslararası hukuka aykırı olarak kabul edilmektedir.

  1. Yakın zamanda Tovuz’da neler yaşanmıştır?

12 Temmuz’da Azerbaycan ve Ermenistan sınır bölgesi olan ve Dağlık Karabağ bölgesinin kuzeyinde yer alan Tovuz’da ciddi çatışmalar meydana gelmiştir. Ermenistan, sınır gerisinden Azerbaycan’ın askeri ve sivil yerleşim bölgelerine roketatar ve top atışları ile provokatif saldırılarda bulunmuş, Azerbaycan da mütekabiliyet esasıyla karşılık vermiştir. Tovuz bölgesi jeopolitik açıdan kritik bir öneme sahiptir. İlk olarak Azerbaycan’ın önemli enerji hatları bu bölgeden geçmektedir. Örneğin Türkiye’ye giden Bakü-Tiflis-Ceyhan ve Bakü-Tiflis-Erzurum boru hatları bu bölgeden geçmektedir. Aynı şekilde Türkiye’nin TAP üzerinden Avrupa’ya da uzanacak olan TANAP boru hattı yine bu bölgeden Azerbaycan’a bağlanmaktadır. Keza Bakü-Supsa petrol boru hattı aynı şekilde bu hat üzerinden Gürcistan kıyılarına uzanmaktadır.

Ankara-Bakü enerji iş birliğine bakıldığında Türkiye’nin bu yılın ilk sekiz ayında Azerbaycan’dan toplamda 7,2 milyar metreküp doğal gaz ithal ettiği ve bu miktarın geçen yılın aynı aralığında yapılan enerji arzına kıyasla yüzde 25 daha fazla olduğu görülmektedir. Türkiye’nin 2020’de geçen yılla aynı miktarda enerji tüketeceği varsayılırsa doğal gaz ithalatının üçte birinin Azerbaycan tarafından karşılanma potansiyelinin de belirtilmesi gerekmektedir. Tüm bu enerji sevkiyatının Tovuz bölgesinden yapıldığı göz önünde bulundurulduğunda bölgenin önemi ve saldırıların neden yapıldığı daha kolay idrak edilmektedir. Tabii yalnızca Türkiye için değil Avrupa’nın enerji arz güvenliği için de Azerbaycan ve Hazar kaynakları önemli bir alternatiftir. Ermenistan tarafından bu hattı kesintiye uğratacak bir girişim ise ciddi bölgesel ve küresel sonuçlar doğurabilecektir.

Tovuz bölgesinin günümüzde süregelen çatışmadan farkı ise tarihsel olarak anlaşmazlık yaşanan ve işgal altında bulunan Dağlık Karabağ ve çevresindeki reyonlarla hiçbir bağlantısının bulunmamasıdır. Buradaki kritik nokta Ermenistan’ın Tovuz çatışmalarını kullanarak üyesi olduğu Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nü (KGAÖ) devreye sokmaya çalışmasıdır. Lakin Dağlık Karabağ yasal olarak Azerbaycan’ın toprakları olduğu ve bu bölgenin Ermenistan sınırında yer almaması KGAÖ’nün Ermenistan’a yardım etmesini uygun kılmamaktadır. Bu minvalde Ermenistan sorunu hem bölgeselleştirmeye hem de bu tarz platformlar sayesinde uluslararasılaştırmaya çalışmaktadır. Fakat Ermenistan’ın bu hamlesi KGAÖ üyelerinden beklediği karşılığı getirmemiştir. Rusya dahil hiçbir aktör KGAÖ’nün devreye girmesini istememiştir.

  1. Son iki gündür devam eden çatışmaların nasıl değerlendirilmesi gerekmektedir?

İlk olarak çatışmanın çıktığı 27 Eylül Pazar sabahına bakılacak olursa Ermenistan’ın yıllardır tekrarladığı gibi ateşkes ihlali yaparak Azerbaycan’ın sivil yerleşim yerlerini vurduğu ve bu saldırı sonucunda birçok insanın hayatını kaybettiğinin belirtilmesi gerekmektedir. Bu saldırıya müteakip Bakü yönetimi daha önce hiç görülmemiş bir şekilde karşılık vermiş, 10 Ermeni askeri öldürülmüş ve Ermenistan sıkıyönetim ve seferberlik ilan etmiştir. Bu noktada yapılan saha görüşmelerinde elde edinilen izlenim artık mevcut durumun sürdürülemez olduğu ve bu doğrultuda da Azerbaycan’ın askeri inisiyatif kullanarak artık çözüm elde etmeyi amaçladığını göstermektedir.

İkinci olarak hatırlatmamız gereken nokta günümüzde yalnızca Dağlık Karabağ değil bulunduğu bölge yani etrafındaki yedi reyon (bölge) da Ermenistan’ın işgali altındandır. Bu reyonlar Azerbaycan ile Dağlık Karabağ’ın bağlantısını kesme noktasında Ermenistan’ın bölge stratejisi kapsamında işgal edilmiştir.

Donmuş çatışma literatürüne giren Dağlık Karabağ’da 1994’te ateşkesin imzalanmasından bu yana Azerbaycan tarafı ilk kez provokasyon sonrası saldırılarını sürdürmüş ve hatta derinleştirmiştir. Saha görüşmelerinin verdiği en önemli mesaj bu seferkinin farklı olduğu şeklindedir ki yirmi altı yıldır ilk defa işgal edilen topraklar kurtarılmaya başlanmıştır. Bu bağlamda 10’dan fazla köyün geri alınması ve bilhassa güneyde bulunan Füzuli reyonunun kurtarılması büyük bir kazanımdır.

Bu noktada sahaya bakılacak olursa işgal edilen bölgeler arasında en önemli yerlerin Şuşa-Laçin hattı olduğunun söylenmesi gerekir. Bu hat geri alındığı takdirde hem saha kazanımları daha kalıcı olacak hem de Dağlık Karabağ’ın geleceğinde önemli bir değişim yaşanmış olacaktır. Ayrıca Hankendi de facto olarak hiçbir ülke tarafından tanınmayan sözde bağımsız Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’nin başkentidir ve bölgenin en büyük şehridir. Bu minvalde bu bölgelerin kurtarılması öncelik ve önem arz etmektedir. Söz konusu saha kazanımlarının en kısa sürede sağlanması ve bu kazanımlarla diplomatik görüşmelere başlanması Bakü yönetiminin izlediği politikalar arasında olmalıdır.

  1. Bölgesel ve küresel aktörlerin çatışmaya yönelik tutumları nasıl olmuştur?

Bölgede yıllardır uluslararası toplum tarafından sorunun çözümüne dair somut bir adım atılmadığı görülmektedir. Uluslararası kamuoyu Dağlık Karabağ meselesinde başka hiçbir konuda olmadığı kadar sessiz ve pasif kalmaktadır. Bölgedeki sorunun çözülmesine yönelik Rusya, Fransa ve ABD’nin eş başkanlıklarını yaptığı AGİT bünyesinde oluşturulan Minsk Grubu yirmi sekiz yıldır faaliyette bulunmakta ancak halen sorunun barışçıl çözüme dair herhangi bir girişim ya da yol haritası bulunmamaktadır. Bu çatışmada da Minsk Grubu’nun somut bir adımının olmadığı görülmektedir.

Ermenistan –Tovuz’da olduğu gibi– ateşkes ihlalleriyle KGAÖ’yü bölgeye çekmek, Azerbaycan’a karşı destek elde etmek ve Bakü yönetimini yalnızlaştırmak istemektedir. Fakat Tovuz’da olduğu gibi Dağlık Karabağ’ın da Ermenistan toprakları olmamasından mütevellit bu girişim yine başarısız kalmıştır. KGAÖ, iki tarafı da ateşkese ve müzakereye çağırmış ancak Azerbaycan’ı ilerlemeden alıkoyacak bir girişimde bulunmamıştır.

Avrupa Birliği Konseyi gerginliğin azaltılması ve askeri hareketliliğin durmasına yönelik çağrıda bulunmuştur. Türkiye, Ukrayna ve Pakistan ise Azerbaycan’ı desteklediğini açıklamıştır. ABD çatışmayı takip ettiğini belirtmiş ancak herhangi bir taraf almamıştır. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan hem Fransa Cumhurbaşkanı Makron hem de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı telefon görüşmesinde Türkiye’nin Güney Kafkasya’dan uzak tutulmasını talep ederek yardım istemiştir. Erivan yönetiminin yardım çağrısı Ermenistan’ın en büyük destekçilerinden olan bu iki ülkeden de karşılık bulmamıştır. Fransa’dan ziyade Rusya’nın olaylara müdahil olmaması ve çatışmanın derinleşmesini izlemesi Moskova-Erivan hattındaki anlaşmazlıkları akıllara getirmektedir. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın ülkenin uzun süredir içinde bulunduğu ekonomik dar boğazdan ve siyasi istikrarsızlıktan ötürü güvenilirliği ve desteği gün geçtikte düşmektedir. Uluslararası kamuoyundan aradığı desteği bulamazken, en yakın müttefiki Rusya sahadaki çatışmaya ve Azerbaycan’ın ilerleyişine ses çıkartmazken Paşinyan’ın içinde bulunduğu kriz daha da derinleşmektedir. Bu çerçevede görülen o ki Kremlin yönetimi Batı yanlısı Paşinyan’a ders ve gözdağı vermektedir. Toprak kayıplarının körüklediği kriz daha da devam ettiği takdirde Paşinyan’ın halktan destek bulması ve yönetimi konsolide etmesi oldukça güçtür. Bu da Moskova yönetiminin beklediği sonuçlardan biri olabilir. Ancak Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un geçtiğimiz günlerde önerdiği beş reyonun geri verilmesi karşılığında bölgeye Rus askerinin konuşlanması önerisi ve hemen üzerine bölgede çatışması çıkması akıllarda soru işareti oluşturmaktadır.

  1. Türkiye’nin bölge politikasını nasıl değerlendirmeliyiz?

Türkiye, uluslararası hukuk kuralları ve ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları gereği Azerbaycan’ın pozisyonuna her daim destek vermiştir. Ankara, Azerbaycan topraklarındaki işgal son bulmadan Erivan yönetimiyle görüşmeyeceğini müteaddit defalar dile getirmiştir.

Azerbaycan için bölgede Ermenistan yanlısı koalisyonu dengeleyebilecek tek aktör Türkiye’dir. Türkiye’nin özellikle son dönemde güç projeksiyonun genişlediği ve bu kapsamda askeri unsurları daha fazla kullanmaya başladığı görülmektedir. Bu yaklaşımın ise saldırgan politika ekseninden ziyade diplomasi destekli olduğu ve masada somut kazanımlar elde etme amacıyla izlendiğinin vurgulanması gerekmektedir. Zira Türkiye bu sayede Libya, Suriye ve Doğu Akdeniz’de ciddi kazanımlar elde etmiş ve etmeye devam etmektedir. Aynı bağlamda Türkiye’nin stratejik destek sağlaması (geçtiğimiz ay yapılan ortak tatbikatlar, verilen eğitimler, askeri teknik ve teçhizat desteği, İHA/SİHA desteği) Azerbaycan’ın gözle görülür şekilde harekat kabiliyetini arttırmış ve saha kazanımları sağlamıştır. Sonuç itibarıyla Ankara’nın diplomasi destekli tehditleri bertaraf etme ve caydırma kabiliyetinin Bakü yönetimine önemli kazançlar sağladığı görülmektedir.

Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği destek Türkiye-Rusya ilişkilerinin geleceğine dair endişeler uyandırmaktadır. Zira Kafkaslar da eklendiğinde Türkiye’nin Rusya ile aynı tarafta yer aldığı hemen hiçbir saha bulunmamaktadır. Yine de Ankara-Moskova ilişkilerinde diğer çatışma olan sahalarda sağlanan kompartmantalizasyon Dağlık Karabağ için de geçerli olacaktır. Fakat Türkiye-Rusya ilişkilerine veya bölgesel aktörlerin Azerbaycan-Ermenistan politikalarına dair kapsamlı bir analiz yapmak için henüz erken zira bölge ciddi gelişmelere gebedir.


Perspektif: Tovuz Sınırında Azerbaycan ile Ermenistan Arasında Yaşanan Çatışma ve Arka Planı

Perspektif: Tovuz Sınırında Azerbaycan ile Ermenistan Arasında Yaşanan Çatışma ve Arka Planı

 

 

Etiketler: